EVİMİN HALLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
EVİMİN HALLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2016 Çarşamba

Çiçek Hayata Renk ve Güzellik Katar...:))

Benim birikmiş mevzularım var. Hangisini yayınlarım,bloğuma arşivlerim,paylaşırım,bazılarını da es geçerim bilemiyorum ama an itibarıyla paylaşmak istediklerim burada olacaklar. Daha öncesinden yazmak istediğim konularla ilgili resimlerimden bir klasör oluşturmuştum.Fırsat buldukça burada yazdığım konu ile ilgili resimleri kullanacaktım. Şimdi bugün yine çiçeklerimden bahsetmek istiyorum. Aslında son yıllara kadar çiçeklerle aram iyi değildi. Evimde birkaç tane çiçek olurdu ama sulamasını yapar, fazla da ilgilenmezdim.Ona rağmen küçücük saksıdaki çiçeklerimin kaç defa saksılarını büyütmüş,büyümelerine tanık olmuştum. Çok aşırı büyüdüklerinde tavan yaptıklarında ilgilenen komşulara veriyordum. En son çiçeklerimi de 3 yıl öncesi aldığımız evin bina girişine bırakmıştım hala orada duruyor. Bazılarını kuruttular ama şimdi sadece kauçuk çiçeğim hayatta kaldı.
Evimde ise şu sıralar en çok orkidelerimi, succulentlerimi,Aloe Veralarımı, Terrariumu seviyor ve yetiştiriyorum.Çiçeklerle hakikaten ilgilenmek, onların o güzel gelişimlerine tanık olmak insanı mutlu ediyor,hayatınıza anlam katıyor inanın.Yaptığınız her birşeyin olumlu dönütü insanın mutlu olması için yeterli bence.Hayata güzel bakmak, güzel şeylerle meşgul olmak terapi aslında.
Buradaki beyaz orkidem hediye gelmişti.Çiçekleri geldikten sonra epey bir zaman durdular.Daha sonra internette orkide bakımıyla ilgili yazıları okudum ve orkideme internette öğrendiklerimi uyguladım. İnternette öğrendiğim şekilde serin ve sadece ışık alan yere koydum.Sulamalarını genelde alttan suya daldırma şeklinde yaptım ve çiçekleri döküldükten sonra üçüncü boğumlarından kesip, sabırla beklemeye başladım.Bu şekilde bozulmadan çok şükür gelişmeye devam ettiler.Bana geldiği zamanki çiçekli halini de sayarsak üçüncü kez çiçeklendiler.Çiçekleri dört ay boyunca rahatlıkla kalıyorlar.Tabii çiçekleri dökülünce tekrar açmaları içinde bir o kadar ay bekliyorsunuz sabırla.Buradaki açan orkidelerimden bir tanesi.
Hemen yanında yeni filiz vermeye başlayan başka cins beyaz ve fuşya orkidelerim daha var. Onların açması sanıyorum baharı bulacaktır.Yandaki resim fuşya rengi orkidemin dökülmeden önceki hali.Onun da tekrar açmasını sabırsızlıkla bekliyorum. O sıralarda yukarıdaki beyaz orkidem de yavaş yavaş çiçeklerini döker sanıyorum. Biri çiçeklerini dökerken diğerleri açacaktır yanii.
Burada da Aloe vera çiçeğim geçen yıl komşum küçücük bir fide halinde bu aylarda vermişti. hemen toprağa dikmiştim. Daha sonra hızla büyüdü ve etrafından birçok fideler çıktı.Birçok defa eşe dosta küçük saksılara dikerek verdim ve çoğaldılar. Hala da etrafından çıkmaya devam ediyorlar. Çok faydalı olduğunu duymuştum. Dallarından bir parça koparıp içinden çıkan jeli yüzünüze ve ellerinize sürdüğünüzde çok iyi geliyor.Yaralara, yanıklara ve nemlendirici olarak da kullanılabiliyor.Zaten kozmetiklerde de çok duymuşuzdur kullanıldığını.

22 Ocak 2016 Cuma

Kara Merhaba

Ankara'da dün gece yarısı başlayan kar bütün gün sürdü.Sabahleyin evden çıktığımızda karın muhteşem görüntüsüne tanık olduk.Bir önceki yazımda karın yoğun bir şekilde yağmasını dilemiş ve çocuklarımızla bunun tadını çıkarmayı arzu ettiğimden bahsetmiştim. Çok şükür bu dileğimiz yerine geldi.Kar hafta ortasında yağdığı için okullar tatil oldu.Aslında çocukların okulları kar nedeni ile tatil olunca çalışan annelere de tatil olsa çok iyi olur. Çünkü hepimiz yaşadık. Kar tatili olduğu zaman çalışan anneler çocuklarını bırakacak yer bulamıyabiliyorlar. Neyse biz olayın iyi tarafından bakalım.Karın güzelliğinden bahsedelim. Karın yağması insanın yüreğini ısıtıyor soğuk havaya rağmen.Çocuklarla birlikte yetişkinler içinde mutluluk, eğlence kaynağı.Saf ve temiz duyguları barındırmasıyla ve içimizdeki çocuğun kıpır kıpır canlanmasına vesile de oluyor.Dünden beri ben de aynı duygulardaydım. Sabahleyin servisimizin geç gelip, işyerimize de gecikmeli gitmemize rağmen mutluydum.Böylesi güzelliğin tadına varmak için bu kadar meşakkate de katlanılırdı doğrusu. Çocuklar adına da çok sevindim ben.Çocuklarda karın tadını doyasıya çıkardılar.
Çocuklarda evdeyken arkadaşları ile bahçeye çıkıp, oynamışlar, kardan adam yapmışlar.Bana da resimlerini gönderdiler.Ülkemizde maalesef göz ardı edilen bir gerçekten de bahsetmeden edemeyeceğim. Bir taraftan doğal mutluluklar yaşarken, elde olmayan nedenlerden dolayı da üzülmeden edemediğimiz durumlar var tabii ki.Bizim ülkemizde doğaya ve insanların yaşam alanlarının olmasının gerekliliğine önem verilmiyor maalesef. Çocukların rahatça oynayacağı güvenli,geniş, doğal imkanları da içinde barındıran yerlerin gerekliliğine karşı duyarsız kalınıyor..Bazı çocuklarımız oyun oynayacak güvenli ve geniş alanlar olmadığında bu tür güzellikleri bile pencereden seyretmekle sınırlı kalıyor.Ben binaların içi içe yapılmasından, yeşil alanların,oyun alanlarının yok edilmesinden büyük bir üzüntü duyuyorum. Maalesef her konuda olduğu gibi bu konuda da mutluluklarımız yarım kalıyor.Başkalarını da düşünmek zorunda hissediyoruz ve herkesin, her çocuğun en iyi şartlarda yaşaması, eğlenmesi, güzellikleri tatmasının hak olduğunu düşünüyoruz.Keşke herşey insanlık adına yapılsa, çıkarlar ön planda olmasa...Ne yazarsak yazalım yazının boyutu başka taraflara gidebiliyor, etrafımızdaki olumsuzlukları görünce.Neyse;
Ben de bu güzelliğin tadını çıkarmak adına öğlen saatinde karda yürüyüş yaptım.O tertemiz havayı soluyup, kar manzarası resimler çekinmeyi de ihmal etmedim.
Bize sunulan her güzelliğin tadını çıkarmak gerekir. Birçok insanımız bazı şeyleri yapmaktan çekinir. Aman üşütürüz, hasta oluruz. Aman bu soğukta çıkamam. Yürüyemem, ıslanırım. Anlamıyorum. Ben yağmurda ıslanmayı bile çok severim. Ben mi deliyim acaba..:)) Akşam eve geldiğimde komşularımız da çocukları ile birlikte dışardaydılar.
Benim kuzularım da kapıdan beni çevirdiler. "Anne ne olur bizde çıkalım" diye. Ben de tekrar çocuklarla dışarı çıktım. Çıktığımıza da değdi doğrusu. Tüm yorgunluğumuzu attık.Dışarıda kızak kayıp, kartopu oynadık.Karın üzerine uzandık.Çocukla çocuk olduk. Onlar da keyif aldılar.
Çok keyifliydi.Her zaman her güzelliğin tadına varmak dileği ile sağlıklı,mutlu,huzurlu,eğlenceli tatil diliyorum. Ben de izin aldım ve çocuklarımla birlikte olmanın keyfini çıkarmak istiyorum İnşaAllah.Sevgiyle Kalın...

