25 Mayıs 2009 Pazartesi

Bizim Kültürümüz...

Bu hafta sonunda ailecek görüştüğümüz Fatma Ablamızın sergisi vardı. Kendisi geçen Ağustos ayında emekli olmuştu ve ahşap boyama kursuna başlamıştı.Yıl sonu sergisini görmem için bizi de davet etti. Hem Fatma Abla'nın çalışmalarını görmek, hemde çalışmalarımda bana fikir olsun diye diğer ürünlere bakmak için gittik. Serginin açılışı Cumartesi akşam 6.00'da Keçiören Esteregon Kalesinde belediye başkanının katılımı ve konserle de gerçekleşecekti. Kaleye hep beraber vardık. Henüz bir canlılık yoktu. Etrafı seyrederken teleferikler dikkatimizi çekti. Bizim asıl amacımız sergiyi görmek olduğu için Belediye Başkanının konuşmasını beklemedik ve Fatma Ablalarda buraya gelmişken binin dediler.Serginin açılışına daha var deyince, "e hadi binelim" dedik.Teleferik maceramızı önce anlatacaktım ama resimleri yüklemeyi beceremediğim için bundan sonraya kaldı. Evde ilk fırsatta yüklediğimde anlatacağım onu da. Bu arada sergiyi gezmemiz ertesi güne kaldı. Bunun da nedenini diğer yazımda anlatacağım. Ertesi gün hem sergiyi gezdim, hem de kalenin içindeki Türk Kültürünün tanıtıldığı Etnografya Müzesini gezdik üst katında. Esteregon Kalesi Keçiören Şelalesi ile karşı karşıyadır. Önünden geçmişliğimiz çok olmuştur ama ilk defa bu kadar detaylı gezebildim. Doğrusu gezilmeye de değer gördüm. Ben doğa gezilerini, tarihi gezileri ve müzeleri gezmeyi, geçmişi yansıtan şeyler hakkında bilgi edinmeyi seviyorum.
İşte Türk Kültürümüzü yansıtan müzeden fotoğraflar:
Türk aile yapısını anlatan bir kare.
Bu da mutfak kültürü.Hamur açan kadınlar
Misafir ağırlama.kadınlar birarada.
Kahve Kültürü.
Çeyiz Kültürü.
Hamam Kültürü.
Kına gecesi.
Sünnet odası Kültürü.
Yine misafir ağırlama.Erkekler birarada.
Bunlarda Efelerdi.
Bakırcılık işi.
Dokumacılık bunlarda bizim kültürümüzün bir parçası.Müzeyi daha detaylı gezip daha çok şeylere tanık olabilirsiniz.

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Okuma Aşkı...

Sevgili arkadaşım Pandora bu seferde " Okuma serüveniniz nasıl başladı?" konulu bir mim paslamış bana.Konu çok hoşuma gitti. Çok teşekkür ediyorum canım. Aslında bugünlerde çok yazasım yok.Nedensiz bir isteksizlik, durgunluk, rehavent halleri var. Kafam da allak bullak. Bazı planlarım, düşüncelerim var.Onlar beni bugünlerde bir hayli meşgul ediyor. Hiçbirşey düşünemiyorum ve yapmak istemiyorum. Aslında şu an tatil moduna da girdim. Sakin, sessiz bir yerlerde tatil yaparken de sakin kafa ile düşünmek, bol enerji depolamak, sağlıklı kararlar vermek ve bir an önce bu planlarım için atak yapmak istiyorum. Ama düşüncelerimi harekete geçirmek için kendimde güç bulamıyorum, bu isteksizlik ve rehavent hallerinden dolayı. Neyse bu durum biraz daha sürer sanıyorum.
Ben konuya döneyim: sevgili Pandora'nın mim konusunu daha fazla geciktirmek de istemiyorum. Malum bende kitap okumayı çok ama çok seviyorum. Kitapsız bir hayat asla düşünemiyorum. Konumuzda kitap okuma serüvenimizle ilgili. Her fırsat bulduğumda kitap okuyorum bende. Bazen fırsat buldukça işyerimde mesai saati içinde okumaya çalışıyorum. Öğlen tatilinde yemeğimi yedikten sonra yine ya işyerimde odamda, ya da bahçede okumak büyük haz veriyor bana. Ama okuduğum kitapların tamamını sizlerle paylaşmaya fırsat bulamıyorum. Aslında hepsine burada yer vermek isterim ama bu da mümkün olmuyor maalesef.
Neyse öyküme dönmek istiyorum tekrar.

Eskiden, çok eskidendi.Yaşımı bilemiyorum ama ilkokul yıllarımın, okuma yazmayı yeni öğrendiğim yılların başıydı. Bana okumayı ne öğretmenim, ne okulum, ne arkadaş çevrem sevdirdi. Sadece ve sadece babam sevdirdi. Bana sürekli seri halinde kitaplar alırdı. Mesela cin ali kitapları, Ayşegül serisi, daha ismini hatırlayamadığım öykü kahramanlarını set halinde, seri halinde alırdı babam. Ben onlarla sevdim okumayı. Tatillerde de tatil kitabım hiç eksik olmazdı. Babacığım her okul bitiminde o tatil kitabımı da mutlaka alırdı bana.Üyesi olduğumuz gazetelerin çocuk dergilerini de severek takip ederdim. Daha sonra eve alınan ansiklopedileri de keyifle okurdum. Kendime oyun bulmuştum. Elime ansiklopedinin herhangi bir cildini alır, rastgele bir sayfasını açardım. Mesela tam ortasından ayırır, oradaki ilk başlıklı konuyu okurdum. O sayfayı bitirdikten sonra tekrar kapatır, tekrar rastgele bir sayfa açar orayı okurdum. Sıkılana kadar bu oyunumuma devam ederdim. Özellikle hayat ansiklopedilerimin bu oyunuma büyük katkıları olmuştur. Lacivert kaplı, 6 ciltlik ansiklopedilerim çocukluğumun vazgeçilmez kitaplarıydı. Bu oyunumun kuralı ise şansıma hangi konu çıkmışsa çıksın ayırt etmeden okuma kuralı koymuştum. Bu oyunu da sadece ben oynadım. Kimseyle de paylaşmadım. Orta okullu yıllarda ise daha yaşıma uygun olmamasına rağmen kalın, sarı yapraklı (genelde yabancı yazarlara aitti, şimdi hatırlamıyorum) babama ait romanları okurdum. Babamda genelde polisiye romanları çok severdi. Şimdi elime geçse konularını hatırlarım ama yazarları ve isimlerinin çoğu aklımda kalmadı. Kitap okuma tutkusu biraz da benim içimde vardı belki de. Her yerde, her şeyi okumayı seven bir insanım. Bir yerlerde otururken, bir kağıt parçası görsem onu bile okumak isterim.Yerde elime almadan eğilip okurum mesela.Nerede olursam olayım, okumak için birşeyler bulamazsam okuma krizine girerim mesela. Hani derler ya. "Çikolata krizim geldi"diye. Benim de okuma krizim tutar öyle. Allah'tan günümüzde internet var da o krizden kurtarıyor bizi. Ama şu da bir gerçek. İnternet olmasa okuduğum kitap sayısında da artış daha fazla olurdu doğrusu. Buna rağmen işyerimde bile birkaç tane kitap vardır elimin altında. Özellikle okuduğum kitabı yanımdan hiç ayırmam. Çantamda cüzdanım nasıl eksik olmamalı ise kitabım da aynı değerdedir. Onun eksikliği de beni son derece rahatsız eder. İşte o krizim o zamanda fena tutar. Kitabımı almayı unutmuşsam yolda aklıma gelsin, eve döner kitabımı alır yoluma öyle devam ederim. İşte benim okuma serüvenim böyle başladı ve bu şekilde devam ediyor.
Bende bu güzel konuyu okumayı seven arkadaşlarım Sevgili Kitap Kurduna, Sevgili Çocukla çocuk'a, Sevgili Muhabbet Çiçeğim'e paslıyorum. Bakalım onların serüveni nasıl başlamış. Dahil olursanız sevineceğim.Şimdiden teşekkür ediyorum...Sevgilerimle...

14 Mayıs 2009 Perşembe

Benden Arkadaşıma Sevgilerimle...:)))

Bu kutuyu geçen hafta sonu çok değerli arkadaşım için yaptım. Çok hoş, çok beğendiğim çalışmalarımdan biri oldu bu da. Ben de kalmayacağı için hem sizlerle paylaşmak adına, hem de yaptığım çalışmalarımı burada arşivlemek adına bunu da yayınlayayım dedim.
Buradaki çalışmamda kullandığım motifi bu kutuda da kullandım. Yine Rölyef pasta ile yapılan bir çalışma. Bu sefer lacivert boya ile çalıştım ve çok da yakıştı hani. Resimleri çok net çekemiyorum. Üç kenarlara da kutunun köşelerindeki çiçek motiflerinden sıra sıra koydum. O da güzel oldu. Sevgili arkadaşım teslim aldıktan sonra rahatlayacağım. Çok heyecanlıyım doğrusu. Umarım o da beğenir. Şimdiden güle güle kullansın canım benim.

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Amigurumi Bebişlerimle Tanıştırayım....:))

Amigurimi oyuncaklara bende bayılıyorum. O nedenle imkanlarım el verdiğince ben de örmeye çalışıyorum. Ama arkadaşlarımın ki kadar başarılı olamadığımı da biliyorum. Ama keşke geliştirebilsem ve de daha sık örebilsem. Tanıdığım, eşim, dostum ve arkadaşlarımın çocuklarına da hediye edebilsem, çok mutlu olacağım aslında. Ben her zaman söylüyorum. Beni tadığınız kadarıyla, bende kendim, karınca kararınca el sanatları ile ilgilenmeyi ve de yapmayı çok seviyorum. Daha da önemlisi hediye olarak da kendi el emeğimle yaptıklarımı sunmak çok hoşuma gidiyor doğrusu.
Bu bebeğimiz melez güzeli olsun dedim ama pek çirkin oldu. Saçları da röfleli olsun istedim. İlk bebek deneyimim. Bayağı uzun zaman oldu aslında, bunu öreli. Ancak yeni fırsat bulabildim, buraya koymak için.
Bunu öreli de bayağı oldu. Bu bebek diğerine göre daha başarılı oldu. Ama bunda da diğerinde olduğu gibi yüz ifadesini vermeyi başaramamışım. Ama artık çözdüm olayı sanıyorum.Özellikle sevgili Semra'cığımın göndermiş olduğu bebeği bayağı bir inceledim. Birde ipin cinsi de önemli sanıyorum. Saçlarına kullandığım ip çok ince olduğu için salkım saçak oldu.O nedenle basit duruyor. Neyse yavaş yavaş öğreneceğiz galiba.

