15 Şubat 2016 Pazartesi
Her Günümüz Sevgi Günü Olmalı
Sevgi günü bana göre bir gün değil, hergündür.Bu yüce duyguyu bir güne sığdırmak anlamsız geliyor bana.Ayrıca sevgi sadece sevdiceğine duyulan hisler de değildir.Sevgi herşeye, herkese karşı duyulan yüce bir duygudur.Ancak hepsinin anlamı ve yeri farklıdır. Eşine duyduğun sevgi , çocuğuna duyduğun sevgi, anne-babana, kardeşlerine ve dostlarına, insana, doğaya, hayvanlara duyulan sevgi hepsi de ayrı ayrı anlam ifade ediyor. Değer kazanıyor. Bu sevgimizi her anımıza sığdırmalıyız.Her an sevdiklerimize sevdiğimizi ifade etmeliyiz, göstermeliyiz.Eşimize olan sevgimizde öyle olmalı. Onunla her sohbetimiz,her anımız bizim için özel olmalı. Ben ona, onu sevdiğimi hergün hissettirmeliyim, o da bana aynı şekilde hissettirmeli. Bunu ifade etmek için,göstermek için 14 Şubat'ı beklemeye gerek yok ki. İnsan hayatı kısıtlı, hayat sevgi ile güzelleşir, sevgi ile yaşanır. Benim için doğum günleri ve evlilik yıldönümleri daha önemlidir. Çünkü o günler gerçekten bir gündür. O tarihte doğmuşsunuzdur veya o tarihte evlenmişsinizdir.Size özel olan günlerdir. Bunu başka güne taşıyamazsınız. Sevgiyi ise her daim içimizde beslemeli, büyütmeli ve olgunlaştırmalıyız. İnsan içindeki sevgiyi büyütmekten korkmamalı.Çünkü sevgi büyüdükçe daha da değer kazanır. Sevmeyi bilen insan, sevilmeyi de hak eder.
Görsel kaynak:galeri.uludagsozluk.com
9 Şubat 2016 Salı
SANAL VE GERÇEK
Günümüz dünyası öyle bir dünya ki... Sanal ve gerçek ortamın ayrıştığı, teknolojinin başdöndürdüğü,kaynakların her geçen gün tüketildiği, duygu ve değerlerin giderek maddeleştiği bir dünya.
Bizim kuşak bilir.Çocukluğumuzda 25. yüzyıl diye bir dizi seyrederdik. O dizide kapılar insanları görünce otomatik olarak açılırdı. İletişim görüntülüydü. Dizidekiler kurguydu ve üstelikte herkes için düştü. Şaşkınlık, hayranlık ve hayalci duygularımızla izlerdik.Sanal alem provasıydı sanki her şey. Ama prova çoktan bitmiş, oyuncular bile bu dünyadan göçüp gitmişti.
Bütün bunları neden paylaşıyorum. Sanal dünya artık hayatımızın her anında. Cep telefonsuz, internetsiz, mailsiz günümüz geçmiyor.Twitter'larda dolaşıyor, face booklardan dostlarımızı selamlıyoruz. Artık dünyanın en ucundaki bir arkadaş, bir tanıdık yanımızda. Ekranımızda, yanımızda. Sosyal paylaşım adını verdiğimiz bu sitelere saatlerimizi ayırıyoruz. Sanal hayata dalarken, gerçek hayattan uzaklaşıyoruz. Bizden çok uzaklarda biriyle msn de veya face de selamlaşırken, kapı komşumuzla selamlaşmıyoruz. Bir çok anlamlı günde yakınlarımıza, dostlarımıza mesajlar atarken komşularımızla bayramlaşmıyoruz. Hal hatır bile sormuyoruz. Çocuklarımızı internetten alıkoyamıyoruz. Sanal alemin binbir türlü oyunlarına kaptırıyorlar kendilerini. Müdahale etmesek yerlerinden hiç kalkmayacak, çevresini hiç umursamayacak ve belki de günlerce oynayacaklar. Halbuki ne oyunlar var oynanacak gerçek alemde. Bizim kuşak bilir bu oyunları. Körebeler, yağ satmalar bal satmalar, yakar toplar, istoplar, hatta çelik çomaklar. Kimileri de uzun eşek oynar, kimileri kovboyculuk. Her birinde ayrı bir tat, ayrı bir paylaşım. Anlamlıdır bu oyunlar.Gerçekçi değil gerçektir.
Bütün bunları neden paylaşıyorum. Asla ve asla teknoloji karşıtı değilim. Teknolojiyi kullanan ve bu gün de bu yazımı bu nimetle paylaşan biriyim.Karşı olduğum şey, sanal dünyanın gerçek dünyadan bizleri koparması. Tadımızı, tuzumuzu kaçırması. Ne yediğimiz sebzenin rengi, ne içtiğimiz suyun tadı , ne de yediğimiz ekmeğin içi bizi mutlu ediyor. Yapaylık su gibi aziz, ekmek gibi kutsal artık. Ve en kötüsü bütün bunları kabullendik artık. Tabelası, etiketi doğal yazan şeyleri okuyup inanabilmek gerçekçi artık. Sanallık gerçek, gerçeklik sanal artık.
Görsel kaynak:http://abilgiz.com/2015/06/sanal-gerceklik-gozlugu-nedir
Etiketler:
AKTÜALİTE,
ANILAR,
DUYGU VE DÜŞÜNCELERİM,
HAYATA DAİR
22 Ocak 2016 Cuma
Kara Merhaba
Ankara'da dün gece yarısı başlayan kar bütün gün sürdü.Sabahleyin evden çıktığımızda karın muhteşem görüntüsüne tanık olduk.Bir önceki yazımda karın yoğun bir şekilde yağmasını dilemiş ve çocuklarımızla bunun tadını çıkarmayı arzu ettiğimden bahsetmiştim. Çok şükür bu dileğimiz yerine geldi.Kar hafta ortasında yağdığı için okullar tatil oldu.Aslında çocukların okulları kar nedeni ile tatil olunca çalışan annelere de tatil olsa çok iyi olur. Çünkü hepimiz yaşadık. Kar tatili olduğu zaman çalışan anneler çocuklarını bırakacak yer bulamıyabiliyorlar. Neyse biz olayın iyi tarafından bakalım.Karın güzelliğinden bahsedelim. Karın yağması insanın yüreğini ısıtıyor soğuk havaya rağmen.Çocuklarla birlikte yetişkinler içinde mutluluk, eğlence kaynağı.Saf ve temiz duyguları barındırmasıyla ve içimizdeki çocuğun kıpır kıpır canlanmasına vesile de oluyor.Dünden beri ben de aynı duygulardaydım. Sabahleyin servisimizin geç gelip, işyerimize de gecikmeli gitmemize rağmen mutluydum.Böylesi güzelliğin tadına varmak için bu kadar meşakkate de katlanılırdı doğrusu. Çocuklar adına da çok sevindim ben.Çocuklarda karın tadını doyasıya çıkardılar.Çocuklarda evdeyken arkadaşları ile bahçeye çıkıp, oynamışlar, kardan adam yapmışlar.Bana da resimlerini gönderdiler.Ülkemizde maalesef göz ardı edilen bir gerçekten de bahsetmeden edemeyeceğim. Bir taraftan doğal mutluluklar yaşarken, elde olmayan nedenlerden dolayı da üzülmeden edemediğimiz durumlar var tabii ki.Bizim ülkemizde doğaya ve insanların yaşam alanlarının olmasının gerekliliğine önem verilmiyor maalesef. Çocukların rahatça oynayacağı güvenli,geniş, doğal imkanları da içinde barındıran yerlerin gerekliliğine karşı duyarsız kalınıyor..Bazı çocuklarımız oyun oynayacak güvenli ve geniş alanlar olmadığında bu tür güzellikleri bile pencereden seyretmekle sınırlı kalıyor.Ben binaların içi içe yapılmasından, yeşil alanların,oyun alanlarının yok edilmesinden büyük bir üzüntü duyuyorum. Maalesef her konuda olduğu gibi bu konuda da mutluluklarımız yarım kalıyor.Başkalarını da düşünmek zorunda hissediyoruz ve herkesin, her çocuğun en iyi şartlarda yaşaması, eğlenmesi, güzellikleri tatmasının hak olduğunu düşünüyoruz.Keşke herşey insanlık adına yapılsa, çıkarlar ön planda olmasa...Ne yazarsak yazalım yazının boyutu başka taraflara gidebiliyor, etrafımızdaki olumsuzlukları görünce.Neyse;
Ben de bu güzelliğin tadını çıkarmak adına öğlen saatinde karda yürüyüş yaptım.O tertemiz havayı soluyup, kar manzarası resimler çekinmeyi de ihmal etmedim. Bize sunulan her güzelliğin tadını çıkarmak gerekir. Birçok insanımız bazı şeyleri yapmaktan çekinir. Aman üşütürüz, hasta oluruz. Aman bu soğukta çıkamam. Yürüyemem, ıslanırım. Anlamıyorum. Ben yağmurda ıslanmayı bile çok severim. Ben mi deliyim acaba..:)) Akşam eve geldiğimde komşularımız da çocukları ile birlikte dışardaydılar.Benim kuzularım da kapıdan beni çevirdiler. "Anne ne olur bizde çıkalım" diye. Ben de tekrar çocuklarla dışarı çıktım. Çıktığımıza da değdi doğrusu. Tüm yorgunluğumuzu attık.Dışarıda kızak kayıp, kartopu oynadık.Karın üzerine uzandık.Çocukla çocuk olduk. Onlar da keyif aldılar.Çok keyifliydi.Her zaman her güzelliğin tadına varmak dileği ile sağlıklı,mutlu,huzurlu,eğlenceli tatil diliyorum. Ben de izin aldım ve çocuklarımla birlikte olmanın keyfini çıkarmak istiyorum İnşaAllah.Sevgiyle Kalın...
Etiketler:
AKTİVİTELERİMİZ,
BANA DAİR,
DUYGU VE DÜŞÜNCELERİM,
Etkinlikler,
EVİMİN HALLERİ,
HAYATA DAİR
19 Ocak 2016 Salı
Yılın İkinci Karı ile Merhaba
Ankara'da kar yağışı gece yarısından sonra başladı. Karın yağdığı saatlerde çocuklar çoktan uykudaydı. Yıllardır hep uygun zamanda yağan karda çocuklarımı kar yağarken dışarı çıkarmak isterim. Nitekim önceki yıllarda bunu çok yaptığımız oldu.Çünkü kar yağarken hava temiz ve yumuşak oluyor.Ayrıca çocuklar çok eğleniyorlar. Ancak birkaç yıldır Ankara'ya fazla kar yağmıyor. Yağsa da fazla kalmıyor;yağdığı saatlerde ya gece yarısı uykuda olunan saatlere denk geliyor ya da herkes okulda, işte olduğu saatlere denk geliyor. Ertesi günde de buzlanma ve soğuk ayaz ile eve kapanmaktan başka çare kalmıyor.Sabahleyin evden servise yürürken çok zorlandım. Yerler takır takır buzdu. Yollarda araçlarda ilerlemekte oldukça zorlanıyordu.Ayrıca inanılmaz soğuk var bugün. Umarım buzlar erir.Kışın tadı aslında yoğun kar yağışı ile birlikte yumuşak havada çıkıyor. Böyle soğuk ve ayaz havalarda pencereden manzarayı seyretmekten başka alternatifiniz kalmıyor. Havanın yumuşak olduğu zamanlarda Öğlen tatillerinde yürüyüşe gidiyordum, ancak bu tür havalarda çıkmak riskli de oluyor. Neyse bugün 19 Ocak 2016 tarihi itibari ile ikinci kar yağdığına dair not düşmek istedim. İlk karımızda 2 Aralık 2014'de sağanak, gök gürültülü, fırtına ve yoğun bir şekilde yağmış ve her yer çok kısa sürede bembeyaz olmuştu.Ancak o kar da fazla kalmadı. Kısa süre de erimişti.
Bu arada hala yazmak isteyip de yazamamak modlarındayım.Aslında duygu, düşünce yoğunluğu olmasına rağmen yazmak konusunda da seçici davranınca kendimi kısıtlanmışta hissediyorum kendi tarafımdan. Birikmiş mevzularda her zaman dediğim gibi sıcağı sıcağına daha kolay oluyor. Aradan zaman geçirince hem nereden ve nasıl başlayacağımı bilemiyorum, hem de anı yansıtmadığı için önemini de yitiriyor sanıyorum.
6 Ocak 2016 Çarşamba
GEZİ GÜNLÜĞÜMÜZ
Gezi günlüğümde bu yaz gerçekleştirdiğimiz Karadeniz Turundan bahsedeceğim. Ama bundan da önce tatil ve gezi anlayışıma dair düşüncelerimden bahsetmek istiyorum.
Benim her zaman tatil anlayışım; gezmek, görmek,farklı kültürlerin,yerlerin, yörelerin tadına varmak.O yöreye has lezzetleri tatmak....
Dünyayı gezmekten önce,kendi ülkemdeki güzelliklere şahit olabilmek isterim.Onları doyasıya tattıktan sonra yurt dışına açılmak, oradaki kültürlere tanıklık etmek ve en sonrasında da bende derin etki bırakan yerler konusunda kendimce değerlendirmeler yapmak isterim.Benim en çok keyif alacağım yerler doğa ortamları, tarihi ortamlar, kültürel ortamlar... Deniz bir süreden sonra sıkıyor.Monotonlaştırıyor.Kapitalizmin getirisi olan AVM'ler,Gürültülü, kalabalık cafeler, eğlence yerleri boğucu geliyor... Ama sürekli keşfetmek insana heyecan veriyor.
