31 Aralık 2008 Çarşamba

Mutlu Yıllar...

2008 yılı bana güzellikler getirdi.Onu özleyeceğim.Ailem ile dolu dolu geçen güzel günlerimiz oldu.Hayatımızda değişiklikler oldu.Evimizde köklü değişiklikler oldu.İşyerlerimizde bir üst göreve terfi durumlarımız oldu.İş yerimde değişiklik oldu.Umarım 2009 yılında ve daha sonraki yıllarda da hayırlı,sağlıklı ve güzel bir yaşam geçirmeyi nasip eder Cenab-ı Allah...

2009 Yılında dostlukların artarak çoğaldığı, başarılarımızın daim olduğu, yüreğimizden sevginin, gönlümüzden huzurun ve mutluluğun eksilmediği, dünyamızda savaşların, kötülüklerin yerini barışın aldığı, hayatımızı nice seneler sağlıkla ve dolu dolu yaşayacağımız bir yıl olmasını diliyorum .Nice senelere...Herşey gönlünüzce olsun...

26 Aralık 2008 Cuma

Güzel Bir Kitap...Uçurtma Avcısı...

Afgan yazar, Khaled Hosseini'nin nobel ödüllü kitabını, birkaç blogcu arkadaşların bloğunda görüp, merak etmiştim. Kitap ile, bu bloglarda okuduğum paylaşımlar sayesinde tanıştım ve okudum. Bu tür paylaşımlarında faydasını görüyoruz bloglarda. Gerçekten okunmaya değer, etkileyici ve sürükleyici bir kitap olduğunu düşünüyorum...
Kitapta :
Kaliforniya’da yaşayan Emir, Afganistan’a Taliban rejiminin hakim olmasından sonra, Amerika’ya göç eden Kabil’ li zengin bir tüccarın oğludur. Kabil’de geçen çocukluk yılları sırasında evin hizmetçisinin oğlu Hasan ile arkadaşlık, kardeşlik bağları vardır. Hasan her zaman Emir' e sadık kalmıştır. Emir için yapmayacağı yoktur. Bir uçurtma yarışı sırasında yine Hasan Emir için uçurtmayı yakalamak ve Emir'e getirmek isterken Hasan’ın başına tatsız olay gelir. Emir bunu gözleri ile gördüğü halde korkaklığından Hasan' a yardım etmek yerine izlemeyi tercih ederek ona ihanet eder. Aradan geçen uzun yıllar boyunca bu ihaneti ve suçluluk duygusunu hiç üstünden atamaz. Daha sonra babasının yakın dostu Rahim Han'dan bir mektup alır. Bu mektup üzerine Rahim Han'ın yaşadığı Pakistan'a gider. Rahim Han' dan Hasan ve karısının Taliban tarafından öldürüldüğünü öğrenir. Hasan'ın bir de oğlu olduğunu ve Kabil' de bir yetimhane de zor şartlarda olduğunu ve çocuğu oradan alıp kurtarmasını söyler. Emir zor karar verse de sonunda bir zamanlar ihanet ettiği çocukluk arkadaşının başı dertte olan oğlunu bulmak ve onun hayatını kurtarmak için Taliban yönetiminin kontrolündeki Afganistan’a geri döner. Böylelikle yıllardır içinde duyduğu suçluluk ve pişmanlık duygusundan kurtulmak istemektedir...
Yazar Khaled Hosseini' nin " Bin Muhteşem Güneş" adlı kitabını da bu kitapla birlikte almıştık. Eşimde o kitabı bitirdi ve çok güzel olduğunu söyledi. Benim şu an elimde "Bir Hürrem Masalı" adlı kitap var okuduğum. Bitirince "Bin Muhteşem Güneş" e başlayacağım kısmet olursa.

25 Aralık 2008 Perşembe

Atkılarımız...

Aile dostumuz olan Fatoş Ablanın Kızım ve benim için geçen yıl örmüş olduğu atkıyı da burada fikir vermesi adına sizlerle paylaşmak istedim.Fatma Ablacığım tekrar çok teşekkür ediyorum emeğin için. Severek kullanıyoruz atkılarımızı. Görüldüğü gibi çok şık ve de hoş.Yumuşacık ipine hayran kaldım. Ben daha önce görmemiştim bu ipleri. Örme işinin çok da basit olduğunu,kalın şişlerle örüldüğünü ve bana da öğretebileceğini söyledi.Bende öğrendiğim de örülüş şeklini burada anlatırım olmazsa. Krem rengi atkı bendenize, pembe olanı da İremciğime ait...

24 Aralık 2008 Çarşamba

Oleyyy!..Kar yağdı...

Bugün inanılmaz mutluyum. Ankara'ya yılın ilk karı yağdı. Hava inanılmaz güzeldi. O karın altında saatlerce dolaşmak isterdim. Sabah işe giderken cep telefonumdan birkaç kar manzarası çektim ancak bilgisayarıma henüz atamadığım için şimdilik yazımı resimsiz yayınlayacağım. İşyerimin yazın ki yemyeşil manzarasını ve kar manzarasını yanyana koyup bu yazımda yayınlayacağım. Tek üzüldüğüm kardan önce yağmur yağdığı için o kadar yoğun yağan karın ıslaklıktan dolayı tutmamasıdır. Ama inşaallah akşama her yer kar kaplı olur da çocuklarımla ve eşimle dışarı çıkabiliriz. Ben karın yağdığı günlerde havada temiz ve yumuşak olduğu için mutlaka çocuklarımı dışarı çıkarırım ve çocuklarımızla birlikte bizde çocuk olup kardan adam yaparız, kar topu oynarız ve karda yuvarlanırız adeta. O an çocuklar gibi mutlu oluyoruz. İnşaallah bu sene bol kar görürüz.

Resimleri sonradan ekleyebildim...

23 Aralık 2008 Salı

Yine Bir Mim Konusu ...Özür Dileme(me)

Ermeni katliamı gibi iddialar tamamen gerçek dışıdır.Bu yüzden özür dilenecek bir durumda yoktur.Aksine 1915'li yıllarda Güneydoğuda ve doğu da yabancı güçlerce silahlandırılan Ermeniler Türkleri hunharca çoluk-çocuk, kadın, erkek, yaşlı demeden katletmişlerdir.Hemde vahşice, inanılmaz işkencelerle. Öyle ki canlı canlı insanlarımızın derilerini yüzmeler, kadınlara-kızlara tecavüzler, hamile bayanların karınlarını deşmeler. Tarihte bir eşi benzeri yoktur herhalde. Bunlara kayıtsız kalmak ve Türkler Ermenileri katletmiştir masallarına inanmak ve lanse etmek vicdanlara sığacak bir durum değil. Oysa Türk milleti asırlardır farklı etnik kökenlerle kardeşçe-dostça yaşamışlardır.İnanç ve vicdan sahibi bir millet olarak hiçbir ayrım yapmadan bu topraklarda barındırmaya ve her türlü haktan yararlandırmaya devam etmişlerdir.

Biz Türk insanı maalesef ezberci bir milletiz. Ne duyarsak ona inanıyoruz.Halbuki tarihimizi okusak ve araştırsak belgeleri, kanıtları ile gerçekleri daha iyi anlayabileceğiz. Maalesef bu durum kendi aydınlarımız için de geçerli. Sonra da ortaya düşünce özgürlüğü diye çıkıveriyorlar. Gerçekleri saptırmanın adı düşünce özgürlüğü olamaz. Lütfen aklımızı başımıza alalım ve okuyalım, araştıralım. Tarihimizi incelersek gerçekleri kanıtları ile görebiliriz. Ermeni soykırımı olmamıştır. Tam tersi bu topraklarda kendilerine ait bir yer edinmek ve Türk nüfusunu azaltmak adına Ermeniler katliamda bulunmuştur.
İşte bir gerçek size :
Amerika'lı ünlü tarihçi Prof. J. Macharty : "Ermeni katliamı yoktur; Ermeniler Türkleri katletmiştir"
Ünlü Türk Romancısı Orhan Pamuk : "1 milyon Ermeniyi katlettik"
Hangisi gerçek... İşte bir kaç belge. Bilinçlenme zamanı... Özellikle de bu konuda belgesiz ve bilgisizce konuşan art niyetlilere karşı...
http://blog.haberturk.com/cankocan/yaziD.asp?yID=77536&kID=2827 Kırmızı yazılan satırlar yukarıdaki link adresinden alınmıştır.
Bu konuyu buradan aydınlanmak için okunabilir.
Ben bu konuyu sevgili Canan'dan(Yazbakim) aldım.Okuyan mimleniyormuş.Yazmak isteyen arkadaşlarımı mimliyorum.Hepimizin bu konudaki düşünceleri önemli diye düşünüyorum.
Sonuç olarak tarihte bunlar bir şekilde yaşanmış ama geçmişi sürdürmenin kin ve nefretle yaşamanın anlamı yoktur.Bundan sonra gerek ülkemizde, gerekse dünya da barış ve kardeşlik içinde yaşansın.Geçmişte yaşanmış olaylarla insanlar birbirlerine karşı her daim kin ve nefret duyarsa dünyamız güzel kılınabilir mi? Bunları konu olarak ortaya atmak ve insanların kafalarını bulandırmak çok anlamsız diye düşünüyorum.Geçmişe değil, bugünümüze ve geleceğimize bakalım...Dünyamız yok oluşa doğru gidiyor. Bence bunun için neler yapılabilir bunlarla uğraşalım, insan ayrımı yapmayalım.El ele verip dünyayı kurtaralım ne dersiniz?

22 Aralık 2008 Pazartesi

İşte Müzik Listem...


Sevgili Arkadaşım Canan (Yazbakim) en çok beğenerek dinlediğimiz ilk on müzik listemiz konusunda mimlemiş beni...Bende bu sefer kısa tutarak yazımı hemen beğenilerimi sıralayacağım. Müzik türünde ayrım yapmam.Yerli-yabancı her tür müzik dinlerim ancak son günlerde Ebru GÜNDEŞ' in son albümü ve Ayla DİKMEN' i beğenerek dinliyorum.Şimdi ilk on listemde yıllar geçse de benim hafızamdan silinmeyecek olanlarla birlikte ilk aklıma gelenler :
Kayahan-Bir Aşk Hikayesi
Kayahan&İpek Acar-Seninle herşeye varım ben
Ferhat GÖÇER-cennet
Ferhat GÖÇER-Biri bana gelsin
Candan ERÇETİN-Yalan
Ebru Gündeş-Harikasın
Ebru GÜNDEŞ-Evet
Ebru GÜNDEŞ-ölümsüz Aşk
Ayla DİKMEN-Onu bunu bilmem kararlıyım
Ayla DİKMEN-Olacak olacak daha neler olacak
Ayla DİKMEN-Yolcu yolunda gerek

Müziklerimi MP3 den dinliyorum bende.Eşim yüklediği için karışık da yüklendiği için aklıma gelenleri ancak yazabildim.

Bende sevgili arkadaşım Muhabbet Çiçeğime ve Banu DURGUNLU'ya paslıyorum.Banu son zamanlarda Güldünya Albümünü dinliyormuş.Merak ettim ve bende bu albümü ilk fırsatta edinip dinlemeyi düşünüyorum.Sayenizde bizim müzik listemizde artıyor arkadaşlar.Sevgiyle Kalın!..

17 Aralık 2008 Çarşamba

Mutluluğun Resmi...:)))

Benim mutluluğum bir çember içinde. O çemberin içinde ailem, eşim, çocuklarım ve dostlarımla mutlu, huzurlu bir şekilde yaşıyorum işte. Allah hepimizin mutluluğunu, huzurunu bozmasın. Bunu herkes için can-i gönülden diliyorum.
Şimdi de konumuz " sizin mutluluğunuz nerede" olduğu için mutluluk odaklı birşeyler yazmaya çalışacağım. Bu konuyu bana sevgili arkadaşım Pandoram mim olarak paslamıştı. Yine bir gecikmeden dolayı arkadaşıma özür borçluyum. Ama bunu geciktirmemin nedeni mutluluğun tanımını yapamadığımdan kaynaklandığı, canım arkadaşım...