İkisinin yanyana görünümünde de en güzel bebek kırmızılı bebek görüldüğü üzere.Bu arada kızlarım çok beğendiler.İrem okula da götürüp arkadaşlarına, öğretmenine göstermiş.Onlar da beğenmişler.Öğretmende hayranlığını belirttikten sonra annen o kadar işinin gücünün arasında nasıl da beceriyor bu işleri demiş. Dediğim gibi çok yorgun ve uykusuz kalıyorum ama el sanatlarıyla ilgilenmek hoşuma gidiyor. Bazen bu benim bünyemin zayıflamasına da neden oluyor.Uykusuz oluyorum, yorgun oluyorum,bu da iştahımın kapanmasına ve halsiz düşmeme neden olabiliyor ama onu sezinlediğim zamanda dinlenmeye çalışıyorum.Tabii bu konuda yardımcılarım ve destekçilerimde oluyor.Kışın annemin çok desteğini gördüm. Eşimde aynı şekilde. Ama gereksiz buldukları işlerde de bana kızıyorlar. Kendimi çok yoruyorum diye. Ama benim annemde maşaallah çok beceriklidir. Her türlü iş gelir elinden. Teyzelerim, halalarım da öyle. Hani aileden gelen birşey galiba ve onlarda asla boş duramazlar.

11 Mayıs 2009 Pazartesi

Canım Annem...

Bende bütün annelerimizin, anne olan ve anne adayı olacak arkadaşlarımızın anneler gününü kutluyorum.
Annelik çok özel bir duygu. İnsan annesinin kıymetini anne olunca daha iyi anlıyor. Onun her bir davranışında, her bir sözünde yavrusuna duyduğu sevgi, bağlılık, koruma iç güdüsünü ben kendi çocuklarımda yaşıyorum. Son derece fedakardı benim annem de bütün anneler gibi. Bugün olmuş karşılıksız, hiçbir şey beklemeden, her zaman, her an yanımdadır. Şu an uzakta olmalarından dolayı eksikliğini de hissediyorum. Canım annemin anneler gününü telefonla kutladım. Ancak ben, bu günü de tek bir güne sığdıramadığım hiçbir zaman. Benim için sevgi gibi, anneler günü de hergündür.Telefon edip sesini duymak, sağlığının yerinde olduğunu bilmek ve yaza kavuşacağımız günü iple çekmek gönlümü biraz rahatlatıyor açıkcası.
Annem benim, canım benim sen anne sevgisi hiç tatmadın. Küçük bir bebek iken sen de yetim kaldın. Ama sen bizi herşeyden çok sevdin. Hep bizim için mücadele ettin. Benim karşı gelmelerim olduğu zaman "şimdi beni anlamıyorsun ama ileri de anne olunca daha iyi anlarsın" derdin. Haklıymışsın canım benim. Annelik bambaşka duyguymuş. Hep yavrularımın iyiliği, güzelliği için çaba gösteriyor, hatta bazen bu konuda müdahaleden de kaçınmıyorum. Aynı seninle yaşamış olduğumuz didişmeleri şimdi irem'le bende yaşıyorum. Ben üşümesin diye kalın giydirmek istiyorum o inadına kısa ve ince şeyler giymek istiyor. Ben sağlıklı beslensin diye uğraşıyorum o bazen abur cubur yemek istiyor. Bunun gibi daha pek çok şeyler. Bir anne yavrusu için en iyisini ister. Bunu ancak anne olunca anladım ben.
Canım annem benim, senin sevgin dünyalara bedel. Sen bizim ışığımız, güneşimiz, hayatta tutunacak dalımsın. Senin hakkını hiçbir zaman ödeyemeyiz. Allah seni başımızdan eksik etmesin. Seni çokkkkkkkkkkkkkk seviyorum.



9 Mayıs 2009 Cumartesi

Susam Sokağı-Mim....

Sevgili Gülcan bize "Susam Sokağımızı geri istiyoruz. Çocuklarımızda bizim gibi susam sokağı ile büyüsün" konulu mim paslamış. Bu konuyu da bir hayli geciktirdiğimin farkındayım. Sevgili Gülcan gerçekten çok özür diliyorum. Ama Mayıs ayımız bizim en yoğun olduğumuz aylardan biri olduğu için fırsat bulamadım. Şu an bile yatmak yerine bu görevimi yerine getirmek daha fazla da geciktirmemek adına görevimi tamamlamak üzere yazmaya koyuldum.

Susam Sokağına o yıllarda ben fazla bağlı değildim. Ancak şarkılarını çok beğenirdim ve her şarkısında birşeyler öğrenirdik. Bir de Edi ile Büdünün diyaloglarına bayılırdım. Ne komiktiler yaa!.Çocuklar için son derece eğlenceli ve de eğitici bir çocuk proğramı idi. Son yıllarda çocuklarımız için görsel medya da çocuklarımıza yönelik eğitici, öğretici proğramların olmamısından dolayı çok rahatsızlık duyuyorum.
Susam Sokağına bende destek veriyorum. Çocuklarımızda Susam Sokağında ve Çocuklarımıza yönelik daha yararlı proğramlarla büyüsünler istiyorum.Eğlenirken düşündüren, ahlaki ve milli değerlerimizi öğreten, sosyal yaşamda uyulması gereken kuralları eğlenceli yönleriyle anlatan proğramlar istiyorum. Çok şey mi, ya da zor mu?.. Bende Susam Sokağı şarkısının sözlerini yazıyorum hatırlanması adına.

Gün güneşli, insanlar neşeli
Sen de gel oyna, Susam Sokağı'nda
Dostluk ve sevgi sarıyor her yeri
Gel katıl bize, el elele
Sev dünyayı, açılır her kapı
İşte Susam Sokağı...

Susam Sokağı ile ilgili mimde yapmamız gerekenler ise,
-Bu konuyu blogunuzda yazmak,
-Gönderebildiğiniz kadar çok blogger’a bu mimi göndermek, ve
-TRT çocuk iletişim formuna link vererek pasladığınız kişileri mail atmaları için yönlendirmek.

Bende bu mimi herkese paslıyorum. Birçok bloglarda yayınlandı ancak yayınlamayan arkadaşları bu mime davet ediyorum bende. Sevgilerimle....

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Semra'cığımın Güzellikleri...:)))

Canım arkadaşım sevgili Semra (Smilena) 'dan bende bir posta aldım. Hediyeleşmek alışık olduğumuz durum. Herkes sevdiklerinden, eşinden-dostundan hediye alır ama blog arkadaşımdan aldığım hediye ve en önemlisi o birkaç satırlık mektubun mutluluğu, heyecanı daha da bir başkaymış. Tarif edemiyeceğim kadar çok duygulandım ve de heyecanlandım. Bana bu güzel duyguyu yaşattığın için canım arkadaşım tekrar çok çok teşekkür ediyorum. Sanal olan şeylere pek itimat edilmez. Ama buradaki dostlukların, arkadaşlıkların samimiyetine ben inanıyorum. Canım arkadaşım kızlarım için kendi el emeği ile ördüğü, bizim de çok beğendiğimiz Hello Kity ve balerin bebeği, kalpleri ile bize göndermiş. Ayrıca kızlarım için çok cici tokalar ve de sevgi dolu mektubu ile bizleri gerçekten çok mutlu etti. Canım fazlasıyla zahmetler etmişsin. Tokalarımızın ikisini de benim süslü kızım İrem sahiplendi takıyor. Ayrıca "Anne Semra Teyzeme çok çok teşekkür ettiğimi yazmayı unutma" diye de tembihledi. Hatta bloğuna yazmayı düşündüydü ama araya başka yoğunluklar girince olmadı. Bense, ilk zarfı açtığımda, mektubunu okuduğumda ve de senin emeğinle örülmüş bu şirin şeyleri gördüğümde inanılmaz bir duygu yoğunluğu yaşadım. Gerçekten bu daha önceleri almış olduğunuz bir hediye, ya da bir mektuptan çok daha farklı bir duyguymuş. Tabii yanlış anlaşılmasın. Hediyeleşmek ve de mektuplaşmak çok güzel bir olay ama bu bambaşka güzel bir olay. Heyecan ve mutluluğumdan duygularımı tarif edecek kelimeler bulamıyorum. Canım arkadaşım çok çok çok teşekkür ediyorum. O güzel yüreğinin sıcaklığını o kadar çok hissediyorum ki. İyi ki seni tanımışım. Bütün mutlulukların, sevgilerin, arzularının en güzelini yaşaman dileğimdir. Seni çok seviyorum Semracığım.
Ayrıca bütün arkadaşlarımı çok seviyorum.Hepinize sevgilerimi sunuyorum...


5 Mayıs 2009 Salı

Hiç Birşey Gizli Kalmıyor!..

Bugün hıdırellez günü olduğunu sağolsunlar sevgili Fulya&Özlem (çocuklaçocuk)'ler hatırlattılar. ben her seferinde unutuyorum. Ben 6 Mayıs doğumlu olduğum için daha çok o güne odaklanıyorum. Doğduğum ayı ve günü seviyorum...Bahar bayramı...Bugün gerçekten şanslı ve bereketli bir gün. Ben de kendimi birçok konuda şanslı hissederim ve de Allah'ıma şükrediyorum.Hayatımın güzelliklerle dolu olduğuna inanıyorum. Zaten kendi hayatınızın içinde sağlıklıysanız, mutluysanız, huzurluysanız, seviyorsanız, seviliyorsanız, sevdikleriniz yanınızdaysa, annelik-babalık duygularının en güzelini yaşıyorsanız Allah'a şükretmelisiniz. Hayatınızı bereketli adletmeli ve de şanslı görmelisiniz. Bütün bu düşüncelerimin yanı sıra birçok kez gönlümden geçirdiğim isteklerimin gerçekleşmesine sahip olmamı da hep bu günde doğmuş olmama bağlamışımdır...