İşte bundan dolayı yıllardır doğasına hayran olduğum Karadeniz'in kültürel ortamına da tanıklık etmek adına bir Karadeniz Turu yapmak istiyordum.Ancak her yıl kızlarım yazlık diye tutturunca güneye gidiyorduk, güneyden-kuzeye geçişde zor olur düşüncesi ile sürekli erteliyorduk Karadeniz Gezimizi.Bu yıl gezimizi (detaylarını uzatmamak adına girmeyeceğim) bir şekilde gerçekleştirdik.
Gezimize detaylı değineceğim.Gördüğüm yerleri tanıtmak adına, fikir vermesi adına ve ben de bıraktığı etkiyi paylaşmak adına ancak ondan önce gezinin genel detaylarından bu yazımda bahsetmek istiyorum. O nedenle birkaç bölümde anlatacağım Gezi Günlüğümü...Genel olarak ilk defa tanımadığınız yerlerin keşfi için tur ile gitmek daha mantıklı gibi geliyor bana. Zaman yeterli gelmese de, sınırlı olsa da..Eğer tekrar görmek isteyip, o taraflara yolculuk düşünürseniz ön bilgi oluyor insana. Genel olarak bahsetmek gerekirse, gezimiz çok verimli geçti.Turumuzdan, turumuzun planlı proğramından memnun kaldık.Çok güzel arkadaşlıklar edindik. Tur boyunca aile gibiydik.Turumuzun bitmesini hiç istemedik.Yolculuklarımız boyunca tüm tur arkadaşlarımızla güzel, keyifli diyaloglarımızla çok eğlendik. Bu tür geziler sosyal çevrenizin artmasına ve yeni değerli insanlarla tanışmanıza da katkısı oluyor. Turda kızımda vardı. Normalde gelmek istemiyordu.Hep farklı tatil planları yapmak istediğimizde "siz beni yazlığa bırakın, nereye gitmek istiyorsanız gidin" derdi. Ancak son anda "iyi geleyim bari" dedi isteksizce ve gezi sonunda o kadar mutlu oldu ki,"sürekli yapalım bu tür geziler" diyor şimdi. Hem farklı yerler görmek onu çok büyüledi.Hem de tanıştığı yeni insanlarla çok güzel vakit geçirdi. Yaşamadan bilmezdi tabi ki...Genel olarak farklı ortamları gezmek, görmek,yaşamak adına düşüncelerim bunlar benim...Bundan sonraki yazımda sırasıyla gezdiğimiz yerler hakkındaki düşüncelerime yer vereceğim...
23 Aralık 2015 Çarşamba
Büyü Dükkanı
Kızımın edebiyat öğretmeninin kızıma hediye ettiği Büyü Dükkanı, Psikolog Sayın Yeşim TÜRKÖZ tarafından kaleme alınmış Psikoterapi öykülerinden oluşan kurgusal, masalımsı tatta bir kitap. Büyü dükkanındaki her bir öyküde dükkana gelen müşterilerin ruh hallerinde kendinizden de bir şeyler bulabilirsiniz. Kendinizi o müşterinin yerine koyabilirsiniz. Büyü dükkanına gelen her bir müşteri satıcıdan hayatlarına dair bir takım isteklerde bulunuyor. Satıcı, müşterilere dükkandan her şey alabileceklerini ancak bunun karşılığında mutlaka bir bedel ödemeleri gerektiğini söylüyor. Satış esnasında gerçekleşen bu diyalogda ise okuyucunun da kendinden bir şeyler bulabileceği iç hesaplaşma başlıyor. Gelen her bir müşteri kendi hayatlarında eksiklik olarak düşündükleri arzularına karşılık, satıcının istemiş olduğu bedeli ödemeye cesaret edememesi ile kendi iç dünyasında çelişkileri başlıyor. İsteğine karşılık ödemesi gereken bedelin buna değip değmeyeceğini, ödediği bedel karşılığı sahip olduğu arzusunun onu gerçekten mutlu edip edemeyeceğini veya bu bedeli ödemeye cesaretinin olup olamayacağını sorgulatarak iç hesaplaşmaya sevk ediyor. Bu iç hesaplaşma ile hayatımızdaki güzelliklerin farkına varmamız gerektiğini, geçmişteki yaşanmışlıkların da hayatımızda önemli yeri olduğunu, elimizdeki değerlerle de hayatımızın anlamlı ve güzel olabileceğini görmemizi sağlıyor. Kısacası hayatımızı sorgulamamız gereken; yaşanılan her anın kıymetini bilmemiz gerektiğini, elimizdeki varlıklarımızla, değerlerimizle de mutlu olunabileceğini hatırlatan gerçekten de insana psikoterapi olabilecek nitelikte bir kitap...
Etiketler:
AKTİVİTELERİMİZ,
BANA DAİR,
HAYATA DAİR,
KIZIMA DAİR,
OKUDUKLARIM,
Tavsiye Ettiklerim,
YORUM
21 Aralık 2015 Pazartesi
Hayata Güzellik Katmak...
Merhabalar,
Yeniden yazmaya ve paylaşmaya karar verdim.Yazmaktan ve paylaşmaktan her ne kadar keyif alsam da, son yıllarda üşenme durumlarım oldu.Tabii ki bu arada çok verimli çalışmalarım, kazanımlarım, keyif aldığım uğraşlarım oldu.Daha önce bunlardan da bahsetmiştim.Bunların sonucundan inanılmaz büyük keyif aldım. Bu keyifli uğraş ve kazanımlarımı çevremde sevdiklerimle de paylaştım.Ancak burada tekrar paylaşmak için bir türlü başlangıç yapamadım.Çok şükür günlerimiz dolu dolu ve verimli geçiyor.İnsanlar hayata pozitif bakarak ve en önemlisi kendilerini keyiflendirecek, gururlandıracak uğraşlar edinerek hayatı eğlenceli hale getirebilirler aslında. Ama maalesef etrafımızda o kadar çok görüyoruz ki; yapacak birşey bulamayıp, sağa sola çatan, kendi acizliğini görmeyip, başkalarının dedikodusunu yapan, bununla kendini avunduran insanlar var etrafımızda. Zavallı olarak görüyorum ben onları. Kendilerine de yazık ediyorlar. Oysa; "Nazar Etme Ne Olur, Çalış Seninde Olur" :)) felsefesinden yola çıkarak, başkaları ile meşgul olmak yerine kendilerine güzel uğraşlar bulsalar, sosyal aktivitelere katılsalar,kitap okusalar, hiç birşey yapamıyorlarsa çiçek yetiştirseler, kendilerine çok şey katmış olurlar. Hayatları anlam kazanır, bu hayatta bir amaç edinmiş olurlar. Sonuçlarından ise kendilerini değerli hissetmelerine ve çevreleri tarafından da takdir edilmelerine ve saygı duyulmalarına vesile olmuş olurlar. İyilik ,bilgelik, verimlilik, paylaşımcılık manevi boyutta insanları her zaman güzel yerlere taşır. Ben bunu söylerim ve bunu yaparım. Umarım o tür insanlar kendi acizliklerinin farkında olup, silkinirler diyor ve asıl konuma değinmek istiyorum. Elimden geldiğince tekrar Hayata Dairlerimi paylaşmaya devam edeceğim. Elimin dokunduğu, ben de keyif veren her türlü paylaşımlarıma burada yer vereceğim. Bugün ise Terraium çalışmama yer vereceğim. Terrariumun anlamını, tesadüfen annemlerin yazlıktaki bahçelerinden getirdiğim succulent çiçeğini, cam fanus edindikten sonra içine ekip,yanına da minyatür kaktüs türevleri arayışına girdiğimde öğrenmiş oldum.Benim kendi tasarımım sanıyordum .Ancak bana ait bir fikir olmadığını ve bu tür bir çiçek yetiştirmenin de son zamanlarda yaygın olduğunu, adınında Terrarium olduğunu internette tesadüfen öğrendim.Anlamı ise "terra" Latince'de toprak, "arium" ise "aquarium", yani bildiğimiz akvaryum demek olduğundan "terrarium"; toprak akvaryum" imiş.Terrarium ile karşılaşmadan önce camı seviyor olduğumdan; yazın tatile gittiğimde denizden getirdiğim taşlarla ve deniz kumu ile dizayn ettiğimde kumsalda yetişen bitki görünümü veren dekoratif bir görünüm elde edeceğimi düşünmüştüm. Gerçekten de çok şık duruyor. Her ne kadar böyle bir tasarım var olsa da, ben evde kendi olanaklarımla ve emeğimle kendi terrariumu yapmış oldum. İlk yapma fikrimden sonra bayağı bir oynayıp, tekrar tekrar düzenledim ve en son hali ile evimde her zaman görebileceğim, keyifle bakabileceğim bir yerde yerini aldı.Şimdi ise içindeki bitkilerimin büyümesini ve daha yoğun bitkisi ile daha gösterişli olmasını sabırsızlıkla bekliyorum. Bu bile insana haz,keyif veriyor ve umutlu bir bekleyiş için, anlam katıyor. Siz ne dersiniz?
9 Ekim 2015 Cuma
Nereye Gidiyoruz..?...
Yazmak isteyip de yazamamak.Daha doğrusu nereden ve nasıl başlayacağımı bilememek. Oysa duygularımı düşüncelerimi, hayata dairlerimi tekrar klavyeye dökmeyi o kadar çok istiyorum ki...Sanıyorum son zamanlarda ruh hallerimizde gel gitlerimiz var.Ülkemiz adına geleceğimiz adına endişelerimiz var.Ülkemizin ve milletimizin gidişatından açıkcası endişe duyuyorum.Geleceğe umutla bakmak gerekirken endişe ile bakıyorum. Sanıyorum çoğumuzda aynı endişeyi duyuyordur.Belkide dünyada böyle ve dünyamız kirleniyor maalesef.Yaşadığımız güzelim ülkemizde gördüklerim(iz) şahit olduklarım(ız) beni(bizi) çok üzüyor ve elimizden birşey gelmiyor maalesef.Ben her zaman kişinin en önce kendinden(kendimizden) başlamalıyız düzeltmeye diyorum.Çocuklarıma da en başta biz düzgün olacağız ve çevremizdekilere de iyi bir örnek olarak bu zinciri genişleteceğiz diyorum. Örneğin bulunduğumuz çevreyi korumayı, temiz tutmayı, değerlerimize sahip çıkmayı, insanlara karşı her zaman nazik olmayı, yardımsever olmayı, hayatımızı iyilik ve güzellikler üzerine kurmayı ilke ediniyorum ve çocuklarıma da bunu öğretmeye çalışıyorum. İyiliği güzelliği ilke edinenlerin sayısı maalesef günden güne azalıyor. Umut ediyorum ve tavsiye ediyorum. Çünkü birileri bizden etkilenecek, o birilerinden de başkaları, başkalarından da daha başkaları diyerek halka büyüyecek diyorum...Diyorum demesine de; şu an buna maalesef artık kendim de inanmıyorum.Çünkü önce niyetlerimizi, gönlümüzü temiz tutmak gerekiyor.Bu dediklerimi ancak gönlü temiz insanlar idrak edebiliyor. Bu durum beni her ne kadar üzsede, yine de düzgün bir insan olmaktanda vazgeçmek istemiyorum. En azından vicdanım rahat olsun.Ben elimden gelenin en iyisini yapıyorum diyebileyim.Keşke de etrafımıza ilham olabileceğimiz örnek alınabileceğimiz durumlarla karşılaşsak.Keşke herkes iyi niyetli olsa.Kötülükten kötülük doğuyor işte.Ellerine ne geçiyor.Öyle bir devirdeyiz ki, iyi niyetinizi suistimal edenler, alay edenler, enayi yerine koyanların sayısı günden güne artıyor.Rabbim hepimizi, evlatlarımızı iyi niyetli insanlarla karşılaştırsın inşaAllah. Ne kadar acı bir durum. Kötüler güçlü, iyiler ahmak, ezik falan...onlara göre.İyi insanların yüzü suyu hürmetine belki de hayatlarını idame ettiriyorlar ama bunun farkında değiller. Onlar iyi insanları ezmeye, onların emeklerini sömürmeye, eziyet ve kötülük yapmaya devam ediyorlar sadistçe.Şu an içimden geçen bunlar.Çok şükür iyi insanlar, değerli insanlar yok mu hayatımızda. Tabiiki de var. Ancak ben hayatın içinde gözlemlediğim genel durumlardan dolayı karamsarlaşıyorum maalesef. Gidişatımızı iyi görmediğim için. En başta trafikte bile insanlarımız öyle canavarlaşıyorlar ki, kural tanımıyorlar, kimsenin kimseye saygısı yok. Hep bana hep bana diyen egoist bir millete dönüştük.Kuralları ve başkalarının haklarını ihlal etmeyi uyanıklılık olarak gördük.Biz diyorum, çünkü maalesef bizde bu milletin birer fertleriyiz.Bireyselleştik, toplum olmayı unuttuk.Ama maalesef her zaman dediğim gibi birlik ve bütünlük olmanın toplumları, milletleri daha çağdaş, medeni, güçlü yapacağını, daha da ileriye götüreceğini ya idrak edemiyoruz, ya da önemsemiyoruz. Hepimiz gelecek nesillerimize güzel, huzurlu, güvenli bir ülke bırakmak isteriz ama nedense toplumsal birliğin ve bütünlüğün önemini hiçe sayıyoruz...:((
Etiketler:
AKTÜALİTE,
BANA DAİR,
DUYGU VE DÜŞÜNCELERİM,
HAYATA DAİR
9 Eylül 2015 Çarşamba
Buruk Bir merhaba :((
Uzun bir aradan sonra tekrar merhabalar,
Yazmayalı epey zaman oldu. Bunun da bazı nedenleri var elbette ki...Nedeni çok zaman yoğun oluşumdu. Yoğunluğumun olmadığı zamanlarda da ara vermemden kaynaklı isteksiz ve soğukluk oldu. Yoğun dönemlerimde kendi adıma çok verimli ve faydalı şeyler yaptığıma inanıyorum.Bu dönemlerde iş ve özel yaşantımdaki sorumluluklarımın yanında yüksek lisans ve ikinci lisans eğitimimi tamamladım. Bir şeye yoğunlaştığım zaman ekstra başka şeylere vakit ayıramıyorum.Herşeyi sıraya göre yapmak gibi bir yapım var...O nedenle zaman zaman bazı şeyleri ertelediğim veya es geçtiğim durumlarda oldu.Bu arada biriktirdiğim çokça mevzularımda oldu. Tekrar bunları paylaşabilir miyim bilemiyorum. Ama paylaşmayı tekrar yazmayı, yazabilmeyi çok arzu ederim.
