28 Eylül 2010 Salı

Safranbolu Gezimiz.....

Geçtiğimiz hafta sonu (25.09.2010) günübirlik Amasra ve Safranbolu gezi turuna çıktık arkadaşlarımızla.Yakın arkadaşım Sevgili Özlem ve arkadaşları bayram öncesi kararlaştırmışlar.  Bizimde uzun zamandır, arzu ettiğimiz bir olay olunca Özlem'ciğim beni aradı ve geziden bahsedip, "seni de yazdırıyorum katılım listemize" dedi. Bu hafta çok şükür gezimizi tamamladık. Çok da güzel geçti. Uzun zamandır çok sıkılıyordum. Çünkü tam gün çalışıyoruz, ev de işlerimiz, çocuklarımızla vakit geçiriyoruz. hayatımız inanılmaz yoğun ve rutin geçiyor. Zamanın hızına yetişemiyoruz. Buna rağmen Ankara'da birtakım etkinliklerimiz, arkadaş ortamında görüşmelerimiz olmasına rağmen, böyle bir şeye inanılmaz ihtiyacımız olduğunu geziden sonra daha iyi anladım. Çünkü değişik ortam, gezi olayı, farklı yerleri görme heyecanı bana ve arkadaşlarıma da inanılmaz doping oldu. Ben her zaman monotonluktan sıkılan bir insanım.İnsanın hayatında bir takım değişiklikler, farklılıklar  gerçekten heyecan veriyor. Gezi boyunca kendimizi çok mutlu hissettik. Buna rağmen gezerken "keşke eşimizde ve çocuklarda burada olsa" diye zaman zaman eksiklikler hissediyor insan. Ama bazı yerlerde, özellikle dağ, bayır gezerken "küçük kızım olsa buralarda rahat edemezdi" diye düşünmeden kendimi alamadım doğrusu. Ama keşke "İrem bari  benimle birlikte olsaydı, o da görseydi buraları" diye geçirdim içimden. ancak İrem'e de teklifimi yapmıştım zaten. Ama İrem "anne ben yorulurum, sonra araba da sıkılıyorum ben" dedi. Zaten uzun yolculuklarda araba da tuttuğu için üsteleyemedim. Sağolsun eşimde anlayışla karşıladı ve o gün çocuklarla da ilgilendi, bana da bu fırsatı değerlendirmem için yardımcı oldu. Geziden geldiğimdeki mutluluğumu görünce madem seni mutlu etti, bundan sonraki gezilere de arada katılabilirsin. Ruh sağlığında önemli " dedi.(ayda bir mesela) Zaten bu sene iki ayrı grupdan da teklifler alıyorum gezi konusunda.Cuma akşamı da diğer grup arkadaşlarımız aradılar. Ekim'in ilk haftası için 2 günlüğüne Afyon gezisi için. Ben de ancak günübirlik gezilere katılabileceğimi söyledim. Küçük kızım geceleri hala benimle yatıyor. Zaten Cumartesi günü gezideyken saat 6'dan sonra kızım babasına "baba annem ne zaman gelecek" diye sormaya başlamış.O saate kadar çalışmamızdan dolayı alışık oluyorlar ama belli bir saatten sonra da arar oluyorlar çocuklarımız. Yalnız Allah nasip ederse bundan sonra ki gezileri değerlendireceğiz, hayırlısı bakalım...İleriye dönük planları yapmaya başlamışlar bile. Bana sadece iştirak etmek kalıyor.
Yol boyunca eğlenerek gittik.Etrafı seyrettik. Sohbetler ettik. Rehber eşliğinde oldu gezimiz.Gezi boyunca rehberimiz tarafından bilgilendirildik.

Yolculuğumuz günübirlik Amasra ve Safranbolu gezisiydi. sabah 6.30 da Ankara'dan hareket ettik. Saat 10.00 civarlarında Safranbolu'daydık.İlk işimiz burada Ebrulu Konak'da açık büfe kahvaltı ve serbest gezi oldu. Kahvaltıdan sonra Türk aile kültürünü yansıtan müzeyi gezdik.kahvaltı yaptığımız konağın tam karşısındaydı müze. Onun detaylarını diğer yazımda paylaşmak istiyorum.
Safranbolu evleri ilgimi her zaman çekmiştir. Tarihi yerleri böyle yerinde görmek, incelemek ve bilgilenmek beni çok mutlu ediyor. Gezip, görerek bilgilenmek daha kalıcı oluyor.
Kahvaltı yaptığımız konakda Türk kültürünün tüm izlerini taşıyordu.
Biz kahvaltı için konağın bahçesini tercih ettik. Hava çok güzeldi.Uzun zamandır iştahsızlık çeken bendenizin o günden beri iştahı açıldı.Hem ortam, hem rahatlama, hem de açık havanın etkisi olduğunu düşünüyorum. Arkadaşlarımızla birlikte olmanın verdiği keyifinde etkisi olduğunu belirtmeden geçemiyeceğim.
Kahvaltılarımızı da güzelce yaptık ve fazla oyalanmadan öğlene kadar ki serbest zamanımızı en iyi şekilde değerlendirmeye çalıştık.
Kahvaltımız açık büfe kahvaltı idi.
Safranbolu yöresine ait bu otantik ürünlerin hepsinde gözümüz kaldı doğrusu. Hepsi albeniliydi. Ufak çaplı alışverişler de yapıldı tabii ki.
Bunlarda tur arabalarıymış.O yöreye gidildiğinde istenirse bu arabalarla gezdiriyorlarmış da safranbolu yöresinin tüm güzelliklerini.
Ayrıca o gün orada festivalde varmış ama festivali izlemek için hiç zamanımız yoktu. Öğlen vakti Amasra'ya gitmek üzere hareket ettik. Safranbolu aslında daha detaylı gezilebilir.Gezmek için bizim vaktimiz kısıtlıydı. Yine de görmek de bize yetti doğrusu...Öncelikle arkadaşım Özlem'e ve bu geziyi organize eden arkadaşlarına teşekkür ediyorum.

12 Eylül 2010 Pazar

CALIOU BEBEK......


Herkese öncelikle sağlık, mutluluk, huzur dolu günler diliyorum. Günler o kadar çabuk geçiyor ki. Zamanın hızına yetişmekte ben zorlanıyorum açıkcası.Çok uzun bir yaz bizi bekliyor derken, yaz bitti. Tatil derken tatil, ramazan ayı derken ramazan ayı, bayram derken bayram ve referandum derken en sonunda o da bitti. Umarım ülkemiz için hayırlı, huzurlu, sağlıklı günler olur. Biz okul hazırlıklarına da başladık.İrem bu yıl altıncı sınıfa başlayacak.Yeni okulumuzun imkanları çok güzel. Ayrıca ilköğretim ile birlikte özel eğitim ve okul öncesi de olan tek bir okul. O nedenle kızlarım aynı okulda. Bizim için işyerlerimiz, ev ve okul bu sene de hep bir arada olacak. Bundan dolayı içimiz daha rahat. Deren'i geçen yıl vermiş olduğumuz kurum kreşi dört dörtlüktü her bakımdan. Personel sayıları fazlaydı. Büyük özveri ve sevgi ile işlerini yapıyorlardı. İmkanları mükemmeldi. Şimdi de öyle ama orada başlamıştı, oradan ilköğretime başlamasını isterdim. Yer değişikliği istemezdim ama kısmet böyleymiş. Gerçi kendi anaokulumuzda mükemmel. O nedenle dediğim gibi içimiz rahat çok şükür. Herşeyin hayırlısını ve sağlıklısını Cenab-ı Allah'tan diliyorum...

Şimdi asıl konum yine Amigurumiye dönmek istiyorum.Uzun bir aradan sonra. Küçük kızım benden çok sevdiği çizgi film kahramanı Caliou'yu örmemi istemişti. Bende yaz başında başlamıştım. Uzun süre sürümcemede kalmış ve ancak bitirmiş olduğum Caliou bebeğimiz huzurlarınızda. Caliou bebeğimiz bayağı bir büyük oldu. Deren "anne bunu çok büyük örmüşsün. Caliou bu kadar büyük değil ki" diyor. Ördüğüm bebekler gittikçe büyüyor. Ben ölçü ile örmediğimi daha önce de belirtmiştim. Ama sanıyorum bu da ipimin yine kalın düşmesinden oldu. Sarı ile ördüğüm gövde kısmının ipi baş ve diğer kısmı ördüğüm ipten daha ince. Bu amigurumide ip ne kalın, ne de ince olacak. Ben ona dikkat etmediğim için biraz zorluklar yaşıyorum. Evde zaten tüketmek istediğim ipler var ama baş kısmı için ten rengine uygun ipler almam gerekiyordu, onun seçimine biraz dikkat etmem gerekiyor. Onun dışında sorun yok sanıyorum.Bilmiyorum bu işi iyice ilerleten ve profosyonelleşen arkadaşlar daha iyi bilirler. Aslında bu konuda eleştirilere de açığım. Çünkü diğer bu işi yapan arkadaşları izledikçe kendimi bu konuda hala yeterli görmüyorum. Ama yine de çocukları sevindirmeye yetecek kadar ördüğüm için de mutluyum doğrusu. Buna da şükür neyse ki. Önemli olan onları sevindirebilmek. Caliou bebekte bittiği için üzerimden bir yük kalkmış gibi oldu. Bir işi sonlandırmadığım zaman, yarım kalmış işler beni rahatsız ediyor doğrusu...Bakalım siz beğenecek misiniz Caliou Bebeğimizi?...Herkese sağlık ve esenlikler diliyorum....