Şimdi burada Hıdırellez ile ilgili çocukluk anımı da anlatmak istiyorum...
İlkokul yıllarında iken birgün günlerden hıdırellezdi. Annem arkadaşı ile hıdırellezle ilgili konuşuyorlardı. Dilekler yazılırmış kağıtlara, çiçeklerin köklerine konurmuş. Ne yazdıysan dileklerin kabul olurmuş. Ben de bunu duyunca okula gittiğimde üç kafadar arkadaşıma anlattım. Daha sonra bizde yapmaya karar verdik. Herbirimiz çocukça dileklerimizi kağıtlara yazdık. Birbirimize söylememe kararı aldık.Teneffüs saatinde okulun arka bahçesine gittik. Arka bahçedeki ağacın dibini çubuklarla iyice kazıyıp kağıtları koyduk.Üzerini de iyice kapattık.Teneffüs zili çalmıştı. Biz hala oradaydık. Sınıfa da biraz geç girmiştik. Fakat bizden de geç giren iki erkek arkadaşımız olmuştu. Ders başladı-bitti. Diğer teneffüs saati geldi. Öğretmen dışarı çıktıktan sonra erkek arkadaşlarımız "arkadaşlar sessiz olun şimdi size birşeyler okuyacağız" diyerek sınıfı susturdu. Bizim yazdığımız kağıtları okuyup, bizi yerin dibine soktulardı. Meğerse herşeyi duyup yaptıklarımızı takip edip, bizim arkamızdan o kağıtları oradan çıkarmışlar...Ne diyeyim çocukluk işte...Özelimize de girmişler ama bunun önemini o yaşlarda kavrayamamışlar anlaşılan...O zamanki durumda utanç verici bir gündü. Eve gelip ben ağlayarak anlattığımda annem gülmekten kendini alamamıştı...Bugünse yüzümde tebessüm oluşturan komik bir anı olarak kalmıştır.

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Ev İşleri...

Hayatımız o kadar yoğun ve dolu dolu geçiyor ki, kendimizle ilgili olsun veya hayata dairlerim olsun anlatacak o kadar çok mevzu olsa bile fırsat bulamıyorum. Bu nedenle güncelerimizle ilgili veya düşüncelerimle ilgili konuları da geçmişe dönük yazmış oluyorum. Bazıları da arada kaynayıp gidiyor yazılamadan.

Şimdi resimlerle bunun alakasına gelince:
Geçen hafta kızlarımın odasına tam bir günümüzü ayırdık desem yeridir. Çok uğraştırdı. Çocuk odası denilen mekan sanki tek çocuklar için düşünülmüş. İkinci çocuğun eşyalarını zar zor yerleştirdik. Hala ben ve eşim şaşırıyoruz nasıl sığdırdık diye. Öncelikle iki yatağı mümkün değil, hiçbir şekilde yerleştiremiyorsunuz. Hem eninden, hem de boyundan bi on santimlik daha uzunluk olsa her şekilde yerleştirilecek ama...
Minik kızım doğduktan sonra İrem'in çocuk takımını odadan çıkarıp, özel ikisine de ait bir mekan haline getirmek istedik. Bunun içinde iki yatak olmalı, çalışma masası olmalı, kitaplık olmalı, gardrop olmalı ve İrem'ciğim tuvalet masası da istedi. Bu işi yapan mobilyacılar da bütün bu ihtiyaçları karşılayacak şekilde ölçtüler, biçtiler. Yatak ancak ranza olur dediler. Başka türlü mümkün değil dediler. Ama benim de ranzo fobim var.Üste yatan alttakinin üzerine düşerse. Birde altta yatınca fena daral da geliyor insana. Bazı arkadaşlarımla konuştuğumda da "ne var ki, bizde ranzalarda büyüdük" dediler ama ben hakikaten alışık değilim. Ben tek kızdım ve iki erkek kardeşim bir odada, bende kendi odamda gençliğim geçti...
Odaya kapıdan bakıldığında sağ tarafta ranza, altta yavru yatakta da olsun istedim. Çünkü ranzayı kullanamayacağımı biliyordum. Solda da gardropları, yanında tuvalet masası, onun yanında da boydan boya kitaplık. O da kapı arkasına denk geliyordu. Ranzanın ayak kısmına kapının sağ tarafına da çalışma masası raflı oldu.Kapıdan bakıldığında boğucu bir eşya yığını ile karşı karşıya idim.Üstelik temizliği de ayrı bir eziyetti. Ranzanın altında küçük kızım yatıyordu, yavru yatakta da İrem. O da her akşam çekilmek zorunda kalıyordu, sabah tekrar yerine konması lazımdı. Yer açılması için. Ranzanın üstüne de eşyalarını, oyuncaklarını koyuyorlardı. Resmen çöplüğe dönüyordu üst, eline geçeni İrem'ciğim oraya atınca. Eşimde yukarıda İrem'in yatması konusunda ikna edemedi beni. "İçine sinmiyorsa alttan demir çubuklar attıralım. Sağlam ama içine sinsin diye" yok...yok... yok...Hiçbir şekilde ikna olmadım.
Neyse geçen hafta sonu eşim ranzayı ayıralım dedi. Üstten çıkmalıymış.

Ayırdık. Ancak bu şekilde karşılıklı oldu. Eğer olmasaydı da oturma odası iptal olacak ve kızlara ayrı ayrı oda olacaktı. Aslında eşime çok önceleri söylemiştim bu fikrimi. Biz salonda oturalım. Bize masrafı da olmaz. İrem'in önceki takımı da yeni. Deren onu kullanır. Okula başladığı zamanda sadece mobilyaya uygun bir çalışma masası yaptırırız demiştim. Çünkü onun yatağı da büyüktü. Normalde 14-15 yaşına kadar kullanabileceğini söylemişlerdi. Yatağın başlığı çıkmalı olduğu için, içine sadece boyuna göre yatak alınması gerekiyordu. İrem 7-8 yaşına kadar kullandı. Ama "eşim oturma odamızı ben çok seviyorum niye bozalım" dedi.

Neyse, Çalışma masasının üst raf kısmını da söktük. Bodruma indirdik. Cam önünde iki yatak arasında bayağı da bir kullanışlı bir çalışma masası oldu. En önemlisi artık duvarları görebildiğim için oda ferahladı. Boğucu, kasvetli havası yok oldu.Temizliği de kolay.
yalnız İrem'in yatağının ayak ucuna tuvalet masası geldi. Bu arada kapı iptal oldu. Kapıyı da akardion kapı yaptıracağız. Onun araştırmasına girdik. Bir iki yere baktık evimize yakın pratikerlerde. Ama içimize sinmedi. Daha fazla da vakit bulamadık. Önümüzdeki günlerde bakarız artık. Bu arada kitaplığımız da antreye kaydı. Odanın dışına çıktı.

Gardrop da Deren'in yatağının ayak ucuna denk geldi. Aradaki mesafeden kapıları da açılıyor Allah'tan. Yani kısacası ucu ucuna halloldu olay. Bizim durumumuzda olabilecek arkadaşlarım var ise fikir verir mi acaba diye anlatmak istedim.

Bu arada duvarlarına benim kızım genelde kendi yaptığı figürleri yapıştırır. Posterden daha çok kendi el emeği ile yaptıkları ile süslemeye meraklı annesi gibi, Canım Benim!..


1 Mayıs 2009 Cuma

Bizden Haberler!..

İyi akşamlar dilemek istiyorum öncelikle. Birkaç gündür minik kızım rahatsız onunla ilgileniyorum. İlk defa bu kadar ağır hastalandı ve inanılmaz huy değiştirdi. Bana daha bir düştü. Herşeyi inat yapıyor. Bayağı bir zorlandık. Kendisi iki gündür halsiz ve ateşler içinde yatıyor ve beni de yatağa resmen çiviledi. "Anne sen de yanıma yat "diye. İki gündür doğru dürüst birşey yediremedik. Ateşleniyor, ateşini ölçtürmek istemiyor. Üzerini değiştireceğiz ona mızmızlanıyor. İnanılmaz inatçı. İrem bizi bu kadar zorlamamıştı.Doktora da anlattım. O da "eeee! zamane çocukları" diyor. Böyle olunca da iyileşmesi için yapmak istediğimiz şeylere müsaade etmeyince açıkcası endişelenmeye başladım. Çarşamba akşamı gayet iyiydiler. O gün benim de hamaratlığım üzerimdeydi. Deren'im ablası ile CD izlerlerken bende mutfakta ertesi günün yemeklerini (tam üç çeşit) yaptım. Poğaça yaptım. Çocuklar da hallerinden memnundu. Ara boşluklarda onlarla da ilgilendim. Eşim pazar günü KPDS sınavına gireceği için akşamları kursta ve geç geliyor. Eşim geldikten sonra hazırlanıp Deren'i o yatırdı. Uyuttuktan sonra ateşlenmeye başlamış ve sabaha kadar da sürdü. Bütün gece ayaktaydık. Ateşle birlikte iki üç kez de kustu. Sabahta amirimi arayıp durumu bildirip doktora götürdük. O günden beri İki gündür pek nazlı minik kuzum benim. Bütün gün beni de yatağa bağladığı için bugün bütün gün evde akşama kadar pijama ile dolaştım. Öğleden sonra karşı komşumlar kahve içmeye geleceklerini söylemek için kapıyı çaldıklarında beni de o halde görünce "yatıyormuydun" dediler. Bende durumu anlatıp, daha sonra kabul edebileceğimi söyledim. Bazen uyuyamamaktan şikayet ederdim. Eşimde bugün "o uyumak isteyip de uyuyamadığın günlerin acısını çıkardın" diyor. "Deren benimle yatmak istedikçe tadını çıkar" diyor ama bütün günde yatılmıyor ki. Bir de yanına yatırıp, parmağımı gözüme batırıp "anne gözünü kapa" demesi yok mu. Neyse, günümüz iki gündür böyle geçiyor. Şimdi ise eşimi gönderdim yanına. Hiç uyuyacak halim yok doğrusu. İlaçlarını aldığı için şimdi biraz daha iyi. Biraz biraz yemeye de başladı ama nazlılık hali halen devam bebişimin. Şimdi biraz yapmam gereken işlerde var. Yazımı yayınladıktan sonra onları da halletmem lazım.Yarın malüm fırsat olmayabilir yine. Bende sizleri okumaya pazartesi günü işyerimde gelebilirim sanıyorum.
Bu arada çarşamba günü yaptığım enginar dolmasından bahsetmek istedim. Ben yemek türü pek yayınlamıyorum ama istisnai yemeklerden de bahsetmek istiyorum. Enginar da son derece lezzetli ve de sağlıklı bir sebze. Severek yiyoruz biz. Ben pek süslemeye vakit bulamadım ama zaten gece geç saatlerde pişirmişim. Şu görüntüyü almak için hususi bir tabak içine alıp resmini çekmişim. Üzerine de soğuduktan sonra koyacağım dereotunu (yani ertesi gün ) görev tam olsun diye birkaç dal aceleden alıp yıkayıp hemen üzerine yalan yanlış serpiştirmişim. Benim işlerim pratik ve en kolayından olmalı. İnanın resmen zamanla yarışıyorum. Bazen ben bile bu halime şaşırıyorum. Aslında yemek bloğluğu bana göre değilmiş ama yine de dediğim gibi bazı şeyleri de paylaşmak istiyorum. Bu arada mutlaka akşam yemek yapmak zorundayım. Çünkü İrem'i öğlen okuldan bakıcı teyzemiz alıyor, eve getiriyor ve yemeğini yediriyor. Yani evimde yemeklerim hazır olmak zorunda.
Yapılışına Gelince:
Enginarlar temizlendikten sonra limonlu suda bekletilir. Bu arada kuru soğan, bezelye, havuç, patetesten oluşan bir garnitür hazırlanır. Küçük küpçükler halinde. Enginarlar tencereye dizilir. Üzerine garnitürler konur. Bir su bardağına yakın zeytinyağı, bol limonlu severseniz bir limonun suyu, yoksa yarım limon suyu ve bir su bardağı su tencerenin içine konur ve tencerenin üzerine yağlı kağıt kapatılır. Kaynayana kadar harlı ateşte, kaynadıktan sonra kısık ateşte pişirilir ve soğuk olarak servis yapılır. Servisden önce üzerine dereotu da serpiştirilir. Afiyet olsun!..Herkese Sağlık diliyorum!...İyi hafta sonları!..

