30 Ocak 2010 Cumartesi
İlginç mi Acaba..
1- Öncelikle huylu huyundan vazgeçmez misali monotonluktan çok çabuk sıkılırım. Değişiklik ve hareketlilikten büyük mutluluk duyarım.Yeniden keşfetmek, öğrenmek, başlamak bana heyecan verir. Bunun gibi durumlar. Yıllarca aynı şeyi yapmak, aynı yerde olmak beni adeta boğar. Bu yüzden belkide depresyona girmeyeyim diye sürekli hobiler ve imkanlarım el verdiği sürece hayatıma yenilikler katıyorum :)) Böylece durumumun vahimmiyetini bir nebze kurtarmış oluyorum.
2- Mükemmeliyetçilik huyumu da üzerimden asla atamıyacağım galiba. Bunun iyi bir meziyet olmadığını biliyorum ama dedim ya huylu huyundan vazgeçmiyor.Bu mükemmeliyetçilik beklentim, kendimden olduğu kadar, çevremden de beklediğim birşey.Bu huyumdan da bilakis hiç memnun değilim bende.
3- Başarmak. Hayatta olabilecek her konuda başarı elde etmek istiyorum. Özellikle zoru başarmayı ben de seviyorum ve ben de bu konuda kendime mutlaka hedefler koyarım.
4- Aslında bir ilginç huyum daha aklıma geldi. Ben konuşmaktan çok yazmayı seviyorum galiba. Özellikle bu huyum dahada belirginleşti son zamanlarda. "Söz gümüşse, sükut altındır" atasözünü benimsemiş olmalıyım :))
5- Günümüz koşullarında garip karşılandığını düşündüğüm bir huyum daha var. Benim gibi birçok istisna insanların olduğunu da biliyorum. Bu da beni mutlu ediyor neyse ki. Dileğim daha da artması. İnsanları çok seviyorum. Dostluğa, arkadaşlığa önem veriyorum. İnsanlara yardım etmek, elimden geldiğince her konuda samimiyet ve iyi niyetle fedakarlık yapmak beni son derece mutlu eder.
6-Haksızlığa, adaletsizliğe, ikiyüzlülüğe, samimiyetsizliğe hiç tahammül edemiyorum. Bu konuda ki tahammülsüzlüğümü de anında yansıtıyorum, karşı tarafa. Yine günümüz koşullarında başarı, çalışkanlık, doğruluk, dürüstlük, iyi ahlak sahibi olmak yerine tam tersi durumlar takdire şayan görülüyor. Özellikle çalışan insanlar,yani daha çok dışarı bağımlı kişiler, (bizim gibi) daha iyi anlayacaklardır beni. İnsanlar kendi menfaatleri için ellerinden geleni yapıyorlar. Zaten millet olarak da bu yüzden bozulmadık mı? Yarınlarımızı, vatanımızı, milletimizi düşünmeden bugünümüzü kurtarmak ve başkalarının emeğini ve çabalarını kendi lehlerine çevirmek gibi ucuz ve kolay yoldan, hile ve oyunlarla haksız kazançlar vs. gibi durumlar...Böyle bir milletin sonu da beni düşündürüyor açıkcası...:((
7- Son olarak da ilginç huyum değil ama, ilginç özelliğimden bahsetmek istiyorum. Öncelikle kişilik olarak asla başkalarını, her ne konuda olursa olsun, kıskanmak veya çekememezlik gibi huylarım yoktur benimde. Her zaman Alah'ıma sığınan, arzularımı Cenab-ı Allah'tan isteyen biriyimdir ve gönülden istediğim herşeyin gerçekleşmesini de buna bağlıyorum. Bunu tarif edemiyorum asla. Daha birkaç ay önce bizim işimizde öyle güzel kolaylıklar oldu ki, bunu paylaştığımız dostlarımız bile hayretler içinde kalıp, "planlasanız bu kadar olmazdı" dediler. Buna benzer çok şeyler mesela... Çocukluğumdan beri şükürler olsun, birçok mucizevi şeyler... Anlatmak, tarif etmek olanaksız gerçekten. Ama sadece şuna inanıyorum. Cenab-ı Allah'ımız saf ve temiz duygularla gönülden arzu ettiğiniz şeyleri asla geri çevirmiyor.
Gönlümden klavyeme bunlar döküldü. Umarım mimin konusuna yanıt olmuştur. Şimdi de yedi kişiye paslamak gerekiyormuş. Bende;
Muhabbet Çiçeğime,
Meleklerim ve Ben
Smilena
Yaşamla Dans
Yaşamın Kıyısında
Elif'den
Banu'ya
paslıyorum.
Biliyorum artık sizlere pek uğrayamıyorum ama inanın okumaya fırsatım olmuyor. Bol vakit bulursam günün birinde inşaallah, yine sizleri ziyarete geleceğim. Herkese sevgi ve selamlarımı sunuyor, sağlık ve esenlikler diliyorum.
19 Ocak 2010 Salı
YEŞİM TAŞI KOLYEM...
Herkese hayırlı bir hafta dileyerek, yine kendimi şikayetle başlıyorum yazıma. Mevzu çok, yazacak çaba yok bende.Öncelikle bu yeşim taşı kolyemi yapalı da aylar oldu. Fakat resmini çekmek bayağı zamanımı aldı. Ayrıca mevzu olacak konularda da birçok resimler çekilmiş, bilgisayamdaki bir dosya da kullanılmayı bekliyorlar.Ya o resimler de zaman aşımına uğrayacak, ya da ne zaman sıra gelir ise o zaman burada yerini alacaklar.Mercan taşı ve turkuaz taşı kolyelerimi aldığımda yeşim ve akik taşlarından da alıp bu kolyemi de yapmıştım. Aslında hafta sonu dışarı çıkabilsem başka taşlar ve ilave malzemelerde almam gerekiyor ama hafta sonu farklı yoğunluklarımız çıkıyor. İşyerim merkeze yakın olsa öğlen tatilinde bile halledebilirdim. O zaman sorun teşkil etmez ve daha verimli olurdum.
Kolyemin yapılışına değinecek olursam; öncelikle elimdeki malzemeleri değerlendirerek yaptığım bir kolye. Aldığım bu taşları tekli satmıyorlar. Dizi halinde satıyorlar. Bende bunları ara aparatlar ve başka malzemeler de kullandığım için taşlar artıyor ve farklı modellerde birkaç kolye çıkabiliyor sonuç olarak. Daha önce de dediğim gibi, dizi halinde maliyet daha da artıyor. Yani toptan satış yapıyorlar gibi birşey. Fakat elimde farklı malzemeler olsa, farklı modellerde bir kaç kolyeye sahip olabileceğim aslında bu durumda...
Malzemelerim yeşim taşı, gümüş kaplama top boncuk aparatlar (küçük boylar ve orta boylarda), çivi, zincir, yaprak motifli kapamalar,papağan klips.Yapılışı çok kolay bununda...
Yeşim taşının özelliklerine değinecek olursak;
İçiniz korku ve endişe ile dolduğunda huzur ve güven verir.
Kişinin kendini zayıf ve güçsüz hissettiği anlarda yeşimi kalbinin üzerine koyması içini rahatlatır.
Elde tutulduğunda ısınarak rahatlatıcı bir his verir.
Kendisini taşıyan kişilere akıl, cesaret ve adalet duyguları verir.
Kazanılan başarılarının sonucunda doğabilecek olan kibir duygusunu engeller.
Dengeleyici ve iyileştirici olan yeşil rengin etkisine sahiptir.
Mücevher olarak özellikle konuşmacılar ve öğretmenler tarafından kullanılabilir.
Astrolojik olarak koç, yengeç, aslan, akrep, yay ve oğlak burçlarının da taşıdır.
Görüldüğü üzere benim yani boğa burcunun taşı değil ama yeşil renginden dolayı seviyorum yeşim taşını da...
Herkese sağlık ve esenlikler diliyorum...
Kaynak: Yeşim taşının özellikleri TAKI Dizayn dergisinden.
12 Ocak 2010 Salı
Zamane Gençleri...