Okul dönemlerimiz herkeste olduğu gibi bizlerde de yoğun geçmekte. Yazın bolca vakit olur diyoruz, o zaman da farklı yoğunluklar çıkıyor.Derken bir bakmışız yaz da bitmiş.Umarım herkesin sağlığı, huzuru yerindedir.Tabii ki kendi meşgalelerimizi yaşarken ülkemizde tatsız olaylara da ne yazık ki şahit oluyoruz.Ne diyeceğimi gerçekten bilemiyorum. Özellikle emniyet güçlerinde görev yapan askerlerimizin, polislerimizin Rabbim yar ve yardımcısı olsun.Şehit olan asker ve polislerimize de Rabbim rahmet eylesin.Mekanları cennet olsun inşaAllah...Özellikle ailelerine, sevenlerine Rabbim sabırlar versin inşaAllah...Söylenecek çok şey varken söyleyememek, çaresiz kalmak gerçekten içimizi acıtıyor.Tüm dünyada herkes ülkesinde, vatanında huzur,güven içinde yaşasa. Onlar bize, biz onlara misafir olsak. Misafirperverliğimizi göstersek. Kötülükler yok olsa.İnsanlara zarar vermek isteyenler, insanların huzurunu bozanlar, canlarına mallarına kastedenler yok olsa.Herkes kardeşçe, dostça güvenle,sevgiyle yaşasa. Bu dünya daha güzel olmaz mı?..Çok mu zor bu...Neyin kavgasını yapıyorlar...Bu dünya herkes için gelip geçici... Hayat devam ettiği sürece herkesin Rabbim nasip ettiğince rızıklarını veriyor...Rabbimize tevekkül edip, biz insan olarak, kul olarak üzerimize düşeni yapıp sevgiyle,saygıyla, hoşgörüyle, merhametle, iyilikle yaşayabilmeyi öğrensek... Hayat çok daha güzel olur...Hiç de zor değil. Sadece insanoğlu hayatı zorlaştırıyor. Ülkemiz üzerinde yaşanan kaos ve diğer ülkelerde, Ortadoğu da yaşanan üzücü olaylar bizi aşıyor maalesef ama ne yazık ki çaresiz kalmak ve geleceğimizden endişe duymak, yaşananlara karşı seyirci kalmak içimizi acıtıyor. Hayatın içinden, şöyle bakıyorum kendimize aslında gerçekten çok acılar var etrafımızda, çok canlar yanıyor, çok hayatlar kararıyor. Ama sıradan bir durum gibi kabullenmek gerçekten içimizi acıtıyor. Bunun adı çaresizlik...Dediğim gibi aşıyor bu durum bizi...Allahım zorda olanlara, vatansız, yurtsuz kalıpta yaşam mücadelesi için çabalayan insanlara sen çıkar yol ver...O insanların mağduriyetlerinden yararlanmaya çalışan insanlara fırsat verme...Ülkemizin de kaos ortamından biran önce çıkmasını, refaha kavuşmasını Yüce Rabbimizden diliyorum. Milletçe sağlık, huzur ve güven içinde yaşayabilmeyi ve geleceğimize, yarınlarımıza umutla bakabilmeyi,arzu ediyorum...
Görsel kaynak:http://www.benimsayfam.com/pps/vatan-millet-bayrak.asp
Etiketler:
AKTÜALİTE,
BANA DAİR,
DUYGU VE DÜŞÜNCELERİM,
HAYATA DAİR
2 Eylül 2015 Çarşamba
........
İzin dönüşü bir ara picassa albümlerime bakarken, bloğa bağlantı kısmını gördüm. Bende bugün denemek istedim. Picassa'da bulunan albümlerimdeki resimlerimden birini bloğumda kullanmıştım, ancak daha sonra görüntüsü kaybolmuştu. Diğer yayınladığım birçok yazılarımın resimlerinin görüntülerinin yok olduğu gibi. Bugünde bir deneme yapayım dedim ve Picassa üzerinden resmi kullandığım postumun linkini bloğa bağlantı verdim. Ancak vermiş olduğum bağlantı bloğuma yeni post olarak düşmüş. Farkeden okuyucularım bu da ne böyle demiş olabilirler. Farkettiğim anda kaldırdım yayından resmi. Aslında iyice incelenip, daha detaylı çalışmalar yapılabilir ama bayağı bir vakit ayırmak gerektiğini düşünüyorum. Maalesef benim buna vaktim yok. Sevgili Eylül Bahçesi de bloğunda picassa'dan resim yükleme ile ilgili bir yazıyı görsel olarak anlatmıştı. Böylece bloğunuzdan resimlerin görüntüsü kaybolmuyormuş.Sizde de böyle sıkıntılar olduysa eylül bahçesinin yöntemini kullanıp, picassa üzerinden yükleyebilirsiniz resimlerinizi.
27 Mayıs 2013 Pazartesi
Yeniden Merhaba....
Çooo...k uzun zaman oldu. Yazmanın gerekliliğine inanmakla birlikte hiç de içimden yazmak gelmedi. Yazmak bana göre neden gerekli derseniz, anılarımızı taze tutuyor.Geçmişe dair her insanın hayatında önemli anıları, anekdotları mutlaka oluyor.Yazılmadığı zaman bunlar anlamını kaybedebiliyor. Eskiden bunun için defterler tutulurmuş. Şimdi ise bunları bilgisayarlar aracılığı ile yapıyoruz. Okul yıllarında özenle tuttuğum anı defterlerim, ajandalarımı hala saklarım. Bazen de kağıt parçalarına yazdığım notlarım olurdu. Okuduğum kitapların arasında saklardım. Ama onlar zamanla kayboldu tabii ki. Şimdi de hala yazmak istiyorum ama bir türlü elim gitmedi. Ara verdiğim bu zaman zarfında yüksek lisansı bitirdim. Benim için çok stresli bir dönemdi. Belirli bir saatten sonra gerçekten zorluyor insanı. Ara sınavlar, finaller, dönem ödevleri, proje derken epey stres yaşadım. Çok şükür okulu bitirmemle birlikte bilgisayar başına oturmak içimden gelmedi. İş yerinde iş nedeni ile mecburuz ama evde bilgisayarın yüzünü görmek istemiyorum. Halbuki halletmem gereken o kadar çok şey var ki bilgisayarda. Özellikle arkadaş ortamında çekilmiş resimleri ayıklayıp, mail ile göndermek, kendi çekilmiş resimlerimizden derlemeler yapıp, onları tab ettirmek vs..vs... Ama dediğim gibi yüzünü görmek istemiyorum. Ayrıca bir süre kitap da okuyamadım. Uzun bir süre etkisinde kaldığım stresinden kurtulmam ve kendime gelmem gerekiyordu. Çok şükür yeni yeni evde okunmayı bekleyen kitaplarım bana kavuşuyorlar. Kitap okumaya başladım. En güzel yanı bu. Okumak, okumak, ama zorunlu okumak, not için okumak, sınıf atlamak için okumak değil ... Bu tarz okumak tam bir stres kaynağı çünkü. Keyif için okumak ise işte onun tadı başka. Bugün yazmayı ise bir başlangıç olarak almak istiyorum ve okumaya başladığım kitaplarımla ilgili yorumlarıma tekrar dönmek istiyorum. Bunu tavsiye amaçlı değil veya başkalarını etkilemek için değil, sadece ilerleyen zamanlarda geriye dönüp baktığımda o zaman ki okuduğum kitabın o anki bende bıraktığı etkiyi tekrar canlı tutmak adına yazmak istiyorum sadece. Çünkü kitap bittiği anda veya bir olayı yaşadığınız andaki duygularla, aradan zaman geçtiktikten sonraki duygular arasında çok şeyler değişiyor veya tamamıyla silinebiliyor.Bilmiyorum bu bende belki böyle oluyordur. Anı yansıtmam gerekiyor her nedense. İnşaallah bunlar için fırsatım olur ve tekrar yazmaya bu anlamda dönebilirim....Tekrar görüşmek ve yazmak umuduyla diyorum.....
15 Aralık 2012 Cumartesi
" KORO " Filmi Hakkındaki İzlenimlerim
Eğitim çalışmalarımız tam hız devam ediyor. Bloğuma uğramayalı da neredeyse bir yıl olmuştur herhalde. Hala yoğunum.Bu dönemden sonra inşaallah rahatlamayı umuyorum. O nedenle bu dönemde de pek vakit bulamayacağım. Ama hocalarımızdan birinin vermiş olduğu dönem ödevlerimden bir tanesini yine burada paylaşmak istiyorum. Bu ödevden notumu aldım.Notum fena değildi ama daha da iyi olabilirdi. Ancak hocalarımızın takdiri. Mutlaka onların kriterlerine uygun olması gerekiyor belki de.
Bilindiği
gibi okul ve sınıf yönetimi, etkili eğitim ve öğretim süreçleri içermektedir.
Bu süreçlerin düzenlenmesi ve yürütülmesi ise genel anlamda okul yönetimi,
sınıfta ise öğretmenin sorumluluğunda gerçekleştirilmektedir. Bu bağlamda “Koro”
adlı sinema filmi, yatılı bir okulda; okul, sınıf ve davranış yönetimi konularına
değinen, öğretmen-öğrenci işbirliğini yansıtan önemli bir sinema yapıtı olarak
görülmektedir.
Film, sınıf ve davranış yönetimi açısından
değerlendirildiğinde; öncelikle, okul yönetiminin katı, yasaklayıcı, baskıcı ve
demokratik olmayan yönetim anlayışı göze çarpmaktadır. Başta okul müdürü olmak
üzere öğretmenler yatılı okuyan öğrencilere karşı kabul edici ve destekleyici bir
tutum sergilememektedirler. Okulda, geleneksel okul ve sınıf yönetiminin hakim
olduğu belirgin bir şekilde görülmektedir. Okul yönetimi ve öğretmenler, sadece
düzeni korumak ve bu düzenin sürmesi için de öğrenci üzerinde zorlayıcı güç
kullanmaktadırlar. Okul yönetimi, okulda disiplini baskı ve ceza ile sağlamaya
çalışmakta ve sıkça ceza yöntemine başvurmaktadır. Öğrencilerden daha çok dış
denetimle itaat etmeleri istenmektedir. Yönetim anlayışı sürekli emir ve
talimatların tercih edildiği bir anlayıştır. Dolayısıyla istenileni yapmayan ya
da problem davranış gösteren öğrencilere en az ılımlı kontrol gücü
kullanılmaktadır. Oysaki uygun olmayan davranışların azaltılmasında birey
üzerindeki etkisi düşünülerek en ılımlı davranış değiştirme yönteminden başlanılması
gerekmektedir. Müdür ve öğretmenlerin istenileni yapmayan ya da problem
davranış gösteren öğrencilere fiziksel güç kullanması çocuklarda kaygı,
dargınlık, içe kapanıklık ve saldırganlık gibi olumsuz sonuçlar oluşturmuştur. Öğrencilere
sürekli verilen bedensel cezalar, güçlünün haklı olduğu düşüncesini doğurmuş,
öğrencilerle olumlu iletişim kurma fırsatlarını engellemiştir.
Okula
yeni atanan öğrenci mümessili ve okulun yeni müzik öğretmeni öncelikle
öğrencileri bir birey olarak kabul etmekte ve bunu da ilk olarak sınıfa
girdiğinde yaptığı hitapla göstermektedir. Öğretmen öğrencilerin kendilerini
ifade etmelerine ve yeteneklerini ortaya koyabilmelerine fırsat vermekte ve
destekleyici bir tutum sergilemektedir.
Müzik öğretmeninin dışlanan öğrencilere kabul
edici yaklaşımı ve çocuklarda güven duygusunu oluşturacak tavırları sınıf
iklimini olumlu yönde etkilemiştir. Ayrıca daha ilk dersten sınıfta sigara
içerken gördüğü bir öğrenciye kızmak ve cezalandırmak yerine “Sınıfta sigara
içilmez” diyerek ilk kuralını oluşturmuştur. Öğrencilerini tehdit etmek yerine uygun
öğrencilerine nasıl davranmaları gerektiği konusunda uyarılarda bulunmuş,
sınıfta uygun olmayan davranışların ortaya çıkmasını önlemek için strateji oluşturmuştur.
Ayrıca öğretmenin öğrencilerine karşı nazik ve kibar, sakin ve ılımlı olmasının,
yine öğrencilerine iletişim fırsatı yaratmasının, öğrenciler için olumlu bir
model oluşturduğunu söyleyebiliriz.
Aslında,
okuldaki temel sorun, problem davranışların ortaya çıkmasının önlenmesine yönelik
bir yöntem ve uygulamanın görülmemesidir. Okul müdürü ve yardımcısının “Etki-Tepki” ifadesi ise bunu doğrular
niteliktedir. Problem davranışların tek çözümü ve öğrenci açısından sonucu
sadece cezadır. Davranışların önlenmesi, bazı problem davranışların hoş
görülmesi ya da problem davranışları azaltma tekniklerinin kullanılmasına
yönelik bir yöntem görülmemektedir. Diğer bir ifadeyle problem davranışların
öncesi ve sonrası göz ardı edilmektedir. Oysaki müzik öğretmeni çocuklar
üzerindeki aşırı baskıyı fark etmiş, ortam, davranış ve sonuç arasında ilişki
kurmuştur. Sakin ve duyarlı kalarak yakınlık kontrolü, koro kurarak uyaran
değişikliği gibi stratejiler izlemiştir.
