20 Temmuz 2008 Pazar

İYİ HABER...:)

Önceki yazımda Sadettin kardeşimizin yaşadığı üzücü kazadan bahsetmiştim.Öncelikle olaya değinmek istiyorum.Bir hafta önce düğünleri olmuştu ve balayına da Fethiye'ye gitmişlerdi.Evliliklerinin üçüncü gününde kaldıkları otelin iskelesinden suya balıklama atlamış.Fakat suyun derinliği 160 cm.kadar olunca çocuk kafa üstü suyun dibine çakılmış.Bundan dolayı da omirilikte ciddi hasar olmuş.Kırılma ,kanama ve ödem.İskelede uyarı levhası da yokmuş.Çocuk suya atlar atlamaz kısmi felç geçirmiş.Yüzüstü suyun yüzeyine çıkmış ancak hareketsiz bir şekilde yatıyormuş.Eşide Sadettin şaka yapma demiş.Ancak ses alamayınca ikinci kez seslenmiş.Yine ses yok.Bağırıp yardım istemiş.Ancak kimse yardıma yanaşmamış.Kızcağız tek başına Kardeşimizi kucaklamış dışarı çıkarmış.Eşi çıkarırken kendindeymiş ama Tuba hiçbir yerim tutmuyor, vücudumun her yeri karıncalanıyor demiş.Eğer farkedilmeseydi.Çocuk suda dönemediği için boğulabilirdi de.Dışarı çıkardıktan sonra millet başına toplanmış.Daha sonra ambulans çağrılmış.Hasteneye kaldırılmış.Doktorlar çok ümitsiz konuşuyorlardı.% 50 yaşama şansı var.Yaşasa bile %70-80 felç kalma durumu var diyorlardı.Ailesi ve bizler çok perişan olduk.Ama hep dua edildi.Ben bu dualarda Kardeşimizin tekrar hayata bağlandığını söyleyebilirim.Cuma akşamı çalıştığı kurumun gönderdiği uçak ile Ankara'ya geldi.Cumartesi günü de doktorlar ameliyat olmasına karar verdi.Ameliyatı oldukça başarılı geçti.Hatta bir hafta sonra taburcu edeceklerini söylemişler.Ancak daha sonrada Uzun bir tedavi süreci bekliyor.Fizik tedaviye başlanacak.Neyse ki buna şükür.Otel içinde uyarı levhası olmadığı için suç duyurusunda bulunulmuş.Allahtan kardeşimize acil şifalar diliyorum.Eşi ile birlikte sağlıklı,mutlu,uzun, hayırlı ömürler diliyorum.

17 Temmuz 2008 Perşembe

GÜLEN YÜZÜN SOLMASIN...

Canım inanılmaz sıkkın.Ne yapacağımı bilemedim.Evin içinde dolanıp durdum.Sonra da içimi buraya dökersem belki iyi gelir diye düşündüm.Bugün sabaha kadar uyuyabilirmiyim bilemiyorum.Bugün arkadaşlarımıza oturmaya gittik.Yaklaşık iki saat oturduktan sonra telefon geldi.Üzücü bir haber aldık.Karşı komşum aynı zamanda küçük kızıma bakan ailecek çok sevdiğimiz her konuda bize destek veren yardımcı olan Müzeyyen Ablaların hafta başı yani 14 Temmuz da oğulları evlendi.O kadar güzel düğünleri oldu ki, Çok hoştular.Müzeyyen Ablalar çok mutluydu.Gelin ve damat çok mutlu ve çok hoştular.Fırsat bulduğumda düğünün ayrıntılarını burada yayınlayacaktım.Kendileri tatar ve onların geleneklerine değinecektim.Neyse bu yeni evli gençlerimiz düğünden sonra balayına Fethiye'ye gittiler.Tam olarak ayrıntısı ne bilmiyorum ama iskeleden denize atlarken kafasını mı ne vurmuş.Ağır yaralanmış ve yoğun bakımda olduğunu söylemişler.Doktoru ile görüşülmüş hayati tehlikesi olduğunu müşade altında tuttuklarını söylemişler.Bizi aradılar ve bizde arkadaşlarımızdan apar topar geldik.İnşaallah iyi haberlerini alırız.Allah cümlesinin evladıyla birlikte Sadettin kardeşimide anne-babasına ve eşine bağışlasın.Orada kendilerinin aile dostlarına haber vermişler. Oda görmeye gitmiş ve gelseniz iyi olur demişler.Eşim de onları Fethiye'ye götürmek üzere yola çıktı.İnşaallah hayırlısı ile varırlar da iyi haberlerini alırız.Şu an kendimi çok kötü hissediyorum.Ne yapacağımı bilemiyorum.Hayat ne kadar zor.Daha dün düğünleri oldu.Bugün bu olay yaşanıyor.İnsanoğlunun ne olacağı bilinmiyor.Bazen ileriye dönük planlar yapıyoruz.Ama şimdi de herşeyin boş olduğuna tanık oluyoruz.Allah can sağlığı versin.Kaza, beladan cümlemizi korusun.

Değerli Kardeşim Sadettin o kadar tatlı, terbiyeli, efendi ve güleryüzlü bir çocuktur ki; Allahım onu ve cümlesini daha öncede söylediğim gibi anne-baba ve eşine bağışlasın.

12 Temmuz 2008 Cumartesi

CEP TELEFONU,KANSER VE MİM...