Yukarıdaki fotoyu yaklaşık bir yıl öncesi bir metro seyahatimde cep telefonum ile gizli çektim. Metroya, bulunduğum semtten bindim ve boş koltuklardan birine oturdum.Çantamdan kitabımı çıkardım okumaya başladım.Birkaç durak sonra bu genç kızımız bindi ve karşı koltuklarda boş yer olmasına rağmen bu şekilde yere oturdu. Benimde son derece rahatsız olduğum bir konu olması ve burada da paylaşırım düşüncesi ile çantamdan cep telefonumu çıkarıp, kitabımın üzerinden gizlice çektim. Boş koltukları da çekmek istedim ama dikkat çeker düşüncesi ile buna cesaret edemedim. Ama bahse konu olan olay için bir de kanıtım olmalıydı. Neyse, bu durum hemen hemen ne zaman metroya binsem karşılaştığım bir manzaraydı.Hatta grup halinde biniyorlar. Metro treninin köşelerinde bağdaş kurup, çember oluşturup oturuyorlar ve gerekli gereksiz mevzularda bağıra bağıra konuşuyorlar. Benimse ilgilendiğim konu hijyen konusu. Şimdi diyorum ki, bu gençler buranın temizliğine dikkat etmeksizin oturuyorlar. Halbuki düşünseler milyonlarca insan dışarıda her türlü mikrobun barındığı yerlerden geçiyor, dışarılarda tuvaletlere giriyorlar.Hatta yerlere tükeren mi ararsınız, çevreyi başka türlü kirleten mi ararsınız. Sokaklarda ne ararsanız mevcut. Bunları hesap edemeden oturuyorlarsa, eminim evlerine gidip üzerlerini değiştirmeden evdeki koltuklara da, hatta odalarındaki yataklarına kadar oturuyorlardır diye düşünmeden kendimi alamıyorum. Benim kızımda mı böyle olur acaba diye de endişe duyuyordum. Şimdilik birçok konuda titiz davranıyor ama arkadaş ortamı etkiler mi bilemiyorum. Geçen yıla kadar endişem bu yöndeydi. şimdi ise bu konularda da konuşarak, endişelerimden kurtulabileceğimi düşünüyorum.Çünkü İrem küçükken çok dağınık, temizliğe önem vermeyen bir çocuktu. İlk okul üçüncü sınıfa kadar böyle devam etti. Ama son iki yıldır derli toplu, temizliğe önem veriyor. Dolabının içi eskiden çok çabuk dağılırdı. Ama şimdi bakıyorum herşeyi muntazam bir şekilde yerleştirmiş. Odasını topluyor, yatağını düzeltiyor. odasının tozunu alıyor, mutfak işlerine bile ufaktan ufaktan girmeye başladı.İşyerime telefon açıp anne şunu yapayım mı? diye soruyor. Demek ki, bunlar olağan süreçlermiş. O nedenle endişelerim azaldı bahsi geçen konuda. İnşaallah, bu konuda kızıma güveniyorum. Herşey eğitimle ve konuşarak halledilebilir diye düşünüyorum...
Son zamanlarda kafamız o kadar yoğun ki, yazdıklarımı toparlayamadığımında farkındayım. Mevzu çok ama kafam inanılmaz yoğun. O nedenle yazdıklarıma yoğunlaşamıyorum.Bu arada kafa yoğunluğumuzda Allah'a şükür bizim için müspet durumlar.2010 yılında da Allah izin verirse hayatımızda önemli ve de inşaallah hayırlısı ile bazı değişimler olabilecek. Onun belirsizlikleri ve de heyecanından dolayı da durumu idare ediyoruz işte...Herkese sağlık ve esenlikler diliyorum...
11 Ocak 2010 Pazartesi
Hayattan Ne Öğrendim?
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Yine Ağladım.
* * *
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.
* * *
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...
* * *
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
* * *
Sevmeyi ögrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.
* * *
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altnda bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
* * *
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.
* * *
Ekmeği ögrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini...
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.
* * *
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
* * *
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
* * *
Dünyaya tek basına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.
* * *
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.
* * *
Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.
* * *
Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının,
yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.
* * *
Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
****
****
Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...
MEVLANA
Arkadaşımdan bana gelen ve hayata dair gerçekleri birkez daha hatırlatan bu yazıyı da unutmamak ve paylaşmak adına yayınlamak istedim...Mevlana'nın dostluk adına özdeyişi de ne kadar anlamlı değil mi?...Sevgiler...
6 Ocak 2010 Çarşamba
İşte Mettap Bebek..:)) (Mehtap, Kızımın Deyimi ile)
Evet bu bebeğimle de huzurlarınızdayız efendim. Bu bebeğimiz çok daha güzel oldu. Ayrıca Aslı bebekten de, Kübra bebekten de biraz büyük oldu. Resimde pek farkedilmiyor ama.Yüzü benim çok hoşuma gitti. Gözlerini ben çok beğendim mesela. Şu an işyerimde bir arkadaşımın kızı içinde örüyorum. O bebeğimizi sevgili hayal arkadaşımızdan aldığım amigurumi gözlerden kullandım ama biraz acemi olduğum için galiba yüz kısmını pek beğenmedim ben. Bitince onu da tabii ki burada paylaşacağım ve kararı siz vereceksiniz. Bu arada bu bebeğimizi üç günlük yılbaşı tatilimizi fırsat bilerek, Cumartesi günü geç saate kadar oturup, ördüm ve bitirdim, Umut filmini izlerken. Film ise Şubatta gösterime girmiş biz ancak izleyebildik. Yerli filmlerde en çok etkilendiğim film babam ve oğlumdu ama Umut filmi beni çok daha fazla etkiledi. İnsanın yüreği dayanmıyor. Allah kimseye çaresiz dertler vermesin. Konusunu birçok kişi biliyordur herhalde. Yazımı uzatmamak adına konusundan bahsetmeyeceğim ama izlemeyene mutlaka tavsiye ediyorum bu filmi. Çok etkilendik ve çok ağladık ya. Gözyaşlarımdan dolayı gözlerim yanıyorken bir de ben bu bebeğimizi örmeye çalıştım iyi mi? Başladığım birşeyi mutlaka sonlandırmadan rahat edemiyecek bir yapıya sahip olmamdan ve de sabaha kızlarım uyandığında sevinsinler istememden dolayı. Koltuğun üzerine ise sabah kalktıkları zaman kızlarımın göreceği şekilde koydum. Nitekim minik kızım sabah görmüş ve eline alarak doğru odalarına gidip, "İyem İyem kalk, bak, annem bebeği bitirmiş"dedi. Bende onların şamatasına uyandım tabii ki. Zaten Deren'ciğimizi hafta içi zor kaldırıyoruz. Hergün kaldırabilmek için farklı taktikler kullanıyoruz ama hafta sonu da erkenden kalkıyor minik kuzumuz. Bebeğin elbisesini de sonradan ördüm yine. Farklı kıyafetlerde örülebilir. Bu şekilde daha hoş oluyor. Dediğim gibi örmek çok keyifli ama, sadece beni saçları oyalıyor. Bu arada aynı renk tonlarını kullanmamın nedeni ise elimdeki ipleri değerlendirmek istememden kaynaklanıyor. Zaten hediyelik de ördüğüm için farketmiyor. Çalışıyor olduğum içinde fazla malzeme edinmek istemiyorum, sadece elimdekileri tüketmeye çalışıyorum haliyle... 29 Aralık 2009 Salı
Yeni Bir Yıl, Yeni Bir Hayat
Bir yılı daha geride bırakıyoruz. Her yeni yılın insana getirileri olduğu gibi götürüleri de mutlaka vardır. Yeni bir yıl çocuklar için bir heyecan, bir umut. Ben çocukken 2000 yılında "28 yaşında olacağım. Ne kadar büyük bir yaş ve ne kadar çok zaman var" derdim. Bugünse inanılmaz bir şekilde zaman su gibi akıp gidiyor. Şu 10 senenin nasıl geçtiğini anlayamadım bile. Aslında ben yeni yılda insanların coşmasını, taşkınlıklar yaparak abartılı bir şekilde eğlenmelerini de hiç anlayamamışımdır. Her yeni yıl bizi bir yaş daha yaşlandırıyor ve ölüme daha çok yaklaştırıyor. Bunun eğlenilecek bir tarafını göremiyorum. Yeni bir yıla girerken bizim Rabbimizden önümüzdeki yıllar için sağlıklı, mutlu, huzurlu, başarılı, verimli bir hayat sürebilmemiz için dua etmemiz, sevdiklerimiz ve çevremizdekiler için de böyle temennilerde bulunmamız gerekir diye düşünüyorum. Önemli olan arkamıza şöyle bir baktığımızda, ben geride ne bırakıyorumun muhasebesini yapabilmemizdir. Aslında her yeni gün, her yeni yıl bize yeni bir hayat yeni bir fırsattır. Bu fırsatları da en güzel, en anlamlı ve verimli şekilde değerlendirmeliyiz. Bu hayatta sağlığımız, huzurumuz yerinde olduğu sürece, kalbimizden sevgiyi de eksiltmeden ,hayata güzellikler katacak verimlilikte, bize sunulan bu yaşamı en iyi şekilde değerlendirmeli ve şükretmeliyiz. Çünkü hayatın insana neler getireceğini hiç kimse bilemez. Geçmişimizde keşkelerimiz de mutlaka vardır. Aslında bu keşkelerimizi de hayatın bize sunduğu bir hayat dersi olarak görürsek kendimize daha çok çeki düzen veririz. Hiç kimse dört dörtlük değildir. Herkesin hayatı boyunca hataları, eksik yönleri mutlaka vardır. Onları da hayatın akışında olması doğal, olağan bir süreç olarak görürsek, geleceğimize ışık bile tutabilir bu keşkeler. Her yaşanmışlıklar bizi daha çok olgunlaştırmalı, geliştirmeli, hatta hayata daha çok bağlamalı diye düşünüyorum. Yeter ki Cenabı Allah elem keder vermesin. Her zaman söylediğim gibi her şeyin başı sağlık ve huzur. Sağlığımız ve huzurumuz yerinde olduğu sürece gerisi sadece biz insanlara kalıyor. Yeni bir yıla, yeni bir hayata bu çerçeveden bakılması dileklerimle, herkese sağlıklı, huzurlu, mutlu ve sevgi dolu nice seneler dilerim.Resim: http://www.mailce.com
26 Aralık 2009 Cumartesi
Nihayetinde Kübra Bebekten de Selamlar...:))
Kübra bebekte arşivimde yerini aldı sonunda. Çok şirin bir bebek oldu. Elbisesini sonradan ördüm ve istendiğinde çıkartılıp değişik kıyafetlerde denenebilir. Dediğim gibi kızlarım bayılıyorlar. Özellikle değişik kıyafetler ördüğüm zaman daha çok hoşlarına gidiyor. Ayrıca hep bebek ördüğümünde farkındayım ama kız çocuğu olunca ilgi ve istek daha çok bu yönde oluyor haliyle. Bu vesile ile bende bayağı hızlandım bebek örme konusunda. Sadece saçlarını yaparken sıkılıyorum ve beni çok oyalıyor. Onun dışında diğer tarafları zevkle örüyorum. Şimdi elimde bir bebek daha var bitmek üzere. O bebek, bu bebekten de, Aslı bebekten de biraz büyük oldu. Minik kızım onun adını da Mettap koydu. Artık yetsin diyorum ama doymuyorlar. Aslında arkadaşlarımın da çocuklarının çoğu kız ve onlara da hediyelik örmek istiyorum ama ne zaman ördüğümü görseler sahipleniyorlar. Bu arada değişik oyuncaklar da örsem iyi olacak ama becerebilir miyim onu da bilmiyorum. Ayıcık olma yolunda bir oyuncağın baş kısmını ördüğümden ve bittiğinde burada yayınlayacağımdan bahsetmiştim ama gövdeyi örmeye bir türlü elim varmadı. Çocukların oyuncak sepetinin içinde o hali ile bekliyor. Galiba ben de bebek örmekten daha çok haz alıyorum gibi...Örgü her zaman beni dinlendiren eğlence olduğu için fırsat buldukça elime alıyorum ve bu şekilde değerlendirebilmek de beni mutlu ediyor. Yakında Mettap bebek de buradaki yerini alacak. Herkese sağlıklı, hayırlı, mutlu, huzurlu bir hafta diliyorum...23 Aralık 2009 Çarşamba
Yüzümü Güldüren...:)))
19 Aralık 2009 Cumartesi
Yine Medya işte...