Bende küçük şeylerle mutlu olabilen biriyim. Mesela sürprizlere bayılırım.Eşim bunu bildiği için bazen kızlarımla bana sürprizler hazırlarlar.Bunlar yeni alınan birşeylerin paketlenmesi veya saklanması, güzel bir sofra hazırlanması, genelde de özel günlerle ilgili hazırlıklar falan...Hele İremciğim öyle heyecanlanır ve mutlu olur ki, onun o şirin halinden bunlar yine birşeyler yapıyor derim ama manzarayı çakmamış gibi davranırım.İşte bu da benim için mutululuk kaynağı olur.

Çocuklarımla akşamları eve gittiğimde birlikte hoşça vakit geçirmek, oyun oynamak, onların oyunlarına katılmamdan dolayı çocuklarımın yüzündeki mutluluğu görmek beni mutlu eder.

Eşimle birlikte olmak. Oniki yıllık evli olmamız ve günden güne bu bağlılığımızın daha da artması beni mutlu ediyor.Öyle ki gün içinde bile birbirimizin sesini duymadan yapamıyoruz.Birçok arkadaşlarımızla konuşmalarımızda hiç kimse eşiyle aynı ortamda çalışmak istemiyor ama biz keşke işyerlerimizde de yakın olsaydık diye düşünüyoruz.Şimdi işyerimin değişmiş olması ile birlikte yolculuk yapmak, bazı öğlenleri buluşup birlikte yemek yemek de beni mutlu ediyor.

Yeni birşeyler aldığım zamanda mutlu oluyorum. Hayatımdaki değişikliklerden de mutluluk duyuyorum.Daha önce de söylediğim gibi monotonluktan hoşlanmıyorum.Özellikle mekanımdaki değişiklikler beni mutlu ediyor.

İnsanlara yardımcı olabilmek de beni mutlu ediyor.Bundan önceki mesleğim bankacılıktı. O zamanlarda daha çok insanlara yardımcı olurdum.Yardımcı olduğum kişiye bir faydam dokunmuşsa onu görebilmek de beni mutlu ediyor.

Arkadaşlarımla buluşup, güzel bir ortamda sohbet etmek beni mutlu ediyor.

Doğa gezileri, yeşil alanda derin derin nefes alarak yürüyüş yapmak beni mutlu ediyor.

Mutluluğu çok basit tanımlamış oldum ama çok zor geldi gerçekten. Bence anlatılmaz yaşanır cinsinden bir konu oldu ne dersiniz?

15 Aralık 2008 Pazartesi

Bu Bayram Benim İçin Bir Dinlenceydi :)))

Evet, bir bayramı daha geride bıraktık. Allah tekrarına erdirsin inşaallah hepimizi. Bayram denilince benim aklıma tatil geliyor.Bu da özellikle biz çalışanlara yarıyor.Gerçi bayramsal geleneklerimizi elimizden geldiğince sürdürsek de eski tatları alamıyoruz.Çocukken bayramdan bayrama yapılan bayram alışverişleri bana inanılmaz heyecan verirdi.Bayramlaşmalar ayrı bir tattaydı.Ama şimdi bizim çocuklarımızda o duyguyu göremiyorum.Bayramın onlar için sıradan bir günden farkı bile yok.Biz bile öyle hissediyorken, onlarında aynı hislerde olması son derece doğal tabii ki.Neyse sanıyorum herkes benimle aynı düşüncededir.Eğer bayramı coşku içinde bayramı bayram yapan özelliği ile yaşayan var ise ne mutlu onlara diyorum.Ben gerçekten geleneklerimizden, kendi kültürümüzden, değerlerimizden kopmak istemiyorum ama bu konuda elimden geleni yapsam bile yine istediğim sonucu görememek üzüyor açıkçası...
Şimdi gelelim ben bu bayram ve bayram tatilimde ne yaptığıma...
Bayramda tabii ki geleneklere uyuldu. Ailelerimizle birlikte geçirdik.Eş, dost ziyaretlerini gerçekleştirdik, konuklarımızı ağırladık.Elimizden geldiğince bayramın hakkını vermeye çalıştık.Ama dediğim gibi o duyguyu içimizde (kendi adıma söylesem daha iyi ) yaşayamadığımı söyleyebilirim.Bayramın üçüncü günü akşamı eşim ve kardeşimlerle fasıl dinlemeye gittik.İsteğimiz üzerine sevdiğimiz şarkıları dinleyerek, eğlenerek güzel bir gece geçirdik.
Cumartesi akşamı da tiyatroda "Tek Kişilik Şehir" adlı oyunu izlemeye gittik eşimle birlikte.Oyunu çok beğendik. O kadar beğendim ki, bir kez daha izleyebilirim. Ankaralı blogdaşlarıma tavsiye edebilirim.
Konusu :
“Tek kişilik şehir” oyunu ancak tek başına kalındığı zaman yaşanabilen bir şehirde geçiyor. Çekirdek ailenin de parçalanıp, ailelerin tek kişilik aile haline dönüştüğü bir şehirde. Şehir artık iki üç kişi olarak yaşayan insanlar için yaşanmaz hale gelmiştir. Şehir yavaş yavaş “şehir dışına” taşınmıştır. Şehrin merkezinde internet üzerinden hayatla ilişki kurabilen yalnızlar kalmıştır sadece. Merkezdeki terkedilmiş gökdelenlerden birinde yıllardır yazışan iki internet arkadaşı ilk defa buluşurlar. Bomboş bir intihar kulesine dönüşmüş bu gökdelenin lokantasında intihar etmek için gelen yalnızlara “son yemekleri” sunulmaktadır. Lokantanın artık lokanta olarak iş yapabilmesi çok güçtür. Kendisini yaşatabilmek için çareyi intihar edenlere son bir servis yapmakta bulmuştur. Bir yandan müşterilerini kaybetmemek, bir yandan da her geçen gün nufusun azaldığı şehirde yeni müşteriler oluşturmak zorundadır. Bu yüzden bir yandan doğumlara sponsor olurken öte yandan da Gençleri intihara teşvik etme programı çerçevesinde “bir intihar üç bebeğe hayat verir” sloganını yaygınlaştıran etkinlikler yapmaktadır.
Tek kişilik şehir, günümüzün sanal ve tek başına yaşamayı teşvik eden dünyasını eleştiren bir oyun. Oyunda neredeyse bütün konuşmalar gündelik mizahi öğeler taşırken insanı hem güldürüyor, hem de insanı düşünmeye de zorluyor. Dışarıda hava soğuduğu zaman, içerde herkesi sıcaktan terleten, dışarıda hava ısındığı zaman içerde herkesi üşüten, klima gibi metaforlarla teknolojinin imkansızlığını ve komforizmi eleştirirken, sanal mal alıp satan, en zengin olduğunda dahi hiç bir şeye paraya bile sahip olamayan yalnız insanın çaresizliğini sergiliyor.Kısaca insanlığın yok oluşa doğru adım adım gidişatını konu alıyor.Oyun güldürürken de düşündürüyor.
Bu bayram tatilim görüldüğü üzeri dolu dolu geçti. Benim için ve ailem için gerçekten verimli ve güzeldi. Allah nice nice sağlıklı,huzurlu, mutlu, hayırlı bayramlar nasip etsin herkese...
Sevgiyle ve Sağlıkla Kalınız!..

6 Aralık 2008 Cumartesi

Bayramınız Kutlu Olsun!..

Sevgili Blog arkadaşlarımın Kurban Bayramını en içten duygularımla kutluyor; aileleriniz ve tüm sevdikleriniz ile sağlıklı, mutlu ve huzurlu nice bayramlar temenni ediyorum.

Sevgiyle ve Sağlıkla Kalınız!..

5 Aralık 2008 Cuma

Hayat Bu!..

Aslında zaman yetmiyor.Zamanımız elverse yapacak o kadar çok şey var ki.Yoğun bir tempoyla hayatımız akıp gidiyor.Bizse yapmak isteyip de yapamadıklarımızı erteleyip duruyoruz.Sanki yarına dair garantimiz varmış gibi.Hayat böyle işte.İnsan hayatında birçok şeyi ertelemekte ve arkasına baktığında bomboş bir hayat görmekte.Aslında hayatını dolu dolu yaşayan birçok insanın da arkasına baktığında gerçekleştiremediği birçok şeyleri vardır...
Neyse canım, bu hayatın cilvesi işte.Bu kadar sorun etmemek lazım.Biz elimizden geleni yapalım.Hayata sımsıkı sarılıp, elimizdeki imkanlarımızla mutlu ve huzurlu,sağlıklı, verimli bir yaşam sürdürelim.Pozitif olalım.Karamsar, umutsuz olmayalım.Şükretmesini bilelim, öyle değil mi ama?..
Bugün ben bu duygular içindeyken,arkadaşım okuduğu bir kitaptan bana tam da benim yukarıdaki duygularıma tercüme olacak şeyler okudu.Bunu da paylaşmak istiyorum.
Eflatun'a iki soru sormuşlar.
Birincisi; "İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir?"
Eflatun tek tek sıralamış:
Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler.Ne var ki çocukluklarını özlerler.
Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler.
Yarından endişe ederken bugünü unuturlar.Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar.
Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar.Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.
Sıra gelmiş ikinci soruya;"Peki sen ne öneriyorsun?"
Bilge yine sıralamış:
Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın!Yapılması gereken tek şey,sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.
Önemli olan;hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır.

Akik Taşından Kolye...


Elimdeki akik boncuklardan yandaki resimde görülen kolyeyi yaptım. Çok basit olduğu için buraya koyup koymamak konusunda tereddüt ettim. Ama hayata dair iyi veya kötü herşeyi paylaşmak adına bu bloğu açtığım için hadi o zaman koyayım dedim. Çünkü çok sıradan ve şipşak yapılmış bir kolye gördüğünüz gibi. Herkesin rahatlıkla yapabileceği bu kolyenin akik taşından olması daha önce sihirli taşlar konulu yazımda belirttiğim gibi; akikin, vücudumuzda olumlu etkileri olduğu, bedenin gergin olan kısımlarına sıcaklık hissi verdiği ve gerginliği azaltığı, ağrıları gidermek için kullanıldığı, cilt hastalıklarına karşı etkili olduğu, damarları kuvvetlendirdiği, güçlü ve erkeksi bir enerjiye sahip olmayı sağladığı, hamilelikte hem anne hem de bebeğin sağlığı için faydalı olduğu ve bu süreç içerisinde kullanılması önerildiği için, kullanmak adına bundan sonraki takı çalışmalarımı değerli taşlardan yapmayı düşünüyorum. Ancak çok sık yapabileceğimi sanmıyorum. Çünkü henüz bu konuda alışverişimi yapamadım ve henüz çok vaktimde olamıyor ama ara ara yaptıkça burada tabii ki yayınlamayı düşünüyorum.Tekrar kolyeden bahsetmek istiyorum.Bu kolyeyi kahverengi mumlu ipe elimde kırık taş denilen küçük akikleri düğümler atarak ara ara sıraladım.Uç kısmına da yuvarlak taşımı geçirip,düğüm attıktan sonra aşağıya sarkan iplere de ara ara küçük taşlardan takıp, düğümledikten sonra tamamlamış oldum.Herkes rahatlıkla yapabilir.Çok da vakit almıyor üstelik.