Gökkuşağının rengi arkadaşım kanser konusunda beni mimlemiş.Kendisine bende buradan teşekkür etmek istiyorum.Gerçekten önemli bir konu ancak Gökkuşağım o kadar güzel anlatmış ki; kanser konusunda bize düşen görevler ve tıpta bu konuda yapılan gelişmeler ve en önemlisi de bizim dikkat etmemiz gerekenler.Gerçekten aydınlatıcı bilgiler.Arkadaşımın bloğundan okuyabilirler.Ben de kanserin başka bir boyutundan bahsetmek istiyorum.Malum Türk milleti olarak cep telefonu düşkünlüğümüz var.Gerçekten güzel birşey.Bu teknolojinin bize getirilerinin olduğu kadar götürüleri de oluyor maalesef.Ülkemizde risk altında yaşıyoruz.Biz ne kadar bilinçli birey olsak bile,çevresel etkenler bizim sakındığımız şeyleri burnumuza sokuyorlar.Biz sağlığımız için sigara içmiyoruz.Ama başkaları buna saygı duymak yerine onu kendine hak olarak görüyor ve sizi pasif olarak zehirliyor.Telefonlar da öyle.Hele ki baz istasyonları.Allah sonumuzu hayırlı etsin.Adım başı heryer baz istasyonu dolu.Neyse bir gazete haberini bende sizinle burada paylaşmak istiyorum.Herkesi buradan sağlığımız, kanser konusunda bilinçli olmaya davet ediyorum. Bende welkin ve Evrensel Çizgileri mimliyorum.Evrenciğim bu konuda eskizler çizebilersen sevinirim.Kolay gelsin arkadaşlar.

Mersin Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Halil Kumbur, cep telefonunun vazgeçilmez iletişim aracı olduğunu birkaç önlemle verdiği zararların en aza indirilebileceğini söylemiş.Prof. Dr. Kumbur, yaptığı açıklamada, uluslararası bilimsel araştırmaların cep telefonunu sık kullananlarda vücut ısısının artmasına bağlı olarak işitme ve görme bozukluklarıyla kanser riskinin arttığının bu ve buna benzer zararlarının bilinmesine rağmen k cep telefonuyla yapılan görüşmelerde sınırların aşıldığını söyledi.Prof. Dr. Kumbur, özellikle GSM firmalarının rekabeti ve bedava görüşmelerin, cep telefonuyla gereğinden fazla konuşma yapılmasına, hatta konuşma çılgınlığına neden olduğunu kaydetti.Prof. Dr. Halil Kumbur, cep telefonunun verdiği zararı en aza indirmek için birtakım küçük önlemler alınması gerektiğini kaydetti.Cep telefonu diğer birçok elektronik eşya gibi sadece alıcı değil aynı zamanda verici durumundadır. Bu nedenle aşırı derecede cep telefonu kullanan kişilere elektrik yüklemesi yapar. Telefona ilk sinyal geldiğinde doğrudan açılarak kulağa götürülmemeli, aksi halde kulağa götürülen telefonla vücut yüzde 50 daha fazla enerji saldırısına maruz kalır.Telefon çalıp, açma düğmesine dokunduktan birkaç saniye sonra (alo) denmeli. Çünkü, cep telefonu çalmak üzereyken nasıl ki bilgisayarlarda titreşim oluyor, görüntü bozuluyorsa, insan vücudu da biz hissetmesek de cep telefonunun sinyalinden etkileniyor."Prof. Dr. Kumbur, araçla yolculukta da sürekli baz istasyonu değiştiren cep telefonunun daha fazla zarar verdiğini belirterek, şunları kaydetti:"Cep telefonu ile görüşmeler, baz istasyonlarındaki vericiler aracılığıyla oluyor. Kişinin bulunduğu yer en yakın vericinin kapsama alanının dışında kalıyorsa görüşme mümkün olmaz, ancak buna rağmen kişi cep telefonu ile bir yeri aramada ısrar ederse her aramada elektrik yüklemesine maruz kalır. Bu nedenle, ulaşılamayan telefonlarda şansı çok zorlamamak lazım.""Yolculuk sırasında konuşmayın"Prof. Dr. Kumbur, yolculuk sırasında da cep telefonunun aracın geçtiği güzergahta sürekli baz istasyonu değiştirildiğini, bu değişimler sırasında da yüzde 50 daha fazla enerji yüklemesi olduğunu bildirdi.Son yıllarda GSM firmalarının rekabeti ve buna bağlı yaygınlaşan bedava görüşmelerin, cep telefonuyla konuşma çılgınlığına neden olduğunu anlatan Kumbur, "Cep telefonu ile uzun görüşme sırasında beyin sıvısının sıcaklığı 0.1 santigrat derece artıyor" dedi.Kumbur, cep telefonunun gece yatarken yakın bir mesafeye bırakılmaması, sürekli şarjda takılı bulunmaması gibi küçük önlemlerin de ihmal edilmemesini önerdi.
Bugün mailime gelmiş bir yazı.Çok önemli bir konu olduğu için paylaşmak istedim.
Sağlıklı bir yaşam diliyorum.

11 Temmuz 2008 Cuma

TATİL BİTTİ...

Tatilimiz bir hafta önce bitti. Buna ben ancak değinebiliyorum.Daha doğrusu üşendim.Yazı yazmak hoşuma gidiyor, resim çekmekten de keyif alıyorum ama resimleri bloğuma taşımak çok zor geliyor.Çünkü bir resmimi bloğa taşırken epey bekliyorumok zamanımı alıyor.Bu nedenle birçok resimlerime yer veremiyeceğim.Umarım bu resimlerim tatilimin nasıl geçtiği konusunda fikir verir ve bu yerleri tanıtmamda katkısı olabilir.