Buradaki yazımda yandaki şiir kitabından bahsetmiştim. Zaman zaman da elime alıp okuyorum. İçerisinde doğru tespitleri ile günümüz medyasının insanları nasıl esir aldığını, nasıl bir toplum yarattığını miniklerin çocuk gözleriyle öyle güzel mısralarına yansıttığı bir şiir kitabı. Ara sıra arkadaşlarımızın bloglarında da medyanın yayınlarından rahatsızlık duyduklarını okuyoruz.Televizyon olayına o kadar yabancı kaldık ki, çok zaman haber bile dinlemiyorum ve önemli gündemlerden bihaber olduğum da çok oluyor. Ancak internetten okuduğum haberlerle günü çok zaman kurtardığımı söyleyebilirim.Yani televizyonun da gerekli olduğuna ama herşey de olduğu gibi bununda ölçüsü olması gerektiğine inanıyorum.Yayınlar seviyesiz ve bağlayıcı olmamalı. Daha çok eğitici ve bilgilendirici olmalı. Kışkırtıcı, iç karartıcı, şiddetli, argolu olmamalı, ahlaksızlık içermemeli, vs. Aileleri ayırıcı değil, birleştirici, ortak izlenebilir seviyede olmalı...Kitaptaki şiirleri yazan yavruların duyguları da bu yönde ve onlar da durumun farkındalar aslında. Ama maalesef medyayı hepten yok sayamıyorlar ve dileklerini de mısralarına yansıtmışlar. Bence de yetkililer ve herkes bu duruma duyarlı olmalı ve bunun için gereken yapılmalı...Daha önce bu konu ile yazdığım yazımda, bir daha ki sefere "Nerede Benim Susam Sokağım"ı yazacağımı söylemişim ve kitaba da işaret koymuş olduğum için aklıma geldi. ve işte söz verdiğim o şiiri yazmak istedim.
NEREDE BENİM SUSAM SOKAĞIM
Nerede benim susam sokağım,
Minik kuşum,
Kardeşlik duyguları,yardımlaşma
Güzel mahallem, eşim,dostum
Televizyona küstüm.
Hepimiz polat,hepimiz Hırant,
Gazete şiddet,televizyonda şiddet
Evde şiddet,okulda şiddet
Öğretmenini,arkadaşını bıçaklayan öğrenci
Ekranda çıldırmış yaşlısı,genci
Ekranda terör,ağlayan analar...
Yüreğimiz kan ağlar,
Cenaze törenleri
Ağıtlar,feryatlar
Eşini kaybeden şirinler,ölen ferhatlar.
Televizyonda başımızdaki büyükler kavga eder,
Ekranda açlık, sefalet kol gezer
Yaşlılar üç kuruş almak için birbirini ezer
Kimi küfreder,kimi döver.
karikatüristler çizer,gazeteciler yazar.
Biri yapar, biri bozar,
Seyrediyoruz yarım kalan hava alanları,
İş ilanları
Dinliyoruz bol bol yalanları,
Atılan balonları.
Magazin denilen rezillikler dizboyu
Kim kimi aldatmış,kim kimle çıkmış
Kim hangi sevgilisinden bıkmış
Kim kime dil uzatmış
Kim ne giymiş,kim rüküş,kim iyiymiş.
Kadın aile programı diye
Zavallı kadınlar, perişan aileler ekranda
Ayşe,Fatma,Eşe,Hasibe,Türkan'da
Ocakta yemekler yanıyor
Kadınlar televizyona dalıyor...
Çözüm temiz ekran, temiz medya
Doğru haber,doğru bilgi.
Eğitime, gençlik sorunlarına biraz ilgi
Sanat,kültür,kitap...
Seviyeli programlar,
İlgililere selamlar...
Ayşenur UĞURLU
8/A Akşehir
Yüreğine sağlık Sevgili Ayşenur.Hayat hepinize tüm güzellikleri getirsin. Herşey gönlünüzce olsun inşaallah...Sevgiler...
10 Aralık 2009 Perşembe
Vatanımıza ve Geleceğimize Sahip Çıkmalıyız...
Yazılacak,konuşulacak o kadar çok şey var ki, ama neye yarıyor. Maalesef son zamanlarda ülkemizde yaşanan kaos beni de son derece huzursuz ediyor. 4 Aralık 2009 Cuma
Bana Dairler...

paylaşmak istedim.
Bu arada, bir zamanlar bloğumu kapatıp, başka bir blog açma konusunda da bayağı bir düşünmüştüm. Sonrasında ise; Ben zaten bloğumu sıklıkla güncellemeye vakit bulamıyorum o nedenle gerek yok dedim. Ayrıca bloğumu çok da seviyordum. Burada çok emeğimin olduğunu düşünerekten emeğimi hiçe sayamadım. Bu nedenle tekrar bloğuma geri dönüş yaptım. Her ne kadar güncelleyemesem de istediğim an girip yazabileceğim, bana ait bir alan burası da. ("Bana aitsin bana aitsin.sen benimsin blog" diyesim geldi.) Daha öncede belirttiğim gibi paylaşacağım o kadar çok şey var ki, hayata dair yaptığım ne varsa ama onlarla ilgili resimleri yüklemek özellikle bana çok zor geliyor, çok zamanımı alıyor o nedenle de gecikmeler de oluyor haliyle. Son zamanlarda masaüstünden yüklediğim resimlerde kayboluyor, picassayı da beceremedim bir türlü. Sevgili Eylül Bahçesi bana maille anlatmış ama pek uygulayamadım. Okurken karışık geldi. Uygulamaya çalışırken yapabilir miyim onu da bilemiyorum doğrusu. Bugün bunları yazasım gelmiş. Herkese iyi, güzel, sağlıklı, keyifli bir hafta sonu diliyorum...
29 Kasım 2009 Pazar
Aslı Bebek Bayramınızı Kutlar...
20 Kasım 2009 Cuma
Poğaça Sever misiniz?
