27 Şubat 2010 Cumartesi

Mekanın Cennet Olsun Rıfkı Hocam..:(((


Bugünlerde üzerimde bir rehavent durumları mevcut.Hafta içi sanıyorum perşembe günü idi. Kızımla yan kolonda link vermiş olduğum Edebiyat Kültür Sitesi nin değerli kurucu yazarlarından ve hocalarından sayın Rıfkı KAYMAZ'ın vefat ettiği yazısı ile karşılaştık anasayfalarında. Rıfkı Hoca'dan kızımda hafta da birgün güzel okuma, yazma ve türkçe dersi alıyordu. İrem çok seviyordu Rıfkı Hocayı. Perşembe günlerini iple çekiyordu. Hatta sitelerinde irem'in şiirini de Rıfkı Hocamız yayınlamıştı minik kalemler köşesinden. İrem'den son derslerinin birinde yine bir şiir almıştı ve yayınlayacaktı. Şiiri ben görmedim. Çünkü ders esnasında yazdırmış. Eve de ödev olarak veriyordu. Ancak İrem'in ikinci şiirini yayınlaması da kısmet olmadı. Eşim de saygı ile bahsederdi. Öyle ki bende kendilerini tanımış kadar olmuştum kızım ve eşim vesilesi ile. Gerçi şahsen tanışmayı da çok arzu ediyordum. Maalesef o da kısmet olmadı. Belki de bu yüzden çok üzüldüm.İnsan ancak tanıdığı insanların acı haberlerinde daha derin bir üzüntü yaşar ya, Rıfkı Hoca içinde aynı üzüntüyü yaşadık o gün öğrendiğimizde. Yalnız fırsat buldukça sitelerinde saygıdeğer kalem dostlarının Rıfkı Hoca hakkında yazdıkları yazılardan ve kendilerini tanıyıp da yorum yapan kişilerden de vefatının ardından çok daha yakından tanımış oldum kendilerini. Öyle güzel şeyler yazılmış ki hakkında gerçekten böyle bir insanı tanıyamadığım içinde ayrı bir üzüntü içindeyim.Tam bir iyilik timsali, vefakar, mülayim, iyilik ve sevgi dolu bir yüreğe sahip, hem edebi, hem de insani yönüyle gerçekten örnek alınacak bir büyüğümüzmüş kendileri. Cenab-ı Allah mekanını cennet eylesin inşaallah.Kurucusu olduğu, Büyük emek vermiş oldukları Kültür ve Edebiyat Sitelerinde de çok değerli yazar ve hocalarımızın da Rıfkı Hocamız hakkında yazmış oldukları yazıları okumanızı, bu vesile ile kendilerini yakinen tanıyanların kaleminden sizinde o değerli insanı tanımanızı çok arzu ederim.

Cenabı Allah'tan rahmet, kederli ailesine ve dostlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum.Mekanı cennet olsun inşaallah.

Rıfkı Hocamızın resmi:www.kalem.biz/

20 Şubat 2010 Cumartesi

Okuduklarıma Dair...

2040 Amerika İslam Cumhuriyetini Carrefour'da gördüğümde ilgimi çekip almıştım.Kitabı biraz okudum ve gerçekten ilginç bir kitap.Okurken keyifle de okuyorum ama benim kitap tutkumdan nerede veya kimde bir kitap görsem gözüm doymuyor.Aaa bunu da okumalıyım diyorum.Resmen gözüm kalıyor, gördüğüm kitapta..Bu derece tutkunun hastalık olduğunu düşünüyorum.Herşeyin bir dozu olmalı.Bana kalsa karanlıkta bile kitap okuyacağım.Neyse bu kitabımın ise çoktan bitmiş ve yorumlarımı sizlerle paylaşmış olmam gerekiyordu ama bu kitabın kaderinden olsa gerek; okumaya başlıyorum, birilerinde veya bir yerlerde ilgimi çeken bir kitap görüyorum.onu alıyorum ve bu kitap nasıl olsa benim, elbet birgün okurum düşüncesiyle onu bir kenara koyup emanet aldığım o kitabı okuyup, geri yerine iade etmek istiyorum.Gerçi yan kolonda gördüğünüz kitapların yorumlarını henüz yapamadığım için huzursuzluk da duyuyorum.Kitap yorumlarıma daha çok ileride okuduğum zaman bende nasıl etki bıraktığını ve kitabın içeriğini daha net hatırlamama yardımcı olacağı düşüncesi ile değinmek istiyorum.Bana göre her kitap okunmaya değer.Hepsinde kendimizi bambaşka bir dünyanın içinde buluyoruz.Amerika İslam Cumhuriyeti kitabımı da bitirmek için sabırsızlanmama rağmen emanet aldığım kitapları okuyup bir an önce teslim etmek adına sürekli geciktiriyorum ve de erteliyorum.Bu hafta yine bir arkadaşımın masasında kitap gördüm incelerken "al oku, nasıl olsa sen benden çabuk okuyorsun" dedi. "tamam" dedim.Bir süre düşündükten sonra "yine Amerika İslam Cumhuriyeti kitabım ertelenmek durumunda kalacak" diye, Bu sefer kendime hakim olup, arkadaşıma "elimdeki kitabı bitireyim öyle alayım" dedim.Oda tamam sen bilirsin dedi.bakalım ne zamana bitirebileceğim.Artık bitirmeliyim şu kitabı.Kendi kendime söz veriyorum, en kısa zamanda okuyacağıma dair.herkese sağlıklı,hayırlı, mutlu, verimli ve de bol okumalı bir hafta sonu ve hafta diliyorum.

10 Şubat 2010 Çarşamba

Renk Cümbüşlü Bilekliğim...

Herkese sağlıklı,hayırlı, huzurlu bir hafta diliyorum. Fırsat buldukça uğramaya çalışıyorum buraya ama sadece yazmak için. Herkesi fazla okuyamıyorum.İnşaallah kısmet olduğunda ilk fırsatta okumaya çalışacağım. Birkaç arkadaşıma ara ara uğradığımda da birkaç postlarını geriye dönük okumaya çalışıyorum ve yorum da bırakmaya çalışıyorum. Bazen bu da mümkün olmuyor. Bunu neden yazdığıma gelince, sorumluluk hissetmemden kaynaklanıyor olabilir.Her seferinde böyle bir açıklama yapma gereği duyuyorum her nedense. Daha önceleri de belirttiğim gibi paylaşmayı seviyorum ve bunun için de buradayım bende. Eğer kendimden ve hayata
dairlerimden ne varsa, bunları size de yansıtabiliyorsam, burada paylaştığım şeylerle beni okuyan herkese birşeyler katabiliyorsam ve bundan dolayı da faydalı olabiliyorsam ne mutlu bana.


Yukarıdaki fotoğrafta görülen bilekliği de yine ben yaptım. Bu bilekliği yapalı da aylar oluyor. Ama ben fırsat buldukça yayınlamaya çalışıyorum yaptığım çalışmaları da. Bilekliğime gelince kendilerini, renk cümbüşünü sevenlerin beğenisine sunuyorum. Elimde kalan kırık yarı değerli taşları harmanlayarak, değerlendirmek adına yaptım. Sonucu görünce bende beğendim. Bu tür çalışmaları yaparken ortaya nasıl birşey çıkacağını; çıkacağını bilsem bile beğenip beğenmeyeceğimi bilemiyorum. Yani öncesinden tasarlamıyorum çok zaman. Bu da öyle çalışmalardan biri işte. Bileğimde şıkır şıkır, hoş, beni rahatlatan bir duygu uyandırıyor. Taşlarımın yanı sıra iri bakır zincir, mum ip, bakır ara pul aparatlar, klips vs. kullandım. Bu arada taşlarımın arasında ametist, turkuaz, mercan, akik, cam boncuklar var. En güzel tarafı da elinizde kalan ufak tefek parçaların ziyan olmaması ve bu şekilde değerlendirilerek güzel sonuçlar ortaya çıkması sevindirici oluyor benim için...Yine yazımı noktalarken herkese sevgi dolu, sağlıklı, bol verimli bir hafta diliyorum....