21 Aralık 2015 Pazartesi

Hayata Güzellik Katmak...

Merhabalar, Yeniden yazmaya ve paylaşmaya karar verdim.Yazmaktan ve paylaşmaktan her ne kadar keyif alsam da, son yıllarda üşenme durumlarım oldu.Tabii ki bu arada çok verimli çalışmalarım, kazanımlarım, keyif aldığım uğraşlarım oldu.Daha önce bunlardan da bahsetmiştim.Bunların sonucundan inanılmaz büyük keyif aldım. Bu keyifli uğraş ve kazanımlarımı çevremde sevdiklerimle de paylaştım.Ancak burada tekrar paylaşmak için bir türlü başlangıç yapamadım.Çok şükür günlerimiz dolu dolu ve verimli geçiyor.İnsanlar hayata pozitif bakarak ve en önemlisi kendilerini keyiflendirecek, gururlandıracak uğraşlar edinerek hayatı eğlenceli hale getirebilirler aslında. Ama maalesef etrafımızda o kadar çok görüyoruz ki; yapacak birşey bulamayıp, sağa sola çatan, kendi acizliğini görmeyip, başkalarının dedikodusunu yapan, bununla kendini avunduran insanlar var etrafımızda. Zavallı olarak görüyorum ben onları. Kendilerine de yazık ediyorlar. Oysa; "Nazar Etme Ne Olur, Çalış Seninde Olur" :)) felsefesinden yola çıkarak, başkaları ile meşgul olmak yerine kendilerine güzel uğraşlar bulsalar, sosyal aktivitelere katılsalar,kitap okusalar, hiç birşey yapamıyorlarsa çiçek yetiştirseler, kendilerine çok şey katmış olurlar. Hayatları anlam kazanır, bu hayatta bir amaç edinmiş olurlar. Sonuçlarından ise kendilerini değerli hissetmelerine ve çevreleri tarafından da takdir edilmelerine ve saygı duyulmalarına vesile olmuş olurlar. İyilik ,bilgelik, verimlilik, paylaşımcılık manevi boyutta insanları her zaman güzel yerlere taşır. Ben bunu söylerim ve bunu yaparım. Umarım o tür insanlar kendi acizliklerinin farkında olup, silkinirler diyor ve asıl konuma değinmek istiyorum. Elimden geldiğince tekrar Hayata Dairlerimi paylaşmaya devam edeceğim. Elimin dokunduğu, ben de keyif veren her türlü paylaşımlarıma burada yer vereceğim. Bugün ise Terraium çalışmama yer vereceğim.
Terrariumun anlamını, tesadüfen annemlerin yazlıktaki bahçelerinden getirdiğim succulent çiçeğini, cam fanus edindikten sonra içine ekip,yanına da minyatür kaktüs türevleri arayışına girdiğimde öğrenmiş oldum.Benim kendi tasarımım sanıyordum .Ancak bana ait bir fikir olmadığını ve bu tür bir çiçek yetiştirmenin de son zamanlarda yaygın olduğunu, adınında Terrarium olduğunu internette tesadüfen öğrendim.Anlamı ise "terra" Latince'de toprak, "arium" ise "aquarium", yani bildiğimiz akvaryum demek olduğundan "terrarium"; toprak akvaryum" imiş.Terrarium ile karşılaşmadan önce camı seviyor olduğumdan; yazın tatile gittiğimde denizden getirdiğim taşlarla ve deniz kumu ile dizayn ettiğimde kumsalda yetişen bitki görünümü veren dekoratif bir görünüm elde edeceğimi düşünmüştüm. Gerçekten de çok şık duruyor.
Her ne kadar böyle bir tasarım var olsa da, ben evde kendi olanaklarımla ve emeğimle kendi terrariumu yapmış oldum. İlk yapma fikrimden sonra bayağı bir oynayıp, tekrar tekrar düzenledim ve en son hali ile evimde her zaman görebileceğim, keyifle bakabileceğim bir yerde yerini aldı.Şimdi ise içindeki bitkilerimin büyümesini ve daha yoğun bitkisi ile daha gösterişli olmasını sabırsızlıkla bekliyorum. Bu bile insana haz,keyif veriyor ve umutlu bir bekleyiş için, anlam katıyor. Siz ne dersiniz?

22 Mart 2011 Salı

Mart Kapıdan Baktırır, Kazma Kürek Yaktırır...

Atalarımız ne güzel söylemişler."Mart Kapıdan Baktırır, Kazma Kürek Yaktırır" diye... Mart ayı ile baharın geldiğini düşünürüz. Bir bakarsınız ki her yer günlük güneşlik, bir de bakarsınız ki sabah uyandığınızda  her yer bembeyaz.İnsanı şoke eder bu durum. Ankara'da zaten uzun geçen kış ayları nedeni ile kendimizi baharın geldiğine inandırmaya çalışırız ama hayali olur bu durum genelde. Aslında Nisan ayında bile karın yağdığına tanık olmuşuzdur. Mayıs'ta da yağmış mıdır ben hatırlamıyorum ama zaten havalar da Haziran ayının ortalarından sonra ısınmaya başlar. Yazlar çok sıcak olmakla beraber kısa sürer. Yalnız bu yıl kış kışlığını geç de olsa gösterdi. Tam üç kez kar yağdı. İlki hakkında bu yazımda bahsetmiştim.


