16 Kasım 2008 Pazar
İçimden Geçenler...
Bu hafta sonu bütün bunlarla birlikte iki güzel olayda gerçekleşti. Birincisi annemler yazlıktan geldiler. Onlar bizim elimiz kolumuz oluyorlar adeta. Onların varlığı bizi gerçekten çok rahatlıyor. Annem her anne gibi çok fedakardır. Zamanında burada iken büyük kızıma annem bakmıştır. Küçük kızıma da bir kış baktı. Artık burada fazla kalmadıkları için, kışın geldiklerinde ancak yardımcı olmaya çalışırlar. Annemlerin gelmesi ile eşimle benim sosyal yaşantımızda hareketlilik kazanır. "Annem ben çocuklara bakayım, siz kendinize vakit ayırın" der. Bahara kadar buradalar. Sadece bunun için değil tabii, annemlerin yanımızda olması, varlıkları bile bizi mutlu etmeye, rahatlatmaya yetiyor tabii ki...
İkinci güzel olay ise karşı komşumun oğlu Sadettin kardeşimizin düğününden ve düğünden sonra balayında yaşadığı üzücü olaydan burada bahsetmiştim. Bu hafta sonu hastaneden taburcu etmişler. Canım ya, yaklaşık üç-üçbuçuk aydır hastanedeydi. Birkaç ameliyat geçirdi. Çok sıkıntılı günler yaşadılar. Şu an hala walkerla yürüyor. Ama gerçekten Cenabı Allahında izniyle çabuk iyileşme gösterdi. Çünkü gerçekten çok uzun bir tedavi süreci gerekiyordu...Yaşadıkları o olaydan bir gün önce orada yüzdüklerinde ayakları yere bile değmiyormuş ve çoluklu-çocuklu birçok insanda o iskeleden atlayıp yüzmüşler. Otel yetkilileri muhtemelen gel-git olmuştur demişler ve o nedenle bu kazanın gerçekleşmiş olabileceğini ileri sürmüşler. Artık olacak varmış herhalde. Neyse ki artık hastane ortamından uzaklaşacak kadar gelişme göstermesi umut verici ve sevindirici. Yaşadıklarına bizzat tanık olduğumuz ve çok yakın olduğumuz için onlar kadar üzüldük ve şu an onlar kadar sevinçliyiz. Zaten ben o kadar dolmuştum ki, kendisini görünce kendimi tutamadım ve gözyaşlarıma hakim olamadım. Ama o hala güler yüzlü, hayat dolu idi ve ben önceki yazımda da Gülen Yüzün Solmasın demiştim. Şimdi de Gülen Yüzün Her Daim Gülsün Kardeşim diyorum ve Allah başka acılar yaşatmasın cümlesiyle birlikte...AMİN...
12 Kasım 2008 Çarşamba
Şablon,Banner Delisi Oldum!..
10 Kasım 2008 Pazartesi
İKİ ŞEY...
İki şey 'Kalitesiz İnsan'ın özelliğidir
1- Şikayetçilik
2- Dedikodu
İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer
1- Bakış açısını değiştirmek
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek
İki şey yanlış yapmayı engeller
1- Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek
2- Hak yememek
İki şey kişiyi gözden düşürür
1- Demagoji (Laf kalabalığı)
2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)
İki şey insanı 'Nitelikli İnsan' yapar
1- İradeye hakim olmak
2- Uyumlu olmak
İki şey 'Ekstra Değer' katar
1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek
İki şey geri bırakır
1- Kararsızlık
2- Cesaretsizlik
İki şey kaşif yapar
1- Nitelikli çevre
2- Biraz delilik
İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar
1- Baskın yeteneği bulmak
2- Sevdiğin işi yapmak
İki şey başarının sırrıdır
1- Ustalardan ustalığı öğrenmek
2- Kendini güncellemek
İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır
1- Niyetin saf olması
2- Ruhsal farkındalık
İki şey milyonlarca insandan ayırır
1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak
2- Hayata ve her şeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek
İki şey gelişmeyi engeller
1- Aşırılık (mübalağa, abartı, ifrat,vs)
2- Felakete odaklanmış olmak
İki şey çözüm getirir
1- Tebessüm (gülümseme)
2- Sükut (susmak)
İki şeyin değeri kaybedilince anlaşılır
1- Ebebeyn
2- sağlık
İki şey geri alınmaz
1- Geçen zaman
2- Söylenen söz
İki şey gerçek sondur
1- Cennet
2- Cehennem
İki şey ulaşmaya değerdir
1- Sevgi
2- Bilgi
İki şey 'hayatta önemli olan her şey' içindir
1- Nefes alabilmek
2- Nefes verebilmek
Atamızı Sevgiyle,Özlemle ve Rahmetle Anıyorum...