28 Nisan 2009 Salı

Atamızı Anlamak ve Onu Yaşatmak Lazım...

Atamızın bu resmini de ben çok severim.Bu vatan, bu millet için gecesini gündüzüne katmış, hayatını adamış insan Ulu Önderimiz.

Atatürk,Türk'ün evladı,Türk.
Önder,asker,vatan kurtarıcı,yiğit,kahraman,Milletini canından çok seven insan. Akılcı, imanlı ve sağlam inançlı,uzağı ve geleceği gören devlet adamı,kurtarıcı öncü, dahi...fedakar, azimli, kararlı...mücadeleci...yılmayan ve yorulmayan kişi, geçmişe sahip çıkarak iyi bilerek geleceğe emin adımlarla yürüyen...dürüst,samimi,Milletine güvenen, Türk Milletinin güvenine layık olan ve bu güveni milletinin menfaatlerini koruyarak kendi başarılarını milletine mal eden, milletten kuvvet alıp millet için yoluna devam eden "Milleti yok olmaktan ve devletsiz kalmaktan kurtaran-var eden-" yok olmaya ve yok etmek isteyenlerle hesaplaşan, nerede, neyi, nasıl yapacağını en iyi hesap ederek başaran...her insan gibi fani,ama Türk Milletinin kalbinde sonsuzluğa kadar yaşayacak, bütün şehit ve gazilerin sembolü, Türk Milletinin birliği ile vatanın bütünlüğü...Desek okyanusta damlayı,bile anlatmış olamayız..."O" tarihin, başka bir eşi yok dediği; yüce mi yüce, yiğit bir Türk insanı"..."O" nu anlatmak zordur. Kitaplar yazsak, kütüphaneler dolusu, eserini yine izaha yetmez..."O" yaşayan Türk, Türkiye Devlet' tir.
Atatürk'ü anlamak anlatmaktan daha kolaydır.
"O" şehitlerin,gazilerin içinden birisi. "O" şehitlerin gazilerin şahsında topladığından, onların hepsi.
Allah'ın rahmeti onlarla beraber, Onlar Allah'ın en sevdiği kulları-en yakınları,
"Onlar" şehit, onlar Allah katında,
"Onlar" Türk Milleti, istiklal savaşını,emperyalist düşmana karşı vermiş, namus ve şerefini, bayrağını, vatanını, dinini,dilini, tarihini,kültürünü....var iken yok edilmesini, önlemiş ve bunu başarmış
"Onlar Türk Milleti".
"Onlar" Türk tarihi,
"Onlar" yok edilmekten kurtardıkları...şeref ve haysiyeti,dil,din inanç ve imanlı mücadelecileri,
"Onlar" Türk'ün dünü, bugünü, yarını,
"Onlar" dün Nemrut'un ateşe attığı, Türk Azer'in oğlu Hazreti İbrahim Soyunun, kandaş, soydaş ve aynı kaderi paylaşan; Türk'ün ateşle imtihanını "Türk'ü öldürmek değil-diri diri mezara gömmek" isteyen emperyalistlerin cehennem ateşini, gözyaşı, acı, çile ve kan ve canlarıyla söndüren, Allah'ın güzel ve sevgili kulları,
"Onlar" Urfa'da ateşin alevinin su, kösevinin balık olduğu göller.
"Onlar" çocukların, kızların,ihtiyarların zulüm işkencelere karşı, Allah'a el uzatan, yalvaran...masum Türk'ün acı feryat sesi, solunan nefesi...yarım kalmış muratları...her hevesini duyan, imdada koşan-yüce Allah'ın izin ve verdiği yetenek ve kuvvetle acıları dindiren. Ahı yerde bırakmayan, yüreği temiz, Türk'ün yüz akı, vatan alp-erenleri, Türk'ün karanlıkları aydınlatan ışığı, "Türk'ün sevdalısı-sevgisi-aşığı".
"Onlar" Anadolu...
"Onlar" anaların yüreğinde dop dolu,
"Onlar" güneşin doğuşunda, yıldızların parıldayışında,çiçeklerin renginde-nefesinde,kuşların ötüşünde, yaprağın yeşilinde, kıpırdayışında, bebeğin gülüşünde,ırmakların akışında...kuzuların meleyişinde..."onlar var"
"Onlar" mutluluğum, huzurum, istiklalim...Onlara nasip oldu, vatana ve millete candan hizmet...Türk'e has bir güzel, asil, şerefli, bir haslet...Var mı bundan daha üstün-yüce fazilet...
"Onlar" ecdadına layık oldu, gelecek nesillere örnek...dediler ki" korkakların hakkı değildir ölmek, ödleke yakışan,esaret sülüklük ve sürünmek...
"Onlar" gül bahçesine girer gibi, Anadolu toprağına vatan dediler, yedi bin yıldır, ölüme gülerek...
"Onlar" Türk Milletine can verdiler ,bilerek...

Bugünlerde Sayın Aydın MUTLU'nun kitabı "Türkiye'nin Evvelisi Gün, Dün, Bugün, Yarın Meseleleri" adlı kitabını okuyorum. Gerçekten gözümüzün açılmasını ve gerçekleri bize hatırlatması bakımından oldukça faydalı bir kitap olduğunu düşünüyorum. Herşey güllük gülüstanlık değil. Dün neydik, ne oluyoruz. Nerelere gidiyoruz bunu bilmek zorundayız. Kitabı okurken Ulu Önder Atamız ile ilgili bu yazısını da paylaşmak istedim. Zaten Atamızla ilgili bir yazı da yazacaktım.Yazarımız çok daha güzel tanımlamış. Çünkü yazarımızın dediği gibi onu anlatmaya kelimeler yetmiyor, anlamak ve yaşatmak lazım...

Yeni Bir Çalışma Daha...:))

Yine hafta sonu gece boş durmadım ve bu kutuyu yaptım. Buradaki yazımda önceki hafta sonunda kardeşimlerin bizde olduğundan bahsetmiştim. O hafta bu kutuyu yaparken kardeşimin eşinin de hoşuna gitti. Ona sana da yapayım dediğimde de çok sevindi. "Çok iyi olur, çok sevinirim abla." "Bende takılarımı koyarım" dedi. Bende MDF kutuyu geçen hafta aldım ve bu hafta sonunda da bitirdim ama henüz kendi görmedi. Her ikimizde çalıştığımız için henüz görüşmeye fırsat olmadı.İlk fırsatta kendisine teslim edeceğim. Umarım beğenir. Çünkü hepsinde de ayrı işlemler deniyorum. Bu kutunun yüzeyi de bambaşka oldu ama biz çok beğendik.Üzerindeki motifleri yine rölyef pasta ile yaptım. Bu arada hemen hemen aynı renk tonlarında çalıştığımıda farkediyorsunuzdur herhalde. Ancak bu yazımda da belirttiğim gibi elimdeki malzemeleri değerlendirmek adına yeni boyalar da almıyorum. Bu boyalarla çalışmalarımı gerçekleştiriyorum. Bu resim çok net görünmüyor.Halbuki daha net çektiklerim vardı ama onları işyerimdeki bilgisayarıma yüklememişim galiba.Umarım görüntüsü sizlere bir fikir veriyordur.Yoksa yeniden resim mi yüklesem...Ne dersiniz?

26 Nisan 2009 Pazar

Kurt Seyt & Murka...Hayatın İçinden...

Hikayeyi mümkün olduğunca kısa tutmaya çalışacağım. Ama anlatamadıklarım arasında da o kadar çok acılar ve duygu yoğunluğu var ki. Romandaki hayat sizi gerçekten içine çekiyor. Sanki o insanlarla o hayatı sizde yaşıyorsunuz. Kurt Seyt' e çok acıdım. İçim burkularak ve yine tabii ağlayarak okudum bu kitabı da. Bazen bu ağlamalarım metroda okumalarıma denk geldi. Gözlüğümün altından mendille gözyaşlarımı sildim etrafıma sezdirmemeye çalışarak. Umarım kimse farketmemiştir. Çünkü okurken kendimi öyle kaptırıyordum ki, çevreyi görecek halim yoktu. Buna rağmen elimden de bırakamadım. Her fırsatda okumak istedim.

Kurt Seyt'in hayatı acılarla, özlemlerle, kırgınlıklarla, mücadelelerle dolu. Hep kendi hayatından vermiş. Benim gönlüm isterdi ki; keşke Kurt Seyt ve Shura birlikte bir ömür paylaşsalarmış. Çünkü zaten vatanlarından, tüm sevdiklerinden uzakta olmanın verdiği acı ve elemle aynı duygu yoğunluğunu yaşıyorlardı. Birbirlerinin acılarını, özlemlerini, hüzünlerini aşkları ile bütünleştirip birbirlerinin yaralarına merhem oluyorlar, teselli buluyorlardı. Üstelik hayata bakış açılarının da aynı olması birbirlerini daha iyi anlamalarına en büyük etkendi.

Shura'dan sonra Seyt'in acılarına, hüzünlerine sürekli yenileri eklendi. Sonu da trajedik bitti maalesef. Kurt seyt'in duygularını, içindeki fırtınaları hiçbir zaman anlayamamış ve de paylaşamamış bir insan olan Murka onun bu acı sonunun sebebi diye düşünüyorum. Bu konu da Murka'yı suçlamıyorum tabii ki. Kader işte. Murka Seyt'in ruhunda kopan fırtınaları hiçbir zaman anlamadı, anlayamazdı. Ama anlayış gösterebilirdi. Kurt Seyt'i acılarıyla, hüzünleriyle, özlemleriyle, yaşam tarzıyla kabul etmeli ve ona mutlu olduğu şekilde ayak uydurmalı idi. Hep çıkmaza sokmamalıydı...