Yukarıdaki resim Mersin'de Silifke ile Erdemli arasında bir yer olan Doktorun Yeri ve yanında da Amcanın Yeri.Çok ilginç değil mi?Arkadaşlarım kaçldır orayı mutlaka görmemi ve çok güzel bir yer olduğunu söylemişlerdi.Ancak her sene anneme oraya gitmek istediğimi söylediğim halde annem karşı çıktı.Çünkü yollarını hiç beğenmiyor ve korktuğu için gitmemizi istemiyordu.Neyse ki sağolsunlar Halil Ağabeyimiz ve eşi Aynur Ablamız eve dönmemizden bir gün önce bizi Güzelolukta bir yerde yaylaya yemeğe götürdüler.Orada Doktorun Yeri konusu ıldı ve annemde Mehtap'da çok görmek istiyor ama göndermedim dedi.Sağolsun Halil Ağabey sen bana niye söylemedin.Ben götürürdüm sizi dedi.Eve giderken de o tarafın dönüş yolunu kullandık.Doktorun yerinde biraz mola verdik.İnanılmaz güzel, bir doğa harikası.Yalnız biz oradayken hava kapandı ve yağmur yağdı.Deniz sahilinde olunupta karadeniz havasını orada yaşamak enterasan geldi,doğrusu.Başka günkü gezimizde ise cennet-cehennem ve astım mağaralarına gittik.Buraları gezdikten sonra Yörük kültürü ile hazırlanmış restoranında karnımızı doyurduk.Menüde ise o yöreye aitkma börek,ayran ve salata vardı.Yukarıdaki develerde yemek yerken tam karşımızdaydılar.
Burasıda astım mağarasından bir görüntü.Dediğim gibi o kadar çok resim var ki,yüklerken sıkılıyorum.Çok zamanımı alıyor.
Güney sahillerimizin çoğu tarihi kalıntılarla dolu.Yolda arabamızla seyir halinde iken tarihi kalıntılar dikkatimi çekiyor.Zamanında oralarda Bizanslılar yaşamış.Yukarıda görünen Kız Kalesi.İlginç bir hikayeside var.O dönemin kralı bir kız çocuğu olmasını çok istiyormuş.Zaman sonra kızı olmuş.Neyse kızı büyümüş.Çok güzel ve yardımsever birzmış.Bir zamanlar ünlü bir falcı gelmiş.Kral bu falcıdan kızının geleceğini öğrenmek istemiş.Falcıdaza bakmış ve irkilmiş ama gördüğünü krala söyleyememiş.Kral ısrar edince falcıda kızını birlan sokacak ve ölecek.Siz dahi kızınızın kaderini değiştiremiyeceksiniz demiş.Kral endişeye kapılmış ve en sonunda bu kız kalesini yaptırıp kızını buraya kapatırsa kızını bu durumdan koruyabileceğini düşünmüş.Kızını kız kalesine kapattırmış.Kızı bu duruma çok üzülmüş.Babasının neden bunu yaptığına anlam verememiş ve günden güne zayıflamış.Daha sonra canı üzüm istemiş ve babasına haber göndermiş.Babasıda kapalı bir sepette itina ile üzümü göndermiş.Ne varki kız üzümü almak için sepetin içine elini attığında sepetin içinde gelenlan kızı sokmuş ve öldürmüş.
Bu tarihi kalıntıda Kız Kalesinin tam karşısında.Çok büyük.Saraya benziyor.Yukarıda anlattığım öyküye göre sanıyorum kralın sarayıdır.Kızına yakın olsa gerek.
Helenistik veya Roma dönemine ait olduğu sanılan kale Silifke'ye aittir. 185 m yüksekliğinde bir tepe üzerinde yapılmış olan, etrafı kuru hendekle çevrili oval biçimdeki kalenin içinde kemerli galeriler, su sarnıçları, depolar ve diğer yapı kalıntıları bulunmaktadır.Ünlü gezgin Evliya Çelebi Seyahatname'sinde, Silifke Kalesi'nin 23 burcu olduğunu, içinde bir cami ve 60 ev bulunduğunu yazmış.Ancak, burçların birsmı ve kale içi tamamen yıkık durumda olduğundan tam tespiti yapılamamış. Halen görülebilen 10 adet burç mevcut.
Yine doğa gezilerimizden biri.Limonlu denilen bir yer.Burada araba seyir halinde iken ve çocuklarımla arabanın arka tarafında cebelleşirken çekmeye çalışıyor olmamdan kaynaklı resimlerim çok net çıkamadılar maalesef.
Tarihi kalıntılar o dönemlere ait yaşanmış izlerini o kadar net taşıyorlar ki, İnsana adeta bir zamanlar buraları bizim vatanımızdı diye haykırıyorlar sanki.
Benim tatil anlayışım; gezmek, görmek, yaşamak,tatmak.Özellikle doğa ve tarihi yerleri gezmek görmek benim en büyük keyfim.Doğadaki o güzelliklerle ruhumu okşamak isterim.tarihi ve kültürel yerleri gezerekte geçmişe ait izler hakkında bilgi almak, o dönemlerdeki yaşantılar hakkında birşeyler öğrenmek beni mutlu eder.Uzun yolculuklarımız esnasında yollarda tabelalar vardır.Bilmem nereye gider diye.Gördüğüm zaman heyecanlanırım ve şurayı bir görsek derim.Ama eşime ben onu söyleyene kadar biz epey bir uzaklaşmış oluruz.Hep de göremeden oralardan geçeriz.
Tatilim uzun olmuştu.Yazımda uzun oluyor ve uzatmak istemiyorum.Çok gezdik.Eğlendik,denizimize girdik. Oradaki dostlarımızda ailem ile birlikte bizi çok güzel ırladılar, sağolsunlar.Hepsine ayrı ayrı teşekkür ederiz.
