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Ölümünün 70.yılında Sevgili Atamızı bende sevgi, özlem ve rahmetle anıyorum.
6 Kasım 2008 Perşembe
Mustafa mı? Büyük Önder Atatürk mü?
Günlerdir konuşulan Mustafa filmine değinmek istiyorum. Zaten ismi ilk duyduğumda garip gelmişti. Neden Atatürk belgeseli değilde, Mustafa. Sıradan bir kişiden bahsedilir gibi. Herkesin bu filme bakış açısı farklı geldi ki, o kadar çok anlatıldı ve yorumlandı ki, haliyle bende merak içindeydim ve ilk fırsatta izlemek istiyordum. Fakat bugün birkaç değişik mailler geldi ki, önyargılı yaklaşmadan geçemiyeceğim. Sırf doğruluğunu kendi kafamda da kanıtlamak adına filmi izlemek istiyorum. Bunun için dahi olsa bu filmi izlemeye gitmek reytinglerini patlatmak ve kazançlarını artırmak olmaz mı? Bir de okullara da tanıtım amaçlı sinemalardan broşürler gönderiliyor. Ne yani çocuklarımızın beyinlerinde Sevgili Atamız hakkında olumsuz imaj mı oluşturulacak. Hayır, kesinlikle çocuklarımız bu filmi izlememeli. Bizi bugünlerimize getiren,Türkiye Cumhuriyetini kuran,Türk Milletini bağımsızlığına kavuşturan, dünyaca takdir edilen büyük önder Ulu Atamızın hayatı; gelen maillerde anlatılanlara göre; kahramanlığının yerine, devrimci kişiliğinin ve kararlılığının üzerine mutsuz, yalnız, psikolojik sorunları olan bir portre çizilmeye çalışılmış…Filmi izlemedim…Bu yüzden devamını...karı-kız düşkünü,
bir oturuşta mutlaka bir büyük rakı içen,
vahim kişilik bozukluklarına sahip,
çok zengin bir kadın için sevgilisini terk edip onun intiharına neden olan,
çocukken yediği bir dayak üzerine yıllarca içinde bitmek bilmeyen bir kini biriktirip, sırf bu sebeple ülkeyi laiklikle buluşturarak, modern eğitimi başlatarak, dini eğitim veren kurumda yediği dayağın öcünü alan birisi…
Mustafa'nın geceleri karanlıkta uyuyamadığını öğreniyoruz…
İçinde sürekli bir korku ve tatminsizlik hissi taşıyor. Cumhurbaşkanı olup da artık hiçbir şey yapmadan boş boş oturmaya başlayan bu adamın iç sıkıntısı daha da büyüyor.
Öyle ki tek tesellisi çalgılı, içkili sefa âlemleri.
Yapayalnız kaldığı dünyasında hasta ruhuna gitgide teslim oluyor. Çok mutsuz, hem de çok… Film, Mustafa'nın "dinsiz" olduğunu vurgulamak üzerine kurgulanmış.
5 Kasım 2008 Çarşamba
Hala Sizinleyse...
Hala sizinleyse!! !
1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı. Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz.
2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti. Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz.
3 yasınızdayken size özenle yemekler hazırladı. Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz.
4 yaşınızdayken elinize rengârenk kalemler tutuşturdu. Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz.
5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi. Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz.
6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü. Sokaklarda 'GITMIYCEEEEEEEM' diye ağlayarak teşekkür ettiniz.