30 Ocak 2010 Cumartesi

İlginç mi Acaba..

Sevgili Elvan arkadaşımız beni yedi ilginç huylarımız konusunda mimlemiş. Uzun zamandır mim konusu yazmıyordum. Gerçi böyle bir mim konusu daha önce yazdım diye hatırlıyorum ama yine de Elvan arkadaşımız için bugünün koşullarına göre yeniden maddeleyeyim bakalım...

1- Öncelikle huylu huyundan vazgeçmez misali monotonluktan çok çabuk sıkılırım. Değişiklik ve hareketlilikten büyük mutluluk duyarım.Yeniden keşfetmek, öğrenmek, başlamak bana heyecan verir. Bunun gibi durumlar. Yıllarca aynı şeyi yapmak, aynı yerde olmak beni adeta boğar. Bu yüzden belkide depresyona girmeyeyim diye sürekli hobiler ve imkanlarım el verdiği sürece hayatıma yenilikler katıyorum :)) Böylece durumumun vahimmiyetini bir nebze kurtarmış oluyorum.

2- Mükemmeliyetçilik huyumu da üzerimden asla atamıyacağım galiba. Bunun iyi bir meziyet olmadığını biliyorum ama dedim ya huylu huyundan vazgeçmiyor.Bu mükemmeliyetçilik beklentim, kendimden olduğu kadar, çevremden de beklediğim birşey.Bu huyumdan da bilakis hiç memnun değilim bende.

3- Başarmak. Hayatta olabilecek her konuda başarı elde etmek istiyorum. Özellikle zoru başarmayı ben de seviyorum ve ben de bu konuda kendime mutlaka hedefler koyarım.

4- Aslında bir ilginç huyum daha aklıma geldi. Ben konuşmaktan çok yazmayı seviyorum galiba. Özellikle bu huyum dahada belirginleşti son zamanlarda. "Söz gümüşse, sükut altındır" atasözünü benimsemiş olmalıyım :))

5- Günümüz koşullarında garip karşılandığını düşündüğüm bir huyum daha var. Benim gibi birçok istisna insanların olduğunu da biliyorum. Bu da beni mutlu ediyor neyse ki. Dileğim daha da artması. İnsanları çok seviyorum. Dostluğa, arkadaşlığa önem veriyorum. İnsanlara yardım etmek, elimden geldiğince her konuda samimiyet ve iyi niyetle fedakarlık yapmak beni son derece mutlu eder.

6-Haksızlığa, adaletsizliğe, ikiyüzlülüğe, samimiyetsizliğe hiç tahammül edemiyorum. Bu konuda ki tahammülsüzlüğümü de anında yansıtıyorum, karşı tarafa. Yine günümüz koşullarında başarı, çalışkanlık, doğruluk, dürüstlük, iyi ahlak sahibi olmak yerine tam tersi durumlar takdire şayan görülüyor. Özellikle çalışan insanlar,yani daha çok dışarı bağımlı kişiler, (bizim gibi) daha iyi anlayacaklardır beni. İnsanlar kendi menfaatleri için ellerinden geleni yapıyorlar. Zaten millet olarak da bu yüzden bozulmadık mı? Yarınlarımızı, vatanımızı, milletimizi düşünmeden bugünümüzü kurtarmak ve başkalarının emeğini ve çabalarını kendi lehlerine çevirmek gibi ucuz ve kolay yoldan, hile ve oyunlarla haksız kazançlar vs. gibi durumlar...Böyle bir milletin sonu da beni düşündürüyor açıkcası...:((

7- Son olarak da ilginç huyum değil ama, ilginç özelliğimden bahsetmek istiyorum. Öncelikle kişilik olarak asla başkalarını, her ne konuda olursa olsun, kıskanmak veya çekememezlik gibi huylarım yoktur benimde. Her zaman Alah'ıma sığınan, arzularımı Cenab-ı Allah'tan isteyen biriyimdir ve gönülden istediğim herşeyin gerçekleşmesini de buna bağlıyorum. Bunu tarif edemiyorum asla. Daha birkaç ay önce bizim işimizde öyle güzel kolaylıklar oldu ki, bunu paylaştığımız dostlarımız bile hayretler içinde kalıp, "planlasanız bu kadar olmazdı" dediler. Buna benzer çok şeyler mesela... Çocukluğumdan beri şükürler olsun, birçok mucizevi şeyler... Anlatmak, tarif etmek olanaksız gerçekten. Ama sadece şuna inanıyorum. Cenab-ı Allah'ımız saf ve temiz duygularla gönülden arzu ettiğiniz şeyleri asla geri çevirmiyor.

Gönlümden klavyeme bunlar döküldü. Umarım mimin konusuna yanıt olmuştur. Şimdi de yedi kişiye paslamak gerekiyormuş. Bende;
Muhabbet Çiçeğime,
Meleklerim ve Ben
Smilena
Yaşamla Dans
Yaşamın Kıyısında
Elif'den
Banu'ya
paslıyorum.
Biliyorum artık sizlere pek uğrayamıyorum ama inanın okumaya fırsatım olmuyor. Bol vakit bulursam günün birinde inşaallah, yine sizleri ziyarete geleceğim. Herkese sevgi ve selamlarımı sunuyor, sağlık ve esenlikler diliyorum.

19 Ocak 2010 Salı

YEŞİM TAŞI KOLYEM...

Herkese hayırlı bir hafta dileyerek, yine kendimi şikayetle başlıyorum yazıma. Mevzu çok, yazacak çaba yok bende.Öncelikle bu yeşim taşı kolyemi yapalı da aylar oldu. Fakat resmini çekmek bayağı zamanımı aldı. Ayrıca mevzu olacak konularda da birçok resimler çekilmiş, bilgisayamdaki bir dosya da kullanılmayı bekliyorlar.Ya o resimler de zaman aşımına uğrayacak, ya da ne zaman sıra gelir ise o zaman burada yerini alacaklar.

Mercan taşı ve turkuaz taşı kolyelerimi aldığımda yeşim ve akik taşlarından da alıp bu kolyemi de yapmıştım. Aslında hafta sonu dışarı çıkabilsem başka taşlar ve ilave malzemelerde almam gerekiyor ama hafta sonu farklı yoğunluklarımız çıkıyor. İşyerim merkeze yakın olsa öğlen tatilinde bile halledebilirdim. O zaman sorun teşkil etmez ve daha verimli olurdum.

Kolyemin yapılışına değinecek olursam; öncelikle elimdeki malzemeleri değerlendirerek yaptığım bir kolye. Aldığım bu taşları tekli satmıyorlar. Dizi halinde satıyorlar. Bende bunları ara aparatlar ve başka malzemeler de kullandığım için taşlar artıyor ve farklı modellerde birkaç kolye çıkabiliyor sonuç olarak. Daha önce de dediğim gibi, dizi halinde maliyet daha da artıyor. Yani toptan satış yapıyorlar gibi birşey. Fakat elimde farklı malzemeler olsa, farklı modellerde bir kaç kolyeye sahip olabileceğim aslında bu durumda...

Malzemelerim yeşim taşı, gümüş kaplama top boncuk aparatlar (küçük boylar ve orta boylarda), çivi, zincir, yaprak motifli kapamalar,papağan klips.Yapılışı çok kolay bununda...