2 Aralık 2008 Salı

Çantamdakileri Merak Etmiş Arkadaşlar...:)))

Yine bir mim dalgası döndü,dolaştı, bana da uğradı.Kimden mi geldi? Hemen yazıyorum.World Of comment bloğunun sahibesi sevgili Canancığımdan geldi.Ben ilk bu mim dalgasını Sevgili arkadaşım Muhabbet Çiçeğinde okuyunca, er-geç bana da çarpacak bu dalga dedim ve dediğim de oldu,görüldüğü üzeri.Ama yıkılmadım burdayım.Bugün içimden matrak takılmak geldi.Her ne kadar beceremezsem de.Aslında gayet ciddi takılan ben bu konuyu mu matrak buldum, yoksa bu havada mıyım? Bende bilemedim.Ama merak etmeyiniz.Çantamın içinde süprizlerle karşılaşmayacaksınız.Belki de çantamın içinden şaka yapmak için kullanılan materyallerden çıkacak diye düşünmüş olabilirsiniz.Neyse şimdi sadede geliyorum ve çantamın içindekilerin sadece bir kısmını döküyorum.Kusura bakmayınız lütfen.Görülmesini istemediğim şeyler de olabilir.Ama ana ihtiyaçlarımı ve benim için olmazsa olmazlarımı sıralayacağım...

Şimdi çantamın içinde mutlaka cüzdanım olmalı.İçinde paralarım,kimliklerim,vesikalıklardan oluşan küçük çaplı aile fotoları,kart vizitlerimiz,kredi kartım,banka kartım,metro kartım vs.
Anahtarlarım mutlaka olmalı.Evimin anahtarı, arabamın anahtarı,işyerindeki odamın anahtarları.Bunlarla ilgili tatsız şeyler yaşadığım için temkinli oluyor ve çantamda onlara özel bir göz ayarlıyorum ve anahtarlarımı direk oraya koyuyorum.Çünkü birkaç kez anahtarım olmadığı için çilingirci çağırdım, bir keresinde işyerime gittiğimde odamın anahtarını bir önceki gün giydiğim montumun cebinde unuttuğum için arkadaşlarımın odasında gün geçirmeye çalıştım, arabamın anahtarını unuttuğumda küçük kızımla üçüncü kattan aşağıya inip(bir de soğuk kış gününde kalınca giydirmiş olduğum bebeğim,kurşun ağırlığındaki çantam ve de başka eşyalarımızla tekrar çocuğumu aşağıda bırakamayıp katları çıkıp,inmek zorunda kaldığım için, çantamda özel olarak ağırlanıyorlar.
Yuvarlak bordo bozuk para kutum.Aynısından sevgili pandoramın da varmış,gördüm.Pandoram kadar bende çok severek kullanıyorum.Bana çok otantik gelmişti aldığımda.Hem de çok cuzi bir fiyata 2 YTL.almıştım.
Kitapsız hayat düşünemiyorum.Çantamın içinde kitap olmadığı zaman inanılmaz sıkılıyorum.Daral geliyor adeta.
Cep telefonum.Yalnız fotoğraf makinamın şarjı bitmiş olduğu için bu resmide cep telefonumdan çekmek zorunda kaldığım için,telefonumun yerine fotoğraf makinamı temsilen koydum.kabul buyurunuz.
Şarj aletim,
parfümüm,
dudak parlatıcılarım,
kalemim,
tokalarım,
El kremim,
Gözlüklerim (kutularında)Numaralı ve güneş gözlüğüm.Numaralı gözlüğümü hiç kullanmam sadece iş olsun diye,çantada ağırlık yapsın diye taşıyorum.Bunlar dışında pek çok şeyi taşıdığım gibi...
Evet geldik bir yazımızın yine sonuna.Bende bu sefer bu pası isteyene atıyorum.Sevgiyle ve sağlıkla kalınız.

1 Aralık 2008 Pazartesi

Yarınlarımıza Sahip Çıkmalıyız...



Bu konuyu yayınlamakta geciktiğimin farkındayım.İlk sevgili arkadaşım Pandora dan konuyu mim olarak alacaktım.Ancak fırsatım olamadı.Öncelikle şehir dışına çıkmam gerektiği için bir gecikme oldu, daha sonrasında ise bu konu ile ilgili videoyu bloğuma ekleyemediğimiz için bende artık yazmaya ve izlenmesi çok mühim olan videoya da link vermeyi daha uygun buldum.
Küresel ısınma endişelenmeyi gerektirmeyecek kadar bize uzak değil, maalesef.Bu gerçeği kabul etmeli ve buna göre üzerimize düşeni yapmalıyız.İklim değişikliğine ilişkin uyarıları dikkate almalıyız.Soğuk kış günlerinde sıcaklıkların 8-10 derece artışı belki hepimizin içini ısıtıyordur ancak bunun dünyamız üzerinde ki olumsuz etkisini görmemezlikden gelemeyiz.
Normal koşullarda Jeolojik zaman ölçeğinde meydana gelen olaylar, artık insan ömrü kadar kısa bir dönemde gerçekleşiyor.Gezegenimizin durumunu değerlendiren uzmanlar,insan etkilerinin ve özellikle de kimyasal yakıt kullanımı sonucunda atmosferde biriken sera gazlarının küresel ısınmayı etkilediği inancındalar.Araştırmalara göre son 10 yılda yıllık ortalama sıcaklıklarda rekor artışlar kaydedilmiş.Bunun yanında da başka değişiklikler; buz dağılımında korkunç azalmalar,okyanus suyu sıcaklık ve tuzluluk oranlarında değişiklikler,okyanus diplerinde biriken metan gazları.
Küresel ısınma için önlem almak kadar, artık iklim değişikliklerine hazırlanmak ve adapyasyon sağlama önlemleri almak da önemlidir.Küresel ısınmaya yol açan, sera gazlarının artış sebepleridir.Sera gazı ile karbondioksit, metan,su buharı,azotoksit,kloroflorakarbon ve ozondur.Atmosfere en çok salınan karbondioksit ve en tehlikelisi ise metan ve kloroflorakarbondur.Bütün bunlarda sanayi ve fabrikalardan kimyasal yanma reaksiyonu sonucu, ortama ve atmosfere salınan gazlardırın sonucu.
Bu konuyu önemsemeli, araştırmalı, okumalı ve birey olarak bizde üzerimize düşeni yapmalıyız. Nasıl mı?

Karbodioksit salımını azaltmak ve enerji tasarrufu sağlamak için ;
Tasarruflu ampuller kullanmalıyız.
Zorunlu olmadıkça araba kullanmamalı, toplu taşım araçlarından faydalanmalıyız.
Sularımızı tasarruflu kullanmalıyız.
Geri dönüşümü mümkün olan plastik,poşet,cam,kağıt,karton vs.doğaya tekrar kazandırmalıyız.
Evimizde kullanmadığımız televizyonlarımızı, makinalarımızı,bilgisayarlarımızı vs. kapalı tutmalıyız.
Klimalar yerine evlerimizi daha çok havalandırmalıyız.Soğuktan korunmak için evlerimize ısı yalıtımları yaptırmalı,yakıttan tasarruf etmeliyiz.
Bolca ağaç dikmeliyiz.Bambu ağaçları, normal bahçe ağaçlarından daha çok karbondioksit emerlermiş.O nedenle daha sık bambu ağaçları dikmeliymişiz.
Kısaca uzmanlar "daha az tüketin ve daha çok paylaşın"diyorlar.

http://vimeo.com/2316052 MUTLAKA İZLENMELİ VİDEO!!!..
Leo Murray’ın iklim değişikliği hakkındaki kısa ve son derece bilgilendirici filmi aynı zamanda çok da etkileyici. Herkesin izlemesi lazım diyerek sizlerle paylaşıyoruz. Filmin senaryosunun Ömer Madra tarafından yapılan Türkçe çevirisi, Erdinç Yılmaz tarafından yapılan alt yazı çalışması ile filme eklenmiştir.
kaynak:http://www.msxlabs.or

29 Kasım 2008 Cumartesi

BİR GARİP HALLİYİM Kİ!..:)))


Sevgili arkadaşım Muhabbet Çiçeğim, beni garip huylarım konusunda mimlemiş.Bu konuda benim için biraz zor olacak.Çünkü insan kendinde ki garip halleri nasıl tanımlar ki.Kendindeki garipliklerin farkında olsa, kabul etse ben ne yapıyorum ya demez mi? Bence bunu beni en yakın tanıyan sevgili Aşkıma sormak lazım diyeceğim ama o da buna vakit ayıramayacağını söyleyecektir.Çünkü Kızlarımızın bloğuna bile ayda yılda zar zor yazı yazdırıyorum. O nedenle iş yine başa düştü. Ben şimdi kendimle ilgili huylarımdan aklıma gelenlerini sıralayacağım ama, garip olup olmadığına siz değerli arkadaşlarım karar vereceksiniz.

Aşkımın söylediğine göre aşırı derece de mükemmelliyetçiymişim. Hastalık derecesinde olduğu için Aşkım bu konuda zaman zaman telkinde bulunur. Herşey dört dörtlük olsun,kusursuz olsun vs...Yalan da değil.

Simetri hastalığım vardır. Herşey düzgün, derli toplu olacak. Benim de dağınık, pis ortamda ruhum daralır, dikkatim dağılır, sinirlerim gerilir.

Çalışan bir bayanım. Sabahları ne olursa olsun, yatağımı düzeltmeden, evimi havalandırmadan, akşamdan toplanmıştır ama toplanması gereken yerleri toplamadan, dışarı asla çıkamam. Vaktim yoksa bile, kahvaltı sofrası hazır olduğu halde kahvaltımdan feragat edip, bu işlerimi halletmeden dışarı asla çıkmam. Bunu neden yazma gereği duyduğuma gelince.Çünkü bazı arkadaşlarımla konuşurken,"yataktan kalktığım gibi geldim.Yatağımı bile düzeltmedim" diyorlar.Veya bu işler yerine bazı kişiler zamanını makyajına ayırıyorlar.Bunu eleştiri olsun diye söylemiyorum.Garip huylarımızdan bahsediyoruz ya, ben kıyaslama adına, garibim ya o nedenle.Bense öncelik evime ayırıyorum.Çok ender makyaj yaparım onu da evde vaktim yoksa, işyerimde odamda veya lavaboda yaparım. Kişiden kişiye değişiyor görüldüğü üzeri. Artık ben mi garip oluyorum bilemiyorum.Sizlerden gelecek yoruma bakacağız.

Yatılı gittiğim yerlerde kimsenin yatak odasında yatmam. Kimseyi de kendi yatak odamda yatırtmam prensip olarak.Bunu da açıkça söylerim.

Gittiğim yerlerde olsa dahi, kendi özel eşyalarımı yanımda götürürüm. Havlu, şampuan vs.gibi.

Planlı değilimdir. Ani kararlarım vardır. Ama kararlarımda yanıldığım olmamıştır, neyse ki.Çok şükür.

İşe giderken kıyafetlerimi sabahtan dolabın kapağını açar ve seçerim. Akşamdan hazırlama alışkanlığım yoktur. Hazırlamış olsam bile sabahtan fikir değiştirdiğim çok olmuştur.

Renk uyumuna hastalık derecesinde takıntılıyımdır. Kıyafetlerimde özellikle renk kombinasyonuna aşırı derece de önem veririm.

Benimde karşımda cakkudu cukkudu sakız çiğnenmesine,ağız şapırtadarak yemek yenmesine sinir olurum.

Yağmur altında sırılsıklam ıslanarak yürümeyi çok severim. Şemsiye taşımayı asla sevmem. Taşısam bile bir yerlerde mutlaka unuturum.

Sokağa çıktığım zaman çantamda kitap olmadığı zaman kendimde inanılmaz eksiklik hissederim.Öyle ki anahtarımın, cüzdanımın eksikliği kadar. Bunun için geri dönüş yapar, kitabımı alıp çantama koyarım. Uzaksam en yakın kitapçıdan zaten aklımda olan bir kitabı almaya çalışırım.