7 yaşınızdayken size bir top hediye etti. Komşunun camini kırarak teşekkür ettiniz.
9 yaşınızdayken size dualar öğretti, siz her seferinde unutarak teşekkür ettiniz.
11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü 'Sen bizimle oturma' diyerek teşekkür ettiniz.
12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi. O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz.
19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı, sizi arabayla kampusa götürdü ve eşyalarınızı taşıdı.Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz.
21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi. 'Ben senin gibi olmayacağım' diyerek teşekkür ettiniz.
22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı. Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz.
25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı, sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı. Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz.
30 yaşınızdayken bebek bakimi hakkında size akil vermek istedi. 'Artik bu ilkel yöntemleri bırak' diyerek teşekkür ettiniz.
40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğum gününü hatırlattı. 'Anne işim başımdan aşkın' diyerek teşekkür ettiniz.
50 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu.Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz.Derken bir gün..... o öldü.O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi duştu....
VE BİR HİKAYE:'Evin telefonu sabaha karşı üç buçukta çaldı.. Uyku sersemi adam telefonu açtı. Telefondaki ses annesine aitti. Telaşlandı, korktu başlarına bir şey mi gelmişti?Annesi "nasılsın oğlum iyi misin?" diye sordu. Oğlu şaşkın bir ifadeyle "iyiyim anne hayırdır bir şey mi oldu siz iyimisiniz?" dedi. Annesi "biz iyiyiz bir şeyimiz yok sadece sesini duymak istedim" dedi. Oğlu da 'anne bunun için mi aradın. saat sabahın üç buçuğu yarında konuşabilirdik" deyince annesi de "rahatsız mı ettim oğlum?" dedi. Oğlu "evet anne rahatsız ettin" diyince annesi "30 sene önce sen de beni bu saate rahatsız etmiştin, doğum günün kutlu olsun oğlum" EĞER HALA SİZİNLEYSE, ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA COK SEVİN...
4 Kasım 2008 Salı
Atam Yurdumun Her Yerindesin...
Yukarıdaki resimler Daire Başkanımızın odasının duvarlarındadır. Kendisinden izin alarak bu resimleri çektim.Ve bu resimlerin gerçek olduğunu söyleyebilirim.Yanılmıyorsam Anadolu Ajansına ait resimler. Başkanımız bu fotoğraf karelerinin her birine güzel yurdumun dağında, toprağında,taşında, havasında sen varsın diye yazmış.Kısacık cümle ile ne güzel anlatmış değil mi?3 Kasım 2008 Pazartesi
Ben Buna Bayılıyorum :))
Yukarıdaki video yu izlerken bile rahatlıyorum. Burada Cam üzerine elle serpiştirilerek resimler yapılıyor.Müthiş rahatlatıcı ve stres attırıcı birşey olmalı. Çünkü ben keyifle izliyorum. İzlerken benimde yapasım geliyor.Yakından görebilmeyi ve denemeyi o kadar çok isterim ki...Ayrıca internetten araştırdım bu sanatın adını öğrenemedim. Bilen arkadaşlarım varsa merakımı giderebilir mi acaba?..
Çok Yakında İnşaallah...
Fırsat buldukça kendi bloğumdan sizleri takip etmeye çalışıyorum.Bazen yazılarınıza yorum bırakabiliyorum, bazen de ona bile fırsat bulamıyorum.Bu açıklamayı yapma gereği duydum.Çünkü merak ettiğinizi biliyorum ama bir türlü yazacak kadar zaman bulamıyorum.Önceki haftalarda seminerlerdeydim.Çok yoğun geçti.Sabahtan akşama kadar ders dinledik.Evde de yoğunluğum oldu. Bilgisayara uzun süreli vakit ayıramıyorum.İnşaallah en kısa zamanda yazacağım.Gecikme için hepinizden özür dilerim.Yoksa ne sizden ne de bloğumdan kopamıyorum.Sizlerle olmak çok keyifli.Hepinizi çok seviyorum.Sağlıkla ve sevgiyle kalınız...
Neden Blog Tutuyorum?..