8 Temmuz 2008 Salı

YİNE KIZIMDAN HEPSİ KIZLARIMIZ...

Canım Kızım, iremciğim resim çizmekten inanılmaz büyük keyif alıyor.İlk aklına gelen aktivite resim çizmektir.Her yer çizdiği resimleriyle dolu.Bazılarını saklıyorum.Umarım bu tutkusu ileride de devam eder.Bizde bu konuda yüreklendiriyoruz ama yine de kısmet.Canım Kızım,kardeşini ve seni çok seviyorum...

İÇİMDEN GEÇENLER...

Tatilden döndüm.Daha önce tatil anılarımdan bahsetmiştim.Tatilim devam ettiği için devamını da daha sonra yazacağımı belirtmiştim.Şimdilik onlar hakkında yazmak içimden gelmiyor.Çünkü çok fazla resim, anlatılacak şeyler var.Biraz da zaman ayırmak gerekiyor.Doğrusu o kadar zamanda ayıramıyorum.Neyse ileri ki zamanlar da kaldığım yerden devam....yazısı gelebilir.

Şimdi içimden geldiği gibi yazmak istiyorum.İşe başladım.Evde herşey eskisi gibi.Kısacası hayatımız ev hanımlığı, annelik, iş kadınlığı arasında gidip geliyor.Haa! bu arada bir de kendi çapında yazarlık da eklendi.

Aslında zaman yetmiyor.Zamanımız elverse yapacak o kadar çok şey var ki.Yoğun bir tempoyla hayatımız akıp gidiyor.Bizse yapmak isteyip de yapamadıklarımızı erteleyip duruyoruz.Sanki yarına dair garantimiz varmış gibi.Hayat böyle işte.İnsan hayatında birçok şeyi ertelemekte ve arkasına baktığında bomboş bir hayat görmekte.Aslında hayatını dolu dolu yaşayan birçok insanın da arkasına baktığında gerçekleştiremediği birçok şeyleri vardır...

Neyse canım, bu hayatın cilvesi işte.Bu kadar sorun etmemek lazım.Biz elimizden geleni yapalım.Hayata sımsıkı sarılıp, elimizdeki imkanlarımızla mutlu ve huzurlu,sağlıklı, verimli bir yaşam sürdürelim.Pozitif olalım.Karamsar, umutsuz olmayalım.Şükretmesini bilelim, öyle değil mi ama?..
Bugün ben bu duygular içindeyken,arkadaşım okuduğu bir kitaptan bana tam da benim yukarıdaki duygularıma tercüme olacak şeyler okudu.Bunu da paylaşmak istiyorum.
Eflatun'a iki soru sormuşlar.
Birincisi; "İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir?"
Eflatun tek tek sıralamış:
Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler.Ne var ki çocukluklarını özlerler.
Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler.
Yarından endişe ederken bugünü unuturlar.Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar.
Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar.Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.
Sıra gelmiş ikinci soruya;"Peki sen ne öneriyorsun?"
Bilge yine sıralamış:
Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın!Yapılması gereken tek şey,sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.
Önemli olan;hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır.


6 Temmuz 2008 Pazar

GÜNÜN BLOĞU OLMUŞUM HABERİM YOKKKKK!....

Selam arkadaşlar.
Tatilim bitti. Evime döndüm.İlk işimde yerleşme faslından sonra fırsat bulur bulmaz, bloğuma bir göz atmak oldu.Aaa! Bir de ne göreyim. Blograzzideki puanım birazcık yükselmiş. Dur bakalım, bir de buraya bakayım derken.Birkaç blogcu arkadaşlarımdan tebrik mesajları ile karşı karşıya kaldım.Ve bununla birlikte şaşırdım kaldım. Günün bloğu olmuşum.Ya ben nasıl günün bloğu seçildim? Hangi tarihte seçildim? Hangi yazımla seçildim? Bu seçim nasıl yapılıyor? Hangi kıstaslarla seçim yapılıyor veya puanlama nasıl ve neye göre yapılıyor?....diye uzayıp giden sorularımla başbaşayım şu an.Yanlış anlaşılmasın lütfen.Günün bloğuna layık görülmem konusunda emeği geçenlere teşekkür ediyorum.Çok onur verici ve de mutlu edici.Ben bu durumu kaçırdığım ve de kendim için o kadar da iddialı olmadığım içindir bu şaşkınlığım.Bana bu konularda bilgi verebilecek arkadaşlardan yorumlar bekliyorum.Dediğim gibi çok güzel birşey ama nasıl değerlendirildiğimizi ısrarla merak ediyorum. EVET YORUMLAR LÜTFEN!...

26 Haziran 2008 Perşembe

BABALARIMIZIN GÜNÜNÜ BÖYLE KUTLADIK...