Yalnız Murka'da Kurt Seyt'i çok sevmiş. Ben kitabı okuduğumda dışarıdan bunu görebiliyorum ve eleştirebiliyorum ama olayların içinde olunduğunda tablonun bu acı yüzünü göremeyebiliyor insan. Eminim Murka'da bunu öncesinden görebilmiş olsaydı, sevdiği insanın daha iyi bir hayat sürmesi, mutlu olması için elinden geleni yapardı.

Kitabın Özetine kısaca değineyim:

1924 Baharında Kurt Seyt Shura’ dan ayrıldıktan sonra Murka’sı (Mürivet) ile yeni bir hayata başlar. İstanbul’da Beyoğlu’nda Kırım Lokantası açar. Karısı Kurt Seyt’in bu Beyoğlu’ndaki canlı, cıvıl cıvıl hayatına ayak uyduramamaktadır. Sürekli itirazları olur. Bu arada Murka hamile kalır ve doğum zamanına yakın annesini yanına almak ister. Bunun üzerine Murka’nın annesi Emine onların evine taşınır. Kurt Seyt ise zaten baştan beri Mürivet'in ailesi ile anlaşmazlık içinde olduklarından evde çatışmalar başlar. Mürivetin annesi damadını hiçbir zaman anlayamamaktadır. Bu çatışmaların ardından Kurt Seyt evden bir süreliğine ayrılır. Bu arada aileye Leman isminde bir kız çocuğu katılır. Seyt'i bulup evine getirirler. Zaten bu bebek Kurt Seyt'in de hazırlıksız olduğu ve beklemediği bir gelişmedir. Doğum ile birlikte evde kendini terk edilmiş hisseden Kurt Seyt bir süre yine evden uzaklaşır. Mürivet bazen kendisi bazen Kurt Seyt’in akrabaları yardımı ile kocasını bulur, evine getirttirir. Mürivet’in annesi de evdeki huzursuzluktan dolayı kızlarını da yanına alarak başka eve taşınır. Bu arada da ilkbahar biter yaz başlar. Beyoğlu’undaki lokantası canlılığını yitirmektedir. Bu sırada müşterilerinden biri olan Rum Yorgo’nun teklifi ile beraber Caddebostan’ da bir deniz gazinosu açar. İşler iyi gitmektedir. Mürivet(Murka) kocası ile beraber hiçbir zaman o eğlenceli hayata ayak uyduramamıştır ve eşini de bu hayattan uzaklaştırmak istemekte ve bu konu da baskılar yapmaktadır. Yaz sonuna kadar deniz gazinosu hareketliliğini korumaktadır. Yaz sona erer. Caddebostan’dan ayrılma vakti gelmiştir. Deniz gazinosuna getirmiş olduğu tüm eşyalar kendi Beyoğlu gazinosuna aittir. Ortağı ile anlaşmalarına göre sadece arsa ortağı yorgoya, tüm eşyalar, işletmesi Kurt Seyt ‘e aittir. Kazanç ortaktır sadece anlaşmaya göre. Ancak ayrılırken eşyalarını geri götürmesi üzerine ortağı sıkıntı yaratır ve eşyalarını vermek istemez. Ayrılırken ortağı ile düştüğü bu anlaşmazlık üzerine Seyt iyice hiddetlenir ve Yorgoyu da iyice hırpaladıktan sonra eşyalarını bırakır ve kazandığı onca parayı da yorgonun suratına serperek beş kuruş almadan oradan ayrılır. Bu şekilde varını yoğunu kaybeder. Bu olay üerine başka işler arar. Yaptığı kısa süreli işlerle tekrar küçük bir lokanta açar. Bu arada Kurt Seyt’in Amerika’ya gitme hayalleri vardır. Buradan biriktireceği parayla Leginatsa düşlerini gerçekleştirmeye çalışır. (Leginatsa, Rusya’dan Türkiye’ye göçen insanları Avrupa ve Amerika’ya göçünü sağlayan bir dernektir. Biriktirdiği paralarla Leginatsa’ya başvurur ve konuyu Mürivet’e açar. Ama Mürvet buna kesinlikte kabul etmez. Bunun üzerine Seyt’in bu hayalleride suya düşer Hatta Leginatsa’da onlara sıra gelmiştir, ama gitmezler. Bu başvuru içinde varını yoğunu harcamıştır. Lokantayı devreder. Aynalı Çeşme’deki evlerinde Mürivet’in annesinin yakınındaki bir eve taşınırlar. Kurt Seyt işsiz kaldığından hazır paralarını yemektedirler. Mürivet bu arada tekrar hamiledir. Ama Kurt Seyt’e bunu söyleyememiştir. Mürivet kocasının hayallerini yıkmış hem de hamileliğini gizlemiştir. Bir gün kocasına hamileliğini söylemeye karar verir ve söyler. Buna karşılık Kurt Seyt çok büyük bir tepki gösterir. Çünkü herkesin haberi vardır, ama kendisinin haberi yoktur. Kendisini aldatılmış hissetmektedir. Karısından hemen bu çocuğu aldırmasını ister. Mürivet doktora gider. Bunun olamayacağını öğrenir ve kocasına söyler. Kurt Seyt bunun üzerine, bir şeyler yapması gerektiğine karar verir. Gaz satmaya başlar. Bu sırada ikinci çocukları Şükran dünyaya gelir. Ama artık ekonomik sorunlar iyice büyümüştür. Bir gün Beyoğlu’nda arkadaşlarından birisi ile karşılaşır. Onun teklifi ile ailesine haber vermeden Veli Efendi’de çalışmaya gider. Mürivet kocasının bu gidişi üzerine perişan olur, ancak hiçbir ipucu bulamaz. Bir gün Aziz isminde birisi kocasından haber getirir. Böylelikle kocasının yerini öğrenmiş olur. Aralıklarla bu kişiden kocası ile ilgili bilgiler gelir. Bir gün Kurt Seyt Mürivet’i yanına çağırır. Mürivet hemen ertesi gün yanına çocukları ve annesini de alarak Veli Efendiye kocasının yanına gider ve beraberce geriye dönerler. Akrabası Yahya’nın yardımı ve biriktirdiği paralarla küçük bir lokanta daha açar. Kurt Seyt, Vapur İşletmelerinin sahipleri Mehmet ve Osman Beylerle yaz için Altınkum’da bir plaj-restoran kurma kararı alırlar. Yazın başlaması ile beraber bu gazinoyu hemen açarlar. Mürivet Zaman zaman çocukları ile gelir. Bu eğlence anlayışına alışmaya başlamıştır ne de olsa. Mürivet, Seyt'in Aluşta’daki ailesine bir gün mektup yazmak ister. Seyt'ten adresi alıp mektubu yazar ve gönderir. Mektuba bir süre sonra cevap gelir. Gelen cevap çok sade ve anlamsızdır. Mürvet sevinmekle birlikte buna anlam veremez. Baba Eminof'un Seyt'in adını anmaması daha da düşündürmüştür. Ancak yine de bu sevincini Seyt'le paylaşır ve düşüncelerini de Seyt'e açar. Seyt' te gelen giden mektupların incelendiği için detaylı yazılmadığını söyler ve kendisinin de bu konuda dikkatli davranmasını ister. Bu böyle birkaç defa tekrar eder. Sovyet yönetimindeki baba Eminof çok mutludur. Ancak bu haberleşme bir süre sonra Eminof ailesine zarar vermeye başlar. Hatta sonunda Kurt Seyt’in kardeşi ve eşinin öldürülmesine neden olur. Aluşta’da bunlar olup bitince mektuplarda kesilir. Kurt Seyt, kış için Pera’da yeni bir lokanta açar ve buradan da iyi para kazanmaya başlar. Buranın yakınlarında bir eve taşınırlar. Çocukları iyi bir hayat sürmektedir. Yazın başlangıcı ile beraber bir arkadaşı ile beraber Tarabya’da Maksim gazinosu açarlar. Bu gazino kısa bir süre sonra belli başlı bir eğlence yeri olur. Varlık artmaya ama huzur azalmaya başlamıştır. Mürivet kocasının çok içtiğini bahane ederek devamlı sorun çıkarmaktadır. İçki ise, Kurt Seyt’i rahatlatan, geçmişe hem yaklaştıran, hem de uzaklaştıran yegane bir araçtır. Bu çatışmaların sonunda Kurt Seyt bütün işi devreder. O şaşalı yerden taşınırlar. Eşinin yanında bulunacağı ve çalışmayacağı kararını alır Kurt Seyt. Yine hazır para yeme zamanları gelmiştir. Zamanla eldeki avuçtaki eriyip gitmiştir. Bunun üzerine Kurt Seyt çalışması gerektiğini görmektedir. Hayatları böyle inişli çıkışlı, acılı, sıkıntılı geçmektedir. Bu her yaşanan olay Seyt'in hayatında derin yaralar açmakla birlikte yine de ailesine bağlılığı ve eşine olan sevgisi için çok mücadele vermektedir. Bu zorlu hayatlarında Mürvet'te işe girmiş eve katkıda bulunmaya başlamıştır. Bu sırada Mürvet iş kazası geçirir ve küçük parmağını kaybeder. Bu Seyt'i daha da kahreder. Kurt Seyt son şansını Ankara'da denemiştir. Orada da bir süre lokanta işletmeye başlamış ve burada bulunduğu süre içinde eşine nerede olduğunu bildirmemiştir. Kendini toparladıktan sonra Mürvet'e mektup yazar derhal Ankara'ya gelmesini ister. Mürvet işini bırakıp çocukları ile Ankara'ya gelir. Kurt Seyt Ankara'da lokanta işinden sonra da halı ticaretine başlar. Kayseriden halı alıp Ankara'da satmaktadır. İşte böyle bir zamanda Kurt Seyt yine Kayseri’ye gitmiş malzemelerini almış Ankara’ya dönüyordu. Tren yoluna düşen bir çığ ile iki gün yolda kaldılar. Kompartmanındaki genç ve çocuklu bir kadının perişan durumuna dayanamayarak kadına kendi paltosunu vermişti. Bu olay onun hayatında olabilecek en zor durumlara düşmesine neden olmuştu. O iyilik yapmıştı, ama kendisine yapabileceği en büyük kötülüğü de yapmıştı. Bunun üzerine zatüree oldu. Bu hastalık onun hayatında bir daha düzen kurulamamasına ve sağlığını kaybetmesine neden olmuştu. Bir daha iyileşemedi, İstanbul’a döndüler. Yine iyileşemedi. Hastalıktan, eşinin geliri ile geçinmek, işe yaramamak ve de tedavi masrafları yaşama arzularını öldürdü. Hayata bağlılığını koparttı. 25 Ekim 1945 ‘de bu hayata daha fazla devam edemeyeceğine karar verdi ve intihar etti.