Bu konu başlığında yazıyı ilk olarak Canancığım yazmış idi. Ben de bu konuda yazmak istiyordum. Bloglarımız kapandıktan sonra birçok arkadaşımında bu soruyu kendine sormuş olabileceğini düşünerek Canancığımdan bu konuyu mim olarak aldım.
Yazdım. Bende pandoracığım, Muhabbet Çiçeğim, Gökkuşağının rengini mimliyorum.Bakalım arkadaşlarımız neden yazıyorlarmış.
27 Ekim 2008 Pazartesi
Y A S A K L A N I (AYRILI) Y O R U M...
24 Ekim 2008 Cuma
Sizi Beyin Egzersizi Konulu Yazıma Alayım,Lütfen!..
NOT: 14 Kasım'da açıklayacağım.
21 Ekim 2008 Salı
Kışa Merhaba Derken...
ULUSLARARASI ARKADAŞLIK ÖDÜLÜ...:))
Sevgili Blog Arkadaşlarım Yaşamın Kıyısında, Muhabbet Çiçeğim, Flame ve Gökkuşağının Rengi beni Uluslararası bu ödüle layık görmüşler.Ben de kendilerine en derin sevgilerimle teşekkür ediyorum. Ayrıca böyle değerli arkadaşlarımın kalbinde bende yer edebilmekten onur ve mutluluk duydum. Herşey gönlünüzce olsun canlarım. Ben de sizlerle olmaktan son derece mutluyum. Teşekkür ederim. Düşünüyorum da iyi ki bu blog alemine bende girmişim ve sizleri tanımışım. İYİ Kİ VARSINIZ. Benim şimdi arkadaşlarımdan bir fazla kişiye ödül vermem gerekiyormuş. Benim dört değerli arkadaşımdan gelen bu ödülü de ayrı ayrı değerlendirmeye alarak her arkadaşımın dağıtmış olduğu ödülün bir fazlasının toplamını dağıtmak istiyorum. Böylece daha çok arkadaşlarıma ulaşmış olur benim ödülümde. Aslında tüm takipte olduğum bloglar bu ödüle layık. Kimse gücenmesin olur mu. Hepinizi çok seviyorum. Beni bu ödüle layık gören arkadaşlarıma ayrıca tekrar çok teşekkür ediyorum.Bende bu ödülü beni okuyan ve benim okuduğum herkese göndermek istiyorum. Çünkü hepsi birbirinden değerli ve birbirinden özel.Seçim yapamadım maalesef...
19 Ekim 2008 Pazar
Bu Pazarımızı da Böyle Geçirdik!..
Bu pazar Ankara'nın Ayaş İlçesine gittik.Hep duyardım ve merak ederdim. İyi ki gitmişiz diyebileceğim güzellikte,sakin, huzur veren ve yerli sebze- meyvelerin bulunduğu şirin bir ilçe.
Eşimle en büyük hayalimiz, hafta ortasında şehirdeki işlerimizi halledip,Cuma akşamından kaçabileceğimiz, Ankara'ya yakın bir yerde,yukarıdaki ev kadar olmasa da,bize yetecek kadar kafamızı dinleyebileceğimiz, misafirlerimizi de orada ağırlayabileceğimiz, doğayla içiçe, bahçesi de olan şirin bir ev sahibi olmak istiyoruz.
resimler yine rastgele seçildi.Ayaştan pazar alışverişi de yaptık.Herşey o kadar taze ve lezzetliydi ki.Yukarıdaki domates ve biberler çekimden olsa gerek çok büyük çıkmış ama küçük, taze ve çıtır çıtırdı.Ben bu ikili ile inanılmaz ekmek yedim.Benim en çok yemek zevkim,domates,biber,peynir, ekmektir.Biberlerde dediğim gibi küçük, çerez gibi ve tatlıydı.tabii aldıklarımız bunlarla sınırlı değil.Taze sebzelerden meyvalardan da bolca aldık. Fırsat buldukça da gidip oradan böyle alışveriş yapmak istiyoruz.