Monoton hayattan hiç hoşlanmam. Hayatımda hep değişiklikler olsun isterim. Özellikle mekan değişikliği benim için çok önemli. Bunun için bile evde zaman zaman eşimle eşyaların yerlerinde değişiklikler yaptığımız çok olur.

Bende Sevgili Evrenciğimin,Canancığımın,Sevgili RoyalRojanamın garip hallerini merak etmekteyim.
Sevgiyle ve Sağlıkla Kalınız!..

20 Kasım 2008 Perşembe

BEBEK...


Bu kitabı okuyalı aylar oluyor. Sanıyorum bu yılın ilk aylarından ya Şubat, ya da Mart idi. Kitap arkadaşım İlknur' daydı. Geçtiğimiz haftalarda arkadaşımlar bize geldiğinde kitabı okumuş ve geri getirdi. Ben kitabı keyifle okumuştum ve arkadaşımda çok beğenerek okumuş. Bu kitaptan bahsetmek istememin nedeni, ben bu kitabı okuduktan bir süre sonra blogların bazılarında ("çocuk sahibi olmak için 40 bahane"ydi sanırım )Ece Arar' ın kaleme aldığı kitaptan çok bahsedilmişti. Bende yakın zamanda Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof.Dr. Mülazım YILDIRIM' ın yazmış olduğu bu kitabı okuduğum için Ece Arar' ın o kitabının içeriği ile çok ilgilenmiştim ve okumak istemiştim. Ancak elimde okunmayı bekleyen o kadar çok değerli kitaplarım var ki, onlar dururken yeni bir kitap almayı lüzumsuz gördüm açıkçası. İleride belki okuyabilirim. Bu kitapta da Hocamız, yaşanmış olayları anlatıyor. Çocuk sahibi olamayan insanların girdikleri ruhsal bunalımları, çocuk arzusuyla yanıp tutuşan ailelerin acıları, kaygıları ve sevinçlerini, çocukları olamadığında dertlerine çare için başvurdukları yolları, bu yollarla sorunlarını çözeceklerine daha da nasıl derinleştirdiklerini anlatıyor. Ayrıca tüp bebek merkezlerinin nasıl çalıştığı konusunda, doktor hasta ilşkilerini, bu merkezlerde bebek bekleyen ailelerin bitmek bilmeyen çilelerini anlatıyor. Bütün bunları anlatırken farklı farklı kesimlerden ailelere de yer veriyor. Ayrıca dürüst bir doktorun suçlandığı ve daha sonra gerçeklerin ortaya çıktığı bu kitabı ben bir solukta ve keyifle okumuştum. Bu kitap sadece çocuğu olmayan, doktor veya tıp öğrencileri tarafından değil, çocuğun nasıl bir servet olduğunu anlamaları için, çocuğu olan ailelerinde okuması gerektiği belirtiliyor kitabın arka kapağında. Ben de katılıyorum, okumuş biri olarak...

19 Kasım 2008 Çarşamba

POST 100 ....:)) Hayalimdekiler...

100. postumda ne yazsam, ne yazsam acaba!.. Bulamadım ben. Çok hoş bir yazı yazmak isterdim ancak, son zamanlarda kendimi pek yazı yazmaya yoğunlaştıramıyorum. Şu an bile bundan bahsetmek anlamsız aslında...Ama Postumun 100 olduğunu belirtmeden de geçemiyorum.Gerçi kızlarım için açmış olduğum Canım Kızlarımda da yirmidört adet yazı var ama onu da kendi yazılarından oluşan ayrı bir alan gördüğüm için bu yüz yazıma asla ilave etmedim. AAA! Aklıma geldi.Hayallerimden bahsedeyim....
Hayalimde yemyeşil tabiatıyla, masmavi sularıyla, insanların cıvıl cıvıl, sağlıklı, mutlu, birbirlerine karşı hoşgörülü, nezaket sahibi, saygılı, küçükleri koruyan, büyükleri sayan, güçsüz insanlara yardım edilen, herkesin birbiriyle barış, sevgi ortamında olduğu bir dünya istiyorum. Öyle bir dünya ki, kötülükler olmasın. Sokakta insanlar güven içinde olsun. İnsanlar birbirine tebessümle, sevgi ile karşılıklı saygı ile yaklaşsın. Herkesin işleri zorlaştırılmadan halledilsin istiyorum. İnsanlar görevlerinin sorumluluğunu yerine getirsinler, kazandıkları parayı alın teri ile kazansınlar, hak etsinler istiyorum. Mesela bir banka kuyruğunda kasıtlı olarak işini aksatmak adına insanlara çile çektirilmesin istiyorum. Alışverişlerimizi daha rahat yapabilelim istiyorum. Doğayı, tabiatı koruyalım ve bu tabiatın bir parçası olarak doya doya yaşayalım istiyorum. Bir dünya istiyorum. Zengini fakiri olmasın. İyisi kötüsü olmasın. Güçlüsü zayıfı olmasın . Olmasın Olmasın istiyorum. Herkes zengin olsun, herkes sağlıklı olsun, herkes iyi olsun, herkes güçlü olsun. Olsun da olsun istiyorum. Ama maalesef boş hayal bunlar. Bu dünyayı düzeltmeye bizim gücümüz yetmez. Bütün bunların gerçek olması için zihniyetlerin de aynı olması gerekir öyle değil mi?..Öylesine içimden geçenler...Hiç aklımdan çıkmıyorlar ki zaten...

16 Kasım 2008 Pazar

İçimden Geçenler...

Bir hafta sonunu da geride bırakarak, yeni bir güne başlıyoruz. Çalışan bir bayan olarak hafta sonum inanılmaz yoğun geçiyor. Genel temizlik, alışverişler, ütüler, çamaşırlar, yemekti, hamurişi, çocuklarıma ait yapılması gerekenler derken pazar günüm benim neredeyse uyuyamadığım ve pazartesi gününe yorgun başladığım bir gün oluyor. Ama yine de halimize şükrediyorum. Sağolsun eşim destek olmasa herhalde altından zor kalkarım. O nedenle ben pazarları ve pazartesi günlerini pek sevemiyorum. Salı günü artık hayatın akışına alışmış oluyorum ve gerisi geliyor ve geçiyor.

Bu hafta sonu bütün bunlarla birlikte iki güzel olayda gerçekleşti. Birincisi annemler yazlıktan geldiler. Onlar bizim elimiz kolumuz oluyorlar adeta. Onların varlığı bizi gerçekten çok rahatlıyor. Annem her anne gibi çok fedakardır. Zamanında burada iken büyük kızıma annem bakmıştır. Küçük kızıma da bir kış baktı. Artık burada fazla kalmadıkları için, kışın geldiklerinde ancak yardımcı olmaya çalışırlar. Annemlerin gelmesi ile eşimle benim sosyal yaşantımızda hareketlilik kazanır. "Annem ben çocuklara bakayım, siz kendinize vakit ayırın" der. Bahara kadar buradalar. Sadece bunun için değil tabii, annemlerin yanımızda olması, varlıkları bile bizi mutlu etmeye, rahatlatmaya yetiyor tabii ki...

İkinci güzel olay ise karşı komşumun oğlu Sadettin kardeşimizin düğününden ve düğünden sonra balayında yaşadığı üzücü olaydan burada bahsetmiştim. Bu hafta sonu hastaneden taburcu etmişler. Canım ya, yaklaşık üç-üçbuçuk aydır hastanedeydi. Birkaç ameliyat geçirdi. Çok sıkıntılı günler yaşadılar. Şu an hala walkerla yürüyor. Ama gerçekten Cenabı Allahında izniyle çabuk iyileşme gösterdi. Çünkü gerçekten çok uzun bir tedavi süreci gerekiyordu...Yaşadıkları o olaydan bir gün önce orada yüzdüklerinde ayakları yere bile değmiyormuş ve çoluklu-çocuklu birçok insanda o iskeleden atlayıp yüzmüşler. Otel yetkilileri muhtemelen gel-git olmuştur demişler ve o nedenle bu kazanın gerçekleşmiş olabileceğini ileri sürmüşler. Artık olacak varmış herhalde. Neyse ki artık hastane ortamından uzaklaşacak kadar gelişme göstermesi umut verici ve sevindirici. Yaşadıklarına bizzat tanık olduğumuz ve çok yakın olduğumuz için onlar kadar üzüldük ve şu an onlar kadar sevinçliyiz. Zaten ben o kadar dolmuştum ki, kendisini görünce kendimi tutamadım ve gözyaşlarıma hakim olamadım. Ama o hala güler yüzlü, hayat dolu idi ve ben önceki yazımda da Gülen Yüzün Solmasın demiştim. Şimdi de Gülen Yüzün Her Daim Gülsün Kardeşim diyorum ve Allah başka acılar yaşatmasın cümlesiyle birlikte...AMİN...

12 Kasım 2008 Çarşamba

Şablon,Banner Delisi Oldum!..

Bloğuma Yeni düzenlemeler yapmaktayım...Ancak içime sinecek birşey bulamadım.Ancak bir süre bununla idare etmeyi düşünüyorum.Yeni şeyler denemek hoşuma gidiyor.Ancak bilgisayar insanı esir alıyor yaa.Bunun için uykusuz kalmayı bile göze alıyorum.Kitaplarım yarım kaldı.Bence ben bir süre ara verip şu kitaplarımı bitirmeliyim.Rengarenk cıvıl cıvıl blogları olan arkadaşlarıma imrendiğimden bende yapayım diye bayağı bayağı uğraştım.O site senin, bu site benim gezdim dolaştım...Şablon, banner çalışmaları aradım durdum.Buldum bulmasına ama bu seferde hangisi olsun diye kararsız kaldım durdum işte.Neyse umarım bir daha böyle aşırıya kaçmam.

10 Kasım 2008 Pazartesi

İKİ ŞEY...

İki şey 'Kalitesiz İnsan'ın özelliğidir

1- Şikayetçilik

2- Dedikodu

İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer

1- Bakış açısını değiştirmek

2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek

İki şey yanlış yapmayı engeller

1- Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek

2- Hak yememek

İki şey kişiyi gözden düşürür

1- Demagoji (Laf kalabalığı)

2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)

İki şey insanı 'Nitelikli İnsan' yapar

1- İradeye hakim olmak

2- Uyumlu olmak

İki şey 'Ekstra Değer' katar

1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak

2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek

İki şey geri bırakır

1- Kararsızlık

2- Cesaretsizlik

İki şey kaşif yapar

1- Nitelikli çevre

2- Biraz delilik

İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar

1- Baskın yeteneği bulmak

2- Sevdiğin işi yapmak

İki şey başarının sırrıdır

1- Ustalardan ustalığı öğrenmek

2- Kendini güncellemek

İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır

1- Niyetin saf olması

2- Ruhsal farkındalık

İki şey milyonlarca insandan ayırır

1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak

2- Hayata ve her şeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek

İki şey gelişmeyi engeller

1- Aşırılık (mübalağa, abartı, ifrat,vs)

2- Felakete odaklanmış olmak

İki şey çözüm getirir

1- Tebessüm (gülümseme)

2- Sükut (susmak)

İki şeyin değeri kaybedilince anlaşılır

1- Ebebeyn

2- sağlık

İki şey geri alınmaz

1- Geçen zaman

2- Söylenen söz

İki şey gerçek sondur

1- Cennet

2- Cehennem

İki şey ulaşmaya değerdir

1- Sevgi

2- Bilgi

İki şey 'hayatta önemli olan her şey' içindir

1- Nefes alabilmek

2- Nefes verebilmek

Atamızı Sevgiyle,Özlemle ve Rahmetle Anıyorum...


"İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur! "

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


Ölümünün 70.yılında Sevgili Atamızı bende sevgi, özlem ve rahmetle anıyorum.