NOT:Bu arada bu resmi picassa web albümünden yükledim. Sanıyorum bu sefer kaybolmaz resimlerim. Geçmişe dönük yazılarımda birçok resimlerim kayıp. Maalesef onları masaüstünden yüklediğim için düzeltme şansım yok.

7 Eylül 2010 Salı

Nice Bayramlara.....



Herkesin Ramazan Bayramını en içten duygularımla kutluyor; aileniz ve tüm sevdiklerinizle birlikte sağlıklı, hayırlı ve mutlu nice bayramlar diliyorum. Herşey gönlünüzce olsun!...

31 Ağustos 2010 Salı

Nice Zafer Bayramlarımıza İnşaallah!...

Tarihimizi daha detaylı yeniden anlatmayacağım ama kısaca özetlemek istiyorum.....
Tarihimiz Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşundan beri zaferlerle doludur. Ancak Osmanlı imparatorluğunun son dönemlerinde yüzyıllardır üzerinde bağımsız yaşadığımız topraklar parçalanmaya ve emparyalist güçler tarafından paylaşılmaya başlanmıştı. Bu durum birinci dünya savaşının sonunda mondros ateşkes antlaşması ve sevr antlaşmaları ile resmileştirilmeye çalışılıyordu. Ülkemizi düşmanlardan kurtarıp, Türk milletini bağımsızlığına tekrar kavuşturmak için Büyük önderimiz Atatürk ve onun silah arkadaşları Anadolu da Türk milleti ile kucaklaşmış ve canla başla Kurtuluş mücadelesi vermişlerdir. 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar Savaşı da zaferle sonuçlanmış ve düşman ordusu İzmir’e kadar kovalanmış ve 9 Eylül 1922’de İzmir’de denize dökülmüşlerdir.....
Türk milletinin büyük kurtuluşu olan o günü ilerki yıllarda Büyük Önderimiz Atatürk Zafer bayramımız olarak kutlanmasını ilan etmiştir. Her yıl 30 Ağustos’da bu günümüzü daha bir coşkulu kutlamalıyız....

Ayrıca bize bu zaferi yaşatan Büyük önderimiz Atamıza, onun silah arkadaşlarına, kahraman Türk Ordusu’na ve kahraman Türk milletine şükran ve minnetlerimizi sunarken, rahmetle de anıyoruz. Hepimizin Zafer Bayramı Kutlu Olsun!...

Kısa Kısa ....Etkinliklerimizden...

Bloğuma eskisi kadar sıklıkla yazmaya zaman bulamadığım da oluyor.Bulsam da yazmak istemediğim de.Aynı şekilde okumaya da zaman ayıramıyorum.Aslında okumak isterim ama daha önce yazdığım gibi ekrandan okumak gözlerimi inanılmaz rahatsız ediyor.O nedenle fazla okuyamıyorum da.Tabii hayatımız bloğumdaki kadar durağan geçmediğini de belirtmek isterim.Geçen seneki yıllarda sıklıkla güncellediğim dönemlerde herşeyi paylaşıyordum.Özel gün ve etkinlikler,güncel konular da da yazılarım olmuştur.Bu sene hepsini kendime sakladım sanki.Hayatımızın bu kadar durağan geçmediğini de belirtmek isterim oysa.Mesela bu yazımız dolu dolu geçti.Kış aylarımızda çok fazla üretim adına birşeyler yapamasam da etkinliklerimiz oldu.Tiyatrolarımıza gidip birkaç oyun izledik.Özel günlerimiz kutlandı.Mesela yine burada belirtmedim ama 12 mart İstiklal marşımızın kabulünün anısına Milli eğitim Bakanlığının Törenlerinde "ÖNCE VATAN" adlı oyunu seyretmeye gittik.18 Mart Şehitleri Anma töreninde yine "ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ" ile ilgili oyun seyrettik ve o duyguyu, o gururu o gün tekrar yaşadık.Hepsinden cep telefonumla resimlerde almıştım ama yazamayınca zaman aşımına uğradılar.Bu yazımda da toplu kısa kısa geçmek istedim...

Bu postumu da taslak olarak daha önce girmiştim.Ancak devamını yazmaya ancak fırsatım oldu. 30 Ağustos Zafer bayramında öğleden sonra kızımla Ankara Gordion Alışveriş merkezinde sinemaya gittik. Sinema çıkışından sonra da alışveriş yapacaktık. Biz sinemadayken Türkiye Cumhuriyetinin o ilk yıllarını ve Atamızın kostümlerinin, milli şarkılar eşliğinde sergilendiği bir defileye tanık olduk. Ben biraz izledim. Aslında çok da keyif aldım.S onuna kadar bile izleyebilirdim ama İrem sıkıldığı için çok fazla izleyemedim. Doğrusu içimde kaldı. İzlediğim süre içinde İrem'in dikkatini çekmek için kulağına defile ile ilgili açıklayıcı yorumlar da yaptım fakat yine de ilgisini odaklayamadığım için gösterinin yarısından sonra ayrılıp, alışverişe geçtik. Kızım biraz da kendisine alınacak yeni şeylerin heyecanıyla aklı alışverişte de kaldı tabi ki...


Bu resimde bulunduğumuz çevredeki bir etkinliğe ait. 2010 yılı da bol etkinlikli bir yıl oldu aslında. Hemen hemen her hafta ve akşamları etkinliklere, konserlere davetliydik.Tabii ki hepsine katılmamız mümkün olmadı. Yine de mümkün olduğunca da iştirak ettiklerimiz oldu. Yukarıdaki etkinlikte onlar da biriydi.Bu çocuklarla katılabildiğimiz bir etkinlikti. Yukarıda Ankara oyunları sergileniyordu.Ben Ankara oyunlarını çok seviyorum. Keyifle de izledik. çocukların da eğlendiği bir gündü bizim için.

Burada da Türk Sanat Müziği Konserini izledik.Muhteşemdi gerçekten.Ruhumuzu dinlendirdi. Keşke sürekli bunlara iştirak edebilsek diye de düşündüm. Ancak biraz daha çocuklarımızın büyümesi gerekiyor. O zaman belki onlarda bize eşlik ederler.

Bu arada 2010 yılı sezonu devlet tiyatrolarındaki birkaç oyunu da izledik. Bu yıl ki katılımlarımız da kalabalık arkadaş grubuyla oldu.Hatta organizasyonları düzenlediler veya biletleri de onlar temin ettiler. Bu sene de kısmet olursa gezilere iştirak edeceğim. Ben sosyal olmayı seviyorum. Gezmeyi, eğlenmeyi...vs...Ancak yanımda eşim olduğu zaman daha çok huzurlu oluyorum.O yanımda olmadığı zaman tedirgin oluyorum. Bir yanım sanki eksik kalıyor. Çocuklar küçük olunca herşeye yetişmek de mümkün olmuyor. Hayatımız daha çok onlara endeksli. Hep birçok şeyleri çocuklar büyüyünce diye ertelediğimiz zaman da yıllarımızı heba da etmiş oluyoruz.Velhasıl arada bu duyguları yaşasak da elimizden geldiğince ya hep birlikte güzel imkanlar yaratmaya çalışıyoruz.Ya da birimiz çocuklarla ilgilenirken, diğerimiz bu arzularımızı gerçekleştiriyor. Ama daha çok eşim bu konuda özveri gösterip, o çocuklarla ilgileniyor, bana fırsatlar sunuyor. İşte bu da huzursuz ediyor zaman zaman. Gerçi o işi gereği benden daha çok geziyor ama yine de hep beraber ailecek olunabilecek organizasyonlarda kendimi daha iyi hissediyorum bende, eşim de öyle...

13 Ağustos 2010 Cuma

Deko-Tasarım

Bloğumda böyle konulara yer vermesemde ev dekorasyonu, ev tasarımları, mobilyaları ile yakından ilgileniyorum.Yeni modelleri ve tasarımları yakından takip etmeye çalışıyorum.Yapabildiklerimi ise kendim tasarlamadan yanayım daha çok. Bu anlamda da araştırmalar yaparım. Birebir olmasa da kendimden de birşeyler katarak fikirler üretmekten de büyük haz alıyorum. Ama çalışan bir bayan olarak geniş çaplı vakit ayıramıyorum.Benim için en zor kısmı ise malzeme temin olayı oluyor. Her zaman her yerde aradıklarınızı bulamıyorsunuz veya piyasa araştırması da gerekebiliyor falan filan işte...