Bu yazımı da "döndükten sonra yayınlayayım" diyordum ancak babalar günü çok gerilerde kaldı.Geciktirmeden yayınlamamın daha doğru olacağını düşündüm.Çünkü daha öncede belirttiğim gibi o kadar çok malzeme var ki anlatılacak.Eminim bu bir hafta on gün içinde daha da artacaktır.Dediğim gibi yazlıkta eğlence,etkinlik için herşey vesile oluyor.Tabii ki bu organizasyonları hanımlar düşünüyor,hazırlıyor ve uyguluyor.Mesela anneler gününde ben orada değildim.Annemin anneler gününü de telefonla kutladık.Anneler gününde böyle birşeyler yapmak beylerin yani babalarımızın aklına gelmemiş.Mahçup oldular ve seneye kısmet olursa bizde anneler gününde sizi yemeğe çıkarırız dediler.Gerçi yemek yemek mesele değil.Her zaman o ve benzeri şeyleri yapıyorlar.Ama anılmak.İşte bütün mesele bu.Sema Teyzemiz,Ayhan Amcamıza "benim anneler günümü kutlamayacakmısın" demiş. O da "sen benim anam mısın ki" demiş. Ama daha ayrıntılı düşünülecek olsa eş, bir bey için annenin görevlerini üstleniyor.O olmasa bile çocuklarının anası.Beylerin bu açıdan bakması lazım bence öyle değil mi?

Neyse Hanımlar çok güzel şeyler hazırlamışlar ortaklaşa.(Hanımlar diyorum çünkü, annem ve isimlerini tek tek belirtemiyeceğim teyze ve ablalar)Mesela babaların pastası klasik yuvarlak kek kalıbında pişirilmiş keki ortadan ikiye bölünmüş, tam ortasına bolca oradaki ağaçlardan toplanıp yapılmış kayısı marmelatı sürülmüş.Kekin diğer bölümü üzerine kapatıldıktan sonra da üstüne bu sefer bolca yine ağaçtan toplanmış şeftaliler ile yapılmış şeftali marmelatı bolca sürülmüş,orta göbek kısmada karadut marmelatı ve üzerleri taze çiğ kayısı ile süslenmiş.Çok lezzetli bir pastaydı.Ben çok şekerli ve kremalı şeyleri sevmem.Mayhoş ve tatlı arası bir tattaydı pasta.Yapanların ellerine sağlık.Görüldüğü gibi ellerindeki malzeme ve imkanlarla bunları yapabiliyor hanımlarımız.

Pastanın üstüne mumlar konuldu ve babalarımız hep birlikte mumları söndürdüler.Alkışlandı.Daha nice senelere babalar gününe inşaallah.Babalar gününde henüz siteye çok kimse gelemediği için sayımız bu kadardı.

Pastalar kesildi.Tabaklara servisler yapıldı.Masanın baş tarafında daha başka şeyler de vardı.Bütün bunlar İstanbul şarkıları eşliğinde afiyetle yenildi, içildi ve eğlence faslına geçildi.
Bu sefer de buradaki dostlarımızın çoğuda Ankaralı oldukları için Ankara oyun havaları eşliğinde bolca oyunlar oynandı.Babalarımızın gününü tekrar kutluyor daha nice sağlıklı,huzurlu,mutlu bir ömür diliyorum.


Blograzzi'de bu yazımla günün bloğu seçilmiştim.

25 Haziran 2008 Çarşamba

BU YEMEĞİN ADI ÇIĞIRTMA :) İLGİNÇ DEĞİL Mİ?


Ben klasik yemek tarifleri pek vermiyorum.Çünkü blog kategorim hayata dair herşey.Sadece bize özel olabileceğini veya pek az insanın bileceğini düşündüğüm şeyleri paylaşmak istiyorum.Yanda görmüş olduğunuz yemeğinde bize has bir yemek olduğunu düşünüyorum.Belki bilenlerde vardır kimbilir.kimseden bu yemek hakkında bilgi duymadım.Eşim ve benim yaz aylarında severek,hatta bayıla bayıla yediğimiz bir yemektir.Bu yemeği piştikten sonra yiyebileceğiniz gibi buzdolabından çıktıktan sonra da soğuk olarak yiyebilirsiniz.Çok lezzetli oluyor.Özellikle patlıcan severlerin beğeneceğine eminim.İnanın karnıyarıktan daha lezzetli.Şimdi gelelim tarifine:

Patlıcanlar resimde görüldüğü gibi soyuluyor.Çevire çevire bıçakla çiziliyor.Daha sonra yağda az kızartılıyor.Çok yakılmıyor.Kızartıldıktan sonrada tencereye diziliyor.Daha sonra biberler yağa atılıp,çevrilip,iyice yakmadan alınıyor.Onlarda tencerede patlıcanların yanında yerlerini alıyor.Domates bol olabilir.Üç veya dört, daha fazlada olabilir rondada iyice çekiliyor.Beş-altı iri diş sarımsaklarda domatesin içine doğranıp,tenceredeki kızartmaların üstünde gezdiriliyor.Yarım su bardağı su konup(Bu çok önemli.Fazla olmayacak)Tencerenin ağzı kapatılıp,kaynadıktan sonra onbeş dakika pişiriliyor. Ocaktan alıp servis yapabilirsiniz.ister sıcak-ister soğuk olarak.Afiyet olsun.(ben soğuk olarak da ertesi günü buzdolabından çıkarıp yemesine de bayılıyorum.)


24 Haziran 2008 Salı

VE SİLİFKEDEYİZ...