6 Kasım 2008 Perşembe

Mustafa mı? Büyük Önder Atatürk mü?

Günlerdir konuşulan Mustafa filmine değinmek istiyorum. Zaten ismi ilk duyduğumda garip gelmişti. Neden Atatürk belgeseli değilde, Mustafa. Sıradan bir kişiden bahsedilir gibi. Herkesin bu filme bakış açısı farklı geldi ki, o kadar çok anlatıldı ve yorumlandı ki, haliyle bende merak içindeydim ve ilk fırsatta izlemek istiyordum. Fakat bugün birkaç değişik mailler geldi ki, önyargılı yaklaşmadan geçemiyeceğim. Sırf doğruluğunu kendi kafamda da kanıtlamak adına filmi izlemek istiyorum. Bunun için dahi olsa bu filmi izlemeye gitmek reytinglerini patlatmak ve kazançlarını artırmak olmaz mı? Bir de okullara da tanıtım amaçlı sinemalardan broşürler gönderiliyor. Ne yani çocuklarımızın beyinlerinde Sevgili Atamız hakkında olumsuz imaj mı oluşturulacak. Hayır, kesinlikle çocuklarımız bu filmi izlememeli. Bizi bugünlerimize getiren,Türkiye Cumhuriyetini kuran,Türk Milletini bağımsızlığına kavuşturan, dünyaca takdir edilen büyük önder Ulu Atamızın hayatı; gelen maillerde anlatılanlara göre; kahramanlığının yerine, devrimci kişiliğinin ve kararlılığının üzerine mutsuz, yalnız, psikolojik sorunları olan bir portre çizilmeye çalışılmış…Filmi izlemedim…Bu yüzden devamını...
Psikolog Sebla Kutsal' a bırakıyorum.
Kendileri psikolojik savaşın en ahlaksızcasının nasıl yapılabileceğini belgeselleştiren "MUSTAFA" filmini izledikten sonra dayanamayıp bir mail yazmış.
karı-kız düşkünü,
bir oturuşta mutlaka bir büyük rakı içen,
vahim kişilik bozukluklarına sahip,
çok zengin bir kadın için sevgilisini terk edip onun intiharına neden olan,
çocukken yediği bir dayak üzerine yıllarca içinde bitmek bilmeyen bir kini biriktirip, sırf bu sebeple ülkeyi laiklikle buluşturarak, modern eğitimi başlatarak, dini eğitim veren kurumda yediği dayağın öcünü alan birisi…
Cephedeki cesaretine bir kez olsun değinilmeyen
Mustafa'nın geceleri karanlıkta uyuyamadığını öğreniyoruz…
İçinde sürekli bir korku ve tatminsizlik hissi taşıyor. Cumhurbaşkanı olup da artık hiçbir şey yapmadan boş boş oturmaya başlayan bu adamın iç sıkıntısı daha da büyüyor.
Öyle ki tek tesellisi çalgılı, içkili sefa âlemleri.
Yapayalnız kaldığı dünyasında hasta ruhuna gitgide teslim oluyor. Çok mutsuz, hem de çok… Film, Mustafa'nın "dinsiz" olduğunu vurgulamak üzerine kurgulanmış.
Kurtuluş savaşını desteklerini alabilmek için dindar kesimleri ve kurumları kandırmış, sonra işi bitince de onların ipini çekmiş.
"Dinin afyon etkisi" üzerine söyledikleri filmde sık sık yer alırken,
Ramazan ayında içmediği,
Kur'an tercümesi yapan özel bir görevli yardımıyla dini anlamaya çalıştığı ve malum çevrelerin sıkı adamı Nevzat Yalçıntaş'ın ortaya çıkardığı üzere Hz. Muhammed'in mezarını yıkmak isteyen Suudiler'e "orduları gönderirim, ayağınızı denk alın" mealinde bir telgraf yollayarak mezarı yıkılmaktan kurtardığı, vb. birçok bilgi seyirciden özenle saklanmış.
Kurtuluş savaşı harita üzerinden ve birkaç basit sahneyle "oldu da bitti maşallah" tadında kestirme yoldan anlatılmış.
İnsanda, tüm milli direnişin ve çarpışmaların kısacık bir sürede tamamlandığı ve memleketin kolayca kurtulduğu hissi uyanıyor.
Zaaflarla dolu zayıf karakterine ve acı dolu anılarına tutunarak sürüklediği ömrünün en sıkıntı verici son döneminde ise Mustafa "beni hatırlayın!" diyor. Hatırlanmaya değmeyeceğinin kendisi bile farkında olmalı ki, unutulmaktan ölesiye korkuyor…
Film, sürekli not tutmak suretiyle tekrar tekrar izlenir ve derin yapısını çözmeyi amaçlayan bir gözle incelenirse, yukarıda yazdığımdan çok daha fazla Mustafa aleyhtarı unsur kolaylıkla listelenebilir. Aktardıklarım, bir çırpınışta aklıma gelebilenlerden ibarettir.
Dündar filminde büyük bir mucizeden bahsediyor… Çünkü Dündar'ın Mustafa'sı, bırakın çeşitli devletlerce işgâl edilmiş bir ülkeyi düşmandan temizleyip yeni bir ülke kurmayı, bir sürüye çobanlık yapmayı bile beceremeyecek bir adam. Ancak nasıl oluyorsa Türkiye'yi kuruyor! Yani film bir mucizeyi anlatıyor… Oysa ki savaşlar ve şehitler kan kırmızısıdır. Yepyeni bir devletin kuruluşu ve bir ulusun şahlanışı buz gibi gerçektir. Mucizeler ise ancak masallarda anlatılır.* Yazdığı ve yönettiği masalla Can Dündar, görevini ifşa etmiştir. Misyonu tamamlanmış bir görevli olarak kesinlikle eserini bir masal kitabı olarak da yayınlamalı ve hak ettiği Nobel ödülünü almalıdır!* Ancak ben Mustafa'yı tanımıyorum… Sadece Mustafa Kemal bilirim ki kendisine Atatürk denir. O da bizim gibi etten kemiktendir lâkin bedeni çürüyüp gitmişse de ruhu bizimledir. İnsan olduğu için hatalar yapmıştır fakat hatalarıyla doğrularını iki ayrı kefeye koyup da hakikâti göremiyorsak, içimizdeki vicdanın terazisine yazıklar olsun! Benim gibi düşünenlere, "Atatürk'ü putlaştırmayın, O'nu da herkes gibi doğrularıyla yanlışlarıyla tartışalım" diye saldıracak olan aydınımsılara cevabım önceden hazırdır; "İyi niyetinize bir saniye olsun inanabilseydim, kapımı açar sizi beklerdim…"
NOT: Mustafa Filminin afiş resmi yerine, sevgili Atamıza ait bu güzel fotoğrafları koymayı daha uygun buldum.Filmdeki anlatılanlarının aksine bu fotoğraflarda herşeyi anlatmıyor mu sizce?





5 Kasım 2008 Çarşamba

Hala Sizinleyse...

Az önce maillerimde değerli arkadaşım Özlem'in göndermiş olduğu mail beni çok etkiledi.Anneler günü değil ama zaten ben o günlere de karşıyım.Bana göre her gün özel olmalı.Ben de bu hikayeyi burada sizinle paylaşmak istedim.
Hala sizinleyse!! !
1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı. Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz.
2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti. Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz.
3 yasınızdayken size özenle yemekler hazırladı. Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz.
4 yaşınızdayken elinize rengârenk kalemler tutuşturdu. Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz.
5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi. Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz.
6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü. Sokaklarda 'GITMIYCEEEEEEEM' diye ağlayarak teşekkür ettiniz.
7 yaşınızdayken size bir top hediye etti. Komşunun camini kırarak teşekkür ettiniz.
9 yaşınızdayken size dualar öğretti, siz her seferinde unutarak teşekkür ettiniz.
11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü 'Sen bizimle oturma' diyerek teşekkür ettiniz.
12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi. O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz.
19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı, sizi arabayla kampusa götürdü ve eşyalarınızı taşıdı.Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz.
21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi. 'Ben senin gibi olmayacağım' diyerek teşekkür ettiniz.
22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı. Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz.
25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı, sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı. Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz.
30 yaşınızdayken bebek bakimi hakkında size akil vermek istedi. 'Artik bu ilkel yöntemleri bırak' diyerek teşekkür ettiniz.
40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğum gününü hatırlattı. 'Anne işim başımdan aşkın' diyerek teşekkür ettiniz.
50 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu.Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz.Derken bir gün..... o öldü.O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi duştu....

VE BİR HİKAYE:'Evin telefonu sabaha karşı üç buçukta çaldı.. Uyku sersemi adam telefonu açtı. Telefondaki ses annesine aitti. Telaşlandı, korktu başlarına bir şey mi gelmişti?Annesi "nasılsın oğlum iyi misin?" diye sordu. Oğlu şaşkın bir ifadeyle "iyiyim anne hayırdır bir şey mi oldu siz iyimisiniz?" dedi. Annesi "biz iyiyiz bir şeyimiz yok sadece sesini duymak istedim" dedi. Oğlu da 'anne bunun için mi aradın. saat sabahın üç buçuğu yarında konuşabilirdik" deyince annesi de "rahatsız mı ettim oğlum?" dedi. Oğlu "evet anne rahatsız ettin" diyince annesi "30 sene önce sen de beni bu saate rahatsız etmiştin, doğum günün kutlu olsun oğlum" EĞER HALA SİZİNLEYSE, ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA COK SEVİN...

4 Kasım 2008 Salı

Atam Yurdumun Her Yerindesin...

Yukarıdaki resimler Daire Başkanımızın odasının duvarlarındadır. Kendisinden izin alarak bu resimleri çektim.Ve bu resimlerin gerçek olduğunu söyleyebilirim.Yanılmıyorsam Anadolu Ajansına ait resimler. Başkanımız bu fotoğraf karelerinin her birine güzel yurdumun dağında, toprağında,taşında, havasında sen varsın diye yazmış.Kısacık cümle ile ne güzel anlatmış değil mi?




3 Kasım 2008 Pazartesi

Ben Buna Bayılıyorum :))


video

Yukarıdaki video yu izlerken bile rahatlıyorum. Burada Cam üzerine elle serpiştirilerek resimler yapılıyor.Müthiş rahatlatıcı ve stres attırıcı birşey olmalı. Çünkü ben keyifle izliyorum. İzlerken benimde yapasım geliyor.Yakından görebilmeyi ve denemeyi o kadar çok isterim ki...Ayrıca internetten araştırdım bu sanatın adını öğrenemedim. Bilen arkadaşlarım varsa merakımı giderebilir mi acaba?..

Çok Yakında İnşaallah...

Sevgili Arkadaşlarım,

Fırsat buldukça kendi bloğumdan sizleri takip etmeye çalışıyorum.Bazen yazılarınıza yorum bırakabiliyorum, bazen de ona bile fırsat bulamıyorum.Bu açıklamayı yapma gereği duydum.Çünkü merak ettiğinizi biliyorum ama bir türlü yazacak kadar zaman bulamıyorum.Önceki haftalarda seminerlerdeydim.Çok yoğun geçti.Sabahtan akşama kadar ders dinledik.Evde de yoğunluğum oldu. Bilgisayara uzun süreli vakit ayıramıyorum.İnşaallah en kısa zamanda yazacağım.Gecikme için hepinizden özür dilerim.Yoksa ne sizden ne de bloğumdan kopamıyorum.Sizlerle olmak çok keyifli.Hepinizi çok seviyorum.Sağlıkla ve sevgiyle kalınız...

Neden Blog Tutuyorum?..