Hikayeyi mümkün olduğunca kısa tutmaya çalıştım ancak o kadar çok yaşanmışlıklar var ki, daha nasıl kısaltabilirdim bilemiyorum. Okunmasını tavsiye edebileceğim mükemmel bir kitap.

23 Nisan 2009 Perşembe

Çocuklarımızın ve Egemenliğimizin Bayramı!..

Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve çocuk Bayramı. Sevgili Atamızın Türk çocuklarına armağanı. Ben başta kendi kızım olmak üzere tüm çocukların bu bayramını kutluyorum.Ulu Önder Atamızı da saygıyla ve rahmetle bir kez daha anıyorum. Bu 23 Nisan da diğerleri gibi coşku içinde kutlandı. Bu bayramımızın en önemli özelliği Türk çocukları ile dünya çocuklarını aynı amaç için buluşturması ve kaynaştırması...Dünyaya barış ve sevgi mesajları verilmesi. Çocuklar aracılığıyla tüm dünyaya duyurulmasını Sevgili Atamız ne güzel düşünmüş. Çünkü çocuklar saf, temiz kalpli, geleceğe umut veren ışıklar. Tabii ki barış, kardeşlik, sevgi mesajını onlardan daha iyi kimse veremez...23 Nisan Kutlu Olsun!..Tüm çocuklar mutlu olsun...

Resimde kızıma ait. Resimde tüm dünya çocukları ile barış ve kardeşlik duygusunun yaşandığı mesajını vermiş. ...

21 Nisan 2009 Salı

Masa Üstüm Karışık...

Yine bir mimle karşı karşıyayım. Bu sefer sevgili arkadaşımız Aysed beni masa üstü görüntümde ne olduğu konusunda mimlemiş. Bu mim kolay olmakla birlikte benim için gerçekten öyle zor ki. Çünkü her an değişiyor masa üstüm. İşyerimdeki masa üstümde genellikle ailemin resimleri vardır. Çünkü sabahtan akşama kadar ancak böyle hasret giderebiliyorum. Bazende doğa resimleri oluyor. Doğaya aşık biri olarak ve de işyerimin bulunduğu yerin bu güzelliğe sahip olmasından dolayı bol bol resimler çekip masa üstüme de atıyorum.Evdeki bilgisayarımızda ise genelde tercihleri benim İrem Kızım belirliyor.Ya sevdiği hayran olduğu kişilerin resimlerini, ya da kardeşi ile kendi resmini, ya da bazen çizdiği resimlerden koymakla birlikte evdeki bilgisayarımızda da sabit değildir masa üstümüz.

20 Nisan 2009 Pazartesi

Bir Kitap Kurdu da Benden...:))

Geçen hafta sonumuzda dolu dolu geçmişti. Küçük kardeşimler bize gelmişti. Bu arada biz üç kardeşiz. İki erkek kardeşim var.Ben en büyükleriyim.Küçük kardeşim üç yıl önce evlendi. Küçük kızım onların düğününden tam bir ay sonra dünyaya geldi. Onların henüz çocukları yok.Diğer kardeşimin de iki çocuğu var. Bir kız, bir erkek. Didem'le İrem'de aynı yaşta olduklarından zaman zaman birlikte vakit geçirirler. Geçen hafta eşim İrem'le Didem'i tiyatroya götürdü kahvaltıdan sonra. Bende evde temizlik yaptım kardeşim ufaklıkla ilgilenirken.Kardeşimin eşi Meral'de sağolsun bana yardımcı oldu. Akşam üzeri de bizim çok sevdiğimiz çocukların da bizimde çok keyif aldığımız bir parkımız var. Yemekten sonra oraya gittik çay içmeye.
Eee! tabii ben parkta bile boş durmadım. Bir taraftan çaylarımızı içerken bir taraftan da kitap kurdu ördüm ve gülmeyin lütfen!.. Araba da (ön koltukta tabii) eve gidene kadar örmeye devam ettim. Kendime bende kızıyorum. Niye böyleyim diye. Rahat olmak, hiçbirşey yapmamak istiyorum ama yine boş duramıyorum ya! Bu ne çelişki. İnanın bende kendimi anlayamıyorum. Ama gerçi Meral için örüyordum onu. O da çok beğendi. Çocuklarla eşimler ilgilendiler, çay servisini Meral yaptı. Bana da örgü örmek kaldı.
Sevgili Betül Hanım'ın bloğunda gördüğüm kitap Kurdunu kitap sever olarak çok beğenmiştim ve bundan bende yapmalıyım dedim. Mutlaka okuduğum kitaplarda bulunsun istedim.Üç tane ördüm ama görenlerin beğenisi üzerine hediye olarak verdim.Bir tane de mavi örmüştüm. Onun resmini çekmeyi unutmuşum.Didem çok beğendi.Onu da yeğenim Didem'e verdim. Yeşil olanı da Meral'e verdim. Kırmızıyı da İrem'in öğretmenine hediye gitti ama mutlaka kendime de örmeliyim.Bunları geçen hafta sonu yapmıştım aslında. Ama bugün yayınlayabiliyorum.
Bu arada yeşil tam bir kitap kurdu oldu ama.
Bu arada bloğuma çok vakit bulamıyorum ama üç tane de kitap okudum.O kitaplardan da bahsetmek istiyorum. Şu an elimde Kurt Seyt ve Murka var. Sona yaklaştım.
Mim konuları var.
Bu hafta sonumdan hiç bahsetmeye fırsatım olmadı.
Kısacası anlatacak o kadar çok şey var ki. Ben güncelleyemediğim için geriden geliyorum maalesef. Neyse, güzel bir hafta sonu diliyorum hepinize. Sevgiyle ve sağlıkla kalınız.

16 Nisan 2009 Perşembe

Bir Kutucuk Daha...

Daha önce burada da bahsetmiş olduğum gibi elimdeki malzemeleri değerlendirmek adına bu kutuyu yaptım hafta sonu. Ama bu işi yapan arkadaşlarımın da bildiği gibi tüketmeye çalıştıkça ek ilaveler çıkıyor maalesef. Mesela ben bu MDF kutuyu ve üzerindeki polyester çiçek buketini de aldım bu sefer. Maalesef malzemeler sıfırlanmıyor. Ama olsun böylece de ortaya hoş şeyler çıkıyor. Beni takip eden arkadaşlarımın bazılarının bu kadar yoğunluğunun arasında nasıl becerebiliyorsun bunları diye şaşırdığını da biliyorum. Ya atom karınca diyelim isterseniz ama inanın bir dakika bile boş oturmuyorum. Aslında bu kadar aktif olmak iyimidir? Yoksa kendimi çok mu hırpalıyorum bilmiyorum. Ben birşeyler yapmaya karar vermişsem, onu yapmadan asla uyuyamam. Uykusuz kaldığım zamanlar da çok oluyor böyle durumlarda. Bu kutuyu da hafta sonu balkonda küçük masanın üzerine yerleştirdim. Gittim geldim. Her birinde gerekli işlemi neyse onları yaptım. Boyadım. Daha sonra boya kuruyana kadar içeride diğer işime yöneldim. Geldim rölyef pastasını sürdüm. Üzerine bir poşet yerleştirdim ve o poşetin doku oluşturması için bastırdıktan sonra yavaşça poşeti kaldırdım ve bu oluşan dokunun kurumasını bekledim. O da kuruduktan sonra tekrar boyasını sürdüm, o da kurudu. Daha sonra parmak boyasını sürdüm. Bu arada ince fırça ile çiçek buketini boyadım. Her ikisini de vernikledikten sonra tekrar kurumalarını bekledim. Bekleme sürelerinde de diğer işlerle ilgilendim. Ben bütün bunları yaparken kardeşimlerde bizde idi. Kardeşimin eşinin de çok hoşuna gitti.Şimdi ona da yapacağım.Bu yüzden bir kutu daha aldım ve ilk fırsatta ona da yapacağım. Eeee! tabii evde birde bana destek olan yardımcılarımda olunca hiç de zor olmuyor görüldüğü üzere.

15 Nisan 2009 Çarşamba

Halkla İlişkiler Sabır İster...:))

Arkadaşımdan gelen mail. Okuyunca beni eski bankacılık günlerime götürdü. İnanın, aşağıdaki olayların benzerlerini (ben ve şubemizdeki diğer arkadaşlarımda) o kadar çok yaşadık ki. Şimdi komik geliyor ama gerçekten yaşarken bayağı bir sıkıntı yaşadığımız durumlardı. Müşterilerin zorluk çıkarması, anlamamakta ısrar etmeleri. Bu sefer arka sıradaki müşterinde olaya girmek istemesi."kardeşim memuru neden meşgul ediyorsun, burada işimiz gücümüz var" diye ya ters bir laf ederlerdi, ya da müşteriler arasında münakaşa çıkardı. Tabii bunun yanında insanları yatıştırmak da yine bize düşerdi.
Neyse şimdi gülelim.
Daha sonra bende buna benzer anılarımdan ve bankacılık günlerimden bahsetmeye çalışacağım ilk fırsatta.