Merhabalar, yine Ankara'dayım.Dün geldim ve hafta sonu tekrar tatilime devam etmek üzere Silifke'ye dönüş yapacağım.Silifke'ye çocuklarımı ve beni babam gelip götürmüştü.Eşimin işleri yoğundu o bizimle gelememişti.Bu nedenle bizim tatilimizde erken başlamış ve uzun olmak durumunda kalmıştı.Ankara'ya ise daha önce belirttiğim gibi sağlığımla ilgili doktora görünmek ve de iş yerimde bir üst göreve terfi ettirildiğim için tebellüğ etmek için geldim.Eşimde önümüzdeki haftadan itibaren izine ayrılıyor ve onunda tatil yapabilmesi için iki hafta daha Silifke'de kalacağız.Canım benim, bütün yıl boyunca oda çok yoruldu.Tatil tabii ki en doğal hakkı.Eşimle birlikte hafta sonu Silifke'ye vardıktan sonra orada yapacağımız,gezeceğimiz daha çok şey var.


Bu yazımda benim asıl amacım, güzel Silifkemizi ve yazlığımızın bulunduğu sitemizi tanıtmak.Yukarıdaki resim Silifke'de bulunan haritalarda da yeri belli olan meşhur Göksu Nehri'dir.Silifke'nin içerinden geçer ve yazlığımızın bulunduğu denizle birleşir.Nehrin üzerinde cafe ve adını Göksu Nehrinden alan Göksu Parkı vardır.
Şimdi de sitemizden bahsedeceğim.Resimleri biraz karışık koyduğum için resimlere yönelik anlatacağım sitemizi.Görüldüğü gibi son derece yeşil, insana huzur veren bir görünüme sahip.Uzaktan her ne kadar belli olmasa da her türlü çiçek ve yediğimiz veya yiyemediğimiz (tadını henüz birçoğumuzun bilemediği)bütün besinlerin buradaki bahçelerde yetişmesi inanılmaz keyif verici.Ben orada bulunduğum sürece bunun tadını çıkarmaya çalıştım.Dalından koparıp yemenin tadı da bir başka güzel.Daha sonra bahsettiğim bu besinleri dallarındaki görüntülerini de yayınlayacağım.Hepsinin resimlerini çektim...
Benim büyük kızım, tatilin tadını o bizden daha çok çıkarıyor.Sitemiz o kadar güvenli ki, bol bol arkadaşları ile denize,havuza giriyorlar, bisiklete biniyorlar, oyun oynuyorlar.Biz yazlığa ilk gittiğimizde o kadar sakindi ki, henüz kimseler gelmemişti.Sadece birkaç emekli aileler vardı.Çocuk olarak sadece benim kızlarım vardı.İremciğim, anneciğim arkadaşlarım ne zaman gelecek demeye başlamıştı.Biz halimizden memnunduk.Çünkü kalabalık olduğu zaman onunda tadı başka oluyor ama yine de sakin olması insanı dinlendiriyordu.Kızım okuldan öğretmeninden de izin alarak erken ayrılmıştı.Karnesini de karne gününde eşim almıştı.Karnemizde gayet iyi.


Burası sitemizin girişinde bulunan Atamızın büstü ve Türk bayrağımız.Bayrağımız resimde görünmüyor gerçi.Sitemizin girişinde danışma ve site görevlileri var.Herkes giremiyor.Tanımadıkları kişileride kimlik bilgileri ve kime geldiklerini öğrenip, ziyaretçiye de gideceği kişiye kadar eşlik ediyorlar.Çocuklarımızı koruyup kolluyorlar ve dışarı çıkmalarına müsaade etmiyorlar.Bu nedenle çocuklar gece geç saatlere kadar sitede oynuyor, bisiklete biniyorlar.Geçen senelerde akşam havuz eğlenceleri falan olurdu.Ben geldiğimde henüz başlamamıştı.Çünkü bu sene tatilcilerde geç kaldılar.Sanıyorum şu sınavların arka arkaya olması geciktirdi.
Burası havuzun girişi.Burası için söylenecek birşey yok.Duşluklar falan var girişte.Buradan pek belli değil ama.
Havuzdan görüntü yine.Öndeki görüldüğü gibi çocuk havuzu.Onun diğer tarafındaki de yetişkin havuzu.Havuzların hergün bakım ve ilaçlanmaları yapılır belirli saatlerde.Havuza giriş saatleride belirlidir.O saatler dışında havuza giriş yasaktır.
Burası da sitemizin gazinosu ve cafesi.Çok kullanılmıyor.Çünkü eğlencelerimizi havuz başında ya da açık havada yapıyorduk.Gazinonun yan tarafında okey oynamak isteyenler okey oynuyor.Yine açık hava tercih ediliyor.Ben geldiğimde gazinonun içine internet cafe yaptılar ama gördüğüm kadarıyla oda pek kullanılmıyor.Çünkü herkesin kendi laptopu var.Sitede modem de olduğu için herkes onu kullanıyor.
Bu çiçeklere bayılıyorum.Sitede hemen hemen her evin balkonunda bu çiçeklerden var.Bizim evinde vardı ama sormak aklıma gelmedi.Annemler ne yaptılar bilemiyorum.Şimdi yeni şarmaşık çiçekler dikmiş.Henüz küçük. Kıvrılarak balkona doğru uzanıyorlar.
Burası bizim evimizin arka tarafı. Evlerimizin her iki tarafında kapı girişi var.Dört katlı bir ev.Her katta çift taraflı balkonlar, iki oda ve banyo var.En üst katta da teras kat ve büyük balkonu var.Sabah kahvaltımızı bu gördüğünüz arka tarafta yapıyoruz.Soframızda klasik kahvaltı malzemelerinden hariç dalından toplanıp yapılmış,kayısı,şeftali,karadut marmelatları,çilek reçelleri, bahçemizden toplanmış taze semiz otu,nane,reyhan,yeşil biber, domates bulunuyordu.Ben bu vitamin deposunu iştahla yiyordum tabii ki...
Burası da duşluk ve bahçe sulamak için bulunan çeşmenin olduğu bölüm.
Burasıda evimizin ön tarafı.Genelde bu kapıyı kullanıyoruz.
Evimizin ön cepheden görünümü.Evlerimiz çok kullanışlı.Her katta ayrı ayrı aile kalabilecek şekilde.Ayrıca buranın havasıda çok güzel.Sanıldığı gibi bunaltıcı havası yok.Hatta geceleri dışarıda geçirdiğimiz vakitlerde üşüdüğümüz bile oluyor.Esintisi insana ferahlık veriyor.Ayrıca çocuklara da çok yarıyor havası.Bol deniz,güneş, temiz hava ve doğal şeyler daha ne olsun ki,değil mi ama.
Denizimizde ayrı bir güzel.O kadar berrak ki.Denizin dibindeki minik balıkları görünce akvaryuma bakıyor gibi oluyorum.