Yeşim taşının özelliklerine değinecek olursak;
İçiniz korku ve endişe ile dolduğunda huzur ve güven verir.
Kişinin kendini zayıf ve güçsüz hissettiği anlarda yeşimi kalbinin üzerine koyması içini rahatlatır.
Elde tutulduğunda ısınarak rahatlatıcı bir his verir.
Kendisini taşıyan kişilere akıl, cesaret ve adalet duyguları verir.
Kazanılan başarılarının sonucunda doğabilecek olan kibir duygusunu engeller.
Dengeleyici ve iyileştirici olan yeşil rengin etkisine sahiptir.
Mücevher olarak özellikle konuşmacılar ve öğretmenler tarafından kullanılabilir.
Astrolojik olarak koç, yengeç, aslan, akrep, yay ve oğlak burçlarının da taşıdır.

Görüldüğü üzere benim yani boğa burcunun taşı değil ama yeşil renginden dolayı seviyorum yeşim taşını da...

Herkese sağlık ve esenlikler diliyorum...

Kaynak: Yeşim taşının özellikleri TAKI Dizayn dergisinden.

12 Ocak 2010 Salı

Zamane Gençleri...



Yukarıdaki fotoyu yaklaşık bir yıl öncesi bir metro seyahatimde cep telefonum ile gizli çektim. Metroya, bulunduğum semtten bindim ve boş koltuklardan birine oturdum.Çantamdan kitabımı çıkardım okumaya başladım.Birkaç durak sonra bu genç kızımız bindi ve karşı koltuklarda boş yer olmasına rağmen bu şekilde yere oturdu. Benimde son derece rahatsız olduğum bir konu olması ve burada da paylaşırım düşüncesi ile çantamdan cep telefonumu çıkarıp, kitabımın üzerinden gizlice çektim. Boş koltukları da çekmek istedim ama dikkat çeker düşüncesi ile buna cesaret edemedim. Ama bahse konu olan olay için bir de kanıtım olmalıydı. Neyse, bu durum hemen hemen ne zaman metroya binsem karşılaştığım bir manzaraydı.Hatta grup halinde biniyorlar. Metro treninin köşelerinde bağdaş kurup, çember oluşturup oturuyorlar ve gerekli gereksiz mevzularda bağıra bağıra konuşuyorlar. Benimse ilgilendiğim konu hijyen konusu. Şimdi diyorum ki, bu gençler buranın temizliğine dikkat etmeksizin oturuyorlar. Halbuki düşünseler milyonlarca insan dışarıda her türlü mikrobun barındığı yerlerden geçiyor, dışarılarda tuvaletlere giriyorlar.Hatta yerlere tükeren mi ararsınız, çevreyi başka türlü kirleten mi ararsınız. Sokaklarda ne ararsanız mevcut. Bunları hesap edemeden oturuyorlarsa, eminim evlerine gidip üzerlerini değiştirmeden evdeki koltuklara da, hatta odalarındaki yataklarına kadar oturuyorlardır diye düşünmeden kendimi alamıyorum. Benim kızımda mı böyle olur acaba diye de endişe duyuyordum. Şimdilik birçok konuda titiz davranıyor ama arkadaş ortamı etkiler mi bilemiyorum. Geçen yıla kadar endişem bu yöndeydi. şimdi ise bu konularda da konuşarak, endişelerimden kurtulabileceğimi düşünüyorum.Çünkü İrem küçükken çok dağınık, temizliğe önem vermeyen bir çocuktu. İlk okul üçüncü sınıfa kadar böyle devam etti. Ama son iki yıldır derli toplu, temizliğe önem veriyor. Dolabının içi eskiden çok çabuk dağılırdı. Ama şimdi bakıyorum herşeyi muntazam bir şekilde yerleştirmiş. Odasını topluyor, yatağını düzeltiyor. odasının tozunu alıyor, mutfak işlerine bile ufaktan ufaktan girmeye başladı.İşyerime telefon açıp anne şunu yapayım mı? diye soruyor. Demek ki, bunlar olağan süreçlermiş. O nedenle endişelerim azaldı bahsi geçen konuda. İnşaallah, bu konuda kızıma güveniyorum. Herşey eğitimle ve konuşarak halledilebilir diye düşünüyorum...

Son zamanlarda kafamız o kadar yoğun ki, yazdıklarımı toparlayamadığımında farkındayım. Mevzu çok ama kafam inanılmaz yoğun. O nedenle yazdıklarıma yoğunlaşamıyorum.Bu arada kafa yoğunluğumuzda Allah'a şükür bizim için müspet durumlar.2010 yılında da Allah izin verirse hayatımızda önemli ve de inşaallah hayırlısı ile bazı değişimler olabilecek. Onun belirsizlikleri ve de heyecanından dolayı da durumu idare ediyoruz işte...Herkese sağlık ve esenlikler diliyorum...

11 Ocak 2010 Pazartesi

Hayattan Ne Öğrendim?

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Isığı gördüm, korktum. Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Yine Ağladım.

* * *
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

* * *
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

* * *
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

* * *
Sevmeyi ögrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

* * *
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altnda bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

* * *
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

* * *
Ekmeği ögrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini...
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

* * *
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

* * *
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

* * *
Dünyaya tek basına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.

* * *
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

* * *
Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

* * *
Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının,
yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.

* * *
Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

****
****

Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...

MEVLANA

Arkadaşımdan bana gelen ve hayata dair gerçekleri birkez daha hatırlatan bu yazıyı da unutmamak ve paylaşmak adına yayınlamak istedim...Mevlana'nın dostluk adına özdeyişi de ne kadar anlamlı değil mi?...Sevgiler...

6 Ocak 2010 Çarşamba

İşte Mettap Bebek..:)) (Mehtap, Kızımın Deyimi ile)

Evet bu bebeğimle de huzurlarınızdayız efendim. Bu bebeğimiz çok daha güzel oldu. Ayrıca Aslı bebekten de, Kübra bebekten de biraz büyük oldu. Resimde pek farkedilmiyor ama.Yüzü benim çok hoşuma gitti. Gözlerini ben çok beğendim mesela. Şu an işyerimde bir arkadaşımın kızı içinde örüyorum. O bebeğimizi sevgili hayal arkadaşımızdan aldığım amigurumi gözlerden kullandım ama biraz acemi olduğum için galiba yüz kısmını pek beğenmedim ben. Bitince onu da tabii ki burada paylaşacağım ve kararı siz vereceksiniz. Bu arada bu bebeğimizi üç günlük yılbaşı tatilimizi fırsat bilerek, Cumartesi günü geç saate kadar oturup, ördüm ve bitirdim, Umut filmini izlerken. Film ise Şubatta gösterime girmiş biz ancak izleyebildik. Yerli filmlerde en çok etkilendiğim film babam ve oğlumdu ama Umut filmi beni çok daha fazla etkiledi. İnsanın yüreği dayanmıyor. Allah kimseye çaresiz dertler vermesin. Konusunu birçok kişi biliyordur herhalde. Yazımı uzatmamak adına konusundan bahsetmeyeceğim ama izlemeyene mutlaka tavsiye ediyorum bu filmi. Çok etkilendik ve çok ağladık ya. Gözyaşlarımdan dolayı gözlerim yanıyorken bir de ben bu bebeğimizi örmeye çalıştım iyi mi? Başladığım birşeyi mutlaka sonlandırmadan rahat edemiyecek bir yapıya sahip olmamdan ve de sabaha kızlarım uyandığında sevinsinler istememden dolayı. Koltuğun üzerine ise sabah kalktıkları zaman kızlarımın göreceği şekilde koydum. Nitekim minik kızım sabah görmüş ve eline alarak doğru odalarına gidip, "İyem İyem kalk, bak, annem bebeği bitirmiş"dedi. Bende onların şamatasına uyandım tabii ki. Zaten Deren'ciğimizi hafta içi zor kaldırıyoruz. Hergün kaldırabilmek için farklı taktikler kullanıyoruz ama hafta sonu da erkenden kalkıyor minik kuzumuz. Bebeğin elbisesini de sonradan ördüm yine. Farklı kıyafetlerde örülebilir. Bu şekilde daha hoş oluyor. Dediğim gibi örmek çok keyifli ama, sadece beni saçları oyalıyor. Bu arada aynı renk tonlarını kullanmamın nedeni ise elimdeki ipleri değerlendirmek istememden kaynaklanıyor. Zaten hediyelik de ördüğüm için farketmiyor. Çalışıyor olduğum içinde fazla malzeme edinmek istemiyorum, sadece elimdekileri tüketmeye çalışıyorum haliyle...
Herkese sağlık ve esenlikler dileyerek yazımı noktalıyorum...