Sevgili çocukla çocukta, ekmek makinasında pastane yapımı poğaçaların fevkalede olduğunu okuyunca bende denemek istedim.Doğrusunu söylemek gerekirse her tür tarifleri denememe rağmen yumuşak poğaçalar yapamıyordum.Hamuru mayaladığım halde çok da yumuşak olmuyordu. Buna rağmen çok da kötü olduğu söylenemezdi. Ancak benim teyzemin çok güzel poğaçaları olurdu. Çocukken yediğim halde tadı damağımdadır hala. Teyzem sırf süt ile mayalardı ve yumuşacık ve de içi pamuk gibi olurdu. Lezzetini zaten söylememe hiç gerek yok. Bende teyzemin tarifi dahil birçok tarife göre yaptığım da aynısını yakalayamadım hiçbir zaman. Bunu arkadaşlarımla paylaştığımda onlarda poğaçaları yapıp fırına vermeden önce tepside de bi 15-20 dakika daha mayalamam gerektiğini söylemişlerdi. Sevgili çocukla çocuğun tariflerinde onların da tepsiye poğaçaları yapıp koyduktan sonra 15 dakika fırına vermeden önceden beklettiklerini okudum. Hem bu ince ayrıntıya dikkat etmemle, hem de ekmek makinasında mayalanmasının da etkisiyle sanıyorum hayatım boyunca ilk kez o inanılmaz lezzetteki poğaçaları yapabildim sonunda. Sevgili çocukla çocuktan ilk kez poğaçaların yüzeyine pekmez sürüldüğünü de öğrendim. Bende evde keçiboynuzu pekmezinden sürdüm.16 Kasım 2009 Pazartesi
Mercan Kolyemi de Sonunda yaptım...
Merhabalar Herkese. Yine bir takı modelimle karşınızdayım. Takı konusunda değerli taş takıntımdan daha önce bahsetmiştim ve maliyetininde yüksek olduğundan da.O nedenle taşlara sık yer verememiştim. Sonunda arzu ettiğim birkaç taşa sahip oldum. Tabii devamı da gelecek bunun inşaallah.Çünkü çok seviyorum doğal taşları. Benim içinde çok değerliler.Takılarım için emek harcıyorsam buna değsinde istiyorum.İlk sırada mercan taşı kolyemle huzurlarınızdayım şimdi de.Yine daha önceleri turkuazdan kolye yapmıştım ve çok severek kullandığımdan da bahsetmiştim. O nedenle bu kolyemin tasarımını da ona benzettim.Ancak bu kolyemin aralarına yıldız taşı da ilave ettim. Yine çok sevdiğim ve keyifle kullanacağım bir kolye oldu. Daha başka kolyelerde yaptım ancak fırsat buldukça onlara da yer vereceğim.Onların tasarımı daha farklı oldu.Özelliklerine Gelince:
Mercan taşı kırmızı renk skalasında yer alır. Pozitif düşünce üzerine çok etkili bir taştır.Mutluluk,kendine güven, stres azaltıcı, depresyon üzerinde etkili bir taştır.geçmişten günümüze şans taşı olarak bilinir.
Bunun yanında cilt hastalıkları, günlük hayat üzerinde etkiye de sahiptir.
*Sedef hastalığı gibi ciddi hastalıkları tedavi edici özelliği vardır.
*Kullananın ruhsal durumunu dengeler.
*Kalbi ve dalağı güçlendirerek düzenli çalışmasını dengeler.
*Sağlığın korunmasında etkilidir.
*İnsanlarla ilişkileri güçlendirir, kullanan kişiye kendine güven duygusu kazandırır.
*Girişimci ruhu tetikler.
*Nazara karşı iyidir.
*Konsantrasyonu artırır.
deniliyor.
Kaynak :http://www.bitkiseldiyet.com
10 Kasım 2009 Salı
8 Kasım 2009 Pazar
Vampir Serisinden...
Evet arkadaşlar uzun zamandır okuduğum kitaplardan bahsetmemiştim.Ama birçok konuda yazamadım ve bu nedenle de yine birçoğu zaman aşımına uğradı diyebilirim.Yeri geldikçe ve fırsat buldukça aklımdakilerden yine bahsetmeye çalışırım. Uzun zamandır Vampir ile bir genç kızın aşkını anlatan Stephenie MEYER'in serilerini okumaktaydım.Kitaplar çok güzel ve sürükleyici. Elimden bırakmak istemedim ve her an okuyabilmek için fırsat kolladım diyebilirim ama buna rağmende elimde özellikle son serisi Şafak Vakti bayağı bir uzadı vakit bulamamaktan.Kitap fantastik bir aşk öyküsü, vampirler ve kurt adamlar arasında geçen olaylar dizisi. Bunların içinde bir genç kızın vampir sevdiği uğruna vampir olma yolunda geçen büyük mücadele ve macera dolu yaşamı. İlk kitabı Alacakaranlık' ın filmi de var.Bu ay ikinci serisi Yeniay' ın filmi gösterime girecekti.Ben kitaplardan sonra Alacakaranlık' ı izledim. Yeniay'ı izlemeye henüz vakit bulamadım ama izlemek istiyorum.Ben kitapları okuduktan sonra filmlerini izlemekten hoşlanıyorum. Canlı olarak görmekde hoşuma gidiyor karekterleri. Ama tabii ki kitabın yerini tuttuğunu söyleyemem.
Kitabın her bir serisi beşyüz küsür sayfa ve dört cilt.Şu ana kadar yazdığım satırlarda tutulma'ya yer vermedim. Zaten seri bir önceki kitabın devamı... Vakit kaybı olarak görmezseniz tavsiye edebilirim.Ben keyifle okudum. Yok okunması gereken daha kayda değer eserler var, filmini izlemem yeterli derseniz de iki serisi gösterimde.Başrol oyuncuları da Kristen STEWART, Robert PATTINSON.
7 Kasım 2009 Cumartesi
feardotcom:
Koruyucu Meleğinizi gittiğiniz her yere götürmek için olağanüstü etkili bir yol da kristal veya değerli bir taşı Meleğiniz'in enerjisi ile doldurmaktır. Gerçek olan herhangi değerli bir taş işe yarayabilir. Eğer böyle sizin için önemli ve değerli bir taşınız varsa onu kullanın.
Belki de sevdiğiniz için bir dostunuzun verdiği bir taş veya kristaliniz olabilir veya sadece özel gözüktüğünü düşünerek almış olduğunuz bir taşınız vardır.
Böyle sizin için önem taşıyan değerli bir taşınız yoksa, ya da sadece Koruyucu Meleğinize ait özel bir tane istiyorsanız onu bulmak için pek çok yol var.
Bir kuyumcuya veya kristal ve değerli taşlar da satan bir New Age (Yeni Çağ) mağazasına gidebilir ve sizi kendine çeken bir taş bulabilirsiniz. Ben sık sık herhangi bir alışveriş niyetim olmasa bile, kristal satan dükkanlara giderim. Orada özel bir taşın beni çektiğini fark edersem, durumum çok uygun olmasa bile onu mutlaka alırım çünkü bu çekimin bir nedeni olduğunu bilirim.
Tam da değerli bir taş almayı düşündüğünüz sırada bir dostunuz size bir taş hediye edebilir. Bu aslında basit bir evrensel işleyiştir. Ne zaman başıma böyle mucizevi bir olay gelse hep çok mutlu olmuşumdur.
Eğer tüm bu söylediklerimizden hiçbiri olmazsa astroloji veya numeroloji yardımıyla kendinize özel bir taş seçebilirsiniz. Yaşam Çizginizin Rakamını tespit etmiş olmalısınız. Rakamların her biri sadece renkleri ifade etmekle kalmaz, aynı zamanda birçok çeşit taşı da ifade eder. Şimdi gün, ay ve yıl olarak doğum tarihinizi toplamalısınız. Burada 28 Nisan 1980 yılında doğan bir kişi için örnek veriyorum:
4 + 28 + 1980 = 2012
Çıkan rakamları da birbirleriyle toplayarak tek bir rakam elde etmelisiniz.
2 + 0 + 1 + 2 = 5
Dikkat etmeniz gereken iki konu var. Eğer rakamlarınızın toplamı 11 veya 22 çıkarsa, artık bundan tek bir rakam elde etmeye çalışmadan orada toplamayı bırakmalısınız. Bu iki rakam numerolojideki Yaşam Çizgisinde ana rakamlar olarak bilinmektedir. Bir örnek verirsek:
2 + 29 + 1944 = 1975
Ve 1 + 9 + 7 + 5 = 22
Doğum tarihinizi birbirinden ayırarak toplamaktayız. Böylece 11 veya 22 sayılarını kaybetmemiş oluyoruz. Örneğin yukarıdaki durumda eğer tüm rakamları yanyana dizip toplasaydık 22'yi kaybederdik:
2 (ay) + 2 + 9 (gün) + 1 + 9 + 4 + 4 (yıl) = 31
Ve 3 + 1 = 4
Bir kere doğum tarihinizi tek bir rakama düşürdüğünüzde (veya 11 ya da 22'ye) numerolojideki Yaşam Çizgi Rakamınızı elde etmiş olacaksınız.