Bu yazım tanıtım amaçlı oldu.Daha sonra buralarda yaptığımız etkinliklerden ve yediğimiz meyve ve sebzelerin dalındaki görüntülerini ve bununla ilgili düşüncelerimi de yayınlamak istiyorum.Şimdilik sevgi ile kalın...



















23 Haziran 2008 Pazartesi

DOĞASINA HAYRAN OLDUĞUM AMASRA GEZİMİZ...


Sonunda oldu işte.Şeytanın bacağini kırdım.Hep hayalimde öncelikle memleketimin güzelliklerini görmek, daha sonrada yurt dışında bazı ülkeleri özellikle İskandinav ülkelerini ziyaret edip oraları tanımak istiyordum.Başlangıcı yaptık.Arkadaşımla birgün konuşurken, hep yapmak isteyipte yapamadıklarımızı ertelemenin nereye kadar olduğunu konuşurken, karar aldık.Erteleme nedenlerimiz çocuklarımızın büyümesi idi.Ama bizimde arzularımızı gerçekleştirmek için en yoğun istek duyduğumuz anlardı.Ya ertelemeye devam edecektik, ya da bir çözüm bulacaktık.Neyse ki çözüm buldukta ilk turumuz Amasra seyahatimizi gerçekleştirdik.
İnanılmaz güzel...Bir doğa harikası belde burası.Doğaya aşık biri olarak etkilenmemek mümkün değil.Aslında sürekli yurt dışına iş seyahatlerine giden bir arkadaşımız bizim ülkemizi hiçbir yere değişmeyeceğini söylüyor.Ülkemizin bir cennet olduğunu ve kıymetini bilmediğimizi her seferinde vurguluyor.Tabii o her yere gidip daha gerçekçi bir gözleme dayalı düşüncelere sahip olsa da biz kendi gözlerimizle görmeden birşey diyemiyoruz.

Neyse, gelelim sadede.Amasra'yı gezdik, gördük ve bolca resimler çektik.Yukarıdaki mağara ise bana Silifke'de bulunan cennet-cehennem, astım mağaralarını çağrıştırdı.Annemler ilk Silifke'ye yerleştiklerinde gezmiştik.Yerin altında bir yerdi.Tıpkı bu Gürcüoluk mağarasını andırıyordu.Mağaranın içerisi rutubetli ve tarif edemiyeceğim havada bir yerdi.
Bu tepeden karşıdaki koyları izlemek inanılmaz haz verdi.Buradaki evlerde oturan insanların ne kadar şanslı olduğunu düşünmekden kendimi alamadım.Ve inşaallah benimde günün birinde böyle bir yerde evim olurda tatillerde ve hafta sonlarında buraya bir kaçamak yapar,yorgunluk atarım, diye dilekte bulundum.Hayırlısı tabii ki.
Burada yemek yedik.Karşıda yine deniz manzarasına münhasır.O gün inanılmaz yorgun düşmüştük.Ama bu tabii ki tatlı bir yorgunluktu ve herşeye değerdi.Yemek faslından sonra da yat turumuzu gerçekleştirdik.Dediğim gibi durmak yok, Amasra'nın her karış toprağını didik didik gezmek, görmek lazımdı,öyle değil mi ama?
Günün bitmesinin ardından gün batımını seyredip, kaldığımız yere gittik.Orada bir gece kaldık.Odalarımıza çekildiğimizde, ayaklarımız şişmiş ve dizlerimizde derman kalmamıştı.Adeta yığılıp kalmış ve uzun bir süre yerimizden kalkamamıştık.
Sabah erken saatte kalktık.Fakat önceki günün yorgunluğu ve hamlığı üzerimizde hala vardı.Yine de güne güzel bir köy kahvaltısı ile başladık.Son kez hayran olduğumuz o doğa harikası manzaraları içimize sindire sindire baktık ve yola çıktık.








5 Haziran 2008 Perşembe

KISACIK VEDA...