İkinci karımız da 29 Ocak'ta yarı sömestr tatilinin başlamasından birgün sonra yağmıştı. O karımızdan bahsedememiştim. Bahsetmek istedim çünkü her yıl böyle bir kış yaşamıyoruz. İnsanların kendi aralarında veya benim konuştuğum kişilerden en son 1996 yılında yağdığını söyleyenler veya 1980'li yıllardan bahsedenler bile vardı. Benim ise hatırımda kalan 2000 yılında büyük kızımın doğduğu dönemlerde doğum sonrası izinlerim bittikten ve ben bankadaki işime döndüğümde eve gelirken ve giderken yaşadığımız sıkıntılardı. Hiç unutmuyorum o zamanlarda böyle yoğun kar yağmıştı. Kapımızın önünde arabamız olduğu halde arabayı çıkartamıyor ve taksiye binmek zorunda kalıyorduk. Birgün eşim beni almaya geldiğinde arabamızla yokuş aşağı arabamızın dönerek indiğini hatırlıyorum. Velhasıl benim hatırladığım on yıl öncesi böyle bir kar yağışına tanık olmuştum. Geçen yıl böyle bir kar yağışı olmamıştı.

Sömestr tatilinin ertesi günü biz arkadaşlarımızla Ilgaza geziye katılacaktık. Bu kar yağışı nedeni ile gezimizde iptal oldu. Kar yağışı hayatı olumsuz etkilese de , yolda olanlar özellikle sıkıntı yaşasalar da, insana huzur ve keyif veren yanı ile çocuklar kadar yetişkinleri de sevindiriyor. Bizde bu ikinci karda çocuklarımızı kar havasına çıkarıp, eğlenmelerine destek verdik, kardan adam yapmalarına yardımcı olduk.Onların oyununa, sevincine, keyiflerine ortak olduk.
En son karımızda 8 Mart'ta yağdı. Bu sefer kar bizi iş çıkışı yakaladı.O gün dışarıda olan insanlar, işten evlerine dönerken epey sıkıntı yaşadılar. Benim evim işyerimize yakın olduğu için en fazla bir yarım saat gecikme olmuştur ama uzakta olanların evlerine ancak gece yarısı ulaştıklarını biliyoruz.Arkadaşlarımızdan yolda olanlara ulaştığımızda yol durumlarından haber alıyorduk. Hatta evlerine ulaştıklarında telefonla arayıp gece 11,00-12,00 civarlarında yeni geldiklerini söylüyorlardı.Otobüslerle evlerine gitmekte olan bazı insanlarında Eskişehir yolundan Sıhhiye'ye kadar yürüdüklerini duyduk.Çok meşakkatli durumlar.Aslında genel olarak insanlarında bu tür sıkıntıları yaşamasında katkısı olmuştu o gün. İmkanları olanlar toplu taşım araçlarını kullanmış olsalardı, trafikte bu kadar sıkıntı yaşanmazdı.Ayrıca insanlar tedbirsiz yollara çıkmışlardı o gün. Hiç bir araba da zincir yoktu.Neyse bunlar olayın başka boyutu.
Bütün bunlar biz insanların tedbirli davranması ile çözülecek durumlar.Kar yağmalı. Kış ayı kışlığını göstermeli ve dünyanın iklim dengesi bozulmamalı. Çocuklar kar havasını teneffüs etmeli. Karla birlikte eğlenmeli.
Bundan sonrasını resimlerime göre anlatacağım. En yoğun kar bu son kar oldu. Nerdeyse diz boyuna ulaşmıştı. Buna rağmen birkaç gün içinde havaların ısınması ile de eridi. Bu hafta ise havalar tekrar soğudu ve kar atıştırdı ama tutacak gibi değil tabii. Yine de belli olmaz.Her an yağabilir ve her taraf bembeyaz olabilir. Şu Nisan ayını geçirene kadar bu durumlara hazırlıklı olmalıyız. Hemen bahar havasına girmemeliyiz.
Kızlarım dışarı da evcilik oyunundan da vazgeçmediler. Karla yemek yaptılar güya...Şekiller çıkardılar. Yapraklar, tomurcuklar topladılar.
Bu da bana ikram ettikleri yemek...:)) Eve götürmek çok güç oldu.
 "Kızım hasta olursunuz içeri girelim" dediğimde Minik kızımın girmemek için söylediği sözse yüzümü güldürdü..."Anne kar yeteneksiz insanları hasta eder."..:)))

21 Mart 2011 Pazartesi

Ben de Ne Var, Ne Yok!!!....

Bloglar kapatıldı mı? Kapatılmadı mı? Bazen girebiliyoruz, bazen giremiyoruz. Ama sık ziyaret edemediğimi de belirtmek istiyorum. Başka blogları artık okuyamıyorum. Sadece kendi bloğuma arada bakabiliyorum.

*Şu sıralar kitap okuyamıyorum.... YOK....
*Ders çalışıyorum. ALES'e. Uzaktan eğitim programları ülkemizde yaygınlaşınca ben de zaten okuyan biri olarak bari alanımdaki dersleri okuyayım, çalışayım ve uzmanlaşayım dedim..... VAR.....
*Hafta da en az birgün arkadaşlarımla voleybol oynuyorum.... VAR....
*Arada sinemaya gidiyoruz...VAR.....En son "Aşk Tesadüfleri Sever" e gittik. Film bize vasat geldi. Çok da beğendiğimi söyleyemiyeceğim.
*Arada tiyatroya gidiyoruz...VAR....En son "Benim Tatlı Meleğim" adlı oyunu izledik. Biz beğendik.Oldukça duygusal ve müzikal bir oyundu. Tavsiye edilir.
*Gezi planlarımız vardı, ancak bir tanesini iptal etmiş, daha sonraya ertelemiştik hava muhalefetinden dolayı...YOK...
*Hobi çalışmalarına hepten ara verildi zamansızlıktan ve yoğunluktan dolayı...YOK...
*Kızımın derslerinde daha önce eşim yardımcı oluyordu. Ama şu sıralar kızım benimle çalışmaktan keyif aldığı için, "anne sen çok güzel öğretmenlik yapıyorsun" dediği için etkinlikten çok öğretmencilik oynuyoruz...YOK..
*Bu ara ufak kızımızda kendi kendini idare ettiği ve kendi kendine keyifle oynadığı, boyamalar, resimler yaptığı için etkinlik yapamıyoruz...YOK...
*Arkadaşlar ile arada güzel anlar geçiriyoruz.....VAR....
*Kutlamalar yapıyoruz....VAR...

Şimdilik aklıma gelenler bunlar sevgili blog...Daha sonra hatırladıklarım olunca buraya ilave ederim belki onları da...Sağlık, esenlik ve güzel bir hafta diliyorum....

21 Haziran 2009 Pazar

Babalar Gününden ve Bizden...