YAŞAM ÇİZGİSİ RAKAMLARI
1 - Oniks, hematit, kırmızı yeşim taşı, turkuaz
2 - Akik, zümrüt, inci
3 - Zirkon, topaz, turkuaz
4 - Gök zümrüt, mercan, safir
5 - Alacalı akik, topaz, ametist
6 - Akik, kehribar, zümrüt
7 - Kan taşı, kırmızı lal, lav taşı
8 - Elmas, oltu taşı, oniks
9 - Kehribar, mercan, ay taşı, inci
11 - Ametist, kan taşı, lal taşı
22 - Ametist, mercan, elmas
GÜNLER (Doğum Günü)
1 - (1'i, 10'u, 19'u ve 28'i): Amber, yakut, topaz
2 - (2'si, 11'i, 20'si ve 29'u): Yeşim taşı, ay taşı, inci
3 - (3'ü, 12'si, 21'i ve 30'u): Ametist, turkuaz
4 - (4'ü, 13'ü, 22'si ve 31'i): Safir ve topaz
5 - (5'i, 14'ü ve 23'ü): Elmas, safir
6 - (6'sı, 15'i ve 24'ü): Zümrütler ve turkuaz
7 - (7'si, 16'sı ve 25'i): Kedi gözü, yeşil yeşim taşı, aytaşı, inci
8 - (8'i, 17'si ve 26'sı): Elmas ve siyah inciler
9 - (9'u, 18'i ve 27'si): Kan taşı, lal ve yakut
Astroloji ile çok daha fazla seçeneğiniz olabilir. Burcunuza, onu yöneten gezegene veya 4 ana elemente göre de taşınızı bulabilirsiniz. Çoğunlukla taş sizi seçer görünse de yine de taşınızı belirlemek için biraz zaman ayırmalısınız.
ZODYAK SİMGELERİ (BURÇLAR)
Koç: Kırmızı yeşim taşı, elmas, hematit
Boğa: Kırmızı mercan, mavi safir, zümrüt
İkizler: Alacalı akik
Yengeç: Amber, inci
Aslan: Kedi gözü, krizolit, yakut
Başak: Gök zümrüt, peridot, sarı akik
Terazi: Akik, bakır taşı, zümrüt, safir
Akrep: Ametist, lav taşı, kan taşı, opal
Yay: Mavi zirkon, topaz, turkuaz
Oğlak: Oltu taşı, oniks, turkuaz
Kova: Amber, ametist, kan kırmızı lal
Balık: Mercan, inci, ay taşı, kan taşı
GEZEGENLER
Güneş (Aslan): Amber, krizolit, topaz, zirkon
Ay (Yengeç): Ay taşı, alçı taşı, inci, kuartz kristali, necef taşı, gök zümrüt
Merkür (İkizler, Başak): Opal, akik, kırmızı akik, sardoniks, serpentin
Venüs (Boğa, Terazi): Zümrüt, turkuaz, gök zümrüt, yeşim taşı, bakır taşı
Mars (Koç, Akrep): Lal taşı, yeşim taşı, yakut, kan taşı, mıknatıs taşı
Jüpiter (Yay, Balık): Ametist, turkuaz, yeşim taşı, lacivert taş, safir
Satürn (Oğlak, Kova): Oniks, oltu taşı, lav taşı, antrasit
Uranüs (Oğlak): Topaz
Neptün (Balık): Kaya kristali, ametist
Pluton (Akrep): Elmas, topaz, yosun akik taşı, opal
ELEMENTLER
Ateş (Koç, Aslan, Yay): Ateş opali, yakut
Toprak (Boğa, Başak, Oğlak): Yosun akik taşı, kurşuni kükürt taşı, oniks
Hava (İkizler, Terazi, Kova): Topaz, opal
Su (Yengeç, Akrep, Balık): Gök zümrüt, mercan, ay taşı
Bir kere taşınızı ve kristalinizi alınca ona artık yükleme yapmalısınız. İşi önce onu yağmur suyuyla yıkayıp, sonra doğal olarak kurumasını bekleyerek başlayın.
Yıkama ve kuruma tamamlanınca ellerinizi avuç içleriniz yukarı bakacak şekilde dizlerinizin üzerine üst üste koyarak oturun. Taşınız yukarıdaki elinizin içinde olmalıdır.
Mümkün olduğunca gevşeyin, sonra gözlerinizi kapatın ve aşamalı rahatlama tekniğini uygulayın. Tam anlamıyla gevşediğinizde, Koruyucu Meleğinizi çağırın. Ona taşınıza Melek enerjisi yüklemek istediğinizi söyleyip yardımını rica edin. Yaklaşık 30 saniye içinde taşınızdan Melek enerjisi ile dolduğunu gösteren bir cevap gelmelidir. Ben ne zaman bu işlemi uygulasam, avucumun içinde bir karıncalanma hissederim. Bazıları ise taşlarının ısındığını ve hatta bazen de hafifçe hareket ettiğini söylüyorlar.
Tanıdığım yaşlı bir hanım bana fiziksel olarak bir değişim hissetmediği halde taşının Melek enerjisi ile dolmasının hemen ardından varlığının her hücresi ve noktasının farkına varır hale geldiğini anlatmıştı.
Sizin alacağınız cevap belki de burada anlattığım olaylardan farklı gelişebilir. Hiçbir şüpheniz olmasın, nasıl olursa olsun taşınızın yüklendiğini bir şekilde anlayacaksınız.
Melek enerjisi yüklü taşınızı gittiğiniz her yere götürebilirsiniz. Taşınızı değişik zamanlarda elinizde tutmak, ona dokunmak isteyebilirsiniz. Eğer kendinizi yorgun hissediyor ve enerjiye ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız alın onu elinize ve bir müddet orada tutun.
Stresli olduğunuzda ya da güç ve güvene ihtiyaç duyduğunuzda yine tutun onu. Ben büyük zorluklar yaşayan ve yardıma ihtiyacı olan bazı insanlara bile kristalimi bir süreliğine veriyorum.
Tanıdığım mükemmel bir oyuncu bir zamanlar her gösterisinden önce korkunç derecede sahne korkusu yaşamaktaydı. Sahneye çıktığında düzeliyordu ancak o saate kadar gerçekten de aşırı sinirli ve gergin oluyordu. Şimdi ise Melek taşını sahneye çıkmadan önce bir süre elinde tutuyor ve eskiden yaşadığı korku ile panik yerine büyük bir sakinlik ve huzur hissediyor.
Bir çoğumuz böyle sürekli belli bir konuda benzer sıkıntıları yaşamıyoruz ama bir Melek taşının bize getireceği sevgi, ahenk, uyum ve huzur duygularından faydalanabiliriz.
mücevher ustası olmaya karar vermiş. "Bu mesleği yapacaksam,
iyi bir mücevher ustası olmalıyım" diye düşünmüş ve ülkedeki
en iyi mücevher ustasını aramaya başlamış. Sonunda bulmuş,
yanına varmış, bir süre bekledikten sonra usta tarafından
kabul edilmiş. "Anlat, dinliyorum" demiş usta. Genç adam
anlatmaya başlamış; taşlara ilgi duyduğunu ve iyi bir
mücevher ustası olmaya karar verdiğini heyecanla anlatmış.
Yaşlı usta sesini çıkarmadan genç adamı dinlemiş, sözleri
bitince de ona bir taş uzatmış, "Bu bir yeşim taşıdır" dedikten
sonra genç adamın avucuna taşı bırakmış ve avucunu kapatmış.
"Avucunu aynen böyle kapalı tut ve bir yıl boyunca hiç açma.
Bir yıl sonra tekrar gel. Haydi şimdi güle güle" demiş ve
şaşkın genç adamı öylece bırakıp kalkmış, odadan çıkmış.
Genç adam evine dönmüş, kendisini merakla bekleyen
annesiyle babasına neler olduğunu anlatmış. Anlattıkça da
kendisine çok anlamsız gelen bu hareketi ve soğuk
konuşması nedeniyle kızdığı ustaya olan öfkesi
artıyormuş. Günler geçmeye başlamış. Genç adam
sürekli söyleniyor ama avucunu hiç açmıyormuş.
"Nasıl böyle budalaca bir şey yapmamı ister.
Bir de ülkenin en iyi mücevher ustası olacak.
Bu saçmalığa bir yıl boyunca nasıl katlanacağım,
böyle bir eziyetle nasıl yaşarım. Bu ne biçim ustalık.
Ustalık kaprisi yapacaksa, bari başından yapmasaydı."
diye devamlı söyleniyor, her önüne gelene
ustadan yakınıyor ama avucunu hiç açmıyormuş.
Avucu kapalı uyuyor, bütün işlerini diğer eliyle yapıyormuş.
Ve bu duruma da giderek alışmaya, diğer elini çok rahat
kullanmaya başlamış. Uyurken de yanlışlıkla avucu açılıp
taş düşmesin diye hep yarı uyanık uyuyormuş.
Böylece bir yıl geçmiş, her günü zorluklarla dolu,
her gecesi de yarım uykuyla yaşanmış bir yılı tamamlamış.
Ve o gün gelmiş. Genç adam tam bir yıl sonra,
büyük ustanın karşısına çıkmış.
Usta bir süre beklettikten sonra yanına gelince,
genç adam ne kadar saçma bulursa bulsun,
bu sınavı başarıyla tamamlamış olmanın verdiği
gururla elini uzatmış, avucunu açmış.
"İşte taşın" demiş, "Bir yıl boyunca avucumda taşıdım,
şimdi ne yapacağım?" Yaşlı usta sakin bir sesle cevap
vermiş: "Şimdi sana bir başka taş vereceğim, onu da
aynı şekilde bir yıl boyunca avucunda taşıyacaksın."