Müşteri-para çekecektim.
memur- hangi hesaptan
Müşteri- benimkinden.
Memur- tamam beyefendi de sizin hesap numaranız kaç?
Müşteri - bilmiyorum.
Memur- isim neydi?
Müşteri- benim gendimin mi?
memur- YOK E... (demiyo tabii..)
********
Memur - günaydın. sizin işlem neydi?
(bir arkada bekleyen bayan ) :
-sohbet etmeyi bırak da işini yapsana kardeşim. !
********
MÜŞTERİ : Ben aycell faturasını bankadan yatırdım.Ama hattım borcundan dolayı kapandı.
Memur- Nasıl olur? Biz aycell tahsilatı yapmıyoruz ki?
Müşteri- Ben oyak'dan yatırdım zaten.
Memur- ?
Müşteri - Ona bi baksak. Olmuyo mu? Oyak çok kalabalık da...
Memur- Olur mu kardeşim. Ben nasıl görürüm oyağın hesaplarını?
Müşteri- Şundan baksan? (bilgisayarı gösteriyor.) Hani onlar da oradan bakıyo da. Olmuyo mu öyle?
memur- Oluyo canım. Hatta elim değmişken tapu da, muhtar falan da işin varsa onu da aradan çıkaralım.
************
Bankacı- Doğum tarihiniz?
Müşteri- 57
B -Tam tarih alıyım?
M- 1957
***********
(Kredi kartları için call center, genelde anne kızlık soyismini ve mezun olunan ilk okulu güvenlik şifresi olarak kullanıyor)
B- Mezun olduğunuz ilk okul?
M - Ben lise mezunuyum.
B- Tamam da bana ilkokul adı lazım.
M- İyi de ben liseyi bitirdim!
B- ?
********
B - Anne kızlık soyismi?
M- Bilmiyorum.
B- (pratiğiz ya!) Dayınız soyismi ne?
M- Ya bi kart vereceniz taa dayımı karıştırıyonuz. İstemem kart mart. (hışımla şubeyi terk eder.)
********
B- Meraba ben Serkan nasil yardimci olabilirim?
M- Benim telefonda bi problem var bankomatta islem yapamadim
B- Peki ilk önce telefonunuzun ''menü' tusuna sonra da ''5''tusuna basin...
M- Evet... Tamam...
B- Ekranda ne var simdi?
M- Show tv...
B- ???
********
B- Iyi günler kredi karti basvurunuz için aramistim sizi...
M - Tabi buyrun..
B- Mesleginiz nedir acaba?
M- Hayat kadini...
B- Özel sektör yaziyorum ben...
M- O da olur!...Kamu yazsanız.....
********
Kadin : Merhaba ben kredi kartinizla köpek almistim...
yetkili: Evet efendim?...
Kadin : Bu köpegin kulaklari duymuyor. Acaba sigorta kapsamina giriyor mu?
Yetkili: Ben bi üstüme danisiyim !!!?!!...
********
B- Iyi günler, hosgeldiniz, nasil yardimci olabilirim?
M- Para çekemiyorum ben...
B- Sifrenizi yanlış giriyormuş sunuz Ahmet Bey!...
M- Sifre mi? Benim sifrem hep aynidir, Istanbul'un kurtulusu...
B- Lütfen, bana sifreyi söylemeyin efendim.
M- Hah, tamam hatirladim, 1956!!!
B - Efendim o Istanbul'un kurtulusu degil ama...
M- Yaaaa!... Kaçti Istanbul'un kurtulusu?
B- Efendim ben malesef söyleyemem bunu size.
M- Niye sen de mi bilmiyosun?...
B- Biliyorum, ama güvenlik açisindan benim sifreyi bilmemem gerekiyor.
M- Ben sana sifreyi sormuyorum ki!... Istanbul'un kurtulusunu soruyorum.
B- Evet, ama... ???!!!
********
Buyrun Bankacilik Destek- Alo ben Konya,
M-Ya benim bu printer çalismiyor!...
B- Windows tamı çalısıyor?
M- Evet
B- Bilgisayar printeri görüyor mu Konya?
M- Evet, karşı karşıyalar!...
********
B-Güvenliginiz için bir kaç soru sormam gerekiyor.
M-Dogum yeriniz?
B- Erzurum...
M- Dogum tarihiniz?
B- 23 Ocak 1957
M- Annenizin evlenmeden önceki soyadi?
B- Anamı karıştırma lan bu işe!
M- ?????!!!!!
********
Trabzolu vatandaş telefonla bankayı arar:
M- Şu an bankanızın ATM'sinden maaşımı çekemiyorum.
B- Üzgünüz efendim geçici bir hatadan ötürü şu an tüm sistemlerimiz off'tadir. (Bir saat kadar sonra müşteri yine arar)
M- Ben şu an Of'tayım ve hâlâ paramı çekemiyorum...

13 Nisan 2009 Pazartesi

Erkek Ya da Kadın Olmak...

Yine enterasan bir mim konusunda sevgili arkadaşım Smilena beni mimlemiş. "Konusu da erkek olsan yapacağın ve yapmayacağın beş şey nedir?" diye.

Doğrusu bende kendimi erkek olarak düşünemiyorum. Geçmiş yıllarda bazı insanlarla aynı ortamlarda bulunduğumda konuşurlarken "eğer şanslı olsaydım, anamdan erkek olarak doğardım" gibi sözlerine şahit olurdum. Doğrusu bir anlam da veremezdim bu söze. Şans erkek olmakta mı? Bana göre erkek-kadın farketmez. İnsanız sonuçta. İnsan gibi yaşamayı bilmeliyiz. İnsani olarak üzerimize düşen görevleri sorumlulukları yerine getirmeliyiz. Gerek kendimize, gerek ailemize ve çevremize, gerekse tüm insanlığa. Erkek de kadında kendi üzerine düşeni yapmalı, sorumluluklarını yerine getirmeli ve hayatını da en güzel şekilde yaşamalı imkanları el verdiği kadarıyla. Şimdi gelelim konuya:

Erkek olsam yapacağım beş şey:
Centilmen olmak,
Sorumluluk sahibi olmak,
Kültürlü,kibar olmak,
Bakımlı olmak,
Sevgi dolu ve samimi, içten olmak.

Erkek olsam yapmayacağım beş şey:
Kaba-saba olmak,
Vaktini boşa harcamak,
Kötü alışkanlıklara sahip olmak (içki, kumar, sigara vs.)
Sorumsuz olmak,
Ahlaksız olmak.

Sonuçta bana göre kadın-erkek eşittir. Bu yazdıklarım kadınlar içinde geçerlidir. Bende bu mimi Muhabbet Çiçeğime göndereyim.Sevgilerimle... Ben de Güzel bir hafta diliyorum.

8 Nisan 2009 Çarşamba

Amigurumi Kalemliğimiz...

Daha önce bahsettiğim gibi amigurumi de uzman olan arkadaşlarımdan özenerek bende imkanlarım ve fırsatım el verdiğince birşeyler yapmak istemiştim. Benim ki, tamamen hayranlık ve de kendimi sınamaktı. Acaba bunu da becerebilir miyim? diye. Yoksa arkadaşlarımın el becerisine yetişmem mümkün değil. Ama gelin görün ki, yapmak istediğim bir hayvancık, artık ne olma yolundaydı onu da hatırlamıyorum. Eşekcik mi? Ayıcık mı? ya da başka birşey mi? Ama ola ola kızıma kalemlik oluverdi. Tamamen hesapta olmayan birşeydi. Gerçi kızım ne zamandır "anne bana kalemlik ör" diyordu ama ben cesaret edemiyordum. Neyse canım, böylece kızımın gönlü de olmuş oldu. Amigurumi oyuncağımın şekil değiştirmesinin nedeni ise meğerse örme işlemlerinde artırmalar, eksiltmeler oluyormuş. Ben onu düşünemediğim için düz bir örgü çıktı ortaya. Hadi öyle olmuşken, "diğer eşini de örüp, kalemliğe çevireyim" dedim. Tam fonksiyonel bir kalemlik oldu. Fermuar da diktim. Kızım şimdi beğenerek kullanıyor.

6 Nisan 2009 Pazartesi

Dünden Kalanlar...

Bu hafta sonumuzda dolu dolu geçti. Sabah kahvaltılarımızı keyif alarak, aceleye getirilmeden yapıldı. Parka gidildi. Cumartesi annemler yazlığa döndüler. Biz cuma akşamından vedalaştık. Annem "sabah erken çıkarız, rahatsız olmayın" dedi. Canım anneciğim. Akşam birbirimizi öpe koklaya zor ayrıldık. Ne kadar büyüsek de onların minik yavrulayız biz. Anneciğimle ne zaman ayrılsak, hep ağlar.Yazın yanlarına gittiğimizde , geri dönüşlerde bizi uğurlarken bile çok ağlar. İtiraf etmeliyim ki, annem içinde, bizim içinde akşamdan vedalaşmak daha iyi oldu. Çünkü her akşam bizi yemeğe aldığında sıradan akşamlardan biri gibi uğurlandık kapıdan. Ama gözler yine buğulandı. Sabah göndermek daha da zor olurdu. Hem bizim için, hem de onlar için. Şu an oradalar.

Bizde Cumartesi öğleden sonra ailecek dışarı da yemek yedik. Oyun merkezine girdik. Orada kızlarımızla birlikte bizde eğlendik. Daha sonra da neredeyse uzun zamandır görüşemediğimiz dostlarımıza gittik. Onlarda sitemlere başlamışlar. Telefon hattımı da yeni değiştirdiğim ve bende arama fırsatı bulamadığım için görüşmeyeli uzun zaman olmuştu. Cumartesiden güzel bir gün böylece bitti.

Pazar günü yine keyifli bir kahvaltıdayken, evde geçirmek planları yapıyorken bu sefer de İlknur arkadaşım telefon etti. Bugün bize gelin diye. İlknur'la da uzun zamandır görüşemiyorduk. İlknur'da benim çok eski dostlarımdan biridir. Evlenmeden çok öncelerine dayanıyor arkadaşlığımız. Evlendikten sonra eşlerimiz de dost oldular. Çocuklarımızda. Ailecek görüşmeyi sevdiğimiz, keyif aldığımız arkadaşlarımızdandırlar.

Neyse gitme kararı verildi. kahvaltıdan sonra evde temizlik yapıldı. Normal bir temizlik. Öğleden sonra gittik. Güzel, hoş birgün geçirdik. Akşam eve gelip, kızlarımı uyuttuktan sonra gece geç saatlere kadar ütü yaptım ve sabah da hafta sonu yorgunluğu ile göreve başladım. Ama tatlı bir yorgunluk tabii ki. Dostlarla geçirilmiş hoş bir hafta sonu. En kötü günümüz böyle olsun inşaallah.

Ayrıca pazar günü de aşkımla evliliğimizin 12. yıldönümüydü. Yıldönümümüzü de dostlarımızla geçirmiş olduk. Birlikteliğimizin 14. yıldönümündeyiz. Hatta çocukluk aşkımdır kendileri. Evlilikler aşkı öldürür diye duyarız. Evliliklerin zamanla alışkanlıklara dönüştüğünü de söylerler. Ben bunlara inananlardan değilim. Aksine her geçen gün daha da artarak büyüyen bir sevgiye sahibiz. Ama sadece sorumluluklarımız da artış ve yoğunluk oldu. Onu da sevgiyle, paylaşımla keyifle üstesinden gelebiyor insan.Onun dışında gerçek bir sevgiye sahipseniz, asla aksini düşünmek doğru değil. Eşimi çok seviyorum. İyi ki birbirimizin hayatındayız. Allah sağlıkla, mutlulukla, sevgiyle, huzurla, çocuklarımızla nice seneler nasip etsin, cümlesiyle birlikte inşaallah...AMİN!..Güzel bir hafta diliyorum.Sevgiyle ve sağlıkla Kalınız...