Bugün aynı zamanda babalar günü idi.Bu yıl babalar gününü de yine babamlar uzakta iken karşıladık.Telefonla kutlandı.Eşimin ise 19 Haziran doğum günü idi ve çifte kutlama yaptık.Doğum günü ve babalar günü birlikte 19 Haziran da kutlandı.O gün eşiminde unutamıyacağı bir gün oldu.En önemlisi yaş pasta almak istemedik.Ama kızımız büyümüş.Biz işyerindeyken babasına çok sevdiği mozaik pasta yapmış.Üzerini de hindistan cevizi ile süsleyip, babasının ismini falan yazmış.Bende bolca hediye alıp, üçe böldüğüm hediye paketlerini kızlarımın eline verdim ve üçümüzden ayrı ayrı hediyelere boğduk kendisini ama hediyeler benden olmasına rağmen kızlarım sanki kendileri almışcasına öyle mutlu oldular ki, hediyeleri babalarına verirken.Deren'imizin mutluluğu da ayrı bir keyifliydi.İrem'ciğim tabii bununla da kalmamış, yine babasına da kendi, çizimleri ve duygularını yansıtan bir notta hazırlamış.Babası için şiirde yazmış ama onu da ilk fırsatta kendi bloglarında yayınlarım artık.Geçen yıl babalar gününde yazlıktaydık ve çok güzel bir babalar günü kutlaması yapmıştık. Hatta bu babalar günü yazım ile bloxoo'da günün bloğu bile seçilmiştim.O zaman da eşimin Ankara dışında Seminer'de olmasından dolayı babam gelip bizi yazlığa götürmüştü ve eşim bizden ayrı doğum günü ve babalar gününü geçirmişti...

Ben sözü kısa tutup, tüm babalarımızın babalar gününü kutluyor,sağlık,huzur ve mutluluklar diliyorum.Sevgilerimle...

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Ev İşleri...

Hayatımız o kadar yoğun ve dolu dolu geçiyor ki, kendimizle ilgili olsun veya hayata dairlerim olsun anlatacak o kadar çok mevzu olsa bile fırsat bulamıyorum. Bu nedenle güncelerimizle ilgili veya düşüncelerimle ilgili konuları da geçmişe dönük yazmış oluyorum. Bazıları da arada kaynayıp gidiyor yazılamadan.

Şimdi resimlerle bunun alakasına gelince:
Geçen hafta kızlarımın odasına tam bir günümüzü ayırdık desem yeridir. Çok uğraştırdı. Çocuk odası denilen mekan sanki tek çocuklar için düşünülmüş. İkinci çocuğun eşyalarını zar zor yerleştirdik. Hala ben ve eşim şaşırıyoruz nasıl sığdırdık diye. Öncelikle iki yatağı mümkün değil, hiçbir şekilde yerleştiremiyorsunuz. Hem eninden, hem de boyundan bi on santimlik daha uzunluk olsa her şekilde yerleştirilecek ama...
Minik kızım doğduktan sonra İrem'in çocuk takımını odadan çıkarıp, özel ikisine de ait bir mekan haline getirmek istedik. Bunun içinde iki yatak olmalı, çalışma masası olmalı, kitaplık olmalı, gardrop olmalı ve İrem'ciğim tuvalet masası da istedi. Bu işi yapan mobilyacılar da bütün bu ihtiyaçları karşılayacak şekilde ölçtüler, biçtiler. Yatak ancak ranza olur dediler. Başka türlü mümkün değil dediler. Ama benim de ranzo fobim var.Üste yatan alttakinin üzerine düşerse. Birde altta yatınca fena daral da geliyor insana. Bazı arkadaşlarımla konuştuğumda da "ne var ki, bizde ranzalarda büyüdük" dediler ama ben hakikaten alışık değilim. Ben tek kızdım ve iki erkek kardeşim bir odada, bende kendi odamda gençliğim geçti...
Odaya kapıdan bakıldığında sağ tarafta ranza, altta yavru yatakta da olsun istedim. Çünkü ranzayı kullanamayacağımı biliyordum. Solda da gardropları, yanında tuvalet masası, onun yanında da boydan boya kitaplık. O da kapı arkasına denk geliyordu. Ranzanın ayak kısmına kapının sağ tarafına da çalışma masası raflı oldu.Kapıdan bakıldığında boğucu bir eşya yığını ile karşı karşıya idim.Üstelik temizliği de ayrı bir eziyetti. Ranzanın altında küçük kızım yatıyordu, yavru yatakta da İrem. O da her akşam çekilmek zorunda kalıyordu, sabah tekrar yerine konması lazımdı. Yer açılması için. Ranzanın üstüne de eşyalarını, oyuncaklarını koyuyorlardı. Resmen çöplüğe dönüyordu üst, eline geçeni İrem'ciğim oraya atınca. Eşimde yukarıda İrem'in yatması konusunda ikna edemedi beni. "İçine sinmiyorsa alttan demir çubuklar attıralım. Sağlam ama içine sinsin diye" yok...yok... yok...Hiçbir şekilde ikna olmadım.
Neyse geçen hafta sonu eşim ranzayı ayıralım dedi. Üstten çıkmalıymış.

Ayırdık. Ancak bu şekilde karşılıklı oldu. Eğer olmasaydı da oturma odası iptal olacak ve kızlara ayrı ayrı oda olacaktı. Aslında eşime çok önceleri söylemiştim bu fikrimi. Biz salonda oturalım. Bize masrafı da olmaz. İrem'in önceki takımı da yeni. Deren onu kullanır. Okula başladığı zamanda sadece mobilyaya uygun bir çalışma masası yaptırırız demiştim. Çünkü onun yatağı da büyüktü. Normalde 14-15 yaşına kadar kullanabileceğini söylemişlerdi. Yatağın başlığı çıkmalı olduğu için, içine sadece boyuna göre yatak alınması gerekiyordu. İrem 7-8 yaşına kadar kullandı. Ama "eşim oturma odamızı ben çok seviyorum niye bozalım" dedi.

Neyse, Çalışma masasının üst raf kısmını da söktük. Bodruma indirdik. Cam önünde iki yatak arasında bayağı da bir kullanışlı bir çalışma masası oldu. En önemlisi artık duvarları görebildiğim için oda ferahladı. Boğucu, kasvetli havası yok oldu.Temizliği de kolay.
yalnız İrem'in yatağının ayak ucuna tuvalet masası geldi. Bu arada kapı iptal oldu. Kapıyı da akardion kapı yaptıracağız. Onun araştırmasına girdik. Bir iki yere baktık evimize yakın pratikerlerde. Ama içimize sinmedi. Daha fazla da vakit bulamadık. Önümüzdeki günlerde bakarız artık. Bu arada kitaplığımız da antreye kaydı. Odanın dışına çıktı.

Gardrop da Deren'in yatağının ayak ucuna denk geldi. Aradaki mesafeden kapıları da açılıyor Allah'tan. Yani kısacası ucu ucuna halloldu olay. Bizim durumumuzda olabilecek arkadaşlarım var ise fikir verir mi acaba diye anlatmak istedim.

Bu arada duvarlarına benim kızım genelde kendi yaptığı figürleri yapıştırır. Posterden daha çok kendi el emeği ile yaptıkları ile süslemeye meraklı annesi gibi, Canım Benim!..


1 Mayıs 2009 Cuma

Bizden Haberler!..