Bu manzara benim çok hoşuma gitti.Tarihi bir ev gibi geldi bana.Bu evin sağ tarafındaki yoldan İlçeyi kuşbaşı izleyebileceğimiz tepeye çıktık.
Ve geldiğimiz bir tepe.Çok bakımlı ve güzel piknik alanı.Çocuk parkı ile karşı karşıya ve sakin görüldüğü gibi...15 Ekim 2008 Çarşamba
Yoksulluk mu?.. Hani Nerede?..
Çok değil bundan on yıl öncesi,benim çocukluk yıllarımda yoksul insanlar vardı.O insanlar o kadar gururlu ve onurlu insanlardı ki.Annem o insanlara yoksul olduklarını hissettirecek davranış ve söylevlerden uzak,sanki bir komşuluk görevini yerine getiriyormuş edası ile yaklaşırdı.Yemek verirken, komşu bu bizim memleket yemeği, veya bu bizim özel yemeğimiz sizde bir tadına bakın.Giysilerden bu çocuklara artık olmuyor, daha çok yeniler senin kıza veya oğluna uyar mı acaba? gibi yaklaşırdı.Bizde çok varlıklı değildik.Orta halli bir aile idik.Ama ailemin gelir kaynağı olduğu için ona göre yaşam standartımız vardı.O günlerimiz daha güzeldi.Alışverişlerimiz ihtiyaca yönelik ve bayram ve seyranlarda olurdu.O zamanlar kitapları MEB dağıtmaz kendi imkanlarımızla alırdık.Okullar açılacağı zaman ihtiyaçlarımızı almaya babam veya annemle gittiğimizde büyük bir heyecanla alırdık.Sadece ve sadece ihtiyaçlar alınırdı.Şimdi ise çocuklarımız bile her gördüğünü ister oldu.Birde direnmeleri yok mu, insanı pes ettirir duruma getiriyorlar.Ama çocuklarımızın da suçu yok sanırım bunda.Şimdi herşey o kadar çeşitlendi ki; süslü püslü kalemler, silgiler, eğitim araçları.Öğretmenlerimiz" almayın çocuklara bunları.Derslerde onlarla ilgilenmekten dersi dinlemiyorlar bile" diyor ama nafile.Toplantılarda öğretmen bunu söylemesine rağmen duyarsız veliler alıp okula gönderiyor, diğer çocuklarda arkadaşından görüp "aynısından bende istiyorum" diye tutturuyor.Maalesef özenti burada başlıyor çocuklarımızda.Halbuki ben" kızım başkasında olan şeyi ne yapacaksın.Bak senin sahip olduğun şeyde onda yok" diyorum ama ilkokul çocuğuna bunu anlatabilmek nafile.Maalesef eskiden biz ailemizden idare etmesini, herşeyi yeri ve zamanında alınması gerektiğini öğrendik.Üstüne üstlük çocukları cezbedici çok materyalde bulunmadığı için elimizdekilerle idare etmesini ve mutlu olmasını bildik.Oyuncaklarımız bile sınırlı idi.İp atlardık.Top oynardık.Saklambaç şu an bile hatırlayamadığım grup oyunları oynar ve daha mutlu olurduk.Şimdi çocuklarımıza oyuncak alıyoruz da eve gelene kadar bıkıyorlar ve yüzüne bakmıyorlar bile...Neyse; Neydik, Ne olduk...O şartlarda yaşayan biz çocuklar da manevi duygular çok güzeldir hala.Benim için çevremde benden müşkül durumda birisi varsa yüreğim sızlar.Elimden geleni yapmak isterim.Nitekim böyle bir durumla karşı karşıya geldiğimizde elimizden geleni yapıyoruz...