Neyse buradaki tasarımların hepsini tabii ki bu açıklamalarımda olduğu gibi benim yapmam olanaksız. Bu resimlerden kastım, yeni keşfettiğim bir siteden haberdar etmekti okuyucularımı. Benim takip ettiğim ve üyesi olduğum edebiyat Öğretmeni sitesinin maille haberdar ettiği Ev dekorasyonu ve tasarımları ile ilgili bir site burası.

Oldukça ilginç tasarımlar var. Dediğim gibi birebir olmasa da sizinde kendi fikirlerinizi ve zevklerinizi birleştirerek harika tasarımlar, modeller ortaya çıkarmanız mümkün.

Ben rast gele birkaç tasarımın resimlerini sizlerle paylaşmak istedim.daha detaylı incelemek için siteyi takip edebilirsiniz.Aslında sık sık güncellenen siteleri takip etmek isterim. Doğrusunu söylemek gerekirse sık sık güncelleniyor mu onu da bilmiyorum. Çünkü sürekli de rutin bir takip olayı da gerçekleştiremiyorum bu ve diğer siteleri de.her zaman vakit bulamıyabiliyorum.





Bu duvar panolarıda çok şık ve modern. Bunların yapılışını biliyorum. Bizim bir ablamız emekli olduktan sonra kurslara katıldı.Hala da fırsat buldukça devam ediyor.Bana detaylı nasıl yaptığını, hatta beraber yapmamızı da söyledi ama fırsat bulamıyorum. En önemli kısmı yine öncelikle malzeme temin olayına fırsat bulmam gerekir. Malzemeleri bir kenara koyduktan sonra da ilk fırsatta yapılır ama işin zor kısmını gerçekleştiremediğim için bekler.....





Şimdi müthiş şık duvar kağıtları, Modernizasyon adına o kadar çok tasarımlar var ki. Sırf işim bu olsun isterdim doğrusu.




Dekoratif aynalara bayıldım ben. Çok şıklar.

Neyse benden bu kadarlık.Detayları internetten ve vermiş olduğum siteden de inceleyebilirsiniz. Herşey gönlünüzce olsun... Esenlik ve sağlık diliyorum.

10 Ağustos 2010 Salı

Limon Ağacına Dair

Limon ağacı kaynakça yönünden oldukça zengin bir kitap.Ayrıca olaylara tanıklık eden ve bu trajediyi bizzat yaşayan kişilerle de görüşmeler yapılarak yazılmış bir kitap.

Konu itibari ile İsrail’in nasıl kurulduğunu; Filistin’in İngiliz mandasından sonra yurtlarından,evlerinden nasıl koparıldıklarını; İsrail ile Filistin arasındaki ilişkileri, çatışmaları konu alıyor.1948 Nazi katliamından kaçan Yahudi asıllı Eşkenazi ailesi İsrail’e göç eder.Kendilerine Ramla şehrinde bir ev verilir. Bu evin eski sahipleri de Filistinli Khari ailesidir. Evlerinden zorla, silah zoruyla uzaklaştırılmışlardır. Ancak Filistinlilerin evlerini kendilerinin terk ettiğini, korkak, ödlek olduklarına dair hikayeler yaygınlaştırılarak anlatılmaktadır. Yahudi asıllı bu ailenin kızı Dalia’da bu hikayeleri dinleyerek yirmi yılı geçirmiştir. Takii ki Khari ailesinin oğlu Beşir ile tanışana dek. Beşir iki kuzeni ile birlikte altı gün savaşından sonra eski topraklarına ve evlerine ziyaret gerçekleştirirler.İlk kuzeni evine vardığında evlerinde yaşayan bir bayan kapıyı yüzlerine kapatır. İkinci kuzeninin evi ise bir okula dönüştürülmüştür ve en son Beşir’in evine geldiklerinde kapıyı Dalia açar. Dalia onları içeri alır ve misafirperverlik göstererek evi gezdirir. Beşir’in hikayesini de bu ziyaret sırasında evi gezerlerken öğrenir. Dalia’nın yıllardır dinlediği hikaye ile asla bağdaşmamaktadır Beşir’in hikayesi. Naziler tarafından evlerinden yurtlarından sürülen Dalia ve ailesinin, bu seferde kendileri gibi Yahudiler tarafından evlerinden, yurtlarından sürülmüş Filistinli ailenin evinde oturuyor olma fikri Dalia’yı derinden etkiler. Dalia ile Beşir’in bu karşılaşmaları ile aralarında arkadaşlık da başlamış olur. Bu arkadaşlıkları uzun yıllar ama seyrek olarak devam eder. Bu yıllarla birlikte birbirlerini anlama çabalarını ve İsrail- Filistin sorununu biz okurlara tarafsız olarak yansıtmaya çalışmış kitabında yazar Sandy TOLAN.

Limon ağacı, Ortadoğu da yaşanan bu trajedik olayların ayrıntılarını en iyi şekilde anlatmış. Ayrıca bu trajediyi bizzat yaşamış olan kişilerin anılarına değinerek ve bunları bizzat kendilerinden dinleyerek kaleme alınmış olması da gerçekçi kılıyor hikayeyi. Bu anlamda kitap gerçekten okunmaya değer. Ancak kitabın çevirisindeki hatalardan kaynaklı zaman zaman sıkılmışlıklar da yaşıyor insan. Eğer son baskılarında bunu göz önünde bulundurup gerekli düzeltmelere giderlerse okunma sayısında daha çok artış olacaktır diye düşünüyorum.

22 Temmuz 2010 Perşembe

Yine Silifke'deyiz...

Tekne de köpükler içinde danslar,oyunlar oynandı. Bu da o manzaralardan biri.
Tekne turu yaptığımızda Tisan koylarına da gitmiştik.Benim çok beğendiğim yerlerden biriydi.Buraya çektiğim resimlerin hepsini koymama imkan yok ancak arabalarla gidilip, orman ve denizle içiçe orada bir gün geçirilebilecek yerlerde vardı.Yarın değişiklik olsun diye düşünüyoruz bakalım bizde.

Turumuz Taşucu'ndan başladı.sabah 10'dan, akşam 18' e kadar devam etti.Vaktin nasıl geçtiğini anlayamadık.Çok eğlendik.


Yaz tatilimizi başlattık.Ancak çok sıcak.İlk defa sıcaktan bu kadar bunaldığımı hissediyorum.Bana buralarda olmak işkence geldi bu sefer.Ankara'da da son on gündür inanılmaz sıcak vardı.Ancak orada yine de akşamları serinleyebiliyoruz.ben bir yere takılı kalmayı da sevmiyorum aslında.gezginci bir ruha sahibim.Gezmak,dolaşmak farklı yerler görmek,farklı tatlar tatmak istiyorum.O nedenle doğrusu bana sorarsanız asla bir yazlığım olsun istemem.Ama aylarca annemleride görmediğimiz için hem ziyaret olsun, özlem giderelim diye, hem de tatilimizi geçirelim diye geliyoruz.Buralardan da ancak Adana veya Antalya taraflarına gidebiliriz ama bir tarihte Antalya'ya geçtiğimizde oralarında buradan bir farkı olmadığını görmüştük.Zaten güneşin zararlı etkilerinden dolayı belirli saatlerde denize girildiği için, diğer zamanlarda da evde geçirmek zorunda kalıyoruz.İşimiz olursa çıkıyoruz.Bir günümüzde yat turunda geçti.Çok güzel koylar gördük.Özellikle Tisan taraflarına bayıldım.Ağaçların (ormanın) içinde denizle içiçe bir yer.Yarın sabahtan oraya gidelim ve günümüzü oralarda geçirelim istiyorum.Değişiklik olsun.Şu an serin yer istiyorum.Burada sitemizin havuzu da var.Çocukları durduramıyoruz.kah havuza, kah denize girmek için zamansız istekleri oluyor.özellikle havuzu denizden daha çok arzu ediyorlar.Bizde havuzdan mikrop kapabilirler diye müsaade etmiyoruz mümkün olduğunca.Sıcaktan kitap dahi okuyamıyorum. Ama güzel yanları da çok tabii ki.Özellikle annemin bahçesinden birçok sebze ve meyveyi dalından koparıp yemenin zevki de ayrı bir güzel.Burada iştahımız açılıyor.Ben bu duruma kendi adıma seviniyorum.Çünkü kilo problemi yaşamadığım için, hatta kilo alıyorum diye de seviniyorum.Aşırı olmamak kaydı ile tabii ki.Üç-beş kiloyuda geçirmek istemem.Ancak benim için kilo vermek, almaktan çok daha kolay olduğu için alma çabasına girdim yıllarca.Burada yazlığımızın bulunduğu sitenin ortak modemini kullanıyoruz.O nedenle bazen yoğunluktan, bazende arıza yapıyor sanıyorum, zaman zaman bağlantı sorunu yaşıyoruz. O nedenle burada bulunduğum süre içinde fazla postta giremiyeceğim.Aslında son okuduğum kitabın yorumunu da yapmak istiyordum.neyse kısmet.Kitap yorumlarımı özellikle isteyen arkadaşlarımın olduğunu daha öncede yazmıştım. Fırsat bulursam word dosyasında yazar,kopyala, yapıştır yaparım olmazsa. Eve uzun bir süre internet bağlatmayı düşünmüyoruz.Bu karar eşimin. Bende saygı duydum doğrusu.Çünkü kendince de haklı nedenler var. Ama okul açıldığı zaman, ihtiyaç olur mu bilemiyorum.Şimdilik hayırlısı bakalım...Herkese sağlıklı, hayırlı, bol eğlenceli bir tatil diliyorum.Ben yarından itibaren gezmeleri de gerçekleştirmeyi düşünüyorum.Tatil sadece denizden ibaret değil öyle değil mi?