İyi akşamlar dilemek istiyorum öncelikle. Birkaç gündür minik kızım rahatsız onunla ilgileniyorum. İlk defa bu kadar ağır hastalandı ve inanılmaz huy değiştirdi. Bana daha bir düştü. Herşeyi inat yapıyor. Bayağı bir zorlandık. Kendisi iki gündür halsiz ve ateşler içinde yatıyor ve beni de yatağa resmen çiviledi. "Anne sen de yanıma yat "diye. İki gündür doğru dürüst birşey yediremedik. Ateşleniyor, ateşini ölçtürmek istemiyor. Üzerini değiştireceğiz ona mızmızlanıyor. İnanılmaz inatçı. İrem bizi bu kadar zorlamamıştı.Doktora da anlattım. O da "eeee! zamane çocukları" diyor. Böyle olunca da iyileşmesi için yapmak istediğimiz şeylere müsaade etmeyince açıkcası endişelenmeye başladım. Çarşamba akşamı gayet iyiydiler. O gün benim de hamaratlığım üzerimdeydi. Deren'im ablası ile CD izlerlerken bende mutfakta ertesi günün yemeklerini (tam üç çeşit) yaptım. Poğaça yaptım. Çocuklar da hallerinden memnundu. Ara boşluklarda onlarla da ilgilendim. Eşim pazar günü KPDS sınavına gireceği için akşamları kursta ve geç geliyor. Eşim geldikten sonra hazırlanıp Deren'i o yatırdı. Uyuttuktan sonra ateşlenmeye başlamış ve sabaha kadar da sürdü. Bütün gece ayaktaydık. Ateşle birlikte iki üç kez de kustu. Sabahta amirimi arayıp durumu bildirip doktora götürdük. O günden beri İki gündür pek nazlı minik kuzum benim. Bütün gün beni de yatağa bağladığı için bugün bütün gün evde akşama kadar pijama ile dolaştım. Öğleden sonra karşı komşumlar kahve içmeye geleceklerini söylemek için kapıyı çaldıklarında beni de o halde görünce "yatıyormuydun" dediler. Bende durumu anlatıp, daha sonra kabul edebileceğimi söyledim. Bazen uyuyamamaktan şikayet ederdim. Eşimde bugün "o uyumak isteyip de uyuyamadığın günlerin acısını çıkardın" diyor. "Deren benimle yatmak istedikçe tadını çıkar" diyor ama bütün günde yatılmıyor ki. Bir de yanına yatırıp, parmağımı gözüme batırıp "anne gözünü kapa" demesi yok mu. Neyse, günümüz iki gündür böyle geçiyor. Şimdi ise eşimi gönderdim yanına. Hiç uyuyacak halim yok doğrusu. İlaçlarını aldığı için şimdi biraz daha iyi. Biraz biraz yemeye de başladı ama nazlılık hali halen devam bebişimin. Şimdi biraz yapmam gereken işlerde var. Yazımı yayınladıktan sonra onları da halletmem lazım.Yarın malüm fırsat olmayabilir yine. Bende sizleri okumaya pazartesi günü işyerimde gelebilirim sanıyorum.
Bu arada çarşamba günü yaptığım enginar dolmasından bahsetmek istedim. Ben yemek türü pek yayınlamıyorum ama istisnai yemeklerden de bahsetmek istiyorum. Enginar da son derece lezzetli ve de sağlıklı bir sebze. Severek yiyoruz biz. Ben pek süslemeye vakit bulamadım ama zaten gece geç saatlerde pişirmişim. Şu görüntüyü almak için hususi bir tabak içine alıp resmini çekmişim. Üzerine de soğuduktan sonra koyacağım dereotunu (yani ertesi gün ) görev tam olsun diye birkaç dal aceleden alıp yıkayıp hemen üzerine yalan yanlış serpiştirmişim. Benim işlerim pratik ve en kolayından olmalı. İnanın resmen zamanla yarışıyorum. Bazen ben bile bu halime şaşırıyorum. Aslında yemek bloğluğu bana göre değilmiş ama yine de dediğim gibi bazı şeyleri de paylaşmak istiyorum. Bu arada mutlaka akşam yemek yapmak zorundayım. Çünkü İrem'i öğlen okuldan bakıcı teyzemiz alıyor, eve getiriyor ve yemeğini yediriyor. Yani evimde yemeklerim hazır olmak zorunda.
Yapılışına Gelince:
Enginarlar temizlendikten sonra limonlu suda bekletilir. Bu arada kuru soğan, bezelye, havuç, patetesten oluşan bir garnitür hazırlanır. Küçük küpçükler halinde. Enginarlar tencereye dizilir. Üzerine garnitürler konur. Bir su bardağına yakın zeytinyağı, bol limonlu severseniz bir limonun suyu, yoksa yarım limon suyu ve bir su bardağı su tencerenin içine konur ve tencerenin üzerine yağlı kağıt kapatılır. Kaynayana kadar harlı ateşte, kaynadıktan sonra kısık ateşte pişirilir ve soğuk olarak servis yapılır. Servisden önce üzerine dereotu da serpiştirilir. Afiyet olsun!..Herkese Sağlık diliyorum!...İyi hafta sonları!..

6 Nisan 2009 Pazartesi

Dünden Kalanlar...

Bu hafta sonumuzda dolu dolu geçti. Sabah kahvaltılarımızı keyif alarak, aceleye getirilmeden yapıldı. Parka gidildi. Cumartesi annemler yazlığa döndüler. Biz cuma akşamından vedalaştık. Annem "sabah erken çıkarız, rahatsız olmayın" dedi. Canım anneciğim. Akşam birbirimizi öpe koklaya zor ayrıldık. Ne kadar büyüsek de onların minik yavrulayız biz. Anneciğimle ne zaman ayrılsak, hep ağlar.Yazın yanlarına gittiğimizde , geri dönüşlerde bizi uğurlarken bile çok ağlar. İtiraf etmeliyim ki, annem içinde, bizim içinde akşamdan vedalaşmak daha iyi oldu. Çünkü her akşam bizi yemeğe aldığında sıradan akşamlardan biri gibi uğurlandık kapıdan. Ama gözler yine buğulandı. Sabah göndermek daha da zor olurdu. Hem bizim için, hem de onlar için. Şu an oradalar.

Bizde Cumartesi öğleden sonra ailecek dışarı da yemek yedik. Oyun merkezine girdik. Orada kızlarımızla birlikte bizde eğlendik. Daha sonra da neredeyse uzun zamandır görüşemediğimiz dostlarımıza gittik. Onlarda sitemlere başlamışlar. Telefon hattımı da yeni değiştirdiğim ve bende arama fırsatı bulamadığım için görüşmeyeli uzun zaman olmuştu. Cumartesiden güzel bir gün böylece bitti.

Pazar günü yine keyifli bir kahvaltıdayken, evde geçirmek planları yapıyorken bu sefer de İlknur arkadaşım telefon etti. Bugün bize gelin diye. İlknur'la da uzun zamandır görüşemiyorduk. İlknur'da benim çok eski dostlarımdan biridir. Evlenmeden çok öncelerine dayanıyor arkadaşlığımız. Evlendikten sonra eşlerimiz de dost oldular. Çocuklarımızda. Ailecek görüşmeyi sevdiğimiz, keyif aldığımız arkadaşlarımızdandırlar.