Ancak şimdiki durumumuz trajedik bir durum görüldüğü üzere. Maalesef tüketim manyağı olmuş bir toplum olduk.Bu durumlara nasıl geldik hiçbir anlam veremiyorum.Daha on yıl öncesi yurdum insanının daha seviyeli, idareli, duyarlı bir toplum olduğunu, manevi ve insani değerlerimize ne kadar önem verildiğini anlattım.Bu toplum nasıl oldu da böyle tüketim canavarına dönüştü aklım bir türlü almıyor diyeceğim ama bu da yalan olur.Çünkü bu ülkenin insanını bence bankalar cazip görünen kredilerle, kredi kartlarıyla taksit imkanı sunumlarıyla ve en az asgari ödeme tutarı "batmış balık yan gider" zihniyetine sahip insanımızı bu hallere getirdi.Kredi kartları olmazsa zaten o şatafatlı alışveriş merkezleri bir bir söner.Kredi kartlarının yüzü suyu hürmetine adım başı alışveriş merkezleri kuruluyor.Haa! buna karşımıyım asla! Sadece Toplum olarak bilinçli hareket etmiyoruz.İşin cılkını çıkartıyoruz.Herşey dozunda olmalı...
Şimdi gelelim, gerçek yoksulluk konumuza.Aslında herkes yoksul ama farkında değil.Ülkemiz borç batağı içinde iken yokluk içinde varlıkla yaşıyoruz.Bu bizi yerin dibine çektiği gibi,gözü dönmüş insanlarımız etrafında bulunan yoksul insanları görmemezlikten geliyor.Maalesef çocuklarımızda bizden gördükleri ile bu hayatı böyle tanıyorlar.İnsanı duygularını,manevi değerlerini öğrenemiyorlar veya göremiyorlar.Bu konu bana göre uzayıp gidecek. Daha bu ülkenin gerçek yoksullarından bahsedemedim. Ancak buradan bizi okuyan insanlarımızdan hep birlikte kendimize çeki-düzen vermemizi öneriyorum. Zamanımızı,paramızı ve emeğimizi, ülkemiz içinde olan varlıklarımızı lütfen dikkatli kullanalım.Çocuklarımıza da iyi örnek olalım. Onlara da birşeyler bırakmamız gerektiğini, Bu ülkenin hepimizin olduğunu ve ülkemize sahip çıkmamız gerektiğini LÜTFEN!.. unutmayalım.Ve LÜTFEN!..Gerçek yoksullara da yardım ellerimizi uzatalım...Sevgiyle ve sağlıkla Kalınız!...
14 Ekim 2008 Salı
Beyin Egzersizi Yapalım mı?

Her yaşta beynimizin loblarını çalıştırmak için bulmacalar çözmek, algılama ile ilgili çalışmalar yapmak ve kitap okumak, bilgilerimizi tazelemek gerektiğini duymuşsunuzdur herhalde.Mesela beynini kullanmayan insanların Alzheimer hastalığına yakalanma risklerinin daha fazla olduğunu biliyorsunuzdur sanırım.O nedenle beynimizi ihmal etmemeli, hiçbirşey yapamıyorsanız bile kitap okumalı veya yukarıdaki ve aşağıdaki türden resimler ve şekiller üzerinde düşünüp gizli olan öğeyi bulmaya çalışmak,beynimizin loblarını harekete geçirtmek, bulmaca çözmek yararlı olur.
Dediğim gibi dostlarımla, yakınlarımla paylaştığım bu yararlı ve gerekli oyunu siz değerli blog dostlarımla da oynamak istiyorum. Şimdi sizlerden yorumlar bekliyorum.
Şekil 1' de ne görüyorsunuz?
Şekil 2' de ne görüyorsunuz?
NOT:Resimler alıntıdır.
11 Ekim 2008 Cumartesi
Yeni Bir İş, Yeni Bir Hayat,Yine Gülecek Bir Neden...:))
Bugün değerli arkadaşlarıma ve konuklarıma burada görmüş olduğunuz güzelliklerden ve bu güzelliklerin benim üzerindeki doping etkilerinden bahsetmek istiyorum.Doyumsuz güzelliğin içine düştüm dersem yeridir.Ben doyamıyorum bu güzelliğe.Burası neresi biliyormusunuz? Benim şu an çalıştığım yere giden uçsuz bucaksız bir bahçe mi desem, başka ne desem bilemedim.