29 Aralık 2009 Salı

Yeni Bir Yıl, Yeni Bir Hayat

Bir yılı daha geride bırakıyoruz. Her yeni yılın insana getirileri olduğu gibi götürüleri de mutlaka vardır. Yeni bir yıl çocuklar için bir heyecan, bir umut. Ben çocukken 2000 yılında "28 yaşında olacağım. Ne kadar büyük bir yaş ve ne kadar çok zaman var" derdim. Bugünse inanılmaz bir şekilde zaman su gibi akıp gidiyor. Şu 10 senenin nasıl geçtiğini anlayamadım bile. Aslında ben yeni yılda insanların coşmasını, taşkınlıklar yaparak abartılı bir şekilde eğlenmelerini de hiç anlayamamışımdır. Her yeni yıl bizi bir yaş daha yaşlandırıyor ve ölüme daha çok yaklaştırıyor. Bunun eğlenilecek bir tarafını göremiyorum. Yeni bir yıla girerken bizim Rabbimizden önümüzdeki yıllar için sağlıklı, mutlu, huzurlu, başarılı, verimli bir hayat sürebilmemiz için dua etmemiz, sevdiklerimiz ve çevremizdekiler için de böyle temennilerde bulunmamız gerekir diye düşünüyorum. Önemli olan arkamıza şöyle bir baktığımızda, ben geride ne bırakıyorumun muhasebesini yapabilmemizdir. Aslında her yeni gün, her yeni yıl bize yeni bir hayat yeni bir fırsattır. Bu fırsatları da en güzel, en anlamlı ve verimli şekilde değerlendirmeliyiz. Bu hayatta sağlığımız, huzurumuz yerinde olduğu sürece, kalbimizden sevgiyi de eksiltmeden ,hayata güzellikler katacak verimlilikte, bize sunulan bu yaşamı en iyi şekilde değerlendirmeli ve şükretmeliyiz. Çünkü hayatın insana neler getireceğini hiç kimse bilemez. Geçmişimizde keşkelerimiz de mutlaka vardır. Aslında bu keşkelerimizi de hayatın bize sunduğu bir hayat dersi olarak görürsek kendimize daha çok çeki düzen veririz. Hiç kimse dört dörtlük değildir. Herkesin hayatı boyunca hataları, eksik yönleri mutlaka vardır. Onları da hayatın akışında olması doğal, olağan bir süreç olarak görürsek, geleceğimize ışık bile tutabilir bu keşkeler. Her yaşanmışlıklar bizi daha çok olgunlaştırmalı, geliştirmeli, hatta hayata daha çok bağlamalı diye düşünüyorum. Yeter ki Cenabı Allah elem keder vermesin. Her zaman söylediğim gibi her şeyin başı sağlık ve huzur. Sağlığımız ve huzurumuz yerinde olduğu sürece gerisi sadece biz insanlara kalıyor. Yeni bir yıla, yeni bir hayata bu çerçeveden bakılması dileklerimle, herkese sağlıklı, huzurlu, mutlu ve sevgi dolu nice seneler dilerim.

Resim: http://www.mailce.com

26 Aralık 2009 Cumartesi

Nihayetinde Kübra Bebekten de Selamlar...:))

Kübra bebekte arşivimde yerini aldı sonunda. Çok şirin bir bebek oldu. Elbisesini sonradan ördüm ve istendiğinde çıkartılıp değişik kıyafetlerde denenebilir. Dediğim gibi kızlarım bayılıyorlar. Özellikle değişik kıyafetler ördüğüm zaman daha çok hoşlarına gidiyor. Ayrıca hep bebek ördüğümünde farkındayım ama kız çocuğu olunca ilgi ve istek daha çok bu yönde oluyor haliyle. Bu vesile ile bende bayağı hızlandım bebek örme konusunda. Sadece saçlarını yaparken sıkılıyorum ve beni çok oyalıyor. Onun dışında diğer tarafları zevkle örüyorum. Şimdi elimde bir bebek daha var bitmek üzere. O bebek, bu bebekten de, Aslı bebekten de biraz büyük oldu. Minik kızım onun adını da Mettap koydu. Artık yetsin diyorum ama doymuyorlar. Aslında arkadaşlarımın da çocuklarının çoğu kız ve onlara da hediyelik örmek istiyorum ama ne zaman ördüğümü görseler sahipleniyorlar. Bu arada değişik oyuncaklar da örsem iyi olacak ama becerebilir miyim onu da bilmiyorum. Ayıcık olma yolunda bir oyuncağın baş kısmını ördüğümden ve bittiğinde burada yayınlayacağımdan bahsetmiştim ama gövdeyi örmeye bir türlü elim varmadı. Çocukların oyuncak sepetinin içinde o hali ile bekliyor. Galiba ben de bebek örmekten daha çok haz alıyorum gibi...Örgü her zaman beni dinlendiren eğlence olduğu için fırsat buldukça elime alıyorum ve bu şekilde değerlendirebilmek de beni mutlu ediyor. Yakında Mettap bebek de buradaki yerini alacak. Herkese sağlıklı, hayırlı, mutlu, huzurlu bir hafta diliyorum...

23 Aralık 2009 Çarşamba

Yüzümü Güldüren...:)))

Günümüzün sağlıkla ve huzurla geçebilmesinden daha güzel ne olabilir ki.Son aylarda inanılmaz yoğun bir tempo ile çalışmaktayım. Adeta koşuşturmaca geçiyor.Her iş acele.Özellikle son haftalarda bu hafta sonuna kadar bütün işlerimizi bitirmemiz gerekiyor.Hatta cuma günü mesaiyeye bile kalacakmışız.Bankadayken buna çok alışıktık ama burada ben ilk defa kalacağım.Ne yapalım duyunca üzüldüm tabii, hatta canım sıkıldı adeta.Ama tam moral bozukluğu yaşarken yukarıda masamda görülen çiçeklerin gelmesi ile keyfim adeta yerine geldi.Tam da en mutsuz bir anda yüzümü güldürdü açıkcası. Bugünlerde kitap bile fazla okuyamıyorum.Eve geldiğimde de göz kapaklarım adeta kapanıyor. Ama tabii uyumak için minik kızımın keyfini bekliyorum.Şu an da kendi kendine öyle güzel oynuyor ki, oyununu bozmak da istemiyorum.Zaten kabul de etmiyor böyle birşeyi.Yine paylaşacağım o kadar çok şey var ki.Mesela yeşim taşı ile kolyemi yaptım çok zaman önce, ama burada paylaşamadım. Amigurumi Kübra bebeğimiz de bekliyor biran önce bloğumda yerini almak için ama benim uygun zamanda resimlerini çekip, bilgisayara yüklemem gerekiyor. Bu arada sevgili Eylül bahçesinden ben bir portföy çantada aldım. Çok güzel. Gerçekten çok özenli ve şık tasarımları var arkadaşımızın. Ellerine sağlık. Yazacağım daha birşeyler var ama vaktim yok.O nedenle burada noktayı koyup, ayrılmadan önce hepinize sağlık, esenlik, huzur, mutluluk ve başarılar diliyorum. İlk fırsatta beni burada yalnız bırakmayan dostlarıma da geriye dönük güncelerini de okumak üzere ziyaret edeceğim.herşey gönlünüzce olsun.

19 Aralık 2009 Cumartesi

Yine Medya işte...