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Çamlıcanın Üç Gülü

Biz Çamlıcanın üç gülüyüz,
Aşk bahçelerinin bülbülüyüz,
Dillerde gezer söyleniriz,
Gamsız yaşar eğleniriz...

Yesari Asım ARSOY' un yıllarca dillerden düşmeyen, benimde çok beğendiğim bu şarkının sözlerine ilham olan Çamlıcalı kızlarla, Yazar Hıfzı TOPUZ'un kitabı sayesinde tanışmış oldum.Tarihimizle ilgili her ayrıntının benim için çok önemi var.Milli Mücadelemizde, büyük önder Atatürk'ümüzün yanında gizli kalmış ve bu vatanın kurtuluşunda canlarını ortaya koymuş birçok isimsiz kahramanlarımızın da olduğunu biliyoruz.Onlara ve önderimiz Sevgili Atamıza ve onun silah arkadaşlarına çok şeyler borçluyuz.

Çamlıca'nın üç gülü Neriman,Perihan ve Ümran'da bu kahramanlardan.Ancak Çamlıcalı kızların babası Hulusi Bey Damat Ferit Paşa'ya çalışır ve İngiliz hayranıdır.Eşi Handan Hanım da öyle.Onlar İngilizlerin himayesine girmeyi istemektedirler.Handan Hanım'ın akrabası Nedim Bey'de Milli Mücadeleye çalışan bir subaydır.Sık sık Hulusi Beylerin köşküne gelerek kızlarla sohbet edip, Milli Mücadelenin gerekliliği ve önemi üzerine kızları etkilemektedir.Hulusi Bey Büyük kızı Neriman ile ortanca kızı Perihan'ı İngiliz okuluna, küçük kızı Ümran'ı da Fransızların okuluna gönderip eğitimlerini orada aldırmıştır.Birgün Hulusi Bey İngiliz Generallerin onuruna köşkünde bir davet düzenler, bu davette İngilizlere olan hayranlığını açıkça göstermek ister ancak kızları, Milli duygularla aşılanmış olmaları nedeni ile çok ağır konuşmalarda bulunurlar, İngiliz davetlilerle.Bu davette bulunan Fransız subaylara da Ümran aynı şekilde konuşur.Hulusi Bey kızlarının davetlileri ile bu şekilde konuşmalarından dolayı zor durumda kalır ve bu durumdan da Nedim Bey'i sorumlu tutar.Bu iki ülkenin askerleri arasında bulunan iki genç subaylar bu kızlara hayran kalırlar ve Neriman'a İngiliz subayı, Ümran'a da Fransız subay hayran olurlar ve sık sık görüşmeyi teklif ederler.Kızlarda bu subaylardan etkilenirler ve Nedim ağabeylerinin de rızası ile görüşmeye başlarlar.Neriman ve Ümran bu subaylarla büyük bir aşk yaşarken aynı zamanda bunlardan çok önemli bilgilerde sızdırarak, Nedim Ağabeylerine iletirler ve bu çok büyük katkılar sağlar Milli mücadeleye.Perihan ise Nedim Ağabeyleri ile birliktedir.Savaşın kazanılmasında ve savaş esnasında Anadoluya silah ve cephane yardımı sağlanmasında çok büyük katkıları olan bu kızlar gerçekten aşıktırlar ve savaş sonrasında da Neriman İngiltere'ye,Ümran ise Fransa'ya aşklarının peşinden gitmişlerdir. Perihan ise Nedim ile evlenmiştir.Perihan ve Ümran çok mutlu olmuşlardır ancak Neriman'dan bir daha haber alınamamıştır.Çok aramalarına rağmen izine bir daha rastlayamamışlardır.

Vaktim sınırlı olduğu için aceleyle yazdım......Tavsiye edebileceğim bir kitap.Yazar anılara ve belgelere dayalı kaleme almış bu kitabı. Yıllardır dillerimizden düşmeyen şarkının sözlerine ilham olmuş bu Kızları sizde merak ediyorsanız okumanızı öneriyorum.Bol okumalı günler, sağlık ve esenlikler diliyorum.



SİLİFKE'DEYİM....

Biliyorum birçok kimseyi ilgilendirmiyor ama ilgilenler olacağını da düşünerek yazma gereği ve bu güne ait bir günce olarak girmek istedim.Bloğumdan isteyerek, bazen de isteğim dışında ayrı kaldığım zamanlar oldu ama şunun farkına vardım.Buranın da karşılıklı insanların birbirini ağırladığı, sen bana gelirsen, ben de sana gelirim; sen bana yorum yazarsan, ben de sana yorum yazarım mantığını sezdim ve bu tür çıkar işlerini hiç sindiremediğim için de çok önemsemiyorum. Hatta bu uzun süre ayrı kalmalar sanal da olsa, insan her yerde insandır mantığını bana hatırlattı.Çıkar ilişkileri her yerde olduğu gibi burada da mevcut dedirtti.Ama kimseye kızmıyorum yanlış anlaşılmasın sadece gülüyorum.Buralardan birşey beklemek zaten bana doğru gelmiyor.Biz elimizdekilere sahip olalım ve onların kıymetini bilelim ve sağlığımıza,huzurumuza şükredelim, ailemiz ve geleceğimiz için,tüm insanlık için daha güzel yarınlar olması için dua edelim, hiç beklentisiz.Gerisi hiiiiiççççç!...mühim değil.Herkes yerinde sağ olsun.Allah herkese sağlıklı,hayırlı,huzurlu,mutlu bir yaşam nasip etsin.

Bununla birlikte bazen dost ortamlarına girdiğimizde dostlarımın bloğumu takip ettiklerini, hatta okuduğum kitapları alıp okuduklarını, benim sayemde kitap okumaya başladıklarını işittikçe de mutlu oluyorum ve o dostlarımız için yazıyorum.Hafta sonu için Sİlifke'ye geldik.Aslında iki hafta sonra tatile çıkacaktık ancak İrem'i zapetmek kolay olmadı.Okullar tatil olur olmaz gelmek niyetindeydi ama doktor işleri falan derken bu hafta sonuna kalmıştı.Otobüslerde dolu olunca biz de kendi arabamızla ailecek gelmek zorunda kaldık.Yolculuk yorucu oldu ama şu an deniz ve dinlence iyi geldi.Ama biliyorum ki Pazartesi, işe yorgun başlayacağız.Hayırlısı bakalım.irem burada kalcak.Annemler Deren'de kalsın diyorlar ama ona karar veremedik.deren'e yaz okulu da ayarlamıştık zaten.İki çocukla uğraşmak onlar için yorucu olabilir diye düşünüyoruz ama deniz ve güneş,doğal hava da çocuklar için bulunmaz nimet bu anlamda da gönlüm kalmasından yana.Çünkü biz fazla kalamıyoruz çalışıyor olmaktan.Deren mızıldanmaya başladı.yeni evimize de taşındık. Alıştık sayılır.Her bakımdan bizim için büyük rahatlık.Öncelikle işyerlerimize daha yakınız.Çocuklar gözümüzün önünde sayılır.Özellikle eşimin yanında olacaklar.Eğitimleri ile daha yakından ilgilenebileceğiz.vs....Bu arada eve internet bağlatmayı da düşünmüyoruz.Bizim televizyon bağımlılığımızda olmadığı için evde ki zamanımız sohbet, kitap okuma ve birlikte vakit geçirmek olacaktır.Ayrıca taşındığımız semtte, eşimin çevresi gereği sosyal etkinliklere yetişemiyoruz desem yeridir.Çünkü neredeyse her akşam veya hafta sonu çeşitli etkinlikler,konserler,geziler var.Öyle ki bir kısmına katılıyoruz,bir kısmına da katılamıyoruz.O anlamda da bloğuma sürekli zaman ayırmak, diğer blokları okumak benim için gerçekten zaman kaybı. Ama samimiyet çerçevesinde severek okuduğum, kendileri hakkında haber almak istediğim dostlarda yok değil.O kişiler zaten kendilerini biliyorlar ancak, onlara dahi gerçekten zaman ayıramıyorum.neyse bu yazı böyle uzayıp gidecek gibi.Ben yine de kendi internetim yok ama kısa kısa kendimden fırsat bulduğum yerlerde yazmaya devam edeceğim.merak eden dostlarıma sevgi ve selamlarımla duyrulur.sağlık ve esenlikler diliyorum....

NOT: İmla hatalarım oldu biraz ama düzeltmeye dönemeyeceğim.