Neyse gitme kararı verildi. kahvaltıdan sonra evde temizlik yapıldı. Normal bir temizlik. Öğleden sonra gittik. Güzel, hoş birgün geçirdik. Akşam eve gelip, kızlarımı uyuttuktan sonra gece geç saatlere kadar ütü yaptım ve sabah da hafta sonu yorgunluğu ile göreve başladım. Ama tatlı bir yorgunluk tabii ki. Dostlarla geçirilmiş hoş bir hafta sonu. En kötü günümüz böyle olsun inşaallah.

Ayrıca pazar günü de aşkımla evliliğimizin 12. yıldönümüydü. Yıldönümümüzü de dostlarımızla geçirmiş olduk. Birlikteliğimizin 14. yıldönümündeyiz. Hatta çocukluk aşkımdır kendileri. Evlilikler aşkı öldürür diye duyarız. Evliliklerin zamanla alışkanlıklara dönüştüğünü de söylerler. Ben bunlara inananlardan değilim. Aksine her geçen gün daha da artarak büyüyen bir sevgiye sahibiz. Ama sadece sorumluluklarımız da artış ve yoğunluk oldu. Onu da sevgiyle, paylaşımla keyifle üstesinden gelebiyor insan.Onun dışında gerçek bir sevgiye sahipseniz, asla aksini düşünmek doğru değil. Eşimi çok seviyorum. İyi ki birbirimizin hayatındayız. Allah sağlıkla, mutlulukla, sevgiyle, huzurla, çocuklarımızla nice seneler nasip etsin, cümlesiyle birlikte inşaallah...AMİN!..Güzel bir hafta diliyorum.Sevgiyle ve sağlıkla Kalınız...

26 Mart 2009 Perşembe

Hadi Kolay Gele Bana!...

Yukarıda görmüş olduğunuz bir kova dolusu malzemeler de kullanılmayı bekliyorlar. Fakat fazla zaman da bulamıyorum. Hepsini tüketmek istiyorum.Tükendiğinde de bir daha yapar mıyım bilmiyorum.Uzun süreli yapınca da sıkılıyorum. Bir de benim huyumdur. Birşeyler orada boş boş durunca ruhum daralır. Mutlaka değerlendirmeliyim veya eksiltmeliyim diye düşünürüm. Şimdi o bir kova dolusu malzeme bana evde kalabalık yapıyormuş gibi geliyor. Ama artık zaman da bulamıyorum. Daha önceki çalışmaları canım annemin katkıları ile yaptığımı söylemiştim. Şimdi onlar da hazırlık içindeler. Doktor kontrollerini gerçekleştiriyorlar. Nisan ayı gibi yazlığa dönecekler. Hepten yalnız kalacağız. Annemler burada iken o kadar rahatız ki, her konu da desteğini görüyoruz. Çok zaman evde yemek hazırlamama bile fırsat vermiyor. Yemeğimizi annemler de yiyoruz. Çocuklarımla ilgileniyor. Eşimle sinema, tiyatro, alışveriş, gezme her türlü etkinliğimizi gerçekleştiriyoruz. Artık bundan sonra başımızın çaresine bakacağız. Annemlerle de yazın izinlerimizi alıp yazlığa gittiğimizde görüşebiliriz artık. Ama dediğim gibi yukarıda ki malzemeleri ne yapıp edip değerlendirmeliyim. Bunun için sabahlayabilirim de. Belki de diyeceksiniz ki; niye o kadar malzeme aldın. Çok haklısınız. Ama malzemelerin hepsini ben almadım. Canı sağolsun. İşyerimde bir ablamız vardı. Ben bu işlerle uğraştığımda o da merak salmıştı. Ona da öğretmiştim. Benden sonra kendisi bir sürü malzemeler almış. Epey birşeyler yapmış. Emekli olduktan sonra da eşide bizim işyerimizde çalışıyordu. Onunla kalan malzemeleri bana göndermişti. Bende kendisini arayıp "emekli olduğunu daha çok uğraşması için zamanı olacağını, neden gönderdiğini" söylediğimde, "hevesimi aldım, zamanım olacağını da sanmıyorum. Senin daha çok işine yarar" demişti. Eeee! bende almıştım. Daha sonra da almam gereken bazı malzemeler oldu derken bir yığın, dünya kadar malzeme işte...
Bunlarda takı malzemelerin. Bir türlü tüketemediğim. Minik kızım doğmadan önce uğraştığım en son hobi çalışmamdı. Bunlar da tüketilmeyi bekliyorlar. Neyse hadi bakalım Bana kolay gelsin diyorum. Sevgiyle ve sağlıkla Kalınız!..

15 Aralık 2008 Pazartesi

Bu Bayram Benim İçin Bir Dinlenceydi :)))