Müzik
öğretmeninin sınıf ve okul kuralları önemsediği ve demokratik bir sınıf
yönetimini benimsediği görülmektedir. Ayrıca öğrencilerin bireysel farklılıklarına
ve gelişim özelliklerine önem vermektedir. Bunu da şarkı bilmeyen öğrencisini
şef asistanlığına atayarak göstermiştir. Öğrencilerine sevgi ve şefkatle
yaklaşmanın yanı sıra disiplin suçu işleyen çocuklarla birebir konuşması, özel
sorunların gizliliğine önem vermesi dikkat çeken önemli bir yaklaşım olarak
görülmektedir. Bu yaklaşım ise öğretmenin hem kendine güven sergilenmesine ve
hem de öğrencilerin kendilerine olan güvenine katkı sağlamaktadır.
Kaynak : Film Kimlik Bilgileri (http://tr.wikipedia.org/wiki/Koro_(film)
Etiketler:
AKTİVİTELERİMİZ,
BANA DAİR,
DUYGU VE DÜŞÜNCELERİM,
HAYATA DAİR,
İzlediklerim,
Tavsiye Ettiklerim,
YORUM
12 Ocak 2012 Perşembe
Eğitimde Yeni Değerler
Eğitimde Yeni Değerler kitabı Prof.Dr. Yüksel ÖZDEN tarafından kaleme alınmış, eğitim alanına ait bir kitaptır. Kitap dönem ödev konusu olarak verildi. Okuyup, daha sonra eleştirel inceleme yazısı yazmamız istendi ve bu vesile ile kitapla tanışmış oldum bende. Ödev olarak oldukça uzun bir yazı oldu. Ancak ben ilgi ile okuduğum için kitap hakkındaki yorumlarıma burada da kısaca değinmek istedim. Artık en kısası nasıl olacaksa...:)))
Eğitimde Yeni Değerler kitabı eğitim alanına aittir. 2004-2005 eğitim öğretim yılının başında Milli Eğitim Bakanlığının yeni müfredat programını uygulamaya koyduğu düşünülecek olursa; kitabın çok güncel olduğu eğitim yöneticileri, eğitimciler ve toplumun büyük bir kesimi tarafından ilgiyle takip edildiğini söylemek mümkündür.
Yazar, 2000’li yılların doğrularının belirlenmesinin ve bunun sonrasında da gelecek için doğru vizyonlar geliştirilmesinin gerekliliğine vurgu yapmıştır.
Eğitim sisteminin yeniden yapılandırılmasında hedef başarılı, en iyi mezunlar yetiştirmek değil; girişimci, bilgiyi kullanan, bilgiyi üreten, değişim ve gelişimlere öncülük eden, özgüvenli, yeni ufuklara yelken açabilecek bireyler yetiştirebilen eğitim sistemine ihtiyaç duyulmaktadır.
Yazar, Türk eğitim sistemindeki sorunları ele alırken bu sorunların en tepeden, yani siyasi yollarla, devlet bürokratlarından bir şeyler bekleyerek çözülemeyeceğini dile getirmektedir. Eğitim sistemimizdeki aksaklıkların çözümünde herkese görevler düştüğünü işi doğru yapmak anlayışından uzaklaşarak, doğru olan işleri yapmanın yollarını aramalarını, bunun için vizyonlar geliştirmenin önemini vurgulamaktadır. Bu konuda okul yöneticilerine ve eğitimcilere de çok önemli görevler düşmektedir. Sistem içindeki yapı ve işleyişler sorun çözmede yetersiz kalıyorsa yeni vizyonlar geliştirmek lazımdır. Suçu sisteme ve başkalarına atmak yerine çözüm yollarına odaklanmak eğitim sistemini çok daha ileri boyutlara taşımak için stratejiler belirlemek ön koşul olmalıdır. Bu konuda özveride bulunmak, bunun için çok çalışmak gerekir.
Türk eğitim sistemine ilişkin her dönem şikayetlerin olduğunu ifade eden yazarın bu görüşüne katılıyorum. Eğitim sistemindeki değişim ve gelişmelerin önü açıldıkça eleştirilerin ve şikayetlerin önü de açılacaktır. Öğrenen, bilgiye ulaşan, üreten, düşünen, gözlemleyen sezgilerini kullanabilen, akıl yolu ile analiz ve muhakeme etme yeteneği gelişen ve değerlendiren bir toplum eğitimi ve sistemleri de her dönem sorgulayacak ve her zaman doğruya en doğruya ulaşmanın yollarını zorlayacaktır. Bunun gerekliliğini varsayarsak, eleştiriler yapıcı olmakla birlikte, eğitimli insanların sayısının artması ile eğitimi en iyi durumlara getirmenin yolları da açılmaktadır. Eğitim bilimlerine hakim olacak insanların, ortak değerlerin, inançların ve tekniklerin farkında olmaları, eğitim sisteminin yeniden yapılandırılmasını sağlayacaktır. Bu durumda Eğitimin çağın gerekliliğine uyum sürecinde değişim göstereceğini, sistemi çok daha ileri boyutlara taşıyacağını söylemek mümkün. Bu da başarının ön koşulu olmaktadır.Yazar, 2000’li yılların doğrularının belirlenmesinin ve bunun sonrasında da gelecek için doğru vizyonlar geliştirilmesinin gerekliliğine vurgu yapmıştır.
Eğitim sisteminin yeniden yapılandırılmasında hedef başarılı, en iyi mezunlar yetiştirmek değil; girişimci, bilgiyi kullanan, bilgiyi üreten, değişim ve gelişimlere öncülük eden, özgüvenli, yeni ufuklara yelken açabilecek bireyler yetiştirebilen eğitim sistemine ihtiyaç duyulmaktadır.
Kitabın konusu yeni paradigmalardan oluşmaktadır. Öğrenme kişiye göre değişmektedir. Herkesin öğrenme kapasitesi parmak izi gibi kişiye özgüdür. Sadece kişilerin öğrenme beceri ve yetilerinin türünde ve hızında farklılık göstermektedir. Eğitim alanlarında kişilere uygun öğrenme ortamları sağlandığı takdirde öğrenemeyecek birey yoktur. Eğitim sistemlerinin dikey örgütlenme ortamlarından uzaklaşması ve yatay örgütlenmeye geçilmesi eğitimdeki aksaklıkları en aza indirgeyecektir. Her şeyi merkezde toplayan dikey yapının terk edilerek yatay örgütlenmeye geçilmesi eğitimin önünü açacak ve eğitim ortamlarının kaliteli eğitim vermelerine katkı sağlayacaktır. Her okulun okul yöneticileri ve eğitimcileri kendi vizyonları doğrultusunda stratejiler belirleyecek ve okulu ayakları yere sağlam basan, hayata atıldıklarında her türlü sorunla ve problemlerle başa çıkmayı bilen, üreten, düşünen, sorgulayan bireyleri topluma kazandıracaklardır. Yazar, “Okul yöneticilerinin kuralların uygulayıcısı değil, eğitimin uygulayıcıları, okuldaki işlerin kolaylaştırıcısı ve geliştiricisi olduğunu,öğretmenin de memur değil,sınıfının lideri olduğu görüşüyle” yönetici ve öğretmenin rollerinin değişmesi ile bilinen klasik yapının artık terk edilmesinin gerekliliğini dile getirmektedir.
Yazar, demokratikleşme ve insan hakları alanlarındaki gelişmelerden, küreselleşme ve bilişim çağındaki gelişmelerden etkilenmiştir.
Kitabın içeriği olgusaldır. Yazar, Türk eğitim sisteminin yıllardır uyguladığı eğitim politikalarıyla gelinen noktada tıkandığını, batıdaki müfredatın öğrencinin ilgi ve yeteneklerini esas aldığını ve geleceğe yönelik olarak sürekli olarak kendini yenilediğini vurguluyor. Artık yaratıcı, girişken, küresel düşünüp, yerel hareket edebilen girişimciler yetiştirmenin önemini belirtiyor. Türk eğitim sisteminin en önemli bir sorununun da liderlik anlayışının değişmesi gerektiğini belirtiyor.
Yazar, Türk eğitim sistemindeki yetersiz uygulamaların, aksaklıkların ve tıkanıklıkların eğitimi olumsuz etkilediğini ve bunun sonucunda da ezberci, yıllardır klasik bilgiyi kullanan, geliştiren, üreten değil, depolayan bireylerin yetiştiğini ifade etmektedir. Eğitim sisteminde yıllardır dikey örgütlenmenin getirmiş olduğu sonuçtan da kaynaklı olarak eğitim yuvalarının merkezden yönetildiğini, oysa okulların işleyiş ve yapılarına uygun olarak yerinden yönetilmesi gerektiğini eğitim yöneticilerinin aksaklıkların çözüme odaklanması ve eğitim sistemini geliştirmeleri için vizyonlar oluşturmasını ve buna öncülük etmesinin şart olduğunu vurgulamaktadır. Yıllardır süre gelen işi doğru yapmak değil, doğru olanı yapmak için girişimlerde bulunmak ve bunun arayışı içine girmek ve stratejileri buna göre belirlemek gerektiğini vurgulamaktadır.
Kitap başta eğitim yöneticileri, eğitimciler, öğrenciler ve toplumun diğer fertleri için umut verici, aydınlatıcı ve de heyecan verici bir etki sağlamıştır. Kitap, düşünen ve eğitim sistemini sorgulayan her kesime hitap etmekte ve sistemdeki aksaklıklar, tıkanıklıklardan endişe duyan insanların duygu ve düşüncelerine adeta tercüman olmaktadır. Bu tarz kitapların eğitimciler ve eğitim yöneticileri tarafından okunması eğitim sistemindeki yenilikleri ve değişimleri gerçekleştirmelerinde kendilerine önderlik edeceği kanaatindeyim. Toplumun diğer bireyleri içinse daha aydınlatıcı olacağını bu değişim ve gelişmenin bir parçası olma yolunda gönüllü hareket edebileceklerini ve destek olacaklarına da inancım sonsuzdur. Bu anlamda kitabın benim de duygularıma ve düşüncelerime tercüman olduğunu söyleyebilirim. Eğitim sistemimizin yazarın kitabında belirttiği gibi değişim ve gelişim süreçlerinin önünün açıldığını ancak bunun yeterli olmadığını ve uzun vadeli stratejiler belirlenerek eğitim sistemimizi en iyiye götürmenin çabasını her zaman içimizde taşımamız gerektiğini düşünüyorum. Eğitim sistemi yapboz tahtası da olmamalı. Yapıcı ve geliştirici değişimler ile sağlam karakterli, özgüvenli, akıl muhakemesini iyi kullanan sürekli üreten, bilgiyi hayat boyu öğrenen, onu geliştiren ve üreten bireylerin yetişmesine katkı sağlamalıdır.
Kitabın yalın bir dille yazılmış olması nedeni ile ben zevkle okudum. Herkesinde keyifle okuyacağına ve eğitim sistemindeki aksaklıkların farkında olacaklarına, bunun nasıl önleneceği konusunda çok rahatlıkla fikir sahibi olacaklarına da inanıyorum.
Kitap aynı zamanda ders içeriğimdeki konuları da detaylı bir şekilde içerdiği için derslerime de katkı sağladığını söyleyebilirim.
Kitap aynı zamanda Türk eğitim sistemine de önemli katkılar sağlamış olmasından dolayı okumayan eğitimci ve eğitim yöneticileri kalmamalı diye düşünüyorum. 2004-2005 Eğitim ve Öğretim yıllarından itibaren de artık okullarda yazarın kitabında da belirtildiği gibi mevzuat çerçevesinde işi doğru yapmak zihniyetinden uzaklaşılmış ve okulların yapı ve işleyişlerine uygun olarak yine mevzuat çerçevesinde doğru olanın yapılması için çalışmalara başlanılmıştır. Bu yeni anlayış ile eğitim sistemi tamamen değişime uğramıştır.
Yazarın bundan sonraki kitabı buradaki tespitlerin ne derece farkında olunduğunun, bunun ne kadarının uygulanabilirliliğinin sağlandığını, değişimin ve gelişimin sürekliliği göz önünde bulundurularak daha neler yapılabilirliliğinin tartışılabileğini belirten tarzda olabilir.
Son olarak şunu söyleyebilirim ki, ödev konusu olarak okuduğum bu kitabın ödevimin hazırlanmasında katkı sağlamasının yanında sistem içindeki eksiklerin farkında olan ve değişimin gelişimin gerekliliğine inanan biri olarak duygularıma düşüncelerime tercüman olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca bu konudaki ufkumun daha da açılmasına, hayat boyu kendimizi geliştirmenin gerekliliğinin şart olduğuna bir kez daha inanmama vesile oldu. Bunun içinde çok ama çok çalışmamız, değişim ve gelişimlere açık olmamız gerektiğini düşünüyorum.
28 Ekim 2011 Cuma
Gündeme Dair...
Uzun zamandır yazamıyordum ama bugün yine canımı sıkan konuyu buraya taşımak istedim. Ders yoğunluğum arttı. Hocalarımız ödevler verdi. Onları hazırlamam gerekiyor, ara sınavlar var önümüzdeki ayda...İnşaallah hayırlısı ile üstesinden gelirim...
Öncelikle hepimizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.
Bununla birlikte Cenab-ı Allah bu güzel yurdumuzda insanca yaşamayı nasip etsin ve Türk milletini islah etsin demek istiyorum.Geçen hafta sonu yine büyük bir acı yaşandı.Van ilimizde büyük bir deprem oldu ve maalesef deprem değil, binalar birçok insanımızın canına mal oldu. Bu binaları yapanlar öbür dünyada bunun vebalini nasıl ödeyecekler. Nasıl bir milletiz.