11 Mayıs 2010 Salı

Kayıp Gül' e Dair....

Uzun zamandır okuduğum kitaplar hakkındaki düşüncelerimi ve yorumlarımı yazamıyorum. Okuma tutkumdan vazgeçemem asla ama, yazmaya biraz üşenir oldum son zamanlarda. O nedenle okuduğum çok değerli kitaplar olmasına rağmen, yazmayı hep es geçtim. Ancak duruma göre geçmişe dönükde olsa önceki okuduğum kitapları da yazmaya çalışacağım. Şimdi Buket UZUNER'in İki Yeşil Susamuru'nu okuyorum.Ondan önce okuduğum ve asla etkisini üzerimden atamayacağım kitabı sizlerle de paylaşmak istedim. Bu kitapta da gerçekten altı özellikle çizilmesi gereken satırlar var. Bir önceki okuduklarıma dair yazımı da bu nedenle yazma gereği duydum ve kıyamadım çizmeye, ne yalan söyleyeyim. Ama tekrar bir gün elime alıp okumayı ve not defterime o satırları geçirmeyi çok istiyorum.

Şimdi gelelim kitap hakkındaki duygu ve düşüncelerime:
Kayıp Gül’ün kahramanı Diana başkalarının beğenisini ve takdirini kazanmak uğruna kendi benliğinden, hayallerinden ödün veren ve başkalarının övgü ve takdirlerine bağımlı hale gelen ve adeta onların güdülemesine ve yönlendirmesine muhtaç olan bir genç kızdır.Bu durumda da kendi benliğinden uzaklaşıp, bambaşka bir insan olma ve kendisi dışında olduğu kimlikte de adeta kendini bulamamaktadır.Diana’nın annesi çok hastadır.Ölmek üzeredir.Ölmeden önce kızına bir mektup bırakır.Kızına da öldükten sonra mektubu mutlaka okumasını ve mektuptaki arzusunu mutlaka yerine getirmesini istemektedir.Amacı ise, kızının kendi benliğinin farkına varmasını, kendine olan özgüvenini kazanmasını, hayallerinin peşini bırakmamasını sağlamaktır. Diana annesi öldükten sonra mektubu okur. Annesi mektupta Diana’ya daha önce bahsetmediği bir ikiz kardeşi olduğunu ve ikiz kardeşinin zor durumda olduğunu, onu bulup, ona yardım etmesini istemektedir. Diana’da bu mektubu okuduktan sonra kendi benliğini bulma, kendi olma yolunda büyük maceraya isteksiz de olsa çıkmak zorunda kalır. Kitabı okurken birçok insanın kendinden de bir şeyler bulacağını ve kendin olmayı hissettireceğine inanıyorum. Zaman zaman hepimiz bu duyguyu yaşıyoruzdur. Kendi kendimizi bulmaya çalışırken, kendimiz olmaya çabalarken bu uğurda boğulmuşluğumuz olmuştur. İşte böyle duyguları zaman zaman yaşayanların ruhuna adeta ilaç gibi gelecek. Kitaptan çok etkilendim. Şöyle bir göz atmak için kitaba baktığım andan itibaren elimden bir türlü bırakamadım. Yazarın anlatımı ve vurguladığı konular o kadar çok etkileyici ki, kitabı okurken duygulanmamak elde değil. Böyle bir kitabı okuduğum için kendimi gerçekten çok şanslı hissediyorum. Kitabın yazarına bu anlamda da teşekkür etmek istiyorum.Yüreğinize ve kaleminize sağlık. Ayrıca kitap tekrar tekrar okunabilecek bir tat bırakıyor belleğimizde. O nedenle kütüphanemde de önemli bir yere sahip. Okuyacak olanlara da mutlaka kendilerinde bulundurmalarını ve ailesine, çocuklarına dahi okutmalarını şiddetle tavsiye ediyorum. Kitabın detaylarına daha fazla girmek istemediğimden düşüncelerimi daha nasıl anlatabilirim bilemiyorum.

Kısacası Kanada televizyonu TVA’da Kayıp Gülü değerlendiren kitap eleştirmeni Chiristine Michaud’un sözünü bende destekliyorum.
“Eğer kendinize güzel bir hediye vermek istiyorsanız, Serdar ÖZKAN’ın Kayıp Gül’ünü mutlaka okuyun” diyorum bende.

9 Mayıs 2010 Pazar

Anneme...

Bende bütün annelerimizin, anne olan ve anne adayı olacak arkadaşlarımızın anneler gününü kutluyorum.

Annelik çok özel bir duygu. İnsan annesinin kıymetini anne olunca daha iyi anlıyor. Onun her bir davranışında, her bir sözünde yavrusuna duyduğu sevgi, bağlılık, koruma iç güdüsünü ben kendi çocuklarımda yaşıyorum. Son derece fedakardı benim annem de bütün anneler gibi. Bugün olmuş karşılıksız, hiçbir şey beklemeden, her zaman, her an yanımdadır. Şu an uzakta olmalarından dolayı eksikliğini de hissediyorum. Canım annemin anneler gününü telefonla kutladım. Ancak ben, bu günü de tek bir güne sığdıramadığım hiçbir zaman. Benim için sevgi gibi, anneler günü de hergündür.Telefon edip sesini duymak, sağlığının yerinde olduğunu bilmek ve yaza kavuşacağımız günü iple çekmek gönlümü biraz rahatlatıyor açıkcası.
Annem benim, canım benim sen anne sevgisi hiç tatmadın. Küçük bir bebek iken sen de yetim kaldın. Ama sen bizi herşeyden çok sevdin. Hep bizim için mücadele ettin. Benim karşı gelmelerim olduğu zaman "şimdi beni anlamıyorsun ama ileri de anne olunca daha iyi anlarsın" derdin. Haklıymışsın canım benim. Annelik bambaşka duyguymuş. Hep yavrularımın iyiliği, güzelliği için çaba gösteriyor, hatta bazen bu konuda müdahaleden de kaçınmıyorum. Aynı seninle yaşamış olduğumuz didişmeleri şimdi irem'le bende yaşıyorum. Ben üşümesin diye kalın giydirmek istiyorum o inadına kısa ve ince şeyler giymek istiyor. Ben sağlıklı beslensin diye uğraşıyorum o bazen abur cubur yemek istiyor. Bunun gibi daha pek çok şeyler. Bir anne yavrusu için en iyisini ister. Bunu ancak anne olunca anladım ben.
Canım annem benim, senin sevgin dünyalara bedel. Sen bizim ışığımız, güneşimiz, hayatta tutunacak dalımsın. Senin hakkını hiçbir zaman ödeyemeyiz. Allah seni başımızdan eksik etmesin. Seni çokkkkkkkkkkkkkk seviyorum.

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Okuduklarıma Dair...

Çocukla Çocuk sitesinden sevgili Fulya'nın Kitapları Çizelim başlıklı postunu okuduğumdan beri bende bu konuda çizmenin geleceğe dair izler taşıyacağını, güzel bir anlamı olacağını düşünüyorum. Ancak Fulya'nın yazısından sonra okuduğum kitapları çizmeye karar vermeme rağmen bu seferde bir türlü kitaplarımı çizmeye kıyamadım. Benim kitaplarım da gerçekten çok kıymetli. Kitap sever arkadaşlarımında benimle aynı düşüncede olduklarını biliyorum ve eminim bu konuda beni çok iyi anlayacaklardır. Kitaplarımın üzerine bu kadar çok titrerken bazen, okurken elimde görüp "sen bitirdikten sonra da ben okuyayım" diyen ve okuduktan sonra kitabımı bir türlü getirmeyen veya parçalayıp getirenler de oluyor maalesef. İçine düştüğüm durumu tahmin edemezsiniz. İşte bu yüzden pek kimseden kitap almam ki, bende kitaplarımı vermek zorunda kalmayayım diye. Ancak hatırımın geçtiği kişilerden ve kardeşlerimden alırım, o da emanettir diye öncelik sırasını o kitaba ayırır ve en kısa zamanda okumaya çalışır ve aldığım gibi de teslim ederim. (Eğer beğenmişsem kitabı kütüphanemizde de bulunması ve ileride kızlarımında okuması için satın alırım da daha sonra.) Ama maalesef herkes bu kadar hassas olamıyor.

Neyse konum tabii ki bu değil. Çizme konusu idi. Kendimi böyle bir kitap okurken düşündüm de; eminim kısa kısa notlar alınmış, altları çizilmiş kitaplar benim okuma dikkatimi dağıtırdı. Kitaba konsantre olamazdım herhalde. Ben genelde sıfır, yeni alınmış kitaplar okurum. Şimdiye kadar elime böyle bir kitap da geçmedi. O nedenle kütüphanemizdeki kitapları şayet çizerek okursam ileride kızlarım okurken onlarda benim gibi okumaya yoğunlaşamama durumları yaşarlar mı acaba diyorum. Aslında okurken yanımızda kağıt ve kalem bulundurup, kısa kısa notları ve hoşumuza giden satırları o kağıda yazmak da olabilir. Ama bunu yapmaya da ben üşenebilirim doğrusu. Ben fırsat buldukça elime alıyorum, daha çok da evde isem, uzanarak okumayı daha çok seviyorum. O nedenle yanımda ekstra kağıt kalem bulundurma zahmetine girmek de istemem tembelliğimden...Birde tez canlıyım.Kitap okurken de şöyle içime sindire sindire okuyayım demem. Çünkü bir an önce bitirip, aklımda olan diğer kitaba geçme düşüncesi vardır. O nedenle geçiktirmekten de rahatsızlık duyarım. İşte zaman zaman garip huylarımızla ilgili mim konuları geliyor ya, bir garip huyumda bu...