Blog kapanma meselesinden sonra birçok arkadaş gibi bende bu konuyu bir kez daha irdeledim.Yazmak çocukluğumdan beri beni cezbeden, rahatlatan bir uğraştı.Şimdi bilgisayar çıktı. Bense, el yazısı ile binbir türlü yazı çeşitleri deneyerek, şiirler, günlükler yazardım.Benim tuttuğum bu defterlerime arkadaşlarım da hayran kalırdı.Çünkü gerçekten özenle hazırlardım, inci gibi yazardım.Bir kısmını hala saklıyorum.İleride kızıma göstereceğim.Bakalım kızımın bu konuda yaklaşımı nasıl olacak.Belki de gereksiz, boşuna zaman harcamışsın, ya da çok emek harcamışsın .Bak şimdi bilgisayarlar var.Şipşak yazabiliyorsun, yeri geliyor kopyala yapıştır yapıyorsun değmez de diyebilir.Ama bence onlar için harcadığım zamana ve emeğe değdi...Eşimle birbirimize yazdığımız mektuplar bile bunlardan biri ve hala saklıyorum...Eee ! şimdi de bilgisayar varken kalem, defterle uğraşmak işime gelmiyor.Ayrıca buranın bir özelliği de yazılanları sizlerle paylaşıyoruz olmamız. Oysa o yıllarda sınıf arkadaşlarımızla, aile ve yakınlarımızla paylaşıyorduk.Bu yazmanın güzel tarafı tabii ki. Asıl burada yazmak istememin nedeni ise, öncelikle burada kendime ait bir dünya kurma isteğiydi.Doğrusu bunu gerçekleştirdiğimi düşünüyorum.Güzel yanı ise bu dünyamı sizlerle paylaşmaktır.Ben kendim yazmadan önce de birçok blog yazarı arkadaşlarımı okuyordum ama yorum yazamıyordum tabii ki. Okuduğum arkadaşlardan çok şeyler öğrendim ve işime yarayan bilgilerle, bana o bilgileri ileten arkadaşlara minnettar oldum.Böylece burada ki paylaşımların da gerçek hayattakinden kesinlikle ayırt edilemeyeceğini gördüm.Bazen özel yaşantılarımızı da ölçü çerçevesinde paylaşıyoruz.Ben bunda bile birbirimize faydalı olabilecek konuların olduğunu düşünüyorum.En başta paylaşmayı gerçekten seviyorum.İnsan olarak da her zaman değer görülmek, beğenilmek ve burada tabii ki okunmak herkesin hoşuna gittiği gibi benimde hoşuma gidiyor.Bu sanal dünyamda sizlere de bağlanıyorum.gerçek hayatta da sizlerle tanışmayı çok isterim ve kaybetmek istemem.Blogların kapanmasında en çok bu beni üzdü.Eyvahh! arkadaşlarımızı da kaybettik diye.

Bu konu başlığında yazıyı ilk olarak Canancığım yazmış idi. Ben de bu konuda yazmak istiyordum. Bloglarımız kapandıktan sonra birçok arkadaşımında bu soruyu kendine sormuş olabileceğini düşünerek Canancığımdan bu konuyu mim olarak aldım.
Yazdım. Bende pandoracığım, Muhabbet Çiçeğim, Gökkuşağının rengini mimliyorum.Bakalım arkadaşlarımız neden yazıyorlarmış.

27 Ekim 2008 Pazartesi

Y A S A K L A N I (AYRILI) Y O R U M...

Bloggerların kapanması benim canımı oldukça sıktı ve beni bu işten soğuttu.Bence çok gereksiz ve anlamsız bir karar.Craft Woman ın da dediği gibi bir kişi yüzünden bütün sınıf cezalandırılamaz.Bunu kesinlikle kabul edemiyorum.Oysa bizler burada çok şeyleri paylaşıyorduk.Birbirimizden çok şeyler öğreniyorduk.Kendimizi burada ifade ediyorduk, dostluklar ediniyorduk, yediğimiz,içtiğimiz,gezdiğimiz, öğrendiğimiz, emeğimiz,bildiklerimiz ne bileyim her şeyi ama herşeyi tamamen iyi niyetle paylaşıp mutlu oluyorduk.Ayrıca çok da emekler verdik.Yeri geldi bunun için uykusuz kaldık.İleriye dönük planlarımızın içinde de bu blog yazma işi bizi mutlu ediyordu.Mesela çocuklarım için oluşturmuş olduğum bloğu çocuklarımın ileride okuyabileceği, takip edebileceği ve bundan mutluluk duyabileceği günlük olarak düşünmüştüm.Ama şimdi bütün şevkim ve yazma isteğim yok oldu.Bunca emek hazırlayıp da kendi masumca yazılmış, hazırlanmış emeğimizin elimizden alınmasına diyecek hiçbirşey bulamıyorum.Benim özelim, benim hayatım, benim yazma ve paylaşma özgürlüğüme yasak getirildiğini düşünüyorum.Bir daha yazmak da istemiyorum.Bu yasakçı zihniyet var olduğu sürece bunun arkası gelecektir.Gerek burada olsun.Gerekse diğer bloklarda olacaktır.Benim tuttuğum günlüğümün elimden alındığını düşünüyorum.

24 Ekim 2008 Cuma

Sizi Beyin Egzersizi Konulu Yazıma Alayım,Lütfen!..

Arkadaşlar beyin egzersizi yazımı ben maksat muhabbet olsun diye yayınlamamıştım.Beni takip eden bütün blog arkadaşlarım ve dostlarıma amacım gerçekten de beyin egzersizi yaptırmaktı.Ama yorumlarınızı alamadım.Yorumlar bana değil.Resimde kim ne görüyorsa,dikkatli incelemeden sonra yorumda yazsın. Yeterli yorumları alana kadar ben bu resimler konusunda açıklama yapmak istemiyorum.Bazı arkadaşlarım da bu konuya sık sık değinmemi yazmışlar.Sizden gerekli yorumları aldıktan sonra yenilerine de yer vereceğim.Hepiniz sevgiyle ve sağlıkla kalınız...

NOT: 14 Kasım'da açıklayacağım.

21 Ekim 2008 Salı

Kışa Merhaba Derken...

Yaz bitimi ile kışlıkları çıkarmaya başladım. Kışın en çok gömlek ve süveter giymeyi çok seviyorum. Bana daha spor geldiği için. Kendimi daha rahat hissediyorum.Yandaki resimde görülen ise geçen kış örüp örüp söktüğüm, yaka konusunda kararsız kaldığım bir örgü idi.neyse ki, o sene yuvarlak yaka modası benim işimi biraz kolaylaştır ve nihayet bitirdim. Hayır, düz örgü olsa hiç mühim değil, ancak her tarafı saç örgüsü olunca söküp söküp örmek çileden çıkarmış, örgüden beni soğutmuştu. O an için tabii ki. Normal zamanda örgü beni dinlendirir. Ancak bu seferde komşum biraz ütü vurursam iyi olacağını söyledi ve ben akıllı da ılık da değil normal sıcaklıkta, neyse ki tülbent üzerinden ütü yaptım ancak güzelim süveterim bu hale geldi ve saç örgüleri biraz açıldı. Halbu ki lastik havası veriyordu ve bedenimi daha güzel sarıyordu. Ama komşum itiraf etti daha sonra. Nazarımız değdi bu senin süveterine diye. Onlarda çok beğenmişler...

ULUSLARARASI ARKADAŞLIK ÖDÜLÜ...:))

Sevgili Blog Arkadaşlarım Yaşamın Kıyısında, Muhabbet Çiçeğim, Flame ve Gökkuşağının Rengi beni Uluslararası bu ödüle layık görmüşler.Ben de kendilerine en derin sevgilerimle teşekkür ediyorum. Ayrıca böyle değerli arkadaşlarımın kalbinde bende yer edebilmekten onur ve mutluluk duydum. Herşey gönlünüzce olsun canlarım. Ben de sizlerle olmaktan son derece mutluyum. Teşekkür ederim. Düşünüyorum da iyi ki bu blog alemine bende girmişim ve sizleri tanımışım. İYİ Kİ VARSINIZ. Benim şimdi arkadaşlarımdan bir fazla kişiye ödül vermem gerekiyormuş. Benim dört değerli arkadaşımdan gelen bu ödülü de ayrı ayrı değerlendirmeye alarak her arkadaşımın dağıtmış olduğu ödülün bir fazlasının toplamını dağıtmak istiyorum. Böylece daha çok arkadaşlarıma ulaşmış olur benim ödülümde. Aslında tüm takipte olduğum bloglar bu ödüle layık. Kimse gücenmesin olur mu. Hepinizi çok seviyorum. Beni bu ödüle layık gören arkadaşlarıma ayrıca tekrar çok teşekkür ediyorum.
Bende bu ödülü beni okuyan ve benim okuduğum herkese göndermek istiyorum. Çünkü hepsi birbirinden değerli ve birbirinden özel.Seçim yapamadım maalesef...

19 Ekim 2008 Pazar

Bu Pazarımızı da Böyle Geçirdik!..

Bu pazar Ankara'nın Ayaş İlçesine gittik.Hep duyardım ve merak ederdim. İyi ki gitmişiz diyebileceğim güzellikte,sakin, huzur veren ve yerli sebze- meyvelerin bulunduğu şirin bir ilçe.
Eşimle en büyük hayalimiz, hafta ortasında şehirdeki işlerimizi halledip,Cuma akşamından kaçabileceğimiz, Ankara'ya yakın bir yerde,yukarıdaki ev kadar olmasa da,bize yetecek kadar kafamızı dinleyebileceğimiz, misafirlerimizi de orada ağırlayabileceğimiz, doğayla içiçe, bahçesi de olan şirin bir ev sahibi olmak istiyoruz.
resimler yine rastgele seçildi.Ayaştan pazar alışverişi de yaptık.Herşey o kadar taze ve lezzetliydi ki.Yukarıdaki domates ve biberler çekimden olsa gerek çok büyük çıkmış ama küçük, taze ve çıtır çıtırdı.Ben bu ikili ile inanılmaz ekmek yedim.Benim en çok yemek zevkim,domates,biber,peynir, ekmektir.Biberlerde dediğim gibi küçük, çerez gibi ve tatlıydı.tabii aldıklarımız bunlarla sınırlı değil.Taze sebzelerden meyvalardan da bolca aldık. Fırsat buldukça da gidip oradan böyle alışveriş yapmak istiyoruz.

Bu manzara benim çok hoşuma gitti.Tarihi bir ev gibi geldi bana.Bu evin sağ tarafındaki yoldan İlçeyi kuşbaşı izleyebileceğimiz tepeye çıktık.
Ve geldiğimiz bir tepe.Çok bakımlı ve güzel piknik alanı.Çocuk parkı ile karşı karşıya ve sakin görüldüğü gibi...
O tepedeki parktan Ayaş'ı kuşbakışı izleyebiliyoruz.
Çocuklar en çok bu parkta eğlendiler.Çok çeşitli oyun materyalleri vardı.Çocuklar için birçok alternatif olmuş doğrusu.Bazılarını başka parklarda dahi görmedim.
Parkın genel görünümü.Bir pazar aktivitemiz de böyle geçti.Çocuklar ve biz çok mutlu, huzurlu güzel bir gün geçirmiş olduk.Sağlıkla ve Sevgiyle Kalınız!..


15 Ekim 2008 Çarşamba

Yoksulluk mu?.. Hani Nerede?..