Bu söz üzerine genç adam bütün sükunetini
kaybetmiş, bağırıp çağırmaya başlamış.
Yaşlı ustayı bunaklıkla, delilikle suçlamış,
mücevher ustalığını öğrenmek için gelen genç bir insana
böyle eziyet ettiği için, hasta olduğunu bağıra çağıra
söylemiş. Genç adam bağırıp çağırırken,
yaşlı usta ona hissettirmeden birtaşı avucuna sıkıştırmış.
Öfkeden yüzü kıpkırmızı genç adam, bir yandan bağırıp
çağırırken avucundaki taşı hissetmiş. Durmuş, taşı
biraz daha sıkmış ve heyecanla konuşmuş:
"BU TAŞ, YEŞİM TAŞI DEĞİL USTA!"
Öğrenmek için zaman gerekir,
sabır gerekir, ustaları izlemek gerekir.
Dünya hızlandıkça zaman kısalabilir
ama öğrenmenin esası değişmez.
Yazarı Bilinmiyor
http://hikaye.balca.net
yeşil akik
Ruhunuzun yüksek ideallerine ulaştırı. Yeşil Akik, yaşamınıza cesaret ve hoşgörü getirir. Size içtenlik kazandırır. Abartılarınızdan kurtulursunuz. Gerçek olan duygularınızı farketmenizi sağlar. Kararlar almanız gereken evrelerde ise özellikle teninize değecek şekilde YEŞİL AKİK taşımalısınız. Net kararlar alırsınız ve herşeyden önemlisi ne istediğinizi ayırt etmiş olursunuz. Ruhunuz, kalbiniz hafifler. Telaşlarınızdan kurtulup, bakış açınızı olumsuzdan olumluya kaydırmanızda size çok yardımcıdır.
Yeşil Akik, güzel yosunsu yeşil renkleriyle ruhunuzla flört etmeye başlar. Sizi, kendi dünyanıza yönlendirip arada bir köprü görevi yapar. Olumsuz ve sizi yoran negatiflerinizi, acılarınızı YEŞİL AKİK 'in verdiği cesaretle üzerinizden atabilirsiniz. Sol bileğinizde taşıdığınız Yeşil Akik kristalinden kalbinize doğru sıcaklıklar yayılmaya başlar. Kalbinizi yumuşatır. Daha hoşgörü ve umut ile dolar hale gelirsiniz. Kendi iç dünyanız, yeşilin muhteşem tonlarıyla renklenir ve zenginleşir. Bollukla ve bereketle dolu yaşam enerjiniz artar.
Fiziksel rahatsızlıklarınıza da şifa vericidir. Sindirim sistemi rahatsızlarınızı, Kalsiyum ve Magnezyum eksikliğinden açığa çıkan kemik hastalıklarınızı şifalandırmada son derece etkilidir. Demir eksikliğinden kaynaklanan baş dönmesi, halsizlik, saç dökülmesi, baş ağrılarında tedavi edici özelliktedir. Yeşil Akik kristalinin şifa enerjisi bir hayli yüksektir. Kozmik şifa enerjisini size aralıksız iletir. Huzur ihtiyaci hissettiğiniz anlarda, YEŞİL AKİK'ten faydalanmalısınız. Tatillerinizde mutlaka bileğinizde taşıyın, yeşilin verdiği sıcak enerji tüm ruhunuza ve vücudunuza yayılsın.
Meryem Ebru Sezen
6 Kasım 2009 Cuma
Etkinliğe Devam...mı?
5 Kasım 2009 Perşembe
Yeni Amigurumilerim...
Fazla yer kaplamasın diye resimleri birleştirip yayınlıyorum.Küçük Hello Kitty sevgili Semra'cığımın kızlarıma göndermiş olduğu Hello Kitty'dir.Yanındaki de kopya çekerek yapmaya çalıştığım Hello Kitty. Ancak elimdeki ipleri değerlendirdiğim ve yenilerini almaya vaktim olmadığı için pek çirkin oldu bizim Hello Kittymiz yaaavvv. hem de Galatasaraylı oldu. Ama nedeni malum!..Elimdeki beyaz ip inanılmaz kalın,tam altı kat bir ipti.Katlarını ayırmaya çalıştım olmadı.Bende kaba ve zorlayıcı olmasına rağmen azimle ördüm diyorum ama tabii ki geçen kış başlanmış bir örgüydü.Hello Kitty'lerimiz kardeş oldular.İrem beğendi.Daha da pek çok şeyler istiyorlar ama benim çok vaktim olmuyor.Yavaş yavaş elimden geldiğince bende örmeye devam ediyorum.Mesela....Bu sevimli başcık da herhalde ayıcık olma yolunda.Oysa ben maymun yapmak istemiştim.Ölçüsüz,kararsız yapılan işte ancak bu kadar olur herhalde değil mi ama?Devamı bittiğinde tekrar yayınlanacaktır efendim!..
29 Ekim 2009 Perşembe
Atatük'ün Gençliğe Hitabesi...

Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.
Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.
Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!
Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.
İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dagıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.
Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!
Mustafa Kemal Atatürk, 20 Ekim 1927****************************************************************************
"Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi"nin Ord.Prof.Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu tarafından günümüz Türkçe'sine uyarlanmış hali imiş.
Ey Türk Gençliği!Birinci ödevin Türk bağımsızlığını, Türk cumhuriyetini, sonsuza dek korumak ve savunmaktır.
Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur.
Bu temel, senin en değerli (güven) kaynağındır.
Gelecekte de, yurt içinde ve dışında, seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyecek kötüler bulunacaktır.
Bir gün, bağımsızlığını ve cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan, göreve atılmak için içinde bulunacağın ortamın olanak ve koşullarını düşünmeyeceksin!
Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz olabilir.
Bağımsızlığına ve cumhuriyetine kıymak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir yenginin temsilcisi olabilirler.
Zorla ya da aldatıcı düzenlerle, sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün gemi yapım yerleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine eylemli olarak girilmiş olabilir.
Bütün bu durumlardan daha acı ve daha korkunç olmak üzere, yurdun içinde yönetim başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık ve üstelik hainlik içinde bulunabilirler.
Dahası, yönetim başında bulunan böyleleri, kişisel çıkarlarını, yurduna girip yayılmış olan (dış) düşmanların siyasal amaçlarıyla birleştirebilirler.
Ulus, yoksulluk ve darlık içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir. Ey Türk geleceğinin genç kuşakları! İşte bu ortam ve koşullarda bile ödevin, Türk bağımsızlığını ve cumhuriyetini kurtarmaktır.
Gereksindiğin güç, damarlarındaki soylu kanda vardır.
Mustafa Kemal Atatürk, 20 Ekim 1927
Kaynak resim:img126.imageshack.us
Kaynak:www.garaj.org
******************************************************************************Sevgili Atamız geleceği o kadar net görmüş ki,
Gençliğe Hitabesinde "İşte bu ortam ve koşullarda dahi, Birinci ödevin Türk Bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuza dek korumak ve savunmaktır" demiştir.
Fazla söze de gerek duymuyorum.Ruhun Şad, mekanın cennet olsun Sevgili Atam.İnşaallah milletçe sana ve ilkelerine sahip çıkacak, sonsuza kadar yaşatacak nesiller yetiştirebilmek nasip olur. Umut etmekten asla vazgeçmeyeceğim.
22 Ekim 2009 Perşembe
Eskileri Değerlendirme Etkinliğinden
Sevgili Eylül bahçesi de yayınlamış olduğu çalışmalarıma link verememiş.Bu çalışmalarımla ilgili önceki yayınlarımdaki resimler kaybolduğu için görüntülenemiyor. Bu nedenle bende bu çalışmalarıma kısaca tekrar değinmek istedim.Şimdi resimler görüntülenemeyince hangi yazının hangi çalışmaya ait olduğunu tahmin etmek imkansız bir hal alıyor doğal olarak…
Dekoratif testimBu testi bildiğimiz kiremit renginde su testisi. Anneme komşusu vermişti.Bununla birlikte birde kocaman bir küp vermişti. O da annemin evinde.Yazlığın bahçesinde değerlendirsin diye.Annemde benim bu tür hobilerle ilgilendiğimi görünce bana verdi.Sen bunları da değerlendirirsin diye.ahşap ve seramik çalışmalarıma ilk başladığım döneme aittir.Birkaç yıl oldu yani.Linki burada
Boncuklu BluzumSade olan bluzuma hareketlilik ve şıklık katmak için ve de bakalım boncuk işlemeyi de becerebilecek miyim acaba diye el attığım bir çalışma olmuştur.Dikkat edilirse ipe dizme ve batma şeklinde olarak çalışmıştım.(Ben böyle tanımlıyorum doğru mu acaba. Eğitimini almadığım işlerde genel tanımları varsa da bu konuda cahil kalıyorum.Kusura bakmayınız lütfen) Eğer güzel bir çalışma ortaya çıkmasaydı ipi çektiğim an sökülmesi de kolay olacaktı.Neyse ki sonucu beğendiğimde böyle bir şeye de gerek kalmadı açıkcası.Yalnız bu işim çok uzun süre elimde sürünmüş olduğundan sıkılmaya başlamıştım.zaten bir daha da bu tür işi elime alamadım doğrusu. Ama elimde oldukça çok boncuklar bulunduğu için ve sade trikolarıma da şıklık katabilmek için onları da bu şekilde değerlendirmek adına yine yapmak istiyorum ki, ne zaman kısmet olur bilemiyorum.Linki burada
NOT: Bu resimleride sevgili Eylül Bahçesinin bloğundan aldım. Ne yapayım göndermiş olduğum resimleri öyle güzel düzenlemiş ki bu konu da zayıfım. Bu arada flicker hiç kullanamam sanıyorum ama picassadan bloğuma resim yüklemeyi beceremedim ve yine bilgisayarıma kopyalayıp masaüstünden yükledim.Ben bu işi öğrenemeyecek miyim acaba?