Cumartesi günü kısmet olursa Şehir dışına çıkacağım.Daha önceki yazımda belirttiğim gibi annemlerin yanına gideceğiz.İznimiz bazı nedenlerden dolayı erken başladı ve biraz da uzun olacak.Allah nasip ederse Temmuzun ortalarında döneceğiz, inşaallah.Aslında bugünlerde doktora da gidip geldim.Sol elimde uyuşma ve güç kaybı vardı. Nöroloji doktorunun muayenesi ve onun sonucunda koymuş olduğu teşhiş sol dirseğimde sinir sıkışması imiş ve ameliyat olmam gerektiğini söyledi.Aslında ben biraz ihmal etmişim arkadaşlar.Ağrı ve sızı olduğunda gitseymişim fizik tedavi ile geçebilirmiş.Bense ne zaman elimde uyuşma ve güç kaybı oldu, bunun üzerine de geçer diyerek salladım,on günden sonra gittim ve bayağı ilerletmişim.Elimi kullanamamaya başladıktan sonra gideyim dedim ama hiç ihmale gelmezmiş meğerse.Aman haa! siz siz olun benim gibi ihmal etmeyin.En ufak ağrının mutlaka bir nedeni vardır. En azından doktora gidersek erken teşhisle daha basit tedavi yöntemleriyle iyileşme sağlanmış olur.Neyse işte böyle...İznimde daha dikkatli kullanacağım elimi,doktorun tavsiyelerine uyarak, geldiğimde de önce fizik tedavi,sonrasında geçmezse başka bir doktora daha gösterip olması gereken neyse onu değerlendireceğim,hayırlısı...Bir süre yazı yazamayabilirim, artık önceki yazılarımı okursunuz.Gideceğim yerden geldiğimde havadisler, gezi anıları,tatil anıları ve tabii resimleri de olacaktır.Tatil dönüşü görüşmek üzere...Hepinize sağlıklı,mutlu ve huzurlu bir tatil diliyorum.Herşey gönlünüzce olsun...

1 Haziran 2008 Pazar

KÜÇÜK KIZIMIN İNCİLERİNİN DEVAMI...

Bebeğim, hergeçen gün büyüyor ve kendisini sevdirmek için daha da çok şirinlikler yapıyor.Tabii bunun yanında yaramazlıkları da artıyor.Kendiside herşeyin bilincinde.Birşeyler yapacağı zaman muzır muzır bakması yok mu?Canım ya, insan kızamıyor.Derlerdi ki ilk çocuğu yaramaz, hareketli olan çocukların ikincisi daha sakin olur. ama bizim küçüğümüz tıpkı ablası, herkese de biz İrem'i tekrar büyütüyoruz diyoruz.Ama Allah nazardan esirgesin çocuklarımızı,cümlesinin çoğuyla birlikte.Çok sıcak kanlı, sevecen,güler yüzlü ve merhametli bir yapıya sahip çocuklarım.Bu arada derdini gerek kelimelerle olsun, gerek mimiklerle, gerekse de hareketleri ile anlatıyor.kelime haznemiz iyice gelişiyor.bu günlerde peşimde annecim diye dolanıp durması yok mu, insanı mest ediyor.En çok komiğime giden de iki kelimeyi ısrarla tersinden söylemesi...Biz çöp diyoruz o böç diyor.Yok hayır çöp, o böç diyor.İkinciside cebe de bec diyor.Kısa kelimelerin hepsini söylüyor.Ablasının ismini söyleyemiyordu.Sadece aba diyordu.Şimdi ise İyem diyor.Benim ismime de Mehtap yerine Metak demeye başladı.Aslında zaman zaman bizi şaşırtıyor diyebilirim.Bazen hiç ummadığınız bir anda söylenen kelimeyi hemen o da tekrarlıyor.Hayırlısı bakalım.Bunların devamı gelecektir.Çocuklar dünyanın en değerli varlıkları.Allah isteyen herkese nasip etsin, hayırlısı ile.Haa bu arada miniğimin kıskançlıkları da hat safhada.Gerçi büyük kızımda da kıskançlıklar oluşmaya başladı.Biz bu ortamı yaratmamaya çalışsak da ister istemez miniğimiz bütün ilgiyi zorla kendi üzerine çekmeye çalışıyor.Ablasını kıskanıyor.İrem kızımızla ilgilendiğimizde, onu öptüğümüzde onu bizden uzaklaştırmaya çalışıyor.Müj annemizin söylediğine göre küçük bebekleride kıskanıyormuş.Sadece kendisi ile ilgilensin istiyor.Bebişim 17 Mayıs 2006 doğumlu.Şu an yirmi üç aylık falan.bu arada tuvalet alışkanlığını da kazandı.Yaklaşık yirmi iki aylık iken o alışkanlığımızı kazandırdık.Sadece dışarı çıkarken ve geceleri bağlıyorduk.Şimdi yaz ayı ile birlikte geceleri de bağlamıyoruz.hemen hemen alıştı.Şimdilik bir sıkıntımız yok, çok şükür.Bunları yazma nedenim ileride hatırlamak adına tekrar okuyabilmek.Çünkü ayrıntılarıyla hatırlayamıyor olabiliyor insan.

HOBİ ÇALIŞMALARIMIN DEVAMI...

Ahşap boyama çalışmalarımdan iki örnek daha.Daha önceki çalışmalarımı yorumsuz yayınlamıştım.Ancak bunlara kısacık değinmek istiyorum.Genelde tepsi yapımında dekopaj çalışmaları daha çok kullandım.Medefeler güzelce zımparalandıktan sonra siliniyor ve iki kat boyanıyor.Daha sonra seçmiş olduğum resimlerin kenarlarını zik zak çizecek şekilde yakıyorum çakmakla.Bu işlemden sonra da resmin arka yüzünü zımparalayıp dekopaj tutkalı ile yapıştırıyorum. Kuruduktan sonra da vernikliyorum.



Yukarıdaki objemizde ekmeklik.Boyama işlemine kadar aynı yöntemleri kullanıyorum.Boyadıktan sonra da tek tek içindeki stikerları yapıştırıyorum.En son işlemde de vernikliyorum. Yapımı gerçekten çok kolay.