Çok değil bundan on yıl öncesi,benim çocukluk yıllarımda yoksul insanlar vardı.O insanlar o kadar gururlu ve onurlu insanlardı ki.Annem o insanlara yoksul olduklarını hissettirecek davranış ve söylevlerden uzak,sanki bir komşuluk görevini yerine getiriyormuş edası ile yaklaşırdı.Yemek verirken, komşu bu bizim memleket yemeği, veya bu bizim özel yemeğimiz sizde bir tadına bakın.Giysilerden bu çocuklara artık olmuyor, daha çok yeniler senin kıza veya oğluna uyar mı acaba? gibi yaklaşırdı.Bizde çok varlıklı değildik.Orta halli bir aile idik.Ama ailemin gelir kaynağı olduğu için ona göre yaşam standartımız vardı.O günlerimiz daha güzeldi.Alışverişlerimiz ihtiyaca yönelik ve bayram ve seyranlarda olurdu.O zamanlar kitapları MEB dağıtmaz kendi imkanlarımızla alırdık.Okullar açılacağı zaman ihtiyaçlarımızı almaya babam veya annemle gittiğimizde büyük bir heyecanla alırdık.Sadece ve sadece ihtiyaçlar alınırdı.Şimdi ise çocuklarımız bile her gördüğünü ister oldu.Birde direnmeleri yok mu, insanı pes ettirir duruma getiriyorlar.Ama çocuklarımızın da suçu yok sanırım bunda.Şimdi herşey o kadar çeşitlendi ki; süslü püslü kalemler, silgiler, eğitim araçları.Öğretmenlerimiz" almayın çocuklara bunları.Derslerde onlarla ilgilenmekten dersi dinlemiyorlar bile" diyor ama nafile.Toplantılarda öğretmen bunu söylemesine rağmen duyarsız veliler alıp okula gönderiyor, diğer çocuklarda arkadaşından görüp "aynısından bende istiyorum" diye tutturuyor.Maalesef özenti burada başlıyor çocuklarımızda.Halbuki ben" kızım başkasında olan şeyi ne yapacaksın.Bak senin sahip olduğun şeyde onda yok" diyorum ama ilkokul çocuğuna bunu anlatabilmek nafile.Maalesef eskiden biz ailemizden idare etmesini, herşeyi yeri ve zamanında alınması gerektiğini öğrendik.Üstüne üstlük çocukları cezbedici çok materyalde bulunmadığı için elimizdekilerle idare etmesini ve mutlu olmasını bildik.Oyuncaklarımız bile sınırlı idi.İp atlardık.Top oynardık.Saklambaç şu an bile hatırlayamadığım grup oyunları oynar ve daha mutlu olurduk.Şimdi çocuklarımıza oyuncak alıyoruz da eve gelene kadar bıkıyorlar ve yüzüne bakmıyorlar bile...

Neyse; Neydik, Ne olduk...O şartlarda yaşayan biz çocuklar da manevi duygular çok güzeldir hala.Benim için çevremde benden müşkül durumda birisi varsa yüreğim sızlar.Elimden geleni yapmak isterim.Nitekim böyle bir durumla karşı karşıya geldiğimizde elimizden geleni yapıyoruz...

Ancak şimdiki durumumuz trajedik bir durum görüldüğü üzere. Maalesef tüketim manyağı olmuş bir toplum olduk.Bu durumlara nasıl geldik hiçbir anlam veremiyorum.Daha on yıl öncesi yurdum insanının daha seviyeli, idareli, duyarlı bir toplum olduğunu, manevi ve insani değerlerimize ne kadar önem verildiğini anlattım.Bu toplum nasıl oldu da böyle tüketim canavarına dönüştü aklım bir türlü almıyor diyeceğim ama bu da yalan olur.Çünkü bu ülkenin insanını bence bankalar cazip görünen kredilerle, kredi kartlarıyla taksit imkanı sunumlarıyla ve en az asgari ödeme tutarı "batmış balık yan gider" zihniyetine sahip insanımızı bu hallere getirdi.Kredi kartları olmazsa zaten o şatafatlı alışveriş merkezleri bir bir söner.Kredi kartlarının yüzü suyu hürmetine adım başı alışveriş merkezleri kuruluyor.Haa! buna karşımıyım asla! Sadece Toplum olarak bilinçli hareket etmiyoruz.İşin cılkını çıkartıyoruz.Herşey dozunda olmalı...

Şimdi gelelim, gerçek yoksulluk konumuza.Aslında herkes yoksul ama farkında değil.Ülkemiz borç batağı içinde iken yokluk içinde varlıkla yaşıyoruz.Bu bizi yerin dibine çektiği gibi,gözü dönmüş insanlarımız etrafında bulunan yoksul insanları görmemezlikten geliyor.Maalesef çocuklarımızda bizden gördükleri ile bu hayatı böyle tanıyorlar.İnsanı duygularını,manevi değerlerini öğrenemiyorlar veya göremiyorlar.Bu konu bana göre uzayıp gidecek. Daha bu ülkenin gerçek yoksullarından bahsedemedim. Ancak buradan bizi okuyan insanlarımızdan hep birlikte kendimize çeki-düzen vermemizi öneriyorum. Zamanımızı,paramızı ve emeğimizi, ülkemiz içinde olan varlıklarımızı lütfen dikkatli kullanalım.Çocuklarımıza da iyi örnek olalım. Onlara da birşeyler bırakmamız gerektiğini, Bu ülkenin hepimizin olduğunu ve ülkemize sahip çıkmamız gerektiğini LÜTFEN!.. unutmayalım.Ve LÜTFEN!..Gerçek yoksullara da yardım ellerimizi uzatalım...Sevgiyle ve sağlıkla Kalınız!...

14 Ekim 2008 Salı

Beyin Egzersizi Yapalım mı?


Şekil- 1
Zaman zaman bir takım resimlerden ve şekillerde benzetmeler yapıp, onları algılama konusunda çalışmalar yaparım zaman zaman.Bununla ilgili internetteki sitelerden de faydalanırım mesela.Mailime de gelen resimler, şekillerden, beyin egzersiziyle ilgili sitelerden de faydalanırım bu konuda,bulmacalar çözerim.Daha sonra bunu yakınlarımla, dostlarımla paylaşırım.Büyük kızıma da resim ve şekilleri gösterir , ne gördüğünü sorarım.Hem eğlenceli, hemde beynimizi çalıştırmak için son derece gerekli birşey.
Her yaşta beynimizin loblarını çalıştırmak için bulmacalar çözmek, algılama ile ilgili çalışmalar yapmak ve kitap okumak, bilgilerimizi tazelemek gerektiğini duymuşsunuzdur herhalde.Mesela beynini kullanmayan insanların Alzheimer hastalığına yakalanma risklerinin daha fazla olduğunu biliyorsunuzdur sanırım.O nedenle beynimizi ihmal etmemeli, hiçbirşey yapamıyorsanız bile kitap okumalı veya yukarıdaki ve aşağıdaki türden resimler ve şekiller üzerinde düşünüp gizli olan öğeyi bulmaya çalışmak,beynimizin loblarını harekete geçirtmek, bulmaca çözmek yararlı olur.

Şekil-2

Dediğim gibi dostlarımla, yakınlarımla paylaştığım bu yararlı ve gerekli oyunu siz değerli blog dostlarımla da oynamak istiyorum. Şimdi sizlerden yorumlar bekliyorum.
Şekil 1' de ne görüyorsunuz?
Şekil 2' de ne görüyorsunuz?

NOT:Resimler alıntıdır.

11 Ekim 2008 Cumartesi

Yeni Bir İş, Yeni Bir Hayat,Yine Gülecek Bir Neden...:))

Bugün değerli arkadaşlarıma ve konuklarıma burada görmüş olduğunuz güzelliklerden ve bu güzelliklerin benim üzerindeki doping etkilerinden bahsetmek istiyorum.Doyumsuz güzelliğin içine düştüm dersem yeridir.Ben doyamıyorum bu güzelliğe.Burası neresi biliyormusunuz? Benim şu an çalıştığım yere giden uçsuz bucaksız bir bahçe mi desem, başka ne desem bilemedim.

Ben her sabah yaklaşık yirmi dakika bu yolu yürüyor ve işyerime varıyorum.Aslında sabahları biraz erken çıkabilirsem şayet git git bitmeyen bu güzel bahçede, temiz hava eşliğinde yürüyüşümü yapar, enerji depolarım.Ancak bu yürümelerim bile beni inanılmaz rahatlatıyor.Ben kamuda çalışıyorum biliyorsunuz.İşyerimiz şehir merkezinin biraz dışında kalıyordu ve servisle gidip geliyorduk.İmkanlarımız oldukça sınırlı idi.İşyerimizin şehir merkezinde de bir bölümü var.Kısa bir süre önce oraya atandım.Merkezde olmak her bakımdan avantaj benim için.Çünkü küçük çocuğum var ve her zaman her işimi halledemiyebiliyorum. Ama şimdi iş çıkışı hemen halletmem gereken her hangi bir işim varsa hallediyorum.Ayrıca her sabah eşimle birlikte yolculuk ediyoruz.Bu da bizim için çok hoş ve keyif verici bir durum.Öğlen vaktimi geçirmem için birçok alternatifim var.Mesela eşimle buluşup birlikte vakit geçirebiliyoruz.Bu durumdan eşimden çok mutlu.Benim buraya gelmem en çok onu mutlu etti zaten.
Yemekhanemiz olduğu gibi, hoş,güzel restoranları veya fast food yerleri de var.İstersen Kızılay taraflarına bile gidebilirsin.Ama en yakın imkanı değerlendirirsek şayet,yemekten sonra bu güzel bahçede dolaşabiliyor veya oturup keyif yapabiliyoruz.Sağın,solun,önün,arkan yeşil doğayla kaplı görüldüğü üzere.
Birçok insan ya da gençler burada yerlere oturmuş piknik yapıyorlar.Spor yapıyorlar,yürüyüş yapıyorlar.Son derece rahat ve kendi kendileri ile başbaşa.Benim çok hoşuma gitti doğrusu.Özgürlük,kalabalık içinde kendinle başbaşa olmak,yalnız olmak bu olsa gerek.Bende bu yaşantıya ayak uydurmaya başladım.Burada kendimle başbaşa olmak hoşuma gidiyor.

Buraları gezerken durup seyrediyorum ve resimler çekiyorum.Ben yeşili çok seviyorum ve çok mutlu oluyorum.Pozitif enerji ile doluyorum.Allah bu güzelliklerden bizleri mahrum etmesin.
Bu resimin üzerine doğa ile ilgili yazdığım şiiri tekrar yinelemek istiyorum.
Doğadır çevreye güzellik veren,
Yeryüzünü demet demet ören,
Bahçemize çiçeklerini seren,
Doğanın güzelliği için diren!..
Her sabah,o temiz havayı derin derin içime çekiyorum.Etrafımı seyrede seyrede,kulağımda sevdiğim şarkıları dinleyerek yol boyunca huzurla ve keyifle işte bu yolda yürüyorum.

Buranın güzelliği sadece bu anlattıklarımla sınırlı değil tabii ki.Mesela yukarıdaki tenis kortu da mevcut.Ben buraya üye olup, bazı öğlen saatlerinde tenis oynamayı da düşünüyorum.Bu imkanın
yanıbaşımda olması da benim için ayrı keyif ve mutluluk verici.Çünkü Tenis oynamak da benim için ayrı bir zevk,eğlence...

Burası da olimpik yüzme havuzumuz.Buraya aile üyeliği için başvurduk.Sabah 6'dan akşam 9'a kadar açıkmış.İstediğimiz zaman yüzmeye de gidebileceğiz.Eşimle bunun planlarını da yaptık.Daha ne olsun.İnsanın keyif alacağı imkanların ve güzelliklerin yanı başında olması o insanı daha enerjik,verimli, mutlu ve eğlenceli kılmaz mı sizce de?Bende çok mutluyum çok.Daha ne olsun.Bundan iyisi can sağlığı.Siz değerli dostlarımın da Herşey Gönlünce Olsun.Sevgilerimle!..




9 Ekim 2008 Perşembe

Ben Kimim?...:))


Canım arkadaşım Muhabbet Çiçeğim, bu seferde beni aşağıdaki anketle sobelemiş.Beni az çok tanıdınız.Bakalım bu anket benim hakkımda biraz daha aydınlatıcı olacak mı? Evet yorumlarınızı alayım sevgili arkadaşlarım...