Televizyon izlemiyoruz.Akşam işten geliyoruz.Televizyona küçük kızımız el koyuyor ve kendi kanallarını açıyor.Calio, keloğlan vs. izliyor.Haberlere bile bakamıyoruz diye hayıflanıyoruz bazen ama bugün izlediğimizde de sinirlerimiz gerildi. İzlesek ne oluyor ki. Sadece insanlığımızın ölçütünü görmüş oluyor ve yazıklar olsun diyoruz. Bugünkü haberde Van ilimizdeki depremzede vatandaşlarımıza yapılan yardımlardı.Tırlarla onca yardım yapılıyor ama amacına ulaşmıyor.Gariban, ihtiyacı olanlar ortada kalıyor ve yağmacılar talan ediyorlar onca yardımları.Üstelik altlarında otomobille geliyorlar ve otomobili tıka basa doldurmaya çalışıyorlar. İşin bu boyutu var.Aslında sorun bir tek bu da değil.Yapılan yardımlarda oradaki görevlilerin insanlık dışı hareketleri. Koca koca kolileri insanların kafalarına fırlatmaları. Halbuki orada bir düzen kursalar ve sırayla ihtiyacı olanlara medeni ve insanca ellerine güzelce teslim etseler.Yok yok insanlık dışı kalmış canavarlara dönüşmüşüz farkında değiliz zavallığımızın.Yazıklar olsun diyorum.Çok sinirlendim gerçekten. Diğer başka konuda şu kış kıyamette ser sefil sokakta kalmış insanlara yardım gönderenler arasında densizlere de rastlanmış ya pest dedim ya! Bu densizlerde dediğim gibi kış kıyamette zavallı insanlara mayolar, abiye kıyafetler, mini etekler, parmak arası terlikler falan göndermiş. Ne diyeyim, Allah islah etsin. Akıl fikir versin, milletimize.İnsanlıktan gerçekten nasibini alamamış zavallılar.
Geçen Mart ayında Japonya'da yaşanan depremin ardından oradaki insanların medeni ve insanca davranışları ise gerçekten takdire şayan. Ders almamız gereken o kadar çok şey var ki. Japon halkı depremden sonra markete girdiğinde oradaki ihtiyaç ürünlerinden sadece bir miktar alıyor ve kendisinden başka insanlarında ihtiyacı olacağını hesaba katarak hareket ediyorlar. Türk milleti ise aç gözlülük yapıyor ve egoistçe davranıyor. Her zaman dediğim gibi uyanın diyorum.Bu aç gözlülüğünüz, densizliliğiniz, insanlık dışı davranışlarınız size fayda değil, zarar getirir.Hepimize zarar getirir. Medeni, merhamet duygularını ve gerçekten insani duyguları taşıyan insanların arasında yaşamak istiyoruz. Kendi içimizde böyle olursak, düşmanlarımıza karşı nasıl tek bilek, tek yürek olacağız ki. Söyleyecek çok şey var ama neye yarıyor ki, günden güne götüye gidiyoruz. Allah yardımcımız olsun ve islah eylesin...İnşaallah hayalini kurduğumuz bir ülkede yaşarız insanca, medenice ve gelecek nesillerimize de taşıyabiliriz bu hayalimizi....
Öncelikle hepimizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.
Bununla birlikte Cenab-ı Allah bu güzel yurdumuzda insanca yaşamayı nasip etsin ve Türk milletini islah etsin demek istiyorum.Geçen hafta sonu yine büyük bir acı yaşandı.Van ilimizde büyük bir deprem oldu ve maalesef deprem değil, binalar birçok insanımızın canına mal oldu. Bu binaları yapanlar öbür dünyada bunun vebalini nasıl ödeyecekler. Nasıl bir milletiz.
Televizyon izlemiyoruz.Akşam işten geliyoruz.Televizyona küçük kızımız el koyuyor ve kendi kanallarını açıyor.Calio, keloğlan vs. izliyor.Haberlere bile bakamıyoruz diye hayıflanıyoruz bazen ama bugün izlediğimizde de sinirlerimiz gerildi. İzlesek ne oluyor ki. Sadece insanlığımızın ölçütünü görmüş oluyor ve yazıklar olsun diyoruz. Bugünkü haberde Van ilimizdeki depremzede vatandaşlarımıza yapılan yardımlardı.Tırlarla onca yardım yapılıyor ama amacına ulaşmıyor.Gariban, ihtiyacı olanlar ortada kalıyor ve yağmacılar talan ediyorlar onca yardımları.Üstelik altlarında otomobille geliyorlar ve otomobili tıka basa doldurmaya çalışıyorlar. İşin bu boyutu var.Aslında sorun bir tek bu da değil.Yapılan yardımlarda oradaki görevlilerin insanlık dışı hareketleri. Koca koca kolileri insanların kafalarına fırlatmaları. Halbuki orada bir düzen kursalar ve sırayla ihtiyacı olanlara medeni ve insanca ellerine güzelce teslim etseler.Yok yok insanlık dışı kalmış canavarlara dönüşmüşüz farkında değiliz zavallığımızın.Yazıklar olsun diyorum.Çok sinirlendim gerçekten. Diğer başka konuda şu kış kıyamette ser sefil sokakta kalmış insanlara yardım gönderenler arasında densizlere de rastlanmış ya pest dedim ya! Bu densizlerde dediğim gibi kış kıyamette zavallı insanlara mayolar, abiye kıyafetler, mini etekler, parmak arası terlikler falan göndermiş. Ne diyeyim, Allah islah etsin. Akıl fikir versin, milletimize.İnsanlıktan gerçekten nasibini alamamış zavallılar.
Etiketler:
AKTÜALİTE,
BANA DAİR,
DUYGU VE DÜŞÜNCELERİM,
HAYATA DAİR
10 Temmuz 2011 Pazar
Benden Kısa Havadisler....
Çok uzun zaman oldu buralara uğramayalı. Oldukça yoğun geçen günlerimin ardından yine izne çıktık ve şu an tatilimizi yapmaktayız. Yine Silifke'deyiz. Farklı planlar yapsak da yerine getiremiyoruz.Çocuklar burayı çok seviyorlar ve burada gönüllerince eğleniyorlar. Artık blog yazmaya da vakit ayıramıyacağım galiba. Çünkü daha önceki postlarımda da belirttiğim gibi ALES sınavına girdim, kazandım ve yüksek lisansa kayıt oldum. Eylül döneminde dersler başlayacak.Yoğun bir şekilde ders çalışmak zorundayım. Blog yazmak artık benim için eski heyecanını yitirdiğinden yazasım da gelmiyor zaten. Ama yine de bugüne dair bir not düşeyim istedim. Bu vesile ile de herkese sağlıklı, mutlu, bol eğlenceli bir tatil diliyorum. Sevgiler....
5 Nisan 2011 Salı
Ben Buradaki Gibi Bir Yaşam İstiyorummm............
Şu an Arap yarımadasının doğusunda bulunan ve Basra Körfezine uzanan bir ülkeden bahsedeceğim. Zaten Arap Birleşik Emirlikleri beni her zaman büyülemiştir.Daha yıllar önce bir belgeselde izlediğim Abu Dabi ve Dubai'ye hayran kalmış, o zaman da aynı hayale kapılmıştım. Keşke böyle bir yerde yaşıyor olsam diye. Bugünde Katar Emirlikleri beni büyüledi. Artık ülkemizde ve dünyanın birçok yerlerinde can sıkıcı olaylara tanık oldukça, hayattan ve gelecekten endişe duydukça huzurun ve rahatlığın olduğu bir yerin hayalini kuruyor insan. Tabii ki kendim için değil sadece, sevdiklerim ve hakeden herkes için istiyorum. Benim ülkeminde böyle olmasını istiyorum. Millet olarak bunun farkında olmamız gerekir ama maalesef çevremi ve ülkemin genelini gözlemlediğimde insanlarımız o kadar doyumsuz ve bencil olmuşlar ki, milli birlik ve beraberlik duygularını göremiyorum artık ben. Toplumumuzda dayanışma, üretme, ülkem ve milletim için gayret yok. Herkes kendine yatırım yapma derdinde. Kimse kimsenin umrunda değil. Böyle bir durum akıllılık değil, akılsızlıktır. Halbuki aynı topraklar üzerinde yaşayan insanların birbirine kenetlenmesi, birlikten güç doğurması gerekir. Ama herkes yalnız ve herkes kendi yalnızlığını yaşarsa bu sadece felakete sürükler insanı. Bu ahmaklığımızın bedelini çok ağır öderiz. Bizler sadece kendimizi değil, bizden sonraki nesili de düşünmek zorundayız. Herkes kendi çocuğuna, kendi nesline yatırım yapsın, ama ona huzurla, güvenle yaşayabileceği bir toplum bırakmadıktan sonra neye yarar.O yüzden ben her zaman ben duygularımızdan arınıp, biz, herkes duygularıyla hareket etmemiz gerektiğini savunuyorum. Akılcı olmalı, okumalı, araştırmalı, yönlendirilmelere, güdülmelere gelmemeliyiz diye düşünüyorum. Akılcı, milli birlik ve beraberlik duyguları ile hareket ederek bizlerde güvenli, huzurlu, rahat bir ülkeye sahip olabiliriz. Mesela bugün Katar Emirlikleri hakkında edindiğim bilgileri paylaşmak istiyorum. Bizde neden böyle bir ülkeye sahip olmayalım. Kaynak yönünden biz de zengin bir ülkeyiz. Ama o kaynaklarımızı doğru kullanmayı akıl edemedikten sonra bunun ne anlamı kalıyor ki.Tarımsa tarım, hayvancılıksa hayvancılık, yeraltı kaynakları , dört mevsimi bir arada yaşayan, üç tarafı denizlerle çevrili bol nimetlere sahip bir vatanın milletiyiz aslında..Biz insanların istediği sadece sağlık, huzur, mutluluk, güven, sevgi......
Çünkü zenginlik halka yayılıyor. Diğer nedeni cezalar caydırıcı. Trafik cezaları bile caydırıcı olsun diye yüksek tutulmuş. Muhtemelen rüşvet olaylarına burada rastlanmıyordur.
-Katar'da yabancılara mülk satışı yasak.
-Sadece otellerde içki satışına izin veriliyorken, sokakta içki içmek yasak. Evde içki içmek isteyenlerin ise izin alması gerekiyor. Ramazan aylarında alkol satışı tamamen yasak. Ben içkinin tüm kötülüklerin anası olduğu fikrine katıldığım için böyle bir şeyi de destekliyorum.
-Katar'da dikkat edilmesi tavsiye edilen diğer bir konu ise katarlı kadınlarla diyalog. Bir erkeğin katarlı bir kadınla diyalog kurulması hoş karşılanmıyor.Yaşanan ve gözlemlenen bazı şeylerden dolayı bunu da destekliyorum. Bence kadın ve erkek ilişkileri seviyeli olmalı, ahlak kuralları çerçevesinde diyaloglar olmalı. Bu tür olaylarda zaten aile ve toplum kavramını bozma da büyük etken bence.
-Dışarıda dolaşırken kadınların mini etek veya dekolte giymeleri hoş karşılanmıyor. Bol paça pantolon giymeleri tavsiye ediliyor.Yine gözlemlerinden insanlar modernlik adına, şıklık adına öyle komik ve acınacak duruma düşüyorlar ki. Tamamen cahillik. Günümüzde gece kıyafetini iş kıyafeti olarak giymeye başlayan insanlar var. Kıyafet yönetmelikleri olduğu halde kesinlikle onlara uyulmuyor ve her türlü giyimle insanlar ortalarda dolaşıyorlar. Bu da toplumun dejenereliğini yansıtıyor bana göre. Herşeyin ölçüsü, yeri zamanı olduğunu bilerek hareket etmek lazım.
-Katar'da tatil günleri Cuma ve Cumartesi. Devlet daireleri sabah 7.00 ile 14.00 arasında hizmet veriyor. Bazı özel sektörlerde bu mesai saatlerini uyguluyorlar. Hiç bir kurumda insanlar 8 saat iş yapmıyorlar. Bence yoğun bir şekilde bu saatler arası bende çalışayım ve saat 14.00'den sonra bende serbest olayım isterim.
-Ülkede elektrik ve su bedava. Vatandaşlardan vergi alınmıyor.
-Petrol rezervlerinin keşfedilmesinden önce Katar ekonomisi balıkçılık ve inci avcılığı yapıyordu.1940'larda petrol rezervleri keşfedilince ülkenin tüm ekonomisi değişime uğramış ve bundan o ülkenin halkıda faydalanabilmiş ne güzel. Bizim ülkemizde olsa sanki bu millet bu ülkenin evladı değilmiş gibi kimbilir kimlerin cebine girer oralardan gelen kaynaklar. Bu değişim yüksek standartlarını ve büyük ülkerin vatandaşlarına sunduğu sosyal hizmetleri de beraberinde getirmiş.
- Katarda eğitime de büyük önem verilmektedir. Herkese bedava olarak sunulan sağlık hizmetlerinin yanında anaokulundan üniversiteye kadar eğitim tüm Katar vatandaşları için ücretsiz hale getirildi. Katar her yönden olduğu gibi eğitim yönünden de çok gelişmiş bir ülke olup denizler ve doğal güzellikler bakımından cennet gibi bir ülkedir.
-Katar sosyal hayat yönünden de oldukça zengindir. Ülkedeki suç oranlarının sıfır olması nedeni ile sokaklarda gasp edilme korkusu yaşanmaz. Birçok alışveriş merkezlerinde sosyalleşebilir, muhteşem denizinin ve kumsallarının keyfini yaşayabilirsiniz.
Hayalini kurduğum bir ülkenin tanıtımını yapmak istedim.....Duyurulur......