28 Nisan 2010 Çarşamba

Sarı Bebek...:))

Yine bayağıdır sürümcemede kalan bir bebeğimiz. Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi; elimdeki ipleri değerlendirmek adına, hep aynı ipleri kullandığımı ve renklerinde bu nedenle hep aynı olduğundan bahsetmiştim. Ama bu bebeklerin hepsi bizde kalmış olsaydı sorun teşkil ederdi sanıyorum.Çünkü kendimde yaaa! hep aynı renkten, birbirinin benzeri örmüşüm diye rahatsız olurdum. Ama çoğunu hediye verdiğim için sorun teşkil etmedi. Şimdi her biri ayrı minik ellerde. Umarım sevgi ve beğeni ile oynuyorlardır. Hediye ettiğimde inanılmaz mutlu olmuşlardı.Çünkü amigurumi oyuncaklar hazır oyuncaklardan daha sevimli geliyor minik yavrularımıza. Yukarıda ki bebeğimizde bayağı sarı bir surat oldu.Nedeni de krem rengi ipimizin kalmamış olması. Ama Allah izin verirse şu taşınma faslından sonra biraz daha değişik şeyler yapmak istiyorum. Birde iki arkadaşımın çocuklarına daha bebek örmek istiyorum. Biri blogdan bir arkadaşım, kendisinin haberi yok ama, diğeride işyerinden bir arkadaşımın kızı için. Örme sürem kısa sürseydi isimlerini de açıklardım ancak şu bir ayım da yoğun geçecek gibi, o nedenle şimdilik açıklamak istemiyorum. Ama çabuklaştırmak için elimden geleni yapacağım. Bu bebeğimiz çok gerçekçi durmadığı için bu bizde kalsın istiyorum. Bir tane daha ördüm. Onunda kıyafetlerini bitirmek üzereyim. Ayrıca ayağına ayakkabı da örmem gerekecek çünkü ipim yetmediği için ayağının biri farklı, diğeri farklı oldu, o nedenle onuda hediye veremem. Vereceğim hediye düzgün olmalı. Bunun içinde en kısa zamanda gerekli olan iplerden alınmalı. Gözleri de hayal arkadaşımdan almıştım. Ancak ben kullanmasını pek beceremedim. O yüzden işlemek daha kolayıma geliyor.Oysa hayal arkadaşlarımda ve diğer arkadaşlarımda gördüğümde çok beğeniyorum.Çok gerçekçi geliyor. Tamamen benim becerememden kaynaklı bir durum.Neyse kullandıkça elim alışır herhalde veya Dilek'çiğim püf noktası varsa bana bildirebilirsen sevinirim.Gerçi senin bloğunda da takılışını okuyup, ona göre takmıştım. Sanıyorum takacağımız bölgeyi biraz daha gevşek örmeliyiz diye düşünüyorum. Onu da nasıl belirleyebileceğimi bilmiyorum.Çünkü tamamen ölçüsüz ve ezbere örüyorum işte. Bu arada kızlarımın elinde de bayağı oldukları için, hediye verdiğimde de sorun olmadı. Sanıyorum çalışmıyor olsam daha çok şeyler üretebileceğim Şimdilik elimden bu kadarı geliyor. Her zaman elime alamıyorum çünkü. Ne zaman oturmuşsam o anımı değerlendirmeye çalışıyorum.O da fazla sürmüyor, birkaç sıra örüp bırakmak zorunda kalıyorum. Eminim boş vaktimiz olsa birkaç saat içinde bir bebek bitirebilirim. Bu arada bebeklerimin boyları gittikçe de büyüyor. Tamamen raslantı sonucu. İmkanlarım elverdiği sürece üretmeye, ayrıca burada paylaşmaya da devam diyerek, sağlık, huzur ve mutluluklar diliyerek bir yazımın daha sonuna geliyorum. Sağlıkla ve sevgiyle kalın!...

23 Nisan 2010 Cuma

23 nisan ve Önemi

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 90. yılını çoşku ve heyecanla kutladık. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınızı kutluyorum.
Bilindiği gibi TBMM’nin açılışı Türk halkının egemenliğini ilan ettiği ve yönetme idaresini ele aldığı tarihi bir gündür. 23 Nisan 1920 ilk Büyük Millet Meclisi'mizin toplandığı gündür. 23 Nisan, ulusun yönetme yetkisini kullanmaya başladığı gündür. Bu gün Milli Egemenlik Bayramıdır. Egemenlik ise gücünü milletinden alır ve bu gücü yine millet adına kullanır.

23 Nisan 1920, yok edilmek istenen bir milletin diriliş tarihidir. 23 Nisan 1920 Türk Milletinin iradesidir, Türk Milletinin gücüdür. Dünyanın; en ahlaklı, en onurlu savaşı bu tarihte kurulan meclisin milletten aldığı güçle yapılmıştır. Haksızlığa, zulme, işgale bu meclisle meydan okunmuş, yine tüm dünyaya demokrasi ve insanlık dersi bu meclisle verilmiştir. O nedenledir ki 23 nisanlar başkadır, başka kutlanır ve geleceğimizin teminatı çocuklarımızındır.

Büyük önder Atatürk’ün de düşüncesinde çocuklar, milletin geleceğidir. Tarihimizin gurur dolu sayfalarının yeni nesillerce öğrenilmesi ve Türk Devleti’nin devamını emanet edeceğimiz yeni Cumhuriyet bekçilerinin bu bilinçle yetişmesi amacıyla 23 Nisanlar, önemli birer vesiledir. Çocuklarınızı daima bu bilinçle yetiştirmeliyiz. Onlara 23 Nisanların coşkusunu, önemini en iyi şekilde anlatmalı ve yaşatmalıyız. Onları vatan ve millet sevgisi ile, demokrasi ve bağımsızlık bilinci ile yetiştirmeliyiz…

Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Atam'ızın bir sözüyle bitirmek istiyorum:

“Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.”

17 Nisan 2010 Cumartesi

Doğa Harikası Göletimizden Selamlar Herkese..:))

Herkese güzel bir hafta sonu ile birlikte; sağlıklı, mutlu, huzurlu, bol enerjili bir bahar dönemi geçirmenizi diliyorum. Bahar ayı benim için bambaşkadır.Herşey çok güzel.Yaşamak bile insanı daha çok mutlu ediyor. Kış ayları genelde kasvetli geçer. Ankara'nın kışı da uzun oluyor. Gerçi meşgalemiz, yoğunluklarımız çok olunca yıllar da su gibi akıp geçiyor ama Allah sağlık ve huzur versin... Uzun zamandır yazamıyordum bloğuma. Yazmak istesem de asla yoğunlaşamıyordum. Çünkü kafamızı meşgul eden şeyler var. Bir yazımda bahsetmiştim "hayatımızda önemli değişiklikler olacak" diye. Onlar gerçekleşti. Bizim için, ailem için önemli ve olumlu değişimler. Ancak bunun beraberinde hayatımıza farklı bir yön vermemiz de gerekiyor. Öncelikle oturduğum semtten taşınmak. Bunları düşünmek, bunlarla meşgul olmakla birlikte, çok zor ve de karar vermesi güç durumlar. Mesela ayrılmam gereken semt benim çocukluğumunda geçtiği bir semt. Sonra annemlere yakın oturuyoruz. Ev kendi evim. O nedenle buralardan ayrılmak güç gelecek ama çocuklarım için, eşim ve benim için olması gereken de bir durum. Benim işyerime oldukça yaklaşmış olacağız. Eşim de zaten bana yaklaştı. Artık servis kullanmıyorum. Eşimle birlikte gidip geliyoruz. Çocuklarım da eşimle birlikte olacaklar. Kısaca güç kararlar ancak, araştırma içindeyiz. Ev bakıyoruz. Hayırlısı bakalım. Bundan dolayı da hiçbirşeye de konsantre olamıyorum. İnşaallah hayırlısı ve sağlıklısı ile bizim için en iyisi olur.

