9 Şubat 2016 Salı

SANAL VE GERÇEK

Günümüz dünyası öyle bir dünya ki... Sanal ve gerçek ortamın ayrıştığı, teknolojinin başdöndürdüğü,kaynakların her geçen gün tüketildiği, duygu ve değerlerin giderek maddeleştiği bir dünya. Bizim kuşak bilir.Çocukluğumuzda 25. yüzyıl diye bir dizi seyrederdik. O dizide kapılar insanları görünce otomatik olarak açılırdı. İletişim görüntülüydü. Dizidekiler kurguydu ve üstelikte herkes için düştü. Şaşkınlık, hayranlık ve hayalci duygularımızla izlerdik.Sanal alem provasıydı sanki her şey. Ama prova çoktan bitmiş, oyuncular bile bu dünyadan göçüp gitmişti. Bütün bunları neden paylaşıyorum. Sanal dünya artık hayatımızın her anında. Cep telefonsuz, internetsiz, mailsiz günümüz geçmiyor.Twitter'larda dolaşıyor, face booklardan dostlarımızı selamlıyoruz. Artık dünyanın en ucundaki bir arkadaş, bir tanıdık yanımızda. Ekranımızda, yanımızda. Sosyal paylaşım adını verdiğimiz bu sitelere saatlerimizi ayırıyoruz. Sanal hayata dalarken, gerçek hayattan uzaklaşıyoruz. Bizden çok uzaklarda biriyle msn de veya face de selamlaşırken, kapı komşumuzla selamlaşmıyoruz. Bir çok anlamlı günde yakınlarımıza, dostlarımıza mesajlar atarken komşularımızla bayramlaşmıyoruz. Hal hatır bile sormuyoruz. Çocuklarımızı internetten alıkoyamıyoruz. Sanal alemin binbir türlü oyunlarına kaptırıyorlar kendilerini. Müdahale etmesek yerlerinden hiç kalkmayacak, çevresini hiç umursamayacak ve belki de günlerce oynayacaklar. Halbuki ne oyunlar var oynanacak gerçek alemde. Bizim kuşak bilir bu oyunları. Körebeler, yağ satmalar bal satmalar, yakar toplar, istoplar, hatta çelik çomaklar. Kimileri de uzun eşek oynar, kimileri kovboyculuk. Her birinde ayrı bir tat, ayrı bir paylaşım. Anlamlıdır bu oyunlar.Gerçekçi değil gerçektir. Bütün bunları neden paylaşıyorum. Asla ve asla teknoloji karşıtı değilim. Teknolojiyi kullanan ve bu gün de bu yazımı bu nimetle paylaşan biriyim.Karşı olduğum şey, sanal dünyanın gerçek dünyadan bizleri koparması. Tadımızı, tuzumuzu kaçırması. Ne yediğimiz sebzenin rengi, ne içtiğimiz suyun tadı , ne de yediğimiz ekmeğin içi bizi mutlu ediyor. Yapaylık su gibi aziz, ekmek gibi kutsal artık. Ve en kötüsü bütün bunları kabullendik artık. Tabelası, etiketi doğal yazan şeyleri okuyup inanabilmek gerçekçi artık. Sanallık gerçek, gerçeklik sanal artık. Görsel kaynak:http://abilgiz.com/2015/06/sanal-gerceklik-gozlugu-nedir

4 yorum:

Kalemderi dedi ki...

Ne güzel yazmışsınız. Ben de sanalda çok zaman geçiriyorum maalesef. İşin acısı da o ya. Yanlış olduğunu bile bile yapmaya devam ediyoruz bunu. Kaleminize sağlık.

mehtap dedi ki...

Teşekkür ederim. Maalesef hepimiz sanal alemin esiri olmuşuz.Dışarıda olalım veya evde, etrafımıza baktığımda, herkes sanal aleme kendini kaptırmış, dış dünya ile bağlantıları koparmış oluyor.Geçen gün eşimle sinemaya gittiğimizde sinema saatini beklerken lavaboya geçip döndüğümde eşimde dahil, herkesin yanında eşleri ve arkadaşları olmasına rağmen telefon ellerinde oturduklarını görünce eşime "insanların %99'un elinde telefon, %1 kullanmıyor, o da benim" dedim. Eşim "şimdilik tabii" dedi.Acı halimize güldük işte.Sevgilerle Kalemderi...

Yüksel Duman dedi ki...

bilgisayar ve internet hayatımıza o kadar yaklaştı ki artık bir bütün gibiyiz maalesef.Günümüzde hemen hemen her şey internet ile yapılıyor. Tabi fazla internette kalmamak bence daha iyi kendimize zaman ayırıp günün tadını da çıkarmalıyız. Makaleniz çok güzel tebrikler...

Mehtap dedi ki...

Beğeniniz ve değerli yorumunuz için teşekkür ediyorum Yüksel bey.Her konu da olduğu gibi bu konuda da bilinçli olmalıyız.Gerektiği kadar teknoloji ile haşır neşir olup, doğal güzelliklerin de tadını çıkarmalıyız.Ayrıca çevremize de örnek olmalıyız bu konuda öyle değil mi? Sağlık ve esenlik diliyorum...