Buradaki yazımda yandaki şiir kitabından bahsetmiştim. Zaman zaman da elime alıp okuyorum. İçerisinde doğru tespitleri ile günümüz medyasının insanları nasıl esir aldığını, nasıl bir toplum yarattığını miniklerin çocuk gözleriyle öyle güzel mısralarına yansıttığı bir şiir kitabı. Ara sıra arkadaşlarımızın bloglarında da medyanın yayınlarından rahatsızlık duyduklarını okuyoruz.Televizyon olayına o kadar yabancı kaldık ki, çok zaman haber bile dinlemiyorum ve önemli gündemlerden bihaber olduğum da çok oluyor. Ancak internetten okuduğum haberlerle günü çok zaman kurtardığımı söyleyebilirim.Yani televizyonun da gerekli olduğuna ama herşey de olduğu gibi bununda ölçüsü olması gerektiğine inanıyorum.Yayınlar seviyesiz ve bağlayıcı olmamalı. Daha çok eğitici ve bilgilendirici olmalı. Kışkırtıcı, iç karartıcı, şiddetli, argolu olmamalı, ahlaksızlık içermemeli, vs. Aileleri ayırıcı değil, birleştirici, ortak izlenebilir seviyede olmalı...Kitaptaki şiirleri yazan yavruların duyguları da bu yönde ve onlar da durumun farkındalar aslında. Ama maalesef medyayı hepten yok sayamıyorlar ve dileklerini de mısralarına yansıtmışlar. Bence de yetkililer ve herkes bu duruma duyarlı olmalı ve bunun için gereken yapılmalı...Daha önce bu konu ile yazdığım yazımda, bir daha ki sefere "Nerede Benim Susam Sokağım"ı yazacağımı söylemişim ve kitaba da işaret koymuş olduğum için aklıma geldi. ve işte söz verdiğim o şiiri yazmak istedim.
NEREDE BENİM SUSAM SOKAĞIM
Nerede benim susam sokağım,
Minik kuşum,
Kardeşlik duyguları,yardımlaşma
Güzel mahallem, eşim,dostum
Televizyona küstüm.

Hepimiz polat,hepimiz Hırant,
Gazete şiddet,televizyonda şiddet
Evde şiddet,okulda şiddet
Öğretmenini,arkadaşını bıçaklayan öğrenci
Ekranda çıldırmış yaşlısı,genci

Ekranda terör,ağlayan analar...
Yüreğimiz kan ağlar,
Cenaze törenleri
Ağıtlar,feryatlar
Eşini kaybeden şirinler,ölen ferhatlar.

Televizyonda başımızdaki büyükler kavga eder,
Ekranda açlık, sefalet kol gezer
Yaşlılar üç kuruş almak için birbirini ezer
Kimi küfreder,kimi döver.
karikatüristler çizer,gazeteciler yazar.

Biri yapar, biri bozar,
Seyrediyoruz yarım kalan hava alanları,
İş ilanları
Dinliyoruz bol bol yalanları,
Atılan balonları.

Magazin denilen rezillikler dizboyu
Kim kimi aldatmış,kim kimle çıkmış
Kim hangi sevgilisinden bıkmış
Kim kime dil uzatmış
Kim ne giymiş,kim rüküş,kim iyiymiş.

Kadın aile programı diye
Zavallı kadınlar, perişan aileler ekranda
Ayşe,Fatma,Eşe,Hasibe,Türkan'da
Ocakta yemekler yanıyor
Kadınlar televizyona dalıyor...

Çözüm temiz ekran, temiz medya
Doğru haber,doğru bilgi.
Eğitime, gençlik sorunlarına biraz ilgi
Sanat,kültür,kitap...
Seviyeli programlar,
İlgililere selamlar...

Ayşenur UĞURLU
8/A Akşehir

Yüreğine sağlık Sevgili Ayşenur.Hayat hepinize tüm güzellikleri getirsin. Herşey gönlünüzce olsun inşaallah...Sevgiler...

10 Aralık 2009 Perşembe

Vatanımıza ve Geleceğimize Sahip Çıkmalıyız...

Yazılacak,konuşulacak o kadar çok şey var ki, ama neye yarıyor. Maalesef son zamanlarda ülkemizde yaşanan kaos beni de son derece huzursuz ediyor.
Neyin kavgası yapılıyor anlamış değilim. Sorunsa hepimizin sorunu. Bu vatan bizim, hepimizin. Biz Türk milleti olarak, hiçbir vatandaşımızı ayırmıyoruz ki. (sen kürtsün, sen alevisin, sen çerkezsin vs.) Bir bütün olarak düşünüyoruz. Birlik ve beraberlik içinde olup, düşmanlarımıza karşı daha güçlü olmamız gerekirken ne hak iddia ediliyor.Yaşanılanların hiçbirinde masum yan yok. Amaç ülkeyi bölmek, parçalamak, iç savaş çıkarmak, Türk'ü Türk'e kırdırmak. Sonrası zaten kolay değil mi? Türkiye Cumhuriyeti kolay kurulmadı. Ne büyük savaşlar, ne büyük acılar yaşandı. Ulu önder Atamızın liderliğinde Türk milleti canını ortaya koyarak yurdumuzu düşmanlardan kurtardı. Sonrasında da bize bu güzel ülkeyi teslim ve emanet ettiler. Tarihimizi düşündükçe gerçekten içim acıyor.
Bize emanet edilen bu güzel vatanımıza sahip çıkamayacak mıyız?
Kime güveneceğiz?
Bir birey olarak benim elimden ne gelir?
Tek yürek, tek bilek olmamız gerekmez mi?
Atamızın Türk gençliğine, milletine güvenine layık olamayacak mıyız?
Onun ilkelerini yaşatıp, öğütlerini yerine getiremiyecek miyiz?
Ya peki!... bizden sonraki nesillerimize bunun hesabını nasıl vereceğiz?
Bir hiç uğruna gencecik kardeşlerimiz, askerlerimiz şehit ediliyor, masum vatandaşlarımıza sokaklarda saldırılar oluyor, canlarına, mallarına gasp ediliyor.Ülke huzuru bozulmaya çalışılıyor. Günlerdir huzursuzum dediğim gibi söylenecek çok şey var...........var............var....

Ben şehit askerlerimize ve masum vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyor, ailelerine, yakınlarına ve Türk milletine başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Mekanları cennet olsun inşaallah.

Bu ülke içinde yaşayan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesi de birlik, beraberlik, bütünlük içinde olmaya davet ediyorum. Biz din, dil, ırk, mezhep vs. gibi etnik ayrımcılık yapmaksızın, bu ülkede yaşayan, vatanını seven herkesi kardeş olarak görüyoruz.Vatanını benimseyen, bu ülkede yaşayan herkes de buna inanmalı ve içlerindeki nifak tohumlarından arınmalı. Sevgili Atamızın dediği gibi önce yurtta barış olmalı, kardeşlik olmalı, birlik olmalı. Sonra da dünya da barış tabii ki.

Türk milleti olarak ülkemizde huzur, barış, refah istiyoruz. Bizden sonraki nesillerimize de böyle bir gelecek bırakmak istiyoruz. Bize emanet edilen vatanımıza ve geleceğimize sahip çıkmalıyız... Umudumuzun ve ışığımızın hiç sönmemesi dileğimle herkese sağlık, huzur ve esenlikler diliyorum...

4 Aralık 2009 Cuma

Bana Dairler...