Bunun dışında herşey görüldüğü gibi çok güzel. Kıştan beri İşyerimizin karşısındaki gölete yürüyoruz. O zamanlar kimseler uğramıyordu buralara. Ama şimdi oldukça kalabalık oluyor. Herkes de bizim gibi bu güzelliği keşfetmiş. Gölet ve doğa muhteşem bir ikili oluşturmuş. Göletin içinde irili, ufaklı bir sürü balık mevcut. İnanılmaz çoklar. Bazen onlara ekmek götürüyoruz. O ekmekleri attığımızda inanılmaz çoğalıyorlar. Zavallılar aç olmalı ki, attığımız o ekmekleri nasıl kapmaya çalışıyorlar.İnanılmaz güzellik. Tertemiz hava, manzara. Resimlerimiz bile öyle güzel, canlı çıkıyor ki. Doğanın en canlı, en güzel renkleri buradalar. Şimdi kurbağalar da çıkmışlar. Kuşların ve suda kurbağaların sesleri ile birlikte, ağaçlar da çiçek açtı ki, en güzel kokuları da yine buradalar.
Tabii hemen hemen her öğlen bu güzellikleri yaşarken vicdan azabı da duyuyordum. Ben buralarda, kızlarım kapalı ortamda bulunuyorlar diye üzülüyordum. O nedenle bir hafta sonu eşimle birlikte kızlarımı ve yeğenimi de göletimize götürdüm. O kadar çok sevdiler ki, oradan ayrılmayı istemediler. "Biraz daha, biraz daha kalalım" diye epey bir vakit geçirdiler.İnşaallah tekrarı da gelir.Keşke böyle yerlerin sayısı çok fazla olsa da herkes de faydalansa bu güzelliklerden. Özellikle apartman çocuğu olan çocuklarımız için çok gerekli. Temiz hava, doğa, su, güven, huzur, mutluluk hepsini barındırıyor. İnsana gerçekten pozitif enerji veriyor. Bence insanlar apartman katlarında ve o alanların içindeki manyetik alan içinde çok gerilip, strese giriyorlar. Zaten büyük şehirlerde böyle alanların sayısı çok fazla olmadığı gibi, insanlar boş vakitlerini alışveriş merkezlerinde geçiriyorlar. Oradaki manyetik alanların sayısı da evlerdekinden daha da fazla.Hep beraber el ele verip bu güzellikleri yaşatmalı ve de çoğaltmalıyız. Hepinize sevgi ve selamlarımı sunarken doğayla ilgili çocukluğumda yazdığım şiirle yazımı sonlandırıyorum.
Doğadır çevreye güzellik veren,
Yeryüzünü demet demet ören,
Bahçemize çiçeklerini seren,
Doğanın güzelliği için,DİREN!!!




9 Nisan 2010 Cuma

31 Mart 2010 Çarşamba

Pardon Ben Mükemmeliyetçi Değilmişim...:))))

Aslında pek çoğumuz mükemmeliyetçiliğin kusur olduğunu biliriz. Ama kendisini uyanık zanneden kimilerimiz bu kusuru mütevazı bir kendine övme unsuru olarak da kullanır. Mesela "en sevmediğim tarafım mükemmeliyetçiliğim, işimi tam yapmazsam gözüme uyku girmiyor, hiçbir şey beni memnun etmeye yetmiyor" deriz. Bunu böyle söyleyenler genellikle kusurlarını ve huysuzluklarını kamufle etmeye çalışanlardır desek bize kızar mısınız? İster kızın ister kızmayın, ama sonuçlara geçmeden önce soruları cevaplayın. Haaa unutmayın, bilimsel bir iddiamız yok... Zira biz mükemmeliyetçi sayılmayız...
"diyor.http://testyourself.tr.msn.com/olcer/mukemmel/Result.aspx sitesinde testi hazırlayan konu ile ilgili kişiler.

Ben de zaman zaman ilginç huylarımız sorulduğu vakit ilk aklıma gelenlerden oluyor doğrusu.Çünkü benim için herşey gerçekten dört dörtlük olmalı. temizlik, tertip düzen, sorumluluk, simetrik, başarı hep en iyiye doğru gitme eylemi ki bazı şeyler sizin elinizde olmadığı durumlar da çok oluyor.İşte o zaman huysuzluklarım, hoşnutsuzluğum, kabullenememe durumlarım oluyor haliyle.Ama tabii ki çevremi rahatsız edici boyutta olmasa gerek ki, bu durum her halde en çok eşimi etkilerdi diye düşünüyorum. Konuyu fazla uzatmadan teste dönmek istiyorum ama testte sorulan sorular ve benim verdiğim cevaplarla "en sevmediğim huyum mükemmeliyetçiliğim diyenler, kusurlarını, huysuzluklarını kamufle etmeye çalışanlardır" demeleri ile sorular ve verdiğimiz cevaplarla ne alaka diyorum ben. Benim testimin sonucu pek vahim doğrusu. sizlerde bence deneyin.Demek ki ben kendimi yanlış tanıyormuşum..:))) Mükemmelliyetçilik bende değilmiş...:))) Belki sizlerde vardır hakikaten. Şimdiden kolay gelsin diyerek testi cevaplamaya geçiyorum.

Aşağıdakilerden hangisinin işi daha zor?

Belediye başkanları
Çöpçüler
Grafik tasarımcılar
Dekoratörler

Bu soruya verdiğim cevap çöpçülerdir.gerçekten işleri zor. Ben şahsen kamu çalışanı olduğum için Belediyecilik yapabileceğimi düşünüyorum. Dekoratörlük ve grafik tasarımda sevdiğim alanlar olduğu için zevkle yapılacağını düşünüyorum.

Sevgilinizi gördünüz, ama tam bir hayal kırıklığı içindesiniz. Çünkü

Gülümsemiyor
Bana sarılmadı
Üzerindeki renkler uyumsuz
Yanında başka biri var

Bu soruya da verdiğim cevap üzerindeki renk uyumsuz cevabını verdim ve gerçekten renk takıntım vardır. Sevdiğim kişiye güveniyorsam kıskanmam asla.Gülümsemiyorsa canı sıkkın olabilir.Yine canı sıkkınsa veya müsait değilse o an sarılamıyabilir.son derece doğal değil mi?

Bir apartmanın hangi katında oturmayı tercih edersiniz?

Bahçe katında, toprağa yakın olayım
Orta katlarda, daha sıcak olur
Teras katında, manzaram güzel olsun
Giriş katında, bir tek bu kaldı…

Teras katları her zaman sevmişimdir.Evet manzaram güzel olsun.Hatta üçgen cam çatılı olsun.Yattığım zaman oradan yıldızları seyredeyim.Ama illaki de teras kata sahip değilim diye de huysuzluk edecek değilim.Çok şükür ki, herşeyin başı sağlık ve huzur diyorum ve halimize şükretmesini de biliyorum.

Çocuklarınıza nasıl isimler verirdiniz?

Kimsenin aklına gelmeyecek isimler
Herkesin söyleyebileceği isimler
Atalarımın isimleri
Onlara kendilerini iyi hissettirecek isimler

Çok yaygın olmayan, anlamı güzel ve telafuzu kolay olan,islama da uygun isimler tercihimdir aslında.Ama herkesde olduğunu düşündüğüm için bu düşüncelerimi de gerçekleştiremedim doğrusu.Bu düşünceme en yakın cevap ise kimsenin aklına gelmeyecek isimlerdir.

Şu efsane isimlerden birinin geçmişine gidip en yakın gözlemcisi olma ihtimaliniz olsa, hangisini seçerdiniz?

Zeki Müren
Hürrem Sultan
Elvis Presley
Marilyn Monroe

Osmanlı tarihi gerçekten ilgimi çektiği için, özellikle de Osmanlı imparatorluğunun sonunu hazırlayan Hürrem Sultan'ı gözlemlemek istememden daha doğal ne olabilir ki.

Sevgiliniz çok uzakta, bir süre görüşemeyeceksiniz. Onu çok özlediniz. Hislerinizi nasıl dile getirirsiniz?

Chat yaparım
Arada bir telefon eder, bazen de e-mail yazarım…
Onun için bir defter tutar, yaprakları dolunca gönderirim
SMS atarım

Eeee! devir teknoloji devri, tabii ki telefon eder ve mail atarım
ama chat ve sms olayını sevmiyorum.

Kişiliğiniz şu ağaçlardan hangisiyle sembolize edilebilir?

Çam, her mevsim taze
Ceviz, meyvesi olan ağaç taşlanır
Elma, meyvesinin ağırlığı tevazuunun kaynağıdır
Çınar, ulu ve köklü

ceviz, meyvesi olan ağaç taşlanır diyorum.

Hangi soru kelimesini daha sık kullanıyorsunuz?

Kim
Neden
Ne münasebet
Nasıl


Hangisinden muzdaripsiniz?

Her işe koşturmaktan
Üzerime vazife olmayan işlere burnumu sokmaktan
Fazla sorumluluk almaktan
Aşırı yorgunluktan

Fazla sorumluluk almak yorucu ve yıpratıcı olabiliyor çok zaman.

Hangisi daha rahatsız edici?

Verimliliğimin iş saatlerimle ölçülmesi
Karşılaştırmalı performans ölçümü
Her türlü ölçme değerlendirme
Kendimi başkalarıyla karşılaştırmama neden olunması

Başarı kriterlerinin baz alınması taraftarıyım her zaman için.