Kaynak :http://haber.mynet.com/detay/guncel/osmanli-pasalik-verilmedi-ama/564071
http://tr.wikipedia.org/wiki/Katar
google-görseller
Çünkü zenginlik halka yayılıyor. Diğer nedeni cezalar caydırıcı. Trafik cezaları bile caydırıcı olsun diye yüksek tutulmuş. Muhtemelen rüşvet olaylarına burada rastlanmıyordur.
-Katar'da yabancılara mülk satışı yasak.
-Sadece otellerde içki satışına izin veriliyorken, sokakta içki içmek yasak. Evde içki içmek isteyenlerin ise izin alması gerekiyor. Ramazan aylarında alkol satışı tamamen yasak. Ben içkinin tüm kötülüklerin anası olduğu fikrine katıldığım için böyle bir şeyi de destekliyorum.
-Katar'da dikkat edilmesi tavsiye edilen diğer bir konu ise katarlı kadınlarla diyalog. Bir erkeğin katarlı bir kadınla diyalog kurulması hoş karşılanmıyor.Yaşanan ve gözlemlenen bazı şeylerden dolayı bunu da destekliyorum. Bence kadın ve erkek ilişkileri seviyeli olmalı, ahlak kuralları çerçevesinde diyaloglar olmalı. Bu tür olaylarda zaten aile ve toplum kavramını bozma da büyük etken bence.
-Dışarıda dolaşırken kadınların mini etek veya dekolte giymeleri hoş karşılanmıyor. Bol paça pantolon giymeleri tavsiye ediliyor.Yine gözlemlerinden insanlar modernlik adına, şıklık adına öyle komik ve acınacak duruma düşüyorlar ki. Tamamen cahillik. Günümüzde gece kıyafetini iş kıyafeti olarak giymeye başlayan insanlar var. Kıyafet yönetmelikleri olduğu halde kesinlikle onlara uyulmuyor ve her türlü giyimle insanlar ortalarda dolaşıyorlar. Bu da toplumun dejenereliğini yansıtıyor bana göre. Herşeyin ölçüsü, yeri zamanı olduğunu bilerek hareket etmek lazım.
-Katar'da tatil günleri Cuma ve Cumartesi. Devlet daireleri sabah 7.00 ile 14.00 arasında hizmet veriyor. Bazı özel sektörlerde bu mesai saatlerini uyguluyorlar. Hiç bir kurumda insanlar 8 saat iş yapmıyorlar. Bence yoğun bir şekilde bu saatler arası bende çalışayım ve saat 14.00'den sonra bende serbest olayım isterim.
-Ülkede elektrik ve su bedava. Vatandaşlardan vergi alınmıyor.
-Petrol rezervlerinin keşfedilmesinden önce Katar ekonomisi balıkçılık ve inci avcılığı yapıyordu.1940'larda petrol rezervleri keşfedilince ülkenin tüm ekonomisi değişime uğramış ve bundan o ülkenin halkıda faydalanabilmiş ne güzel. Bizim ülkemizde olsa sanki bu millet bu ülkenin evladı değilmiş gibi kimbilir kimlerin cebine girer oralardan gelen kaynaklar. Bu değişim yüksek standartlarını ve büyük ülkerin vatandaşlarına sunduğu sosyal hizmetleri de beraberinde getirmiş.
- Katarda eğitime de büyük önem verilmektedir. Herkese bedava olarak sunulan sağlık hizmetlerinin yanında anaokulundan üniversiteye kadar eğitim tüm Katar vatandaşları için ücretsiz hale getirildi. Katar her yönden olduğu gibi eğitim yönünden de çok gelişmiş bir ülke olup denizler ve doğal güzellikler bakımından cennet gibi bir ülkedir.
-Katar sosyal hayat yönünden de oldukça zengindir. Ülkedeki suç oranlarının sıfır olması nedeni ile sokaklarda gasp edilme korkusu yaşanmaz. Birçok alışveriş merkezlerinde sosyalleşebilir, muhteşem denizinin ve kumsallarının keyfini yaşayabilirsiniz.
Hayalini kurduğum bir ülkenin tanıtımını yapmak istedim.....Duyurulur......
Katar'da 2022 yılı Dünya Kupası Finallerinin yapılacağı muhteşem stadyum.
Kaynak :http://haber.mynet.com/detay/guncel/osmanli-pasalik-verilmedi-ama/564071
http://tr.wikipedia.org/wiki/Katar
google-görseller
Etiketler:
BANA DAİR,
DUYGU VE DÜŞÜNCELERİM,
HAYATA DAİR,
Tavsiye Ettiklerim,
YORUM
22 Mart 2011 Salı
Mart Kapıdan Baktırır, Kazma Kürek Yaktırır...
Atalarımız ne güzel söylemişler."Mart Kapıdan Baktırır, Kazma Kürek Yaktırır" diye... Mart ayı ile baharın geldiğini düşünürüz. Bir bakarsınız ki her yer günlük güneşlik, bir de bakarsınız ki sabah uyandığınızda her yer bembeyaz.İnsanı şoke eder bu durum. Ankara'da zaten uzun geçen kış ayları nedeni ile kendimizi baharın geldiğine inandırmaya çalışırız ama hayali olur bu durum genelde. Aslında Nisan ayında bile karın yağdığına tanık olmuşuzdur. Mayıs'ta da yağmış mıdır ben hatırlamıyorum ama zaten havalar da Haziran ayının ortalarından sonra ısınmaya başlar. Yazlar çok sıcak olmakla beraber kısa sürer. Yalnız bu yıl kış kışlığını geç de olsa gösterdi. Tam üç kez kar yağdı. İlki hakkında bu yazımda bahsetmiştim.
İkinci karımız da 29 Ocak'ta yarı sömestr tatilinin başlamasından birgün sonra yağmıştı. O karımızdan bahsedememiştim. Bahsetmek istedim çünkü her yıl böyle bir kış yaşamıyoruz. İnsanların kendi aralarında veya benim konuştuğum kişilerden en son 1996 yılında yağdığını söyleyenler veya 1980'li yıllardan bahsedenler bile vardı. Benim ise hatırımda kalan 2000 yılında büyük kızımın doğduğu dönemlerde doğum sonrası izinlerim bittikten ve ben bankadaki işime döndüğümde eve gelirken ve giderken yaşadığımız sıkıntılardı. Hiç unutmuyorum o zamanlarda böyle yoğun kar yağmıştı. Kapımızın önünde arabamız olduğu halde arabayı çıkartamıyor ve taksiye binmek zorunda kalıyorduk. Birgün eşim beni almaya geldiğinde arabamızla yokuş aşağı arabamızın dönerek indiğini hatırlıyorum. Velhasıl benim hatırladığım on yıl öncesi böyle bir kar yağışına tanık olmuştum. Geçen yıl böyle bir kar yağışı olmamıştı.
Sömestr tatilinin ertesi günü biz arkadaşlarımızla Ilgaza geziye katılacaktık. Bu kar yağışı nedeni ile gezimizde iptal oldu. Kar yağışı hayatı olumsuz etkilese de , yolda olanlar özellikle sıkıntı yaşasalar da, insana huzur ve keyif veren yanı ile çocuklar kadar yetişkinleri de sevindiriyor. Bizde bu ikinci karda çocuklarımızı kar havasına çıkarıp, eğlenmelerine destek verdik, kardan adam yapmalarına yardımcı olduk.Onların oyununa, sevincine, keyiflerine ortak olduk.
En son karımızda 8 Mart'ta yağdı. Bu sefer kar bizi iş çıkışı yakaladı.O gün dışarıda olan insanlar, işten evlerine dönerken epey sıkıntı yaşadılar. Benim evim işyerimize yakın olduğu için en fazla bir yarım saat gecikme olmuştur ama uzakta olanların evlerine ancak gece yarısı ulaştıklarını biliyoruz.Arkadaşlarımızdan yolda olanlara ulaştığımızda yol durumlarından haber alıyorduk. Hatta evlerine ulaştıklarında telefonla arayıp gece 11,00-12,00 civarlarında yeni geldiklerini söylüyorlardı.Otobüslerle evlerine gitmekte olan bazı insanlarında Eskişehir yolundan Sıhhiye'ye kadar yürüdüklerini duyduk.Çok meşakkatli durumlar.Aslında genel olarak insanlarında bu tür sıkıntıları yaşamasında katkısı olmuştu o gün. İmkanları olanlar toplu taşım araçlarını kullanmış olsalardı, trafikte bu kadar sıkıntı yaşanmazdı.Ayrıca insanlar tedbirsiz yollara çıkmışlardı o gün. Hiç bir araba da zincir yoktu.Neyse bunlar olayın başka boyutu.
Bütün bunlar biz insanların tedbirli davranması ile çözülecek durumlar.Kar yağmalı. Kış ayı kışlığını göstermeli ve dünyanın iklim dengesi bozulmamalı. Çocuklar kar havasını teneffüs etmeli. Karla birlikte eğlenmeli.
Bundan sonrasını resimlerime göre anlatacağım. En yoğun kar bu son kar oldu. Nerdeyse diz boyuna ulaşmıştı. Buna rağmen birkaç gün içinde havaların ısınması ile de eridi. Bu hafta ise havalar tekrar soğudu ve kar atıştırdı ama tutacak gibi değil tabii. Yine de belli olmaz.Her an yağabilir ve her taraf bembeyaz olabilir. Şu Nisan ayını geçirene kadar bu durumlara hazırlıklı olmalıyız. Hemen bahar havasına girmemeliyiz.
Kızlarım dışarı da evcilik oyunundan da vazgeçmediler. Karla yemek yaptılar güya...Şekiller çıkardılar. Yapraklar, tomurcuklar topladılar.
İkinci karımız da 29 Ocak'ta yarı sömestr tatilinin başlamasından birgün sonra yağmıştı. O karımızdan bahsedememiştim. Bahsetmek istedim çünkü her yıl böyle bir kış yaşamıyoruz. İnsanların kendi aralarında veya benim konuştuğum kişilerden en son 1996 yılında yağdığını söyleyenler veya 1980'li yıllardan bahsedenler bile vardı. Benim ise hatırımda kalan 2000 yılında büyük kızımın doğduğu dönemlerde doğum sonrası izinlerim bittikten ve ben bankadaki işime döndüğümde eve gelirken ve giderken yaşadığımız sıkıntılardı. Hiç unutmuyorum o zamanlarda böyle yoğun kar yağmıştı. Kapımızın önünde arabamız olduğu halde arabayı çıkartamıyor ve taksiye binmek zorunda kalıyorduk. Birgün eşim beni almaya geldiğinde arabamızla yokuş aşağı arabamızın dönerek indiğini hatırlıyorum. Velhasıl benim hatırladığım on yıl öncesi böyle bir kar yağışına tanık olmuştum. Geçen yıl böyle bir kar yağışı olmamıştı.
Sömestr tatilinin ertesi günü biz arkadaşlarımızla Ilgaza geziye katılacaktık. Bu kar yağışı nedeni ile gezimizde iptal oldu. Kar yağışı hayatı olumsuz etkilese de , yolda olanlar özellikle sıkıntı yaşasalar da, insana huzur ve keyif veren yanı ile çocuklar kadar yetişkinleri de sevindiriyor. Bizde bu ikinci karda çocuklarımızı kar havasına çıkarıp, eğlenmelerine destek verdik, kardan adam yapmalarına yardımcı olduk.Onların oyununa, sevincine, keyiflerine ortak olduk.
En son karımızda 8 Mart'ta yağdı. Bu sefer kar bizi iş çıkışı yakaladı.O gün dışarıda olan insanlar, işten evlerine dönerken epey sıkıntı yaşadılar. Benim evim işyerimize yakın olduğu için en fazla bir yarım saat gecikme olmuştur ama uzakta olanların evlerine ancak gece yarısı ulaştıklarını biliyoruz.Arkadaşlarımızdan yolda olanlara ulaştığımızda yol durumlarından haber alıyorduk. Hatta evlerine ulaştıklarında telefonla arayıp gece 11,00-12,00 civarlarında yeni geldiklerini söylüyorlardı.Otobüslerle evlerine gitmekte olan bazı insanlarında Eskişehir yolundan Sıhhiye'ye kadar yürüdüklerini duyduk.Çok meşakkatli durumlar.Aslında genel olarak insanlarında bu tür sıkıntıları yaşamasında katkısı olmuştu o gün. İmkanları olanlar toplu taşım araçlarını kullanmış olsalardı, trafikte bu kadar sıkıntı yaşanmazdı.Ayrıca insanlar tedbirsiz yollara çıkmışlardı o gün. Hiç bir araba da zincir yoktu.Neyse bunlar olayın başka boyutu.
Bütün bunlar biz insanların tedbirli davranması ile çözülecek durumlar.Kar yağmalı. Kış ayı kışlığını göstermeli ve dünyanın iklim dengesi bozulmamalı. Çocuklar kar havasını teneffüs etmeli. Karla birlikte eğlenmeli.
Bundan sonrasını resimlerime göre anlatacağım. En yoğun kar bu son kar oldu. Nerdeyse diz boyuna ulaşmıştı. Buna rağmen birkaç gün içinde havaların ısınması ile de eridi. Bu hafta ise havalar tekrar soğudu ve kar atıştırdı ama tutacak gibi değil tabii. Yine de belli olmaz.Her an yağabilir ve her taraf bembeyaz olabilir. Şu Nisan ayını geçirene kadar bu durumlara hazırlıklı olmalıyız. Hemen bahar havasına girmemeliyiz.
Kızlarım dışarı da evcilik oyunundan da vazgeçmediler. Karla yemek yaptılar güya...Şekiller çıkardılar. Yapraklar, tomurcuklar topladılar.
Bu da bana ikram ettikleri yemek...:)) Eve götürmek çok güç oldu.