Alakasız bir resim olacak ama renk olsun diye kızımın paintte çizdiği resimlerin birini
paylaşmak istedim.
Ne yazsam diye düşünüyorum. Ama birçok konuda içimde duygu ve düşüncelerimle taşıyor olsam da bunu maalesef burada paylaşamıyorum. Bloğuma sınırlı konularda yazı giriyorum. Çok özelimi paylaşmak da istemiyorum. Çok derin konularda yorumlar yapamıyorum. Daha dikkatli ve özenli olmaya gayret ediyorum.Gizemli olmuş olsaydım belki daha rahat yazabilirdim ama, beni, tanıdığım çevremden de birçok kimselerin okuduğunu biliyorum ve lütfen alınmayın ama samimi olduğum dostlarım! siz zaten bunların nedenlerini biliyorsunuz. Hatta bunları sizlerle sözel olarak da konuşuyoruz. Hatta unutuyordum, maillerimden birçok blog arkadaşlarım bazı konularda soruları da oluyor ve onlara da döndüğümde uygun bir şekilde bunu ifade etmeye çalışıyorum. Bu arada birkaç mailim var ve kotalarımda o kadar çok mail birikmiş ki, çoğunu inceleyemeden veya hiç bakmadan silmek zorunda kalıyorum. Sadece ilgimi çeken konularda gelen mailleri okuyorum. Bir de son zamanlarda bloğumda kendi sitelerini tanıtmamı isteyen ve takip listesine almamı isteyen blogcu arkadaşlarımızda çıkıyor. Sizlere de böyle mailler geliyordur diye tahmin ediyorum. Bir tanesini özellikle inceledim. Kadınlara yönelik bir siteydi. Adını şu an anımsayamadım ama tavsiye edebileceğim bir site. O sitenin tanıtımını bloğumdan yapmayı düşünüyorum ve tabii ki takip listesine de alacağım ilk fırsatta..Unutmuştum,Yazarken aklıma geldi. Site sahibi kusura bakmasın. Kendisine dönemedim bu konuda.

Bu arada, bir zamanlar bloğumu kapatıp, başka bir blog açma konusunda da bayağı bir düşünmüştüm. Sonrasında ise; Ben zaten bloğumu sıklıkla güncellemeye vakit bulamıyorum o nedenle gerek yok dedim. Ayrıca bloğumu çok da seviyordum. Burada çok emeğimin olduğunu düşünerekten emeğimi hiçe sayamadım. Bu nedenle tekrar bloğuma geri dönüş yaptım. Her ne kadar güncelleyemesem de istediğim an girip yazabileceğim, bana ait bir alan burası da. ("Bana aitsin bana aitsin.sen benimsin blog" diyesim geldi.) Daha öncede belirttiğim gibi paylaşacağım o kadar çok şey var ki, hayata dair yaptığım ne varsa ama onlarla ilgili resimleri yüklemek özellikle bana çok zor geliyor, çok zamanımı alıyor o nedenle de gecikmeler de oluyor haliyle. Son zamanlarda masaüstünden yüklediğim resimlerde kayboluyor, picassayı da beceremedim bir türlü. Sevgili Eylül Bahçesi bana maille anlatmış ama pek uygulayamadım. Okurken karışık geldi. Uygulamaya çalışırken yapabilir miyim onu da bilemiyorum doğrusu. Bugün bunları yazasım gelmiş. Herkese iyi, güzel, sağlıklı, keyifli bir hafta sonu diliyorum...

29 Kasım 2009 Pazar

Aslı Bebek Bayramınızı Kutlar...

Öncelikle herkesin gecikmeli de olsa; bayramını en içten duygularla kutluyor, sağlık, esenlik ve huzur dolu bir bayram geçirmenizi diliyorum. bayramın üçüncü gününde yeni amigurumi bebeğimle ses veriyorum. Yine bu bebeği de öreli bayağı oldu ama günlerimiz o kadar yoğun geçiyor ki, yayınlamaya fırsat olmuyor. Bayram öncesi öğretmenler günüydü. Benim arkadaş çevremin çoğu da öğretmen olduğu için kutlamalarımızı yaptık. Öğretmenler günü akşamı dışarı çıkıp eğlendik.Annemlerin gelmiş olması bizim kışın ki aktivitelerimize daha çok vakit ayırmamıza da vesile oluyor.Sağolsun annemler çocuklarla ilgileniyorlar. Siz çıkın eğlenin arkadaşlarınızla veya işlerinizi halledin diye... Bayrama girerken de eşim rahatsızlandı. Gripal enfeksiyon ve boğaz ağrısı, o nedenle evden dışarı çıkamadık.Halbuki birçok arkadaşlarımızla bayram da görüşürüz diye sözleşmiştik. Birkaç arkadaşımız dün geldiler. Bugünde muhtemelen gelenler olur. Eşime de biz bu bayram evden dışarı çıkmayalım. Bu grip halinle kimse seni ağırlamak istemez diye espri de yaptım. Sadece annemlerle yakın oturduğumuz için onlara gitmiş olduk. Şu an eşim istirahat ediyor. Deren de kendi kendine öyle güzel oynuyor ki, benim ördüğüm bebeklerle. İnanın satın aldığımız oyuncakların yüzüne bakmıyorlar. Hatta bu bebişlerle uyuduklarını bile söyleyebilirim. Herbirine isim bile koydular.Şu an aşağıda Aslı bebekle tanışmak üzeresiniz. Adını da Deren'ciğim koydu. Birde Kübra bebeğimiz var. Onunla henüz tanışmadınız. İlk fırsatta onu da yayınlayacağım. Aslında aşağıdaki bebek bir arkadaşımın kızı Sevgili Doğa için örüldü.(Canım Doğa'nın bebeği görüldüğü gibi)

Şimdi de Aslı bebekle tanıştırayım. Artık bayağı bir ilerleme kaydettim görüldüğü üzere. Hatta ayak bile yapabildim. Bacaklarını gövdenin üzerinde ördüm. Ayrı örüp dikmedim ve daha muntazam oldu. Ördükçe gelişme gösterdiğime inanıyorum. İlk bebeğimi hatırlarsanız abuk sabuk bir bebek olmuştu. Sizleri seviyorum ve sizlerden çok şey öğreniyorum.İyi ki tanımışım her birinizi. Bunu laf olsun diye söylemiyorum arkadaşlar. Buna hiç gerek yok. Kanıtı ortada. Birşeyler üretebilmekten ve başarabilmekten büyük bir haz alıyorum ve bunda sizlerinde payı çok büyük inanın. Her birinize ayrı ayrı teşekkür ederken, tekrar bebeğime dönmek istiyorum. Pantolonunu ayrı ördüm. Pantolonsuzda kısa şort giymiş gibi. Hatta etek falan örülebilir. Üzerine ceket de örülebilir. Aslında kızlarım değişik kıyafetlerde öreyim istiyorlar. Sürekli değiştirmek için. Ama çok sık elime örgüde alamıyorum maalesef. Şimdilik ördüklerimle yetiniyorlar.
Aslı bebekle tekrar bayramınızı kutlar sağlık, esenlik ve mutluluklar dileriz. herşey gönlünüzce olsun.Sevgilerimle...

20 Kasım 2009 Cuma

Poğaça Sever misiniz?

Sevgili çocukla çocukta, ekmek makinasında pastane yapımı poğaçaların fevkalede olduğunu okuyunca bende denemek istedim.Doğrusunu söylemek gerekirse her tür tarifleri denememe rağmen yumuşak poğaçalar yapamıyordum.Hamuru mayaladığım halde çok da yumuşak olmuyordu. Buna rağmen çok da kötü olduğu söylenemezdi. Ancak benim teyzemin çok güzel poğaçaları olurdu. Çocukken yediğim halde tadı damağımdadır hala. Teyzem sırf süt ile mayalardı ve yumuşacık ve de içi pamuk gibi olurdu. Lezzetini zaten söylememe hiç gerek yok. Bende teyzemin tarifi dahil birçok tarife göre yaptığım da aynısını yakalayamadım hiçbir zaman. Bunu arkadaşlarımla paylaştığımda onlarda poğaçaları yapıp fırına vermeden önce tepside de bi 15-20 dakika daha mayalamam gerektiğini söylemişlerdi. Sevgili çocukla çocuğun tariflerinde onların da tepsiye poğaçaları yapıp koyduktan sonra 15 dakika fırına vermeden önceden beklettiklerini okudum. Hem bu ince ayrıntıya dikkat etmemle, hem de ekmek makinasında mayalanmasının da etkisiyle sanıyorum hayatım boyunca ilk kez o inanılmaz lezzetteki poğaçaları yapabildim sonunda. Sevgili çocukla çocuktan ilk kez poğaçaların yüzeyine pekmez sürüldüğünü de öğrendim. Bende evde keçiboynuzu pekmezinden sürdüm.
O nedenle yüzeyi tam pastane vari bir poğaça oldu.Birde sadece birkaç dakika önce alsaydım çok daha şahane olacaktı. (Ayrıca tek tepsiye sığdırmak istediğim için hamurlar birbirine yakın pişti, o nedenle birbirlerinden ayırmak zorunda da kaldım.)Ama olsun buna rağmen lezzetinden hiçbir şey kaybetmemiş oldu. Zaten önemli olanda lezzeti değil mi?Pardon damaktan çok görüntüye önem veren bendeniz poğaça da lezzet aradığım için böyle düşünüyorum.Herkese de tavsiye ederim.Poğaçaların ayrıntılı tarifi içinse çocukla çocuğu ziyaret edebilirsiniz.Sevgilerimle.Herkese sağlık ve esenlikler diliyorum...