Evet verdiğim cevaplarla ;
Kamuflajcıymışım.
Hemen söyleyelim burada okuyacaklarınız sizi kızdırabilir. Evvela, mükemmeliyetçi değilsiniz, ama öyleymiş gibi davranıyorsunuz. Huysuzluklarınızı her şeyin çok daha iyi olması için çaba gösteriyor oluşunuza bağlıyorsunuz. Ama asıl derdiniz her şeyin daha iyi olması değil, aslen huysuz oluşunuz. Kendinizi göstermenin insanlara sürekli "yanlış yaptıkları" izlenimi vermekle mümkün olacağını zannediyorsunuz. Ama iş başa düştüğünde de eliniz ayağınız birbirine dolaşıyor. Her şeyi biliyormuş gibi davranmak yerine, sahiden öğrenmeye çalışın. Bir süre sonra gerçek bir mükemmeliyetçi bile olabilirsiniz.

Hahaaayt!!! çok komik ve enterasan bir testti. ama çok eğlendim doğrusu.Sizde benim gibi eğlenmek ve kendinizi merak ediyorsanız bir deneyin derim.Sevgilerimle...
http://testyourself.tr.msn.com/olcer/mukemmel/Result.aspx

18 Mart 2010 Perşembe

Tüm Annelere Tavsiyem...

İşyerinden sevgili arkadaşım Figen’in önerisi ile bir siteyi takibe başladım.Özellikle biz çalışan annelerin ve tüm annelerin tabii ki de, hergün bir ölçek bakması gereken bir site olduğunu düşünüyorum.

Ben genellikle internet üzerinden bir şeyler okurken gözlerim çok rahatsız oluyor. Gerçi bu durum okumama engel olamıyor ama... Gözlerim çok hassaslaştı. Gözlerimde miyopluk 0,50 çok fazla değil. Gözlüğümü lise yıllarımdan beri düzenli düzensiz kullanıyorum, kullanmıyorum. Bir aralar 0,75’lere çıktı. Daha sonra 1,00’lere çıktı. Sonra tekrar 0,50’ye düştü. Hele 1,00’den 0,50’ye düştüğünde başka bir rahatsızlıktan (konjonktivit) dolayı bir hocaya gittim. Hoca kendisi kontrol etmeden önce asistanı bakıyordu. Asistanı bir odada kendi kontrol ettiğinde 0,50 olduğunu söyleyip notunu o şekilde aldı ve daha sonra hocanın yanına gittiğimde o da kontrol edip aynı numara çıkınca “hocam yanlış olmasın, az önce asistanınız baktığında da aynı numara çıktı. Oysa 1,00’den 0,50’ye düşmesi olanaksız gibi geliyor bana. Üstelik doğru dürüst gözlüğümü de kullanmıyorum. Aksine ilerlemesi gerekir” demiştim. Tekrar kontrol ettiğinde sonucun doğru olduğunu söylemiş, ikna olamamış başka bir doktora daha gittikten sonra doğruluğu kanıtlanınca gözlük camımı değiştirmiştim.Gözlerimde genellikle yanma, sulanma, batma hisleri olur. Birazda gözyaşı kurulu da oluşmuş. Bilgisayar ekranına sık bakmaktan olurmuş. Doktor öyle söyledi. Ayrıca, toz, ışık, güneş ışığı, bilgisayar ekranı, makyaj malzemeleri, çevresel etkenler gözümü rahatsız eder. Bu nedenle dışarı çıkarken de mutlaka (kaliteli cam olmak zorunda) güneş gözlüğü kullanmak zorundayım.

Tekrar konuya dönecek olursak, gözümdeki bu rahatsızlıklara rağmen işyerinde sabahtan akşama kadar ekrana oldukça sık bakarım. Gerek iş için, gerekse boş kaldıkça bir şeyler okumak için.Bazen rahatsızlık duydukça müsfette kağıtlara çıktı alıp, öyle de okuyorum, okumak istediklerimi.

Sevgili arkadaşım Figen’in tavsiye ettiği Prof.Dr.Sabiha PAKTUNA KESKİN Özel Eğitim ve Danışmanlık Merkezi Sitesinde gerek video anlatımlarını dinleyerek gözlerinizi yormadan, gerekse kitaplarını da okuyarak ideal bir anne olmak adına, bunun sonucunda da daha sağlıklı, özgüvenli, hayata bağlı, sosyal yönü gelişmiş, mutlu çocuklar yetiştirebilmek adına siteyi tüm annelere, anne adaylarına şiddetle tavsiye ediyorum.

Böyle faydalı siteleri de haberdar edip, bilgilenmek ve bilinçlenmek adına fayda gördüğüm için yine paylaşmak istedim.Sağlık ve esenlikler diliyorum herkese....

11 Mart 2010 Perşembe

Kurgu Severlere...

Malum, bugünümüzü yaşarken geleceğinde merakına, gizemine kaptırıyoruz kendimizi açıkcası. Doğrusu pekde parlak göremiyorum yaa geleceğimizi!. Umarım yanılıyorumdur. İşte bu nedenle alışveriş merkezinin, kitap reyonlarında kitabın “ 2040 Amerika İslam Cumhuriyeti” başlığını görünce ilgimi çekti. Kitabı inceledikten sonra almaya karar verdim. Ancak Buradaki yazımda da bahsettiğim gibi hep erteledim. Henüz bitirebildim. Benim kişisel kanaatim pek de öyle önem sırasında öncelik arz etmiyormuş. Gerçi başarılı gözlemler sonucunda, gerçeklerle hayal gücünün harmanlanmasıyla ortaya çıkmış anlatım ve kurgularla da son derece başarılı işlenmiş bir roman.

Ancak ben gerçekleri yansıtan, geleceğimize ışık tutan, yaşanmışlıklar, tarihi, sosyaloji ve psikoloji ağırlıklı kitaplar okumayı daha çok seviyor ve tercih ediyor olsamda, geleceğin Amerikasında gücün, ihanetin, şiddetin, entrikaların içinde korkunun, şüphenin, heyecanın etkisine de alıyor okuyanı aslında.Tanıtım yazısında da dendiği gibi, büyük bir heyecan ve merakla sayfaları çevirtiriyor açıkcası. Ancak yine de kurgusal kitapları okumayı severlere tavsiye edebileceğim. Evett! Heyecan, ihanet, şiddet, entrikalarla örülmüş olaylar zinciri okumanıza keyif ve heyecan katacaktır. Ancak benim gibi hayatın gerçekleri ile yakından ilgili olan okurseverlere ise tercihlerini başka kitaplardan yana kullanmalarını tavsiye ediyorum.

KONU İTİBARİ İLE, bir iç savaş sonrası Amerika Birleşik Devletlerinin büyük bir bölümü İslam Cumhuriyetine dönüşür. Ülkenin geri kalan kısmıysa azınlık olarak Hıristiyan kalarak bağımsız bir toplum olarak varlığını sürdürür. Bu büyük değişimin sonucunda New York, Washington ve Mekke'de birbiri ardına meydana gelen nükleer patlamaların sorumluları olarak İsrail gösterilir ve bu olay tarihe Siyonist İhaneti adıyla geçer. Yeni gelişen toplumda da Amerikan futbolu, Oscar ödülleri gibi kültürel etkinliklerle Birlikte sokaklarda da ezan sesleri yankılanmaktadır. İnsanlar terörist saldırılara maruz kalma korkusu içinde hayatlarını devam ettirmektedirler. Bu yeni düzenin içerisinde genç, güzel ve de cesur bir tarihçi olan Sarah Doughan Siyonist İhanetin kesinlikle İsrail le ilgili olmadığına dair sarsıcı bir takım bulguların bulunduğu doktora tezini kitap olarak yayınlatır. Sarah’ın bulgularına göre bu büyük olayın ardında İsrail yerine tüm dünyayı ele geçirmeyi planlayan zengin müslüman bir adam vardır. Sarah 'ın araştırmalarından bir hayli rahatsızlık duyan bu zengin adam sonunda Sarah' ın ve sevgilisi Rakkim in peşine Darwin i takar. Rakkim görev yaptığı ekipten ayrılmış eski bir müslüman fedayeendir. Darwin'de aynı Rakkim gibi özel bir takım eğitimlerden geçmiş üstün niteliklere sahip bir fedayeendir. Darwin çok tehlikeli, piskopat ruhlu bir katildir ve Sarah ile Rakkim’in korkulu rüyalarıdır. Hayatta kalabilmek için Rakkim, Darwin' i öldürmek zorundadır. Ancak bu o kadar da kolay olmayan, şimdiye kadar almış olduğu en zor görevlerden biridir. Bu gergin, endişe dolu kovalamaca Amerika İslam Cumhuriyeti' nin merkezinden, kanun kaçaklarının hüküm sürdüğü ıssız arazilere, Las Vegas' ın parıltılı caddelerine kadar uzanmaktadır. Sarah ve Rakkim, bir tarafta hayatta kalmak için böylesine bir çaba gösterirlerken, diğer taraftan da gerçeği tüm dünyaya açıklayabilmenin mücadelesi içindedirler...

Sağlıklı, mutlu, bol okumalı bir hafta diliyorum herkese.Sevgiler.