"Kızım hasta olursunuz içeri girelim" dediğimde Minik kızımın girmemek için söylediği sözse yüzümü güldürdü..."Anne kar yeteneksiz insanları hasta eder."..:)))
Etiketler:
AKTİVİTELERİMİZ,
ANILAR,
BANA DAİR,
DUYGU VE DÜŞÜNCELERİM,
Etkinlikler,
EVİMİN HALLERİ,
HAYATA DAİR,
KIZIMA DAİR
21 Mart 2011 Pazartesi
Ben de Ne Var, Ne Yok!!!....
Bloglar kapatıldı mı? Kapatılmadı mı? Bazen girebiliyoruz, bazen giremiyoruz. Ama sık ziyaret edemediğimi de belirtmek istiyorum. Başka blogları artık okuyamıyorum. Sadece kendi bloğuma arada bakabiliyorum.
*Şu sıralar kitap okuyamıyorum.... YOK....
*Ders çalışıyorum. ALES'e. Uzaktan eğitim programları ülkemizde yaygınlaşınca ben de zaten okuyan biri olarak bari alanımdaki dersleri okuyayım, çalışayım ve uzmanlaşayım dedim..... VAR.....
*Hafta da en az birgün arkadaşlarımla voleybol oynuyorum.... VAR....
*Arada sinemaya gidiyoruz...VAR.....En son "Aşk Tesadüfleri Sever" e gittik. Film bize vasat geldi. Çok da beğendiğimi söyleyemiyeceğim.
*Arada tiyatroya gidiyoruz...VAR....En son "Benim Tatlı Meleğim" adlı oyunu izledik. Biz beğendik.Oldukça duygusal ve müzikal bir oyundu. Tavsiye edilir.
*Gezi planlarımız vardı, ancak bir tanesini iptal etmiş, daha sonraya ertelemiştik hava muhalefetinden dolayı...YOK...
*Hobi çalışmalarına hepten ara verildi zamansızlıktan ve yoğunluktan dolayı...YOK...
*Kızımın derslerinde daha önce eşim yardımcı oluyordu. Ama şu sıralar kızım benimle çalışmaktan keyif aldığı için, "anne sen çok güzel öğretmenlik yapıyorsun" dediği için etkinlikten çok öğretmencilik oynuyoruz...YOK..
*Bu ara ufak kızımızda kendi kendini idare ettiği ve kendi kendine keyifle oynadığı, boyamalar, resimler yaptığı için etkinlik yapamıyoruz...YOK...
*Arkadaşlar ile arada güzel anlar geçiriyoruz.....VAR....
*Kutlamalar yapıyoruz....VAR...
Şimdilik aklıma gelenler bunlar sevgili blog...Daha sonra hatırladıklarım olunca buraya ilave ederim belki onları da...Sağlık, esenlik ve güzel bir hafta diliyorum....
*Şu sıralar kitap okuyamıyorum.... YOK....
*Ders çalışıyorum. ALES'e. Uzaktan eğitim programları ülkemizde yaygınlaşınca ben de zaten okuyan biri olarak bari alanımdaki dersleri okuyayım, çalışayım ve uzmanlaşayım dedim..... VAR.....
*Hafta da en az birgün arkadaşlarımla voleybol oynuyorum.... VAR....
*Arada sinemaya gidiyoruz...VAR.....En son "Aşk Tesadüfleri Sever" e gittik. Film bize vasat geldi. Çok da beğendiğimi söyleyemiyeceğim.
*Arada tiyatroya gidiyoruz...VAR....En son "Benim Tatlı Meleğim" adlı oyunu izledik. Biz beğendik.Oldukça duygusal ve müzikal bir oyundu. Tavsiye edilir.
*Gezi planlarımız vardı, ancak bir tanesini iptal etmiş, daha sonraya ertelemiştik hava muhalefetinden dolayı...YOK...
*Hobi çalışmalarına hepten ara verildi zamansızlıktan ve yoğunluktan dolayı...YOK...
*Kızımın derslerinde daha önce eşim yardımcı oluyordu. Ama şu sıralar kızım benimle çalışmaktan keyif aldığı için, "anne sen çok güzel öğretmenlik yapıyorsun" dediği için etkinlikten çok öğretmencilik oynuyoruz...YOK..
*Bu ara ufak kızımızda kendi kendini idare ettiği ve kendi kendine keyifle oynadığı, boyamalar, resimler yaptığı için etkinlik yapamıyoruz...YOK...
*Arkadaşlar ile arada güzel anlar geçiriyoruz.....VAR....
*Kutlamalar yapıyoruz....VAR...
Şimdilik aklıma gelenler bunlar sevgili blog...Daha sonra hatırladıklarım olunca buraya ilave ederim belki onları da...Sağlık, esenlik ve güzel bir hafta diliyorum....
Etiketler:
AKTİVİTELERİMİZ,
BANA DAİR,
DUYGU VE DÜŞÜNCELERİM,
EVİMİN HALLERİ
3 Mart 2011 Perşembe
Belki Bu Son Olur...
Aslında blog yazmaya zaman zaman ara vermek istediğimi belirtiyorum. Bazen oluyor, hiç yazasım gelmiyor. O an yazmak istesem de içimden gelmediğinden kelimeler de tükenmiş oluyor. Bazen de her şeyi unutuyorum ve yazma isteği doluyorum bir anda. Ama son yıllarda bu yazma isteği çok ender oluyor tabii. Bir de yazabilmem için gündem konuları veya geçerli konular olmalı. Kitap yorumları da bunlardan bir tanesi. Hem kendimde ileride okuduklarımı hatırlamak adına iyi oluyor aslında.Güncelleyeyim diye, laf olsun diye yazdığımda ise, yazdıklarımı laf kalabalığı görüyorum ve beğenmiyorum. Özel hayatımda ise etkinlik ve uğraş adına da pek çok şey yapsam da üzerinden zaman geçtiği için o andaki duygularla yazamayacağımı hissettiğim için onları da yazmak istemiyorum.Diyorum ya bazen hiç yazasım olmuyor. Yazmaya bol malzemem olsa da, işte o anlara denk geliyor. Bu arada bloğuma da ara vereceğimi, sınavlara çalışacağımı söylediğim halde bu sefer yazma istediğim perçinlenip tekrar yazmak istedim bir anda. Ders de çalışmaya gayret ediyorum fırsat buldukça...
Neyse, ben ara vermeyi düşünürken bu sefer mahkeme kararı kapatılacağını da öğrenmiş bulunduk. Tabii ki bu haksızlık. Orta da bir yanlışlık varsa bunu genele yansıtıp, herkesi yakmanın mantığını anlamıyorum zaten. Suçlu kimse ondan hesap sorulmalı. Burada herkes kendinden birçok şeyler paylaşıyor ve bu vesile ile birbirlerine faydalı oluyorlar. Buranın bana da çok şey kattığını, birçok el becerilerimin buradaki blog sahiplerinden gördüklerimle geliştirdiğime, hatta birçoğunu burada öğrendiğime inanıyorum. Üretken, paylaşımcı insanların sesini duyurduğu alanları kapatmak ne derece mantıklı.Nasıl izah edilir bu durum?..Üretmeyeceksin, paylaşmayacaksın, günlük tutmayacaksın herşeyi kendine saklayıp, zamanla sen de unutup gideceksin. Bu mu mantık. Neyse kapatılmasını haksızlık olarak görüyorum ve bende bloğuma dokunulmasını istemiyorum. BLOĞUMA DOKUNMAAAAAAA Olur mu?....
NOT: Kapanırsa bu son yazım olabilir. Bloğun teknik konularından pek anlamıyorum. Daha doğrusu hiç uğraşmadım.Şimdi de uğraşmak istemiyorum. Bloğumu başka bir alana da taşımak istemiyorum. Eğer tekrar yazma özgürlüğümüze kavuşursak, fırsat buldukça yine burada yazmaya devam ederim.Yok kavuşamazsak, bunca emeklere yazık diyerek veda edebilirim. İnşaallah geçici vedalar olur diyelim.Herkese herşeyin gönlünüzce olmasını ve sağlık, mutluluk, esenlikler diliyorum..
Neyse, ben ara vermeyi düşünürken bu sefer mahkeme kararı kapatılacağını da öğrenmiş bulunduk. Tabii ki bu haksızlık. Orta da bir yanlışlık varsa bunu genele yansıtıp, herkesi yakmanın mantığını anlamıyorum zaten. Suçlu kimse ondan hesap sorulmalı. Burada herkes kendinden birçok şeyler paylaşıyor ve bu vesile ile birbirlerine faydalı oluyorlar. Buranın bana da çok şey kattığını, birçok el becerilerimin buradaki blog sahiplerinden gördüklerimle geliştirdiğime, hatta birçoğunu burada öğrendiğime inanıyorum. Üretken, paylaşımcı insanların sesini duyurduğu alanları kapatmak ne derece mantıklı.Nasıl izah edilir bu durum?..Üretmeyeceksin, paylaşmayacaksın, günlük tutmayacaksın herşeyi kendine saklayıp, zamanla sen de unutup gideceksin. Bu mu mantık. Neyse kapatılmasını haksızlık olarak görüyorum ve bende bloğuma dokunulmasını istemiyorum. BLOĞUMA DOKUNMAAAAAAA Olur mu?....
NOT: Kapanırsa bu son yazım olabilir. Bloğun teknik konularından pek anlamıyorum. Daha doğrusu hiç uğraşmadım.Şimdi de uğraşmak istemiyorum. Bloğumu başka bir alana da taşımak istemiyorum. Eğer tekrar yazma özgürlüğümüze kavuşursak, fırsat buldukça yine burada yazmaya devam ederim.Yok kavuşamazsak, bunca emeklere yazık diyerek veda edebilirim. İnşaallah geçici vedalar olur diyelim.Herkese herşeyin gönlünüzce olmasını ve sağlık, mutluluk, esenlikler diliyorum..
Ayşe KULİN ve Kitapları Hakkında...
Bu yazım biraz uzun olacak. Çünkü son yıllarda okuduğum Ayşe KULİN kitaplarından bu postumda bahsetmek istiyorum. Çok eski yıllardaki kitaplarından değil sadece 2010-2011 yılında okuduğum kitaplarından topluca bahsedeceğim burada. Aslında her bir kitabı ayrı güzel, ayrı bir tat. O kadar sürükleyici ve etkileyici ki elimizden bırakamayıp, adeta bağlanıyorsunuz.
İlk tanışmam; 1997 yılında evliliğimin ilk yıllarındaki yaz, Fethiye'de tatilimizi yaparken Adı Aylin'le olmuştu. Ben Ankara'dan bir süre uzaklaştığımda (bu tatil bile olsa) Ankara'ma büyük özlem duyan biri olarak, Ankara'yı anlatırken her bir yerini gözümde canlandırarak,yaşadığım şehre özlem duyarak okumuştum. Bugün olsun hala hafızama kazınmış, derin izler bırakmış bir kitaptır. Ayrıca Aylin'in zorlu hayatı ve trajetik ölümü de beni derinden etkilemişti. Daha sonraları Ankara'da kitapta geçen yerlerden bende geçtiğimde yanımda bulunan kişilere aaa! burası Adı Aylin'de okuduğum yerler diye heyecan duyarak başlardım anlatmaya. O dönemlerde okuduğum birçok kitapları bu kadar detaylı hatırlamam mesela.
Daha sonraları da Gece Sesleri, Füreya, Köprü aklimda kalanlar. Köprü'yü ise dizisi oynuyorken okumuştum. Birkaç bölümüne baktığımda hayal kırıklığına uğramıştım. İzlediğime pişman olmuştum. Gece Sesleri'de televizyonda dizi olarak yayınlandı ancak ben hiçbir bölümünü izlemeye fırsat bulamadım çok istememe rağmen.
Neyse 2010-2011 yıllarında okuduğum kitaplarının içeriğinde, Ayşe KULİN'in atalarının ve kendi hayatı üzerinden Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerini ve o dönemde yaşananları, daha sonra Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş ve gelişme dönemleri ile günümüz 80'li yıllardaki döneme kadar ki ülkemizin siyasi, kültürel, tarihi gelişimi, zorlukları, sıkıntılarını yansıtan eserlerine sırası ile yer vermeye çalışacağım.Tarihi konu ve yaşanmışlıklar içerdiği için çok severek, keyif alarak okuyorum ve bilgi sahibi olduğuma da inanıyorum o dönemlere dair.
Şimdi kısaca sıra ile bahsetmeye çalışacağım.
VEDA
Osmanlı İmparatorluğunun son günlerinde işgal altında bulunan İstanbul'da Osmanlı Sarayı maliye nazırı Ahmet Reşat Bey'in konağında geçen olayları ve ailesini anlatıyor Veda. O dönemde İstanbul işgalciler tarafından esir alınmış ve kimseye göz açtırmıyorlardı. Halk rahat hareket edemiyordu. Reşat Bey ise konağında yaşlı teyzesi, hanımı, kızları, evin bakımı ve çocuklarla ilgilenen uzaktan akrabaları Mehpare ve vatanı kurtarmak için milli direnişçilerle birlikte çalışan ve bu yüzden işgalciler tarafından aranan yeğeni Kemal ile yaşıyordu. Aslında Reşat Bey yeğeninin durumundan rahatsız olduğu halde teyzesinin hatırına sesini çıkaramıyordu. Ayrıca Kemal hasta ve bakıma muhtaçtı.Vatanı kurtarmak için kurulan milli teşkilatlara hasta yatağından yardım ediyordu.
Reşat Bey sarayda Maliye Nazırı olmakla padişaha en yakın kimse olmasına rağmen vatanın durumunun kötü olduğunu, ellerinden birşey gelmediğini, işgalcilerin küstah tavırlarından duyduğu rahatsızlıkları konaktaki ailesine anlatıyordu. Kemal'se dayısı hakkındaki olumsuz düşüncelerinin yersiz olduğunu ve vatan savunmasında dayısının da destek olabileceğini düşünüyordu.