16 Kasım 2009 Pazartesi

Mercan Kolyemi de Sonunda yaptım...

Merhabalar Herkese. Yine bir takı modelimle karşınızdayım. Takı konusunda değerli taş takıntımdan daha önce bahsetmiştim ve maliyetininde yüksek olduğundan da.O nedenle taşlara sık yer verememiştim. Sonunda arzu ettiğim birkaç taşa sahip oldum. Tabii devamı da gelecek bunun inşaallah.Çünkü çok seviyorum doğal taşları. Benim içinde çok değerliler.Takılarım için emek harcıyorsam buna değsinde istiyorum.İlk sırada mercan taşı kolyemle huzurlarınızdayım şimdi de.Yine daha önceleri turkuazdan kolye yapmıştım ve çok severek kullandığımdan da bahsetmiştim. O nedenle bu kolyemin tasarımını da ona benzettim.Ancak bu kolyemin aralarına yıldız taşı da ilave ettim. Yine çok sevdiğim ve keyifle kullanacağım bir kolye oldu. Daha başka kolyelerde yaptım ancak fırsat buldukça onlara da yer vereceğim.Onların tasarımı daha farklı oldu.

Özelliklerine Gelince:
Mercan taşı kırmızı renk skalasında yer alır. Pozitif düşünce üzerine çok etkili bir taştır.Mutluluk,kendine güven, stres azaltıcı, depresyon üzerinde etkili bir taştır.geçmişten günümüze şans taşı olarak bilinir.

Bunun yanında cilt hastalıkları, günlük hayat üzerinde etkiye de sahiptir.

*Sedef hastalığı gibi ciddi hastalıkları tedavi edici özelliği vardır.
*Kullananın ruhsal durumunu dengeler.
*Kalbi ve dalağı güçlendirerek düzenli çalışmasını dengeler.
*Sağlığın korunmasında etkilidir.
*İnsanlarla ilişkileri güçlendirir, kullanan kişiye kendine güven duygusu kazandırır.
*Girişimci ruhu tetikler.
*Nazara karşı iyidir.
*Konsantrasyonu artırır.

deniliyor.

Kaynak :http://www.bitkiseldiyet.com

10 Kasım 2009 Salı

Atam İzindeyiz...

Sevgili Atamızı Özlem ve rahmetle anıyorum. Türk Milleti olarak,Sonsuza kadar ve ilelebet, senin yolunda ve senin ilkelerinle yaşayacağız, yaşatacağız.

8 Kasım 2009 Pazar

Vampir Serisinden...

Evet arkadaşlar uzun zamandır okuduğum kitaplardan bahsetmemiştim.Ama birçok konuda yazamadım ve bu nedenle de yine birçoğu zaman aşımına uğradı diyebilirim.Yeri geldikçe ve fırsat buldukça aklımdakilerden yine bahsetmeye çalışırım. Uzun zamandır Vampir ile bir genç kızın aşkını anlatan Stephenie MEYER'in serilerini okumaktaydım.Kitaplar çok güzel ve sürükleyici. Elimden bırakmak istemedim ve her an okuyabilmek için fırsat kolladım diyebilirim ama buna rağmende elimde özellikle son serisi Şafak Vakti bayağı bir uzadı vakit bulamamaktan.
Kitap fantastik bir aşk öyküsü, vampirler ve kurt adamlar arasında geçen olaylar dizisi. Bunların içinde bir genç kızın vampir sevdiği uğruna vampir olma yolunda geçen büyük mücadele ve macera dolu yaşamı. İlk kitabı Alacakaranlık' ın filmi de var.Bu ay ikinci serisi Yeniay' ın filmi gösterime girecekti.Ben kitaplardan sonra Alacakaranlık' ı izledim. Yeniay'ı izlemeye henüz vakit bulamadım ama izlemek istiyorum.Ben kitapları okuduktan sonra filmlerini izlemekten hoşlanıyorum. Canlı olarak görmekde hoşuma gidiyor karekterleri. Ama tabii ki kitabın yerini tuttuğunu söyleyemem.
Kitabın her bir serisi beşyüz küsür sayfa ve dört cilt.Şu ana kadar yazdığım satırlarda tutulma'ya yer vermedim. Zaten seri bir önceki kitabın devamı... Vakit kaybı olarak görmezseniz tavsiye edebilirim.Ben keyifle okudum. Yok okunması gereken daha kayda değer eserler var, filmini izlemem yeterli derseniz de iki serisi gösterimde.Başrol oyuncuları da Kristen STEWART, Robert PATTINSON.

7 Kasım 2009 Cumartesi

http://www.istasy10.com

feardotcom:
Koruyucu Meleğinizi gittiğiniz her yere götürmek için olağanüstü etkili bir yol da kristal veya değerli bir taşı Meleğiniz'in enerjisi ile doldurmaktır. Gerçek olan herhangi değerli bir taş işe yarayabilir. Eğer böyle sizin için önemli ve değerli bir taşınız varsa onu kullanın.

Belki de sevdiğiniz için bir dostunuzun verdiği bir taş veya kristaliniz olabilir veya sadece özel gözüktüğünü düşünerek almış olduğunuz bir taşınız vardır.

Böyle sizin için önem taşıyan değerli bir taşınız yoksa, ya da sadece Koruyucu Meleğinize ait özel bir tane istiyorsanız onu bulmak için pek çok yol var.

Bir kuyumcuya veya kristal ve değerli taşlar da satan bir New Age (Yeni Çağ) mağazasına gidebilir ve sizi kendine çeken bir taş bulabilirsiniz. Ben sık sık herhangi bir alışveriş niyetim olmasa bile, kristal satan dükkanlara giderim. Orada özel bir taşın beni çektiğini fark edersem, durumum çok uygun olmasa bile onu mutlaka alırım çünkü bu çekimin bir nedeni olduğunu bilirim.

Tam da değerli bir taş almayı düşündüğünüz sırada bir dostunuz size bir taş hediye edebilir. Bu aslında basit bir evrensel işleyiştir. Ne zaman başıma böyle mucizevi bir olay gelse hep çok mutlu olmuşumdur.

Eğer tüm bu söylediklerimizden hiçbiri olmazsa astroloji veya numeroloji yardımıyla kendinize özel bir taş seçebilirsiniz. Yaşam Çizginizin Rakamını tespit etmiş olmalısınız. Rakamların her biri sadece renkleri ifade etmekle kalmaz, aynı zamanda birçok çeşit taşı da ifade eder. Şimdi gün, ay ve yıl olarak doğum tarihinizi toplamalısınız. Burada 28 Nisan 1980 yılında doğan bir kişi için örnek veriyorum:

4 + 28 + 1980 = 2012

Çıkan rakamları da birbirleriyle toplayarak tek bir rakam elde etmelisiniz.