Unutmadan link vermek için sevgili Eylül Bahçesinin bloğuna uğradığımda bir çalışmama daha yer verdiğini gördüm.Onu da daha sonra detaylı anlatırım artık.Tekrar teşekkür ediyorum canım. Herkese Sevgi ve sağlık diliyorum...
19 Ekim 2009 Pazartesi
Pratik Bir Bilgi...
Bende siyah oje alıp, taşların düşüp boşalan yerlerine ojeyi bolca damlatıp kuruttum ve o şekilde tekrar kullanmaya başladım. Daha önce başka takılarımda da bu uygulamayı yapmıştım ve kesinlikle eksilen taşların yeri hiç farkedilmiyor.Denemediyseniz denemenizi tavsiye ederim.
Herşey gönlünüzce olsun.Sevgiler.
2 Ekim 2009 Cuma
Herşey Sağlık İçin...
Dün akşam amcamlar geldiler. Ankara dışında yaşıyorlar.Yengem kendisi sağlıkçıdır. Dün bize Reishi'den bahsetti. Çinlilerin yıllardır kullandığı bir tür kırmızı mantarmış ve ölümsüzlük mantarı diye de adlandırılıyormuş. Bende merak ettim ve bugün internetten geniş çaplı araştırdım. Ancak özellikle sağlık konusunda internet üzerinden alıp kullanmaya güvenemediğim için doktoruma sormayı uygun buluyorum. Onun tavsiyeleri ve bilgilendirmesi doğrultusunda belki tanışabilirim bu bitki ile. Eğer sizlerinde bilgisi varsa önerinizi bilmek isterim.
http://www.kirmizireishi.com buradaki siteden edindiğim bilgileri sizlerle de paylaşmak istedim. Ama her zaman dediğim gibi doktorlarımıza danışmak en doğrusu diye düşünüyorum.
- Günlük yaşamı sağlıklı sürdürmek,
- Vücudumuzun doğal savunma mekanizmasını güçlendirerek olumsuz etkilere karşı korumak,
- Yaşın ilerlemesi sonucu oluşan problemlerin önüne geçmek,
- Bağışıklık, sinir, dolaşım, solunum, boşaltım, kas ve kemik sistemlerini güçlendirmek,
- Yüksek tansiyon, kolesterol, diabet, bronşit, prostat gibi problemlerle baş etmek,
- Kanser, karaciğer bozuklukları, hepatit, HIV/AIDS gibi hastalıklardan korunmak ve bu hastalıklarla savaşmak,
konularındaki faydaları kanıtlanmıştır.
Ayrıca bir arkadaşımdan gelen maili de sizlerle paylaşmak istiyorum.Herşeyin başı sağlık ve bir radyoloji doktorunun tavsiyelerine de lütfen kulak verelim.
*Telefona SOL kulağınızla cevap verin.
*Günde 2(iki) kere kahve içmeyin.
*SOĞUK su ile hap almayın.
*19 'dan sonra YEMEK yemeyin.
*Tükettiğiniz YAĞLI gıdaların miktarını azaltın.
*Sabahları daha çok, akşamları ise daha az SU için.
*Cep telefonu BATARYA'ları ile mesafenizi uzak tutun.
*UZUN süre kulaklık takmayın.
*Gece 10 sabah 06, en ideal uyuma saatleridir
*Uyku öncesi İLAÇ aldıktan sonra hemen uzanmayın.
*Şarjınız SON çizgiye indiğinde,yani çok çok az bir şarz seviyesinde iken telefona cevap vermeyin, zira yaydığı radyasyon 1000 kat fazladır.
Herkese sağlıklı,hayırlı, verimli, uzun ömürler diliyorum.Hasta olanlara da acil şifalar diliyorum...
23 Eylül 2009 Çarşamba
Hayat İşte Böyle Maalesef...:(((.....:)))
Ancak hayat o kadar boş ki, Allah'tan öncelikle sağlıklı, hayırlı ömürler dilemek ve herşeyi dert etmemek de gerekiyor. Allah kimseye kaza bela vermesin.Sabah servisle giderken aynı birimde çalışan bir arkadaşımız Nedim GÜNAY'ın dün öğle saatlerinde Bolu Düzce Tem otoyolunda ailesi ile kaza geçirdiğini ve kendisinin olay yerinde vefat ettiğini, eşinin durumunun ağır ve iki küçük çocuklarının da yaralı olduklarını öğrendik.Zaten işyerine gittiğimde kimse iş yapabilecek durumda değildi.Benimde kreş için hazırlamam gereken evraklar vardı ve çok zor kafamı toparlayabildim. Ama maalesef hayat devam ediyor.Bu kreş işleri için izin alıp çıkmak durumunda kaldım. Çok büyük üzüntü duyduk. Ama elimizden başka şeyde gelmiyor. Allah rahmet eylesin.Mekanı cennet olsun inşaallah.Çok iyi, kendi halinde bir insandı.Yaşı da çok gençti.
11 Eylül 2009 Cuma
Nereye Gidiyoruz...
Ülkemizde bunca sıkıntı varken, yaşananlar içimizi daraltırken, sadece üzülmek ve sinirlenmekle yetinebiliyoruz. Başka hiçbir şey elimizden gelemiyor. Ama toplum olarak kendimize çeki düzen vermediğimiz sürece daha pek çok badireler bizi bekliyor maalesef. Geleceğimizi ve çocuklarımızı düşünmek zorundayız. Cahil değil, bilinçli, duyarlı, birlik, bütünlük içinde olmalıyız. Bu ülke bizim ülkemiz. Herkes üzerine düşeni layıkıyla yapmak zorunda. Bu uğurda hiçbir menfaat gözetmeksizin. Çünkü geleceğimiz, çocuklarımız için bu bizim en büyük görevimiz. Bu topraklarda sevgi, saygı, hoşgörü içinde birlik, bütünlük olmalı. Hiçbirşeyin kavgasını yapmamalı ve dış kuvvetlere prim vermemeliyiz. Bununla birlikte bilinçlenmeli, ülke ve millet yararına ne gerekiyorsa yapmalıyız. İktidare gelenlerin amacı da bu olmalı. Amaç hizmet olmalı.çok mu zor bunlar? Neyin kavgası yapılıyor. Çözüm üretmek yerine suçu birbirlerine atmakla herşey hallonuyor mu? Sadece halkın sinirleri geriliyor ve çaresizliği ile kalıyor. Bana göre aslında Türk Milletinin silkinme zamanı çoktan geldi de geçiyor bile...Bende diyorum "Allah islah etsin ve sonumuzu hayırlı eylesin!.."fotogaleri.hurriyet.com.tr/
Kırmızı Tasma Kolyem...
10 Eylül 2009 Perşembe
NEVA...