İşgalciler her yeri basıyor, Osmanlı halkına kötü muameleler yapıyorlardı. İşler çığrından çıkmaya başlamıştı. İşgalciler aramadık ev, konak bırakmıyorlardı. Reşat Bey'in konağını da aramaları ihtimaline karşı alt sokakta bulunan komşuları Azra Hanım'ın evine Kemal'i ve Mehpare'yi yollamışlardı. Bu arada Mehpare Kemal'in bakımı ile yakından ilgileniyordu. Bu durum Kemal'le Mehpare'nin yakınlaşmasına da vesile olmuştu. Mehpare Kemal'e büyük tutku ile bağlanmış bu yüzden de Kemal'i Azra Hanım'ın evine yalnız bırakmamış kendisi de Kemal'le birlikte gitmişti. Azra Hanım'da milli direnişçilere gönülden bağlı ve bu duruşunu ve düşüncesini her zaman koruyan biri olarak Kemal Bey'i seve seve evinde konuk etmişti. Fakat bir süre sonra Azra Hanım'ın evi de işgalciler tarafından basıldığında, alt sokağa çıkan gizli bir geçitten kaçmayı başarmışlardı. Mehpare ise her daim Kemal'inden ayrılmamış yanında olmuştu.
Kemal kendini iyi hissetmeye başladığında dayısının karşısına çıkıp Mehpare ile evlenmek istediğini söylemişti. Bu arada Mehpare'de hamileydi. Mehpare ile evlendikten sonra Anadolu'da işgalcilere karşı direnen milli direnişçilerin yanında yer almak üzere konaktan ayrılmıştı.
İstanbul'da bütün bu olaylar olurken, Anadolu'da da bunlara direnen geçici bir hükümet ve ordu vardı. Bu düzenli orduyu kurma görevi de Mustafa Kemal'e verilmişti. Kemal'in Anadolu'ya geçtikten bir süre sonra öldüğü haberi gelmişti. Bu haberle Mehpare yıkılmış ve erken doğum yapmıştı.
Kemal Anadolu'ya geçtiğinde Azra Hanım'ın konağına da işgalci güçlerin el koyması ile Azra Hanım'da Anadolu'ya geçmiş ve orada Fransız bir subaya aşık olduğu halde vatanını işgale gelmiş bir insanla evlenme cesaretini gösteremeyip aşkını kalbine gömmüştü.
Bütün bu gelişmelerin ardından Anadolu'dan da güzel haberler gelmeye başlamış, Mustafa Kemal'in önderliğindeki ordu düşman askerlerini geri püskürtmeye başlamışlardı. Hal böyle olunca İstanbul'da son Osmanlı Padişahı Vahdettin'de ülkeyi terk etme eylemleri içindeydi.
Türk ordusu büyük zafer kazanmış ve ülkeyi düşman askerlerinden kurtarmıştı. Milli ordunun yanında olmayanlarda vatan haini ilan ediliyor ve idamları isteniyordu. Ahmet Reşat Bey'de vatan haini olmamasına rağmen milli orduya gizli yardımları olduğu halde vatan haini olma durumundan kurtulamıyor ve bu duruma katlanamıyordu. Ahmet Reşat Bey'de vatanı terketmesi gerektiğini ailesine anlattı. Daha sonra vatan haini olmadığı ispatlandığında geri dönmeyi planlıyordu. Bu durumu yakın dostu Doktor Mahir Bey'e de anlatıp ailesine göz kulak olmasını isteyecekti. Doktor Mahir Bey'de seve seve kabul etti. Ayrıca Reşat Bey'in büyük kızı Leman'a da aşık olduğu için bu durumu fırsat bilip kızları Leman'la evlenmek istediğini de belirtti. Ahmet Reşat Bey'de bu duruma sevindi. Böyle bir durumun daha isabetli olacağını düşündü. Acele düğün hazırlıkları yapıldı ve akşamına Mahir Bey'le kızını evlendirdikten sonra diğer kader arkadaşlarıyla birlikte İstanbul'dan ayrılacağı vapura binmek üzere sabah erkenden konaktan ayrıldı. Kendisini kimsenin uğurlamasına müsaade etmedi.
Ülkeden ayrıldıktan bir süre sonra evine mektup yazarak iyi olduğu haberlerini verdi. Konakta ise Leman'ın kızı Ayşe KULİN'in annesi Sitare doğmuştu.
Kitap burada bitiyor ve bundan sonrası Umut'ta anlatılıyor. Ülkenin işgal altında olduğu zorlu günleri ve bu süreçte kahraman Türk halkının çetin direnişleri ile ülkenin düşman işgalinden kurtuluşunu ve bu olaylar üzerinden Ayşe KULİN'in büyük büyük atalarınında geçirdiği zorlu günleri çok güzel sürükleyici bir şekilde anlatılması ile kendinizi olaylara kaptırarak keyifle ve hüzünle okuyorsunuz. Romanı oldukça kısa tutmaya çalıştım ama buna rağmen yine de uzun bir post olacağı için diğer romanlarını da başka postlarda anlatmaya çalışacağım. Aslında amacım bu postun içinde hepsini anlatmaktı.
Bundan sonraki sırada UMUT var.....
İlk tanışmam; 1997 yılında evliliğimin ilk yıllarındaki yaz, Fethiye'de tatilimizi yaparken Adı Aylin'le olmuştu. Ben Ankara'dan bir süre uzaklaştığımda (bu tatil bile olsa) Ankara'ma büyük özlem duyan biri olarak, Ankara'yı anlatırken her bir yerini gözümde canlandırarak,yaşadığım şehre özlem duyarak okumuştum. Bugün olsun hala hafızama kazınmış, derin izler bırakmış bir kitaptır. Ayrıca Aylin'in zorlu hayatı ve trajetik ölümü de beni derinden etkilemişti. Daha sonraları Ankara'da kitapta geçen yerlerden bende geçtiğimde yanımda bulunan kişilere aaa! burası Adı Aylin'de okuduğum yerler diye heyecan duyarak başlardım anlatmaya. O dönemlerde okuduğum birçok kitapları bu kadar detaylı hatırlamam mesela.
Daha sonraları da Gece Sesleri, Füreya, Köprü aklimda kalanlar. Köprü'yü ise dizisi oynuyorken okumuştum. Birkaç bölümüne baktığımda hayal kırıklığına uğramıştım. İzlediğime pişman olmuştum. Gece Sesleri'de televizyonda dizi olarak yayınlandı ancak ben hiçbir bölümünü izlemeye fırsat bulamadım çok istememe rağmen.
Neyse 2010-2011 yıllarında okuduğum kitaplarının içeriğinde, Ayşe KULİN'in atalarının ve kendi hayatı üzerinden Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerini ve o dönemde yaşananları, daha sonra Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş ve gelişme dönemleri ile günümüz 80'li yıllardaki döneme kadar ki ülkemizin siyasi, kültürel, tarihi gelişimi, zorlukları, sıkıntılarını yansıtan eserlerine sırası ile yer vermeye çalışacağım.Tarihi konu ve yaşanmışlıklar içerdiği için çok severek, keyif alarak okuyorum ve bilgi sahibi olduğuma da inanıyorum o dönemlere dair.
Şimdi kısaca sıra ile bahsetmeye çalışacağım.
VEDA
Osmanlı İmparatorluğunun son günlerinde işgal altında bulunan İstanbul'da Osmanlı Sarayı maliye nazırı Ahmet Reşat Bey'in konağında geçen olayları ve ailesini anlatıyor Veda. O dönemde İstanbul işgalciler tarafından esir alınmış ve kimseye göz açtırmıyorlardı. Halk rahat hareket edemiyordu. Reşat Bey ise konağında yaşlı teyzesi, hanımı, kızları, evin bakımı ve çocuklarla ilgilenen uzaktan akrabaları Mehpare ve vatanı kurtarmak için milli direnişçilerle birlikte çalışan ve bu yüzden işgalciler tarafından aranan yeğeni Kemal ile yaşıyordu. Aslında Reşat Bey yeğeninin durumundan rahatsız olduğu halde teyzesinin hatırına sesini çıkaramıyordu. Ayrıca Kemal hasta ve bakıma muhtaçtı.Vatanı kurtarmak için kurulan milli teşkilatlara hasta yatağından yardım ediyordu.
Reşat Bey sarayda Maliye Nazırı olmakla padişaha en yakın kimse olmasına rağmen vatanın durumunun kötü olduğunu, ellerinden birşey gelmediğini, işgalcilerin küstah tavırlarından duyduğu rahatsızlıkları konaktaki ailesine anlatıyordu. Kemal'se dayısı hakkındaki olumsuz düşüncelerinin yersiz olduğunu ve vatan savunmasında dayısının da destek olabileceğini düşünüyordu.
İşgalciler her yeri basıyor, Osmanlı halkına kötü muameleler yapıyorlardı. İşler çığrından çıkmaya başlamıştı. İşgalciler aramadık ev, konak bırakmıyorlardı. Reşat Bey'in konağını da aramaları ihtimaline karşı alt sokakta bulunan komşuları Azra Hanım'ın evine Kemal'i ve Mehpare'yi yollamışlardı. Bu arada Mehpare Kemal'in bakımı ile yakından ilgileniyordu. Bu durum Kemal'le Mehpare'nin yakınlaşmasına da vesile olmuştu. Mehpare Kemal'e büyük tutku ile bağlanmış bu yüzden de Kemal'i Azra Hanım'ın evine yalnız bırakmamış kendisi de Kemal'le birlikte gitmişti. Azra Hanım'da milli direnişçilere gönülden bağlı ve bu duruşunu ve düşüncesini her zaman koruyan biri olarak Kemal Bey'i seve seve evinde konuk etmişti. Fakat bir süre sonra Azra Hanım'ın evi de işgalciler tarafından basıldığında, alt sokağa çıkan gizli bir geçitten kaçmayı başarmışlardı. Mehpare ise her daim Kemal'inden ayrılmamış yanında olmuştu.
Kemal kendini iyi hissetmeye başladığında dayısının karşısına çıkıp Mehpare ile evlenmek istediğini söylemişti. Bu arada Mehpare'de hamileydi. Mehpare ile evlendikten sonra Anadolu'da işgalcilere karşı direnen milli direnişçilerin yanında yer almak üzere konaktan ayrılmıştı.
İstanbul'da bütün bu olaylar olurken, Anadolu'da da bunlara direnen geçici bir hükümet ve ordu vardı. Bu düzenli orduyu kurma görevi de Mustafa Kemal'e verilmişti. Kemal'in Anadolu'ya geçtikten bir süre sonra öldüğü haberi gelmişti. Bu haberle Mehpare yıkılmış ve erken doğum yapmıştı.
Kemal Anadolu'ya geçtiğinde Azra Hanım'ın konağına da işgalci güçlerin el koyması ile Azra Hanım'da Anadolu'ya geçmiş ve orada Fransız bir subaya aşık olduğu halde vatanını işgale gelmiş bir insanla evlenme cesaretini gösteremeyip aşkını kalbine gömmüştü.
Bütün bu gelişmelerin ardından Anadolu'dan da güzel haberler gelmeye başlamış, Mustafa Kemal'in önderliğindeki ordu düşman askerlerini geri püskürtmeye başlamışlardı. Hal böyle olunca İstanbul'da son Osmanlı Padişahı Vahdettin'de ülkeyi terk etme eylemleri içindeydi.
Türk ordusu büyük zafer kazanmış ve ülkeyi düşman askerlerinden kurtarmıştı. Milli ordunun yanında olmayanlarda vatan haini ilan ediliyor ve idamları isteniyordu. Ahmet Reşat Bey'de vatan haini olmamasına rağmen milli orduya gizli yardımları olduğu halde vatan haini olma durumundan kurtulamıyor ve bu duruma katlanamıyordu. Ahmet Reşat Bey'de vatanı terketmesi gerektiğini ailesine anlattı. Daha sonra vatan haini olmadığı ispatlandığında geri dönmeyi planlıyordu. Bu durumu yakın dostu Doktor Mahir Bey'e de anlatıp ailesine göz kulak olmasını isteyecekti. Doktor Mahir Bey'de seve seve kabul etti. Ayrıca Reşat Bey'in büyük kızı Leman'a da aşık olduğu için bu durumu fırsat bilip kızları Leman'la evlenmek istediğini de belirtti. Ahmet Reşat Bey'de bu duruma sevindi. Böyle bir durumun daha isabetli olacağını düşündü. Acele düğün hazırlıkları yapıldı ve akşamına Mahir Bey'le kızını evlendirdikten sonra diğer kader arkadaşlarıyla birlikte İstanbul'dan ayrılacağı vapura binmek üzere sabah erkenden konaktan ayrıldı. Kendisini kimsenin uğurlamasına müsaade etmedi.
Ülkeden ayrıldıktan bir süre sonra evine mektup yazarak iyi olduğu haberlerini verdi. Konakta ise Leman'ın kızı Ayşe KULİN'in annesi Sitare doğmuştu.
Kitap burada bitiyor ve bundan sonrası Umut'ta anlatılıyor. Ülkenin işgal altında olduğu zorlu günleri ve bu süreçte kahraman Türk halkının çetin direnişleri ile ülkenin düşman işgalinden kurtuluşunu ve bu olaylar üzerinden Ayşe KULİN'in büyük büyük atalarınında geçirdiği zorlu günleri çok güzel sürükleyici bir şekilde anlatılması ile kendinizi olaylara kaptırarak keyifle ve hüzünle okuyorsunuz. Romanı oldukça kısa tutmaya çalıştım ama buna rağmen yine de uzun bir post olacağı için diğer romanlarını da başka postlarda anlatmaya çalışacağım. Aslında amacım bu postun içinde hepsini anlatmaktı.
Bundan sonraki sırada UMUT var.....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