2 + 0 + 1 + 2 = 5

Dikkat etmeniz gereken iki konu var. Eğer rakamlarınızın toplamı 11 veya 22 çıkarsa, artık bundan tek bir rakam elde etmeye çalışmadan orada toplamayı bırakmalısınız. Bu iki rakam numerolojideki Yaşam Çizgisinde ana rakamlar olarak bilinmektedir. Bir örnek verirsek:

2 + 29 + 1944 = 1975
Ve 1 + 9 + 7 + 5 = 22

Doğum tarihinizi birbirinden ayırarak toplamaktayız. Böylece 11 veya 22 sayılarını kaybetmemiş oluyoruz. Örneğin yukarıdaki durumda eğer tüm rakamları yanyana dizip toplasaydık 22'yi kaybederdik:

2 (ay) + 2 + 9 (gün) + 1 + 9 + 4 + 4 (yıl) = 31
Ve 3 + 1 = 4

Bir kere doğum tarihinizi tek bir rakama düşürdüğünüzde (veya 11 ya da 22'ye) numerolojideki Yaşam Çizgi Rakamınızı elde etmiş olacaksınız.

YAŞAM ÇİZGİSİ RAKAMLARI
1 - Oniks, hematit, kırmızı yeşim taşı, turkuaz
2 - Akik, zümrüt, inci
3 - Zirkon, topaz, turkuaz
4 - Gök zümrüt, mercan, safir
5 - Alacalı akik, topaz, ametist
6 - Akik, kehribar, zümrüt
7 - Kan taşı, kırmızı lal, lav taşı
8 - Elmas, oltu taşı, oniks
9 - Kehribar, mercan, ay taşı, inci
11 - Ametist, kan taşı, lal taşı
22 - Ametist, mercan, elmas

GÜNLER (Doğum Günü)
1 - (1'i, 10'u, 19'u ve 28'i): Amber, yakut, topaz
2 - (2'si, 11'i, 20'si ve 29'u): Yeşim taşı, ay taşı, inci
3 - (3'ü, 12'si, 21'i ve 30'u): Ametist, turkuaz
4 - (4'ü, 13'ü, 22'si ve 31'i): Safir ve topaz
5 - (5'i, 14'ü ve 23'ü): Elmas, safir
6 - (6'sı, 15'i ve 24'ü): Zümrütler ve turkuaz
7 - (7'si, 16'sı ve 25'i): Kedi gözü, yeşil yeşim taşı, aytaşı, inci
8 - (8'i, 17'si ve 26'sı): Elmas ve siyah inciler
9 - (9'u, 18'i ve 27'si): Kan taşı, lal ve yakut
Astroloji ile çok daha fazla seçeneğiniz olabilir. Burcunuza, onu yöneten gezegene veya 4 ana elemente göre de taşınızı bulabilirsiniz. Çoğunlukla taş sizi seçer görünse de yine de taşınızı belirlemek için biraz zaman ayırmalısınız.

ZODYAK SİMGELERİ (BURÇLAR)
Koç: Kırmızı yeşim taşı, elmas, hematit
Boğa: Kırmızı mercan, mavi safir, zümrüt
İkizler: Alacalı akik
Yengeç: Amber, inci
Aslan: Kedi gözü, krizolit, yakut
Başak: Gök zümrüt, peridot, sarı akik
Terazi: Akik, bakır taşı, zümrüt, safir
Akrep: Ametist, lav taşı, kan taşı, opal
Yay: Mavi zirkon, topaz, turkuaz
Oğlak: Oltu taşı, oniks, turkuaz
Kova: Amber, ametist, kan kırmızı lal
Balık: Mercan, inci, ay taşı, kan taşı

GEZEGENLER
Güneş (Aslan): Amber, krizolit, topaz, zirkon
Ay (Yengeç): Ay taşı, alçı taşı, inci, kuartz kristali, necef taşı, gök zümrüt
Merkür (İkizler, Başak): Opal, akik, kırmızı akik, sardoniks, serpentin
Venüs (Boğa, Terazi): Zümrüt, turkuaz, gök zümrüt, yeşim taşı, bakır taşı
Mars (Koç, Akrep): Lal taşı, yeşim taşı, yakut, kan taşı, mıknatıs taşı
Jüpiter (Yay, Balık): Ametist, turkuaz, yeşim taşı, lacivert taş, safir
Satürn (Oğlak, Kova): Oniks, oltu taşı, lav taşı, antrasit
Uranüs (Oğlak): Topaz
Neptün (Balık): Kaya kristali, ametist
Pluton (Akrep): Elmas, topaz, yosun akik taşı, opal

ELEMENTLER
Ateş (Koç, Aslan, Yay): Ateş opali, yakut
Toprak (Boğa, Başak, Oğlak): Yosun akik taşı, kurşuni kükürt taşı, oniks
Hava (İkizler, Terazi, Kova): Topaz, opal
Su (Yengeç, Akrep, Balık): Gök zümrüt, mercan, ay taşı

Bir kere taşınızı ve kristalinizi alınca ona artık yükleme yapmalısınız. İşi önce onu yağmur suyuyla yıkayıp, sonra doğal olarak kurumasını bekleyerek başlayın.

Yıkama ve kuruma tamamlanınca ellerinizi avuç içleriniz yukarı bakacak şekilde dizlerinizin üzerine üst üste koyarak oturun. Taşınız yukarıdaki elinizin içinde olmalıdır.

Mümkün olduğunca gevşeyin, sonra gözlerinizi kapatın ve aşamalı rahatlama tekniğini uygulayın. Tam anlamıyla gevşediğinizde, Koruyucu Meleğinizi çağırın. Ona taşınıza Melek enerjisi yüklemek istediğinizi söyleyip yardımını rica edin. Yaklaşık 30 saniye içinde taşınızdan Melek enerjisi ile dolduğunu gösteren bir cevap gelmelidir. Ben ne zaman bu işlemi uygulasam, avucumun içinde bir karıncalanma hissederim. Bazıları ise taşlarının ısındığını ve hatta bazen de hafifçe hareket ettiğini söylüyorlar.

Tanıdığım yaşlı bir hanım bana fiziksel olarak bir değişim hissetmediği halde taşının Melek enerjisi ile dolmasının hemen ardından varlığının her hücresi ve noktasının farkına varır hale geldiğini anlatmıştı.
Sizin alacağınız cevap belki de burada anlattığım olaylardan farklı gelişebilir. Hiçbir şüpheniz olmasın, nasıl olursa olsun taşınızın yüklendiğini bir şekilde anlayacaksınız.

Melek enerjisi yüklü taşınızı gittiğiniz her yere götürebilirsiniz. Taşınızı değişik zamanlarda elinizde tutmak, ona dokunmak isteyebilirsiniz. Eğer kendinizi yorgun hissediyor ve enerjiye ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız alın onu elinize ve bir müddet orada tutun.

Stresli olduğunuzda ya da güç ve güvene ihtiyaç duyduğunuzda yine tutun onu. Ben büyük zorluklar yaşayan ve yardıma ihtiyacı olan bazı insanlara bile kristalimi bir süreliğine veriyorum.
Tanıdığım mükemmel bir oyuncu bir zamanlar her gösterisinden önce korkunç derecede sahne korkusu yaşamaktaydı. Sahneye çıktığında düzeliyordu ancak o saate kadar gerçekten de aşırı sinirli ve gergin oluyordu. Şimdi ise Melek taşını sahneye çıkmadan önce bir süre elinde tutuyor ve eskiden yaşadığı korku ile panik yerine büyük bir sakinlik ve huzur hissediyor.

Bir çoğumuz böyle sürekli belli bir konuda benzer sıkıntıları yaşamıyoruz ama bir Melek taşının bize getireceği sevgi, ahenk, uyum ve huzur duygularından faydalanabiliriz.