İsminiz : Mehtap
Nerelisiniz? : Ankara
Yaşadığınız Yer : Ankara
Mesleğiniz : Kamu çalışanıyım
Hobileriniz: Kitap okumak, gezmek,  sinemaya gitmek, alışveriş, tiyatro, müzik, bilgisayar, ahşap, seramik çalışmaları yapmak, takı tasarımları yapmak,örgü yapmak, çocuklarımla aktiviteler yapmak, ailem ile hoşça vakit geçirmek...
Evli misiniz?: Evet
Kaç çocuğunuz var?: 2 tane dünya tatlısı kızlarım var.
En sevdiğiniz yemek?: Yemek ayrımı yapmam.Yalnız sebze türünü çok severim ve sağlıklı bulduğum herşeyi yer, sağlıksız bulduğumu da elimden geldiğince yememeye çalışırım.
Sevdiğiniz müzik?:Kulağıma hoş gelen her tür müzik dinlemeyi seviyorum.Yalnız arabeksten bende haz almıyorum.
Nerelere gitmek istersiniz? :Ülkemin her karış toprağını görmek ve daha sonra da dünya turuna çıkmak istiyorum. Çok şey istiyorum belki de değil mi? İnsanın ne ömrü yeter, ne de parası....:)

Ben de canım arkadaşım RoyalRojanama, paslıyorum. Kolay gelsin.
SEVGİYLE ve SAĞLIKLA KALINIZ!..

7 Ekim 2008 Salı

Benim DNA'm da Buymuş!..:)

Sevgili RoyalRojanam beni bayramdan önce Visulog dan görsel DNA'mızı oluşturma testine davetle sobelemişti.Bende yolculuk hazırlığı içinde olduğum için vakit ayıramamıştım.Daha sonra da bayram gezimiz ve tatil notlarımızın arkasından cevaplarım derken en sona kaldım gördünüz mü? İşte bu yüzden ikinci defa da sevgili arkadaşım Evrensel Çizgiler'den aynı pası aldım.Halbuki cevaplamakta geciktiğim için canım arkadaşım Evrenciğim yazımı görmedi doğal olarak. Ama olsun yine de çok teşekkür ediyorum.Oyunlarınıza dahil olabilmek onur veriyor canlarım.

Bu test seçmiş olduğumuz resimlere göre değerlendirme yapıyor. Fakat birçoğumuzun testi birbirine benzer çıkıyor gibi geldi bana ne dersiniz? Genelde ortak resimler üzerinde seçim yapıyoruz doğal olarak.Çok az kişi istisnai seçimde bulunuyordur herhalde...Sonuçlarda o nedenle hemen hemen aynı gibi...
Şimdi http://www.visulog.com/ 'dan testi yapmaya başlıyorum.

Keyif Düşkünü:İyi görünmek senin için sıradan bir durum. Ama ceplerini hafiflettiği de bir gerçek.Ama önemli olan kendini iyi hissetmen. Evinde modern ve cool bir zevkin var.Fonksiyonel olması yetmez, evin de senin kadar tarz sahibi olmalı. İçecek tercihin sağlığına önem verdiğini ve kendin için neyin faydalı olduğunu bildiğini gösteriyor.
İyi görünmenin cepleri hafifletmesi ile ne alaka...

Firari:Tatilde deneyimi her zaman konforun önünde tutuyorsun, yıldızların ya da bir çadır bezinin altında. Vahşi doğada olmayı ve yönünü kendin tayin etmeyi seviyorsun.Tutkularının sana yön vermesini seviyorsun.Muhtemelen yalnız vakit geçirmekten zevk alıyorsun, içgüdülerin ve merakın seni bütün dünyayı keşfetmeye zorluyor.İyi göründüğünde iyi hissediyorsun. Kendini şımartmaya hep hazırsın. Tabii bu kadar iyi görünmek biraz zaman ve para kaybı demek, biliyorsun !

Yalnızlığı pek sevmiyorum.Sevdiklerimle, ailem ve dostlarımla olmaktan daha keyif alıyorum.Son cümleye de katılmıyorum.Bu kadar iyi görünmek biraz zaman ve para kaybı demek değil bana göre yanılıyor muyum?

Part-time aşık:Gerçek bir romantik ve biraz da hayalperestsin. Tamam hayat bir film olmayabilir ama öyle olduğunu düşünmenin ne zararı olabilir ki?Senin için özgürlük... Herşeyi satın alabilecek kadar çok para! Hayata karşı fazlasıyla gerçekçisin.

Doğru söze ne denebilir ki?..

Hayalperest:Zevk seçimin gevşemek ve rahatlamak için can attığını gösteriyor. Ya sürekli şımartılan birisin ya da o kadar yoğun bir hayatın var ki kendine zaman ayıramıyorsun.Romantiksin ve doğanın sade güzelliklerinden hoşlanıyorsun. Uçsuz bucaksız tabiat manzaraları seni rahatlatıyor.Müzik, hayatının orjinal film müziği ve senin için parça indirmek adeta bir tutku. Odaklanmanı ve konsantre olmanı sağlıyor, vazgeçilmez bir parçan.Kapatmakta zorlanıyorsun.Sanata bakış açın oldukça klasik. Tarihe ve yüzyıllar boyunca yaşayan eserlere özel bir ilgin var. Gerçek sanatın zamana direnebilen olduğuna inanıyorsun.

Doğru ama tutku derecesinde değil. Çok zaman eşime bu konuda rica da bulunurum bile.

Benden bu kadar,uyanlar ve uymayanlarla işte ben buyum arkadaşlar...Bende kabul ederse şayet craft woman'ıma ve yaşamın kıyısında'ya paslıyorum.Birde sizi tanıyalım görsel DNA ile...Sevgiyle ve Sağlıkla Kalın!...

5 Ekim 2008 Pazar

Bayramda Kütahya' daydık...

Bayramın iki gününü Kütahya'da geçirdik.Eşim doğma büyüme Kütahya'lıdır.Ben de Liseyi Kütahya Lisesinde okumuştum.Kütahya gerçekten güzel memlekettir.Kayınvalideler hala orada yaşıyorlar ve bizde her sene gideriz.Gittiğimizde de gezip eski günleri yad ediyoruz.Ancak bu sefer Sizlerle paylaşabilmek adına, Kütahya'yı tanıtmak adına daha detaylı bir gözlemledik ve bu sefer Kütahya gözümüze daha da bir güzel göründü.Zaten ekonomi yönünden fena sayılmaz.Çinileri ile ünlüdür biliyorsunuz.Fabrikaları ve birçok insana da iş istihdamı çok olan bir memeleketimizdir.Bu nedenle olsa gerek çok büyümüş ve gelişmiş geldi gözümüze.


Yukarıdaki vazo Kütahya'nın merkezinde bulunur. Kütahya'yı ve Kütahya Çinilerini sembolize ediyor.
Kütahya tarihi, doğa güzelliğini ve modern şehirleşmeyi bir arada barındıran ve her kesimi büyüleyen bir kent bana göre.
Yukarıda görünen Kütahya'nın kuşbakışı görünüşü. Bu resim sadece bir bölümü.Bu resmi çekerken bulunduğumuz yerden Kütahya'nın dört köşesini görmek mümkün.Şehir günden güne büyüdüğü buradan o kadar net görünüyor ki.
Yukarıdaki resmi de oranın yerel yayınlanan dergilerinden birinden çektim.Oraya özgü yöresel kıyafetleridir.Düğünlerde,kına gecelerinde genç hanımlar düğüne bavullarla gelir, gece sonuna kadar birkaç tane bu yöresel kıyafetlerden giyerler ve her kızın çeyizinde bulunur bunlardan.

Bu bayramda Kütahya'da müzeleri ve tarihi yerleri de gezdik.Yukarıdaki Macar Konağından bir bölüm.Resimleri sıraya göre koyamamışım o nedenle resimlere göre anlatacağım.1840'lı yıllarda Macar Komutanı Lajos Kossuth Kütahya'ya gelmiş ve Kütahya'lıların konukseverliğinden memnun kalıp bir süre burada yaşamış ve bu evde kalmış.Bugünse burası müze haline getirilmiş.Konaktan bir bölüm.
Burası konakta Lajos Kossuth'un çalışma odası.
Burası selamlık diye adlandırılan bölüm.Ailesi ile kaldığı odası,yatak odası,çalışma odası bulunuyor.
Lajos Kossuth' un konağı ve bahçesi.Bahçesinde heykeli de bulunuyor.
Konağın girişinde bu büstü ve hayatını anlatan bu yazıt bulunuyor.
Şimdi gelelim çini müzesine.Fotoğraf makinamı almayı unutmuşum ve hepsini cep telefonundan çektiğim için kaliteli resimler olamadı ve birçok resmi buraya alırken yan,ters çıkıyor.Bende düzgün çıkanları ancak yayınlayabiliyorum ve o nedenle sıra takip edemedim.Kusura bakmayınız lütfen.
Yukarıdaki masa Abdulvahip zamanında yaptırılmış ve yer altında arkolojik kazılar sonucunda bulunmuş bir eser.

Kütahya Çinileri.Bazıları Oranın Çini sahipleri tarafından müzeye bağışlanmış eserleri.



Yine yeraltı kazılarında bulunmuş İznik Çinileri imiş.

Arkoloji müzesinde de Eskiçağlardaki insanların yaşantılarını yansıtan eserler yer alıyordu.
Eskiçağ insanların topraklardan yapmış olduğu bu kaplar, çanaklar, çömlekler de görülmeye değerdi doğrusu.
Bu eserler, hangi çağlarda o ilk insanlar neler yapmışlar, nasıl yaşamışlar,neler keşfetmişler,hayatlarını kolaylaştıracak şeyleri nasıl keşfetmişler ve ilkel şartlarda yaşantılarını kolaylaştırma çabalarını görebiliyoruz.
Çağ çağ gelişme göstermişler.Önce toprağı keşfetmişler.Topraktan birçok şeyler yapmışlar. Daha sonra madeni, bronzu bulmuşlar.Altını bulmuşlar.Öyle ki takılar,süs eşyaları bile çok ilginçti.
Altını bulduklarında yukarıdaki süs eşyaları,küpeler,kolyeler,bileklikler o kadar ilkeldi ki.


Güneş saati olarak yapılmış.

Mezar taşı.

Bayram nedeni ile kapalıydı.

Lisemiz.Kütahya Lisesi.Ne güzel günlerdi.
Adliye sarayı ve bütün cephesi çini ile süslenmiş.Kütahya'da birçok kurum, cami ve okul cephelerinde çini süslemesi görmek mümkün.
Tarihi evleri.Safranbolu evlerini andırıyor.Ahşap yapı bu evler.Genelde ara sokaklarda sıkça rastlıyoruz.

Kütahya'nın Döner Gazinosu.Biz içindeyken sürekli dönüyor ağır bir şekilde.İçinde döndüğünüzü hissetmiyorsunuz ama zaman zaman dışarı bakıldığında manzaranın değişmiş olduğunu farkediyorsunuz.Yalnız bayram nedeni ile bu sefer buraya da giremedik ve uzaktan görüntüleyebildik.

Gazinonun bulunduğu surlardan çekilmiş bir resim daha.Ayrıca burada duymuşsunuzdur.Dumlupınar Üniversitesi var.Şayet birgün çocuğunuz burada bir okul kazanacak olursa veya hayat sizi buralara sürüklerse hiç tereddüt etmemenizi öneririm.Haa! insanları nasıldır derseniz o konuda birşey söyleyemem.Çünkü bende pek tanımıyorum.Bundan on sene öncesi sadece kendi arkadaş çevremle sınırlı idim.Çok da iyiydik.Güzel günlerimiz geçmişti.