Kitabın ilk sayfalarında sıkıldım. Seviyeli ilişkileri ve seviyeli esprileri kabul ederim ancak çocukluğumdan beri laubaliliklerden tabiri caizse sululuklardan hoşlanmam. Kitabın başında izmir’li liseden dört gencin daha sonra istanbul’da üniversiteyi kazanmaları ve orada yeni bir hayata atılmaları ve bunların aralarında geçen laubali diyaloglarına yer veriliyor. Hikayenin baş kahramanı aynı zamanda da yazarı Ilgın’ın dürüst, saf ve samimi bir ilişki arayışı içinde olması ve tıp fakültesini bitirdikten sonra Ankara Hacettepe Üniversitesine gelmesi ile hareketlilik kazanıyor benim açımdan kitap. Burada Neva ile karşılaşıyor. Aralarında çok güzel bir sevgi başlıyor .Ilgın’la Neva’nın sevgileri her geçen gün büyüyüp, evliliğe doğru yol alırken bir taraftan da Neva’nın geçmişleri ile yüzleşmeler başlıyor. Ilgın‘ın bazı değerlere verdiği önem ilişkilerinde sarsıntılara yol açıyor. Neva’yı çok sevmesine rağmen Neva’nın geçmişinde yaşamış olduğu birtakım ilişkilerden rahatsızlıklar duymaya başlıyor. Özellikle ablası ve ablasının eşi ile istemese de akraba bağları olacaktı.O zaman Ilgın’ın onların karşısında düşeceği durumu çok iyi anlıyabildim açıkcası. Neva geçmişinde, eniştesi ile ablası nişanlı iken, eniştesinin ev arkadaşı ile önce dört kişi yemek yemişler.Daha sonra ilk defa karşılaştığı eniştesinin ev arkadaşı ile o gece aynı evde,aynı yatakta geceyi geçirmişler. Ablasının o gece nişanlısının evinde nişanlısının arkadaşı ile kız kardeşini baş başa bırakmasını Ilgın kabullenemedi. Bu olay Ilgın Neva’yı tanımadan yaşanmış bir hadise ancak .Ilgın ablasının bunu kardeşine yapmış olmasından ve o zamanlar nişanlısı, şimdiki eniştesinin de bu olayda rol almalarından dolayı onlara tepkili ve onları gördükçe Neva’nın bu geçmişi aklına geliyor ve rahatsızlık duyuyor, gerginleşiyor ve Neva’yı çok sevmesine rağmen, o an nefret duygusu ile de Neva’ya karşı da asabileşiyordu. Bu bağlamda Ilgın’a hak verdim.Özellikle ahlaki değerlerimize ters düşen bu durumda Ilgın’ı anlayabiliyorum.Bunun dışında aralarındaki sevgi çok büyüktü. Ama Neva’nın o geçmişi ve diğer yaşadıkları her daim Ilgın’ın beynini meşgul edecekti. Neva dürüst davranıp her şeyi olduğu gibi anlatmakla ilişkilerini çıkmaza soktu. Ama keşke baştan yaşanmamış olsaydı o geçmiş. Neva’da saf ve temiz duygularla sevmişti Ilgın’ı.Keşke Ilgın psikolojik destek aldığı kişiyi dinleseydi de, olayları bu boyuta getirmeseydi. Özellikle uyarılmıştı psikiyatrist tarafından. Ama Ilgın sinirlerine hakim olamadı ve Neva’yı rencide etti çok ağır laflar sarfetti ve Neva’nın intihar etmesine vesile oldu. Bence bu tür yaşanmışlıklardan ders almak adına özellikle gençlerin okuması gerekir diye düşünüyorum. İkili ilişkilerde ki değer yargılarının önemini daha iyi anlamalarına ve yapılan hataların ne gibi sonuçlar doğurabileceğini anlayabilmeleri adına gençlere tavsiye ederim. İleride benim kızlarımın da okumasını isterim bu kitabı.
8 Eylül 2009 Salı
Katre-i Matem ve Biraz da Benden...
Bloğumu kapattığımda kendi arkadaş çevremden bayağı bir tepki aldım. Biz ne güzel takip ediyorduk seni diye. Yazılarımla ilgili yorumlarını bizzat bana yapıyorlardı.Hatta benim okuduğum kitapları ya benden temin ediyorlardı, ya da kendileri de alıyordu. Hatta okuduktan sonra kitaptan memnun kaldıklarında bu kadar güzel kitapları nereden buluyorsun diyorlardı. Bende blog arkadaşlarımızın tavsiyesi ile alıp okuduğumu söylüyordum. O nedenle kitap seçiminde bile ya bana danışıyorlardı, ya da bloğumdan takip ediyorlardı ki, son zamanlarda kitap yorumlarıma bile değinemez duruma gelmiştim. Tam gün çalışan bir kişi olarak evde kesinlikle blog olayına vakit ayırmak mümkün değil.Birkaç gün bakmayınca zaten yavaş yavaş da kopuyorsunuz.Neyse tepkiler üzerine tekrar açık tutuyorum ama güncellemek gibi bir kaygıya kapılmayacağım.Yine kendi özel alanım olacak.Yazmak istediklerimi ve kitap yorumlarıma, fırsat bulursam da yapmış olduğum diğer hobi çalışmalarıma yer vereceğim. Sevgili arkadaşlarımı da bu konuda kırmak istemedim.Kesinlikle izlenmek veya izlenmemek gibi bir kaygı içinde de değilim, olmak da istemiyorum.Benim amacım sadece paylaşmak.Okuduklarımdan, yaptıklarımdan vs... şeylerden başkaları da yararlanabiliyorsa ne mutlu bana.Birşeyler vermek, insanlara faydalı olabilmek isterim. Umarım burada bulunduğum sürece de bunu başarabilmişimdir.Bende diğer blog arkadaşlarımdan birçok şeyler öğrendim.Buranın da insana çok güzel şeyler kattığına, çok faydalı şeyler öğrettiğine inanıyorum.Çünkü burada karşılıksız paylaşım var.Bazı zamanlarda yazmaya gerçekten vakit bulamıyorum, o zaman uzaklaşmak istiyorum hepten ama yazmadan da duramıyorum, bundan dolayı da kopamıyorum.Dediğim gibi güncellemek gibi bir kaygıya düşmeyeceğim.Ne zaman fırsat bulursam o zaman yazacağım.Yazamadığım gibi, çoğunlukla takip etme fırsatım da olmuyor.O nedenle ara sıra ziyaretlere gelebiliyorum.Şunu yazmak için bile gece yarısını çoktan geçirdim.Allah'tan yarın pazar.Hafta içi bitap düşüyorum.Bünye kaldırmıyor uykusuzluğu.Neyse son günlerde okuduğum kitaptan bahsedeyim.Gelelim Kitabımızın Konusuna;Roman, yazarının kim olduğu hakkında herhangi bir bilginin yer almadığı ve müzayededen alınan el yazması bir kitapta anlatılan, bir devre adını veren lalenin izinde O dönemin Osmanlı İmparatorluğunun gizemli,ihtiraslı, entrikaları,lükslüğü,sefaleti,isyanları ve o zamanların İstanbul'unu anlatıyor.
İstanbul bu romanda, karmaşası, heyecanı, isyanları ile lalelere bürünüyor. Öyle ki lale sadece bir çiçek değil, bir yaşayış tarzı, estetik bir tavır, kültürel ve tarihsel bir birikim olarak İstanbulu, hatta tüm Osmanlıyı çevreliyor.
İskender Pala, Katre-i Matemde usta kalemiyle lalelere bezediği İstanbulda kavuşup doyulamayan, kavuşulamayıp yakan aşkların elemli ve Osmanlı hallerini de tüm ıstırap ve coşkularıyla anlatıyor. Sevdiğini, aşklarının ilk gecesinde kaybeden Şahinin macerasını anlatan roman, bu kaybın ardındaki esrarı çözmek için külhanlara, tomruklara, lalezarlara ve hatta Osmanlı sarayına kadar gidiyor. İşte bu yolculuk, okuru hiç ummadığı yerlerde hiç ummadığı maceralarla karşılaştırıyor.
Cinayetlerin gölgesiyle giderek gizemli bir hal alan olaylar Lale Devrine nihayet veren Patrona Halil İsyanının yakıcı siyasal çalkantılarıyla birlikte çözülmeye başlıyor.
Kalemimi hokkaya bandırdığım şu anda ki Nevşehirli Damat İbrahim Paşayı canından; Sultan III. Ahmeti de tahtından eden cehennemden nişan Eylül İhtilalinin üzerinden henüz iki hafta geçti- şahit olduğum olayları yazıp yazmamakta kararsız sayılırım. Bilemiyorum. Yazmak gerektiğini düşündüğüm şeyler bir bakıma devlete ait sırları ifşa etmek gibi bir ihanetin ağırlığını da vicdanıma yükleyecek. Öte yandan Şarkın kutsal çiçeği laleye dair yorumlarda bulunacak ve belki şükufeciyan esnafını gücendirmiş de olacağım. Ama birisi çıkıp yiğit Şehzade Ahmeti, aşağılık isyancıların yaptıklarını, cennete benzeyen İstanbulu ve Sadabatın laleye kattığı zarafeti anlatmazsa bu dahi tarihe ve şehre haksızlık sayılır. ...
Bir cinayetin peşinden İstanbul’da meşhur lale devrinde yaşanan Osmanlı imparatorluğunun karmaşası, isyanları lükslüğü, sefaleti, entrikalarını anlatıyor. Lalenin büyüleyici, gizemli güzelliğinde ve sürükleyici bir yolculuk yaptırıyor Katre-i Matem. Bu vesile ile bilinmeyen şehzadelerden birini de gün yüzüne çıkarıyor.Kitabın içinde geçen birçok olayların kurgusal olduğunu düşünmedim değil. Ancak lalenin o döneme adını vererek tarihimize de meşhur lale devri olarak geçecek kadar da gerçekçi buldum. Katre-i Matem, Matem damlası lalenin büyülü, gizemli güzelliği ve kokusunda bir aşkın, sefahatin kokusunu duyarken, aynı zamanda bir cinayetin de izini sürüyor ve bambaşka olayların içinde buluyor kendini insan okurken.Aynı zamanda bazı bölümlerinin sonundaki hikayeler de bambaşka bir renk katmış kitaba.Büyüleyici ve okunulası bir kitap Katre-i Matem.