Evet, bir bayramı daha geride bıraktık. Allah tekrarına erdirsin inşaallah hepimizi. Bayram denilince benim aklıma tatil geliyor.Bu da özellikle biz çalışanlara yarıyor.Gerçi bayramsal geleneklerimizi elimizden geldiğince sürdürsek de eski tatları alamıyoruz.Çocukken bayramdan bayrama yapılan bayram alışverişleri bana inanılmaz heyecan verirdi.Bayramlaşmalar ayrı bir tattaydı.Ama şimdi bizim çocuklarımızda o duyguyu göremiyorum.Bayramın onlar için sıradan bir günden farkı bile yok.Biz bile öyle hissediyorken, onlarında aynı hislerde olması son derece doğal tabii ki.Neyse sanıyorum herkes benimle aynı düşüncededir.Eğer bayramı coşku içinde bayramı bayram yapan özelliği ile yaşayan var ise ne mutlu onlara diyorum.Ben gerçekten geleneklerimizden, kendi kültürümüzden, değerlerimizden kopmak istemiyorum ama bu konuda elimden geleni yapsam bile yine istediğim sonucu görememek üzüyor açıkçası...
Şimdi gelelim ben bu bayram ve bayram tatilimde ne yaptığıma...
Bayramda tabii ki geleneklere uyuldu. Ailelerimizle birlikte geçirdik.Eş, dost ziyaretlerini gerçekleştirdik, konuklarımızı ağırladık.Elimizden geldiğince bayramın hakkını vermeye çalıştık.Ama dediğim gibi o duyguyu içimizde (kendi adıma söylesem daha iyi ) yaşayamadığımı söyleyebilirim.Bayramın üçüncü günü akşamı eşim ve kardeşimlerle fasıl dinlemeye gittik.İsteğimiz üzerine sevdiğimiz şarkıları dinleyerek, eğlenerek güzel bir gece geçirdik.
Cumartesi akşamı da tiyatroda "Tek Kişilik Şehir" adlı oyunu izlemeye gittik eşimle birlikte.Oyunu çok beğendik. O kadar beğendim ki, bir kez daha izleyebilirim. Ankaralı blogdaşlarıma tavsiye edebilirim.
Konusu :
“Tek kişilik şehir” oyunu ancak tek başına kalındığı zaman yaşanabilen bir şehirde geçiyor. Çekirdek ailenin de parçalanıp, ailelerin tek kişilik aile haline dönüştüğü bir şehirde. Şehir artık iki üç kişi olarak yaşayan insanlar için yaşanmaz hale gelmiştir. Şehir yavaş yavaş “şehir dışına” taşınmıştır. Şehrin merkezinde internet üzerinden hayatla ilişki kurabilen yalnızlar kalmıştır sadece. Merkezdeki terkedilmiş gökdelenlerden birinde yıllardır yazışan iki internet arkadaşı ilk defa buluşurlar. Bomboş bir intihar kulesine dönüşmüş bu gökdelenin lokantasında intihar etmek için gelen yalnızlara “son yemekleri” sunulmaktadır. Lokantanın artık lokanta olarak iş yapabilmesi çok güçtür. Kendisini yaşatabilmek için çareyi intihar edenlere son bir servis yapmakta bulmuştur. Bir yandan müşterilerini kaybetmemek, bir yandan da her geçen gün nufusun azaldığı şehirde yeni müşteriler oluşturmak zorundadır. Bu yüzden bir yandan doğumlara sponsor olurken öte yandan da Gençleri intihara teşvik etme programı çerçevesinde “bir intihar üç bebeğe hayat verir” sloganını yaygınlaştıran etkinlikler yapmaktadır.
Tek kişilik şehir, günümüzün sanal ve tek başına yaşamayı teşvik eden dünyasını eleştiren bir oyun. Oyunda neredeyse bütün konuşmalar gündelik mizahi öğeler taşırken insanı hem güldürüyor, hem de insanı düşünmeye de zorluyor. Dışarıda hava soğuduğu zaman, içerde herkesi sıcaktan terleten, dışarıda hava ısındığı zaman içerde herkesi üşüten, klima gibi metaforlarla teknolojinin imkansızlığını ve komforizmi eleştirirken, sanal mal alıp satan, en zengin olduğunda dahi hiç bir şeye paraya bile sahip olamayan yalnız insanın çaresizliğini sergiliyor.Kısaca insanlığın yok oluşa doğru adım adım gidişatını konu alıyor.Oyun güldürürken de düşündürüyor.
Bu bayram tatilim görüldüğü üzeri dolu dolu geçti. Benim için ve ailem için gerçekten verimli ve güzeldi. Allah nice nice sağlıklı,huzurlu, mutlu, hayırlı bayramlar nasip etsin herkese...
Sevgiyle ve Sağlıkla Kalınız!..

23 Eylül 2008 Salı

Evde Nefret Edilesi Durumlar...Ve geciken Mimim:(

Sevgili arkadaşlarım Pandora ve Fikrimin İnce Gülleri pişti olmuşlar ve birbirlerinden habersiz "Evde Nefret Edilesi Durumlar" konusunda beni mimlemişler.Ama benim ayıbımda geciktirmiş olmam.Arkadaşlar sizlerden de özür diliyorum ve sizlerin tarafından hatırlanıyor olduğum içinde ayrıca onur duyuyorum.
Sevgilerimle birlikte, teşekkürlerimi sunuyor ve hemen yazmaya başlıyorum...

Evim evim yine de güzel evim benim...
Malum iki kız anasıyım. Büyük kızım dokuz, küçük kızım da henüz iki buçuk yaşında.O nedenle benim evim sık sık savaş meydanına dönüşüyor.Evin her yeri yerle bir oluyor ve sürekli evde eşimde bende bir dakika bile oturmamacasına evde toplama eylemine maruz kalıyoruz. Çocuklar evi nedense terli toplu sevmiyorlar.Çok yoruluyorum ama sağlık olsun geçici dönem diyorum. Allahın izni ile bu da geçecek diyorum ama Evimin zaman zaman dağınıklığından nefret ediyorum.. Benim çamaşır makinam da hiç durmaz. Zavallım yine de iyi dayandı. Neredeyse on senedir hiç durmadan çalışıyor, oda biraz geceleri dinleniyor ama bütün gün o çamaşırları yıkamaktan, bense onları makinadan çıkarıp, asıp kurutmaktan, sonra da kuruyanları toplayıp dolaba yerleştirmekten, ütülenecekleri ütülemekten helak oluyoruz.Çamaşır yıkatmaktan nefret ediyorum,onları toplamak dolaba yerleştirmek ve ütü yapmaktan da. Zaman zaman isyan bayraklarını çekiyorum, bakalım çamaşır makinam ne zaman çekecek isyan bayraklarını.Yine de iyi dayandı zavallıcık diye düşünüyorum...Çöp olayından da nefret ediyorum.Her akşam poşet poşet çöpleri hazırlamak,işten gelince birde onlarla uğraşmaktan nefret ediyorum. Ama sanıyorum çöp öğütücü makinalar varmış.Henüz onlarla tanışmadım ama.En kısa zamanda tanışmalıyım, umarım beni bu nefret edilesi durumdan kurtarır.Son olarak da alışverişten geldiğimizde alışveriş malzemelerini yerlerine yerleştirmekten nefret ederim ama neyse ki o konu da eşimle nötürüz.Çünkü evlendiğimizden beri eşim alışverişten geldiğinde "bunları yerlerine yerleştirmeyi çok seviyorum" dedi ve ben de kendi kendime "ohhh be!.. beni bu dertten kurtardın" dedim. Bir de severek haz alarak yapması benim işimi daha da kolaylaştırdı.Bunları kendisine söylemedim ama... Sadece içimden geçenler... İlk burada paylaşıyorum.On yıldan sonra bu yazımı okuma fırsatı bulabilirse buradan öğrenecek canım benim...
Düşünsem daha çıkabilir ama yeter sanıyorum. Herşeyden önce hastalık derecesinde titiz, hijenik, tertipli bir insan iken; şimdi kendi kendime telkinlerle sabırlı olmayı, geçici bir dönem olduğunu sakin ve rahat olmam gerektiğini düşünerek rahatlıyorum ve ailem ile paylaştığım her anın tadını çıkarmaya bakıyorum.Çünkü onları çok ama çok seviyorum...

NOT: Yaa! İçimden geçtiği gibi yazdım.Ruhumdan kalemime bunlar döküldü..Sevgiyle ve sağlıkla kalın.

Ben de bu pası bu sefer "isteyen herkes alabilir" diyorum.Birçok blogcu arkadaşım bu konuda yazdı çünkü...

12 Eylül 2008 Cuma

Evliliğe Dair...