Ben her sabah yaklaşık yirmi dakika bu yolu yürüyor ve işyerime varıyorum.Aslında sabahları biraz erken çıkabilirsem şayet git git bitmeyen bu güzel bahçede, temiz hava eşliğinde yürüyüşümü yapar, enerji depolarım.Ancak bu yürümelerim bile beni inanılmaz rahatlatıyor.Ben kamuda çalışıyorum biliyorsunuz.İşyerimiz şehir merkezinin biraz dışında kalıyordu ve servisle gidip geliyorduk.İmkanlarımız oldukça sınırlı idi.İşyerimizin şehir merkezinde de bir bölümü var.Kısa bir süre önce oraya atandım.Merkezde olmak her bakımdan avantaj benim için.Çünkü küçük çocuğum var ve her zaman her işimi halledemiyebiliyorum. Ama şimdi iş çıkışı hemen halletmem gereken her hangi bir işim varsa hallediyorum.Ayrıca her sabah eşimle birlikte yolculuk ediyoruz.Bu da bizim için çok hoş ve keyif verici bir durum.Öğlen vaktimi geçirmem için birçok alternatifim var.Mesela eşimle buluşup birlikte vakit geçirebiliyoruz.Bu durumdan eşimden çok mutlu.Benim buraya gelmem en çok onu mutlu etti zaten.
Yemekhanemiz olduğu gibi, hoş,güzel restoranları veya fast food yerleri de var.İstersen Kızılay taraflarına bile gidebilirsin.Ama en yakın imkanı değerlendirirsek şayet,yemekten sonra bu güzel bahçede dolaşabiliyor veya oturup keyif yapabiliyoruz.Sağın,solun,önün,arkan yeşil doğayla kaplı görüldüğü üzere.
Birçok insan ya da gençler burada yerlere oturmuş piknik yapıyorlar.Spor yapıyorlar,yürüyüş yapıyorlar.Son derece rahat ve kendi kendileri ile başbaşa.Benim çok hoşuma gitti doğrusu.Özgürlük,kalabalık içinde kendinle başbaşa olmak,yalnız olmak bu olsa gerek.Bende bu yaşantıya ayak uydurmaya başladım.Burada kendimle başbaşa olmak hoşuma gidiyor.
Buraları gezerken durup seyrediyorum ve resimler çekiyorum.Ben yeşili çok seviyorum ve çok mutlu oluyorum.Pozitif enerji ile doluyorum.Allah bu güzelliklerden bizleri mahrum etmesin.
Her sabah,o temiz havayı derin derin içime çekiyorum.Etrafımı seyrede seyrede,kulağımda sevdiğim şarkıları dinleyerek yol boyunca huzurla ve keyifle işte bu yolda yürüyorum.
Buranın güzelliği sadece bu anlattıklarımla sınırlı değil tabii ki.Mesela yukarıdaki tenis kortu da mevcut.Ben buraya üye olup, bazı öğlen saatlerinde tenis oynamayı da düşünüyorum.Bu imkanın
Burası da olimpik yüzme havuzumuz.Buraya aile üyeliği için başvurduk.Sabah 6'dan akşam 9'a kadar açıkmış.İstediğimiz zaman yüzmeye de gidebileceğiz.Eşimle bunun planlarını da yaptık.Daha ne olsun.İnsanın keyif alacağı imkanların ve güzelliklerin yanı başında olması o insanı daha enerjik,verimli, mutlu ve eğlenceli kılmaz mı sizce de?Bende çok mutluyum çok.Daha ne olsun.Bundan iyisi can sağlığı.Siz değerli dostlarımın da Herşey Gönlünce Olsun.Sevgilerimle!..9 Ekim 2008 Perşembe
Ben Kimim?...:))
Nerelisiniz? : Ankara
Yaşadığınız Yer : Ankara
Mesleğiniz : Kamu çalışanıyım
Hobileriniz: Kitap okumak, gezmek, sinemaya gitmek, alışveriş, tiyatro, müzik, bilgisayar, ahşap, seramik çalışmaları yapmak, takı tasarımları yapmak,örgü yapmak, çocuklarımla aktiviteler yapmak, ailem ile hoşça vakit geçirmek...
Evli misiniz?: Evet
Kaç çocuğunuz var?: 2 tane dünya tatlısı kızlarım var.