Kadin için ve Erkek için Evliligin ne anlama geldigine kafami takmamışımdır hiç. Ancak bir gece ansizin bu konuya takiliverdim.Bir psikiyatrist "Evlilik erkek için depresyonu azaltan, kadin için ise artiran bir faktördür. " demis..Kadinlarda ruh hastaliklari ve bozukluklar siklikla 30-35 yas arasinda görülüyormus. Kadinlar gününün gecesiydi. Esim bana anlamli bir çiçek yollamisti. Çiçek kafes içerisinde tek bir kirmizi güldü. Hediyeyi alinca epey inceledim. Bildigimiz tavuk kümes telinden kafes yapmislar ve içine dekoratif bir sekilde bir gül yerlestirmisler. işimle evim arasında hakikaten pek küçük bir alanda yasiyorum. İşlerimden dolayı öyle çarsi pazar gibi keyiflerim hemen hemen hiç yok. Kafesteki gül çalisma masamda tam karsimda duruyor ve her baktigimda beni hüzünlendiriyor.Onun kafesini kesmek atmak istiyorum. O gece yattik, isiklari söndürdük ve ben bazen oldugu gibi makineli tüfek gibi konuşmaya başladım.O da sessizce beni dinliyordu.Dinliyordu biliyorum çünkü arada nefes aldigim zamanlarda bir iki kelime bir seyler söylüyordu.Ona evliligin erkekler için müthis bir keyif, kadinlar için ise kendi rizalariyla içerisine atladiklari bir kafes oldugunu anlattim. "Varlikli ya da yoksul hiç fark etmez. Erkek evlenince pek çok sorumluluktan kurtulur. Bekar bir erkek düsünelim. Yalniz yasiyor olsun.Bulasik,çamasir yikamasi ya da temizlikçi bir kadin alip en azindan direktifleri vermesi gerekir. Evinin düzeninden kendi sorumludur. Ne yiyecegine kendi karar vermelidir. Banyodan sonra banyoyu temizlemeli, ütülerini bir kadin tutsa bile zaman zaman yapmalidir. Mecbur kaldigi zamanlar olacaktir. Yere bir sey döktügünde temizlemek zorundadir, günlük kullandigi lavaboyu, banyo ve tuvaleti temizlemezse o pislik içinde yasar. Yani yasaminin sorumlulugu kendisine aittir. Bir de evli bir erkek düsünelim; evi temiz ve bakimlidir, bu konuda kafa yormaz çünkü nasil olsa karisi bu konuda yeterince kafa yormaktadir. Eve temizlikçi aliniyor olsa bile bunun kontrolü kadindadir. Aksam evde ne pisirecegim diye düsünen evli erkek gördünüz mü ? Ben görmedim, belki vardir ama ben rastlamadim. Bulasik, çamasir, ütü hep kadinin sorumlulugundadir ve evli erkegimiz gömlegini ütülü bulamazsa karisina çatma hakkina da sahiptir.Gömlegi henüz yikanmamissa da karisina çatabilir ve karisi da suçlu suçlu cevaplar. Kadinin asil depresif kisilik gelistirme sürecini tamamlayan etken çocuklardir. Pembe panjurlu evde bir gün bir bebek dogar. Aile çok mutlu olur. Kadin bebegini elbette çok sever. Ancak bebek bakima çok muhtaçtir ve bunu yapacak kisi de annesidir. Baba da zaman zaman bebegi yikar, bakar ama ZAMAN ZAMAN ! Görev annenindir. Bebek günde 8-9 kere bezini kirletir, her gün banyo yapmasi gerekir, günde 7-8 kez beslenir ama anne sütüyle. Hiç bir evli erkek baba bu sabira sahip degildir. Belki anne de sahip degildir ancak yapmak zorundadir. Sirin bebek geceleri 4-5 kez uyanir ve aglar, yorgun anne her seferinde firlayarak onunla ilgilenir. Yorgun baba çok yorgun oldugu için uyumasi gereklidir.Bebekle anne oynar, gazeteleri anne okuyamaz, televizyonu anne seyredemez.Anne artik adanmistir. Evine... kocasina... ve bebegine...Annenin isi bu kadarla da bitmez günümüz kosullarinda ekonomik yükü de paylasmak zorunda oldugundan çalismak mecburiyetindedir. Bakici ve kreslerle anne ugrasir.Bebegini güvenli ellere terk edip isine geri döner ama akli tüm bu sorumluluklarindadir. Hiç bir zaman bu sorumluluklardan uzaklasamaz, çocuklari anneannesine (dedesine degil) birakip tatile çikilsa bile kadinin kafasinin bir yani geride kalmistir ve artik hiç bir tatil eskisi gibi degildir ve olmayacaktir. Iste bu noktada kadinin beyni ufak tefek "YORULDUM" mesajlari vermeye baslar. Çarpintilar, endise, hormonal dengesizlikler.. Belki bir ileri safhasi olan panik ataklar.. Evli erkegimiz karisina neler oldugunu anlamakta zorluk çeker, üzgündür.Karisinin artik kendisini eskisi kadar çok sevmedigini düsünmektedir. Olayin bununla hiç bir alakasi yoktur ancak erkek bunu görmekte çok zorlanir. Bu dönem riskli bir dönemdir çünkü erkek kendisini sikica sarmalayacak ve ihtiyaci olan sefkati çamasirlarini bulasiklarini yikamadan ve çocuklarina bakmadan verebilecek baska bir kadinla karsilasabilir ve bu elbette ki onun suçu degildir. Evdeki kadin o kadar yorgun ve o kadar mesguldür ki erkek bu sefkat ihtiyacini gidermekte kendini sonuna kadar hakli bile görebilir. Hepsi degil elbette ama bazi erkekler bunu böyle yaparlar. Kadinin bunu fark etmesi uzun sürebilir.Sorumluluklari, evi, isi, çocuklari, yemekleri arasinda sikisip kalmis olan kadin bir gün kafasini kaldirip kocasinin nerede olduguna bakmak ister ve onun baska sefkatli kollarda oldugunu görür. Bu noktada bosanan kadinlar olabilir. Bosanma sonrasi sefkali kollarina sigindigi kadinla evlenen erkekler olabilir ve bu evlilik sonrasi o sefkatli kadinin nasil olup da eski karisina dönüstügüne sasiracak olan bu erkekler gene de olayi tam olarak kavramayacaklardir.Evliligin erkegi bir cariye sahibi kadini da ruh hastaligi sahibi yapmakta oldugunu kavramalari zaman alir, ancak gene de evlilikten vazgeçmezler çünkü ruh hastasi olan kendileri degildir ki, kendileri cariyeye, geysaya sahip olan taraftir ve belki 2 yada 3.evliliklerinden sonra artik seslerini çikarmadan oturur ve durumun keyfini çikartirlar.Zaman zaman ilk evlilige neden devam etmedikleri sorusu da bu asamada kafalarina takilabilir. Ama kisir döngüyü bu döngüye girmeden anlayamayacaklarini anlamislardir, Son pismanlik fayda etmez. " Iste kocama bir solukta bunlari anlattim. Ne denli dikkatle dinlemis oldugunun farkinda degildim, hatta uyumus olabilecegini düsünmüstüm. Ancak o uyanikti hem de fazlasiyla uyanikti. Konustuklarimdan etkilendigini söyledi, bana sarildi ancak tam bu sirada bebek aglamaya basladi bende bebegin yanina gidip onu uyuttum.Döndügümde kocam uyumustu. Yanagina bir öpücük kondurdum . Psikiyatristimle bir sonraki randevum ertesi gün sabah 10 daydi, saati kurdum ve yattim.