En sevdiğiniz yemek?: Yemek ayrımı yapmam.Yalnız sebze türünü çok severim ve sağlıklı bulduğum herşeyi yer, sağlıksız bulduğumu da elimden geldiğince yememeye çalışırım.
Sevdiğiniz müzik?:Kulağıma hoş gelen her tür müzik dinlemeyi seviyorum.Yalnız arabeksten bende haz almıyorum.
Nerelere gitmek istersiniz? :Ülkemin her karış toprağını görmek ve daha sonra da dünya turuna çıkmak istiyorum. Çok şey istiyorum belki de değil mi? İnsanın ne ömrü yeter, ne de parası....:)
Ben de canım arkadaşım RoyalRojanama, paslıyorum. Kolay gelsin.
SEVGİYLE ve SAĞLIKLA KALINIZ!..
7 Ekim 2008 Salı
Benim DNA'm da Buymuş!..:)
Sevgili RoyalRojanam beni bayramdan önce Visulog dan görsel DNA'mızı oluşturma testine davetle sobelemişti.Bende yolculuk hazırlığı içinde olduğum için vakit ayıramamıştım.Daha sonra da bayram gezimiz ve tatil notlarımızın arkasından cevaplarım derken en sona kaldım gördünüz mü? İşte bu yüzden ikinci defa da sevgili arkadaşım Evrensel Çizgiler'den aynı pası aldım.Halbuki cevaplamakta geciktiğim için canım arkadaşım Evrenciğim yazımı görmedi doğal olarak. Ama olsun yine de çok teşekkür ediyorum.Oyunlarınıza dahil olabilmek onur veriyor canlarım.Bu test seçmiş olduğumuz resimlere göre değerlendirme yapıyor. Fakat birçoğumuzun testi birbirine benzer çıkıyor gibi geldi bana ne dersiniz? Genelde ortak resimler üzerinde seçim yapıyoruz doğal olarak.Çok az kişi istisnai seçimde bulunuyordur herhalde...Sonuçlarda o nedenle hemen hemen aynı gibi...
Şimdi http://www.visulog.com/ 'dan testi yapmaya başlıyorum.
Yalnızlığı pek sevmiyorum.Sevdiklerimle, ailem ve dostlarımla olmaktan daha keyif alıyorum.Son cümleye de katılmıyorum.Bu kadar iyi görünmek biraz zaman ve para kaybı demek değil bana göre yanılıyor muyum?
Part-time aşık:Gerçek bir romantik ve biraz da hayalperestsin. Tamam hayat bir film olmayabilir ama öyle olduğunu düşünmenin ne zararı olabilir ki?Senin için özgürlük... Herşeyi satın alabilecek kadar çok para! Hayata karşı fazlasıyla gerçekçisin.Doğru söze ne denebilir ki?..
Hayalperest:Zevk seçimin gevşemek ve rahatlamak için can attığını gösteriyor. Ya sürekli şımartılan birisin ya da o kadar yoğun bir hayatın var ki kendine zaman ayıramıyorsun.Romantiksin ve doğanın sade güzelliklerinden hoşlanıyorsun. Uçsuz bucaksız tabiat manzaraları seni rahatlatıyor.Müzik, hayatının orjinal film müziği ve senin için parça indirmek adeta bir tutku. Odaklanmanı ve konsantre olmanı sağlıyor, vazgeçilmez bir parçan.Kapatmakta zorlanıyorsun.Sanata bakış açın oldukça klasik. Tarihe ve yüzyıllar boyunca yaşayan eserlere özel bir ilgin var. Gerçek sanatın zamana direnebilen olduğuna inanıyorsun.
Doğru ama tutku derecesinde değil. Çok zaman eşime bu konuda rica da bulunurum bile.
Benden bu kadar,uyanlar ve uymayanlarla işte ben buyum arkadaşlar...Bende kabul ederse şayet craft woman'ıma ve yaşamın kıyısında'ya paslıyorum.Birde sizi tanıyalım görsel DNA ile...Sevgiyle ve Sağlıkla Kalın!...