3 Nisan 2009 Cuma

Birinci Yıldönümümden Yine Merhaba Sizlere...

Bloğuma başlayalı tam bir yıl oldu. Bu bir yıllık dönemlerde sıkılmışlıklarım, hayal kırıklıklarım, soğumalarım oldu. Bunu zaman zaman sizlerin de yaşadığını biliyorum. Artık birbirimizin duygularını, düşüncelerini çok iyi anladığımızı da biliyorum. Hepimiz burada gönlümüzden geçenleri paylaşıyoruz. Sanal da olsa duygu birliği yaşıyoruz. Bu nedenle de aramızda gönül bağı oluşuyor. Ne mutlu!..

Burada yazmaya başlamam ise; tüm arkadaşlarım gibi yazmak, duygularımı, düşüncelerimi, hayata ve bana dairlerimi paylaşmak istiyordum. Daha önce takip ettiğim blokların, web sayfaların özel kurulumla ve ücret karşılığında yapıldığını düşünüyordum. Çünkü eşim kendi işyerindeki web sayfasını özel bir bilgisayar programcısına hazırlatmıştı. Bu konuda bende bir atak yapmayı düşünüyordum. Eşiminde bu konuda bana yardımcı olmasını istiyordum. Kafamda böyle bir düşünce varken işyerimden bir arkadaşım kendisine blog açtığını söyledi. Takip etmem için bana adresini verdi. Bazen insan gözünün önünü göremez ya, işte bu arkadaşım tarafından uyandırılmıştım. Ne zamandır bende böyle birşey düşünüyordum dedim kendisine de. Halbuki google'dan böyle bir yardım istesem, anında bana yol gösterebileceğini, akıl etmek aklıma bile gelmemişti. Sağolsun arkadaşım bu konuda uyanmamı sağladı benim. Ben de ilk fırsatta blogspot’ta kendime bir blog oluşturdum. İlk zamanlarda acemilikler yaşadım. Nasıl kullanacağım, kendime özel nasıl alan oluşturabilirim konusunda hatalarım oldu. Ben daha öncesinde daha çok el emeği, yemek bloglarını takip ediyordum gizli izleyici konumunda. Bende hayata dair ne varsa, paylaşmak düşüncesi ile yola çıkmak istiyordum. Her konuda kendime ait duygu, düşünce, el emeği, bilgi birikimi, okuduklarım, yaşadıklarım ne varsa paylaşmak, fikir ve bilgi alışverişinde bulunmak, güncelerimi ileriye dönük arşivlemek istiyordum. Bu vesile ile de hep birlikte çok şeyler öğrendik birbirimizden. Dostluklar kazanmak da en güzel tarafı hiç kuşkusuz. Buradaki paylaşımların en içten ve samimi olduğuna da inanıyorum ben. Çünkü bilmediğim çok şeyi sizlerden öğrendim. Ayrıca son zamanlarda buradaki sanal dostlukların karşılıklı tanışılıp gerçek hayata taşınmasından dolayı da çok mutluyum ben. Umarım bu vesile ile herkesin dostları çoğalır. Dostluklar, sevgiler artarak büyüsün ve yücelsin inşaallah. Sevmeyi bilen, sevilmeyi de hak eder. Bu hepimiz için geçerli. Sevmeyi bildiğimiz sürece sevilmeyi de hak ediyoruz demektir. Bizler buna önderlik edelim. Biliyorum ediyoruz da… Sevgiyle ve sağlıkla kalınız...

1 Nisan 2009 Çarşamba

Annemin Elinden...

Canım anneciğimin bana örmüş olduğu atkı ve şalımı da yayınlamak da geç kaldım. Havalar ısınıyor.Kış boyu kullansam da resimlerini çekmek, ya da bilgisayara aktarmak aklıma gelmedi. Bugün işyerimde öğlen o güzel doğaya sahip geniş alanı kapsayan bahçemizde dolaştım.Hava çok güzel, güneş inanılmaz iç açıcı ve de ısıtıcıydı. Artık üzerimizdekiler ağırlık yapmaya başladı.Hafif şeyler giymek istiyorum. Ama kış boyu gerçekten de severek kullandığım çok şık ve de rahat bir atkıydı
Şalım da bloglarda da gördüğüm şu üç boyutlu şal dediklerinden. Sanıyorum üç kez örülüyor. Anneciğim siyah örmüş ama siyah daha kullanışlı oldu benim için. Bu şalımda hafif olduğu için ben atkı niyetine kullandım mantomun içinden.Valla niye yalan söyleyeyim nasıl ördüğüne dair anneme sormak hiç aklıma gelmedi. Şimdi bu yazıyı yazarken kafa yordum sadece. Aslında bazı modelleri bakarak çıkartabilmeme rağmen bazılarını da ancak tarif üzerine yapabilirim. Ama birçok konu da olduğu gibi bu tür işlerde de, nasıl olsa canım anneciğim bana yapar diye hiç kafa yormuyorum. Aslında bizlere perde, yatak örtüleri, danteller neler yapmadı ki, canım benim. Ama kullanamıyorum ben. Onlara özel itina göstermek lazım. Çünkü el emeği, göz nuru. Kıyamıyorum ve kızlarıma sakladığım için kaldırdım.

31 Mart 2009 Salı

Bitkisel İçeceklerle İlaçların Etkileşimine Dikkat!...

Memorial Hastanesi İç Hastalıkları Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Yavuz Baykal, halk arasında sıkça kullanılan bitkisel ürünlerin zararları ve tüketirken dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi vermiş.
Haberi aşağıdaki linkten okudum ve önemine dikkat çekmek için sizlerle de paylaşmak istedim.
http://ivillage.mynet.com/zinde-yasam-beslenme/4931-ilacla-alinmamasi-gereken-bitkiler.

Bazı bitkilerin ilaç ile alındığında çok daha kötü sonuçlar doğurduğunu duyuyordum ve bir tanesinide ben bizz’at yaşamıştım.
Bilmiyorum duydunuz mu? Greyfurt ile antibiyotiğin ciddi sorunlara, hatta ölümcül sonuçlara yol açtığını biliyor muydunuz?
Ben bunu yaşamadan önce de biliyordum.Bundan 3-4 yıl öncesi her gün düzenli portakal ve greyfurtu sıkıp, hergün bir su bardağı içiyordum. O dönemde bir rahatsızlık geçirmiştim ve doktorum antibiyotik verdi. Greyfurtun antibiyotikle olan etkileşimini biliyordum ama antibiyotik ile greyfurtumun arasına iki saatlik zaman dilimi koyuyordum. İki saat ara ile birşey olmaz diye düşünmüştüm ve birkaç gün sonra rahatsızlanmıştım. Bunu yaşadığım anda greyfurtu antibiyotiğim bitene kadar kestim ve düzelmeye başlamıştım ama sonraki araştırmalarımda antibiyotik ile greyfurtun arasında 24 saatlik bir zamanın geçmesi gerektiğini öğrendim. Anlıyacağınız o olay beni o kadar etkilemişti ki, kesinlikle greyfurtla değil antibiyotik, ağrı kesiciler dahi almıyorum. Bu benim biz’at yaşadığım olaydı. Aşağıdaki bitkilerinde hangi ilaçlarla birlikte alındıkları takdirde nelere yol açacağını açıklamış Sayın Prof.Dr. Yavuz BAYSAL.

Hangi bitki hangi ilaçla alınmaz?
Ekinezya; aspirin ve kortizon tipi ilaçlarla
Efedra; burun açıcı (dekonjestan) ilaçlar, kafein, tansiyon ve kalp ilaçları ile
Garlik; Aspirin ve romatizma ilaçları ile
Ginkgo biloba; aspirin, romatizma ilaçları, kan sulandırıcı ve idrar söktürücülerle
Ginseng; aspirin-romatizma ilaçları, kalp ilaçları, şeker hapları, idrar söktürücülerle
Glukozamin; idrar söktürücü ve insülinler
Kava; Parkinson ilaçları ve kan sulandırıcılarla
Melatonin; romatizmal ilaçlar, kortizon ve beta blokerler ile
Kondriotin sülfat; aspirin ile birlikte kullanılmamalıdır.

Yan etkilere dikkat
Ekinezya kullananlarda; mide rahatsızlığı, ishal, kabızlık, allerji,
Garlik kullananlarda bulantı, ishal, kanama, alerji
Ginseng kullananlarda baş ağrısı, uyku problemi, ürtiker, vajinal kanama, göğüslerde hassasiyet, tansiyon problemi
Ginkgo biloba kullananlarda mide rahatsızlığı, ishal, baş ağrısı, kanama, epilepsi, kramplar
Glukozamin kullananlarda mide rahatsızlığı, şişkinlik, gaz, ishal
Kava kullananlarda uyuklama, kaşıntı, karaciğer rahatsızlığı
Melatonin alanlarda uyuklama, baş ağrısı, depresyon, mide rahatsızlığı
Fitoöstrojen alanlarda meme ve rahim rahatsızlıkları, tiroid problemleri
Sarımsak ve zencefil gibi bitkiler kandaki pıhtılaşmayı azaltır. Bu nedenle cerrahi müdahalede bulunulacak kişiler ile aspirin ve ağrı kesici kullananların bu bitkisel ilaçları almaması gerekir.
Efedra alanlarda baş ağrısı, sinirlilik, tansiyon yüksekliği, felç ve kalp krizi görülebileceği unutulmamalıdır.

Yukarıda sayılan bitkisellerin bazıları bana tanıdık gelmedi ama sanıyorum zayıflama formu çayları içinde olan karışımlar bunlar.

30 Mart 2009 Pazartesi

Fikriye Hanım...:((

Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi biyografik tarzlı, tarihi kitaplar okumayı seviyorum.Yaşanmış hayat hikayelerini konu alan kitaplarda ilgimi çeken tarzlardandır. Özellikle sevgili Atamıza ait belgeseller, anılar, tarihsel ve biyografik yazılar. Fikriye Hanım da bu tür kitaptan biriydi. Atamızı çok derinden tanımadığımın bu tür kitapları okuyunca daha iyi farkında oluyorum. Daha önce okuduğum yayınlardan, dinlediğim hikayelerden daha farklı iddialarla karşı karşıya kalmıştım. Ama kitabın yazarı sayın Fatih Bayhan uzun araştırmalar sonucu tarihi belgelere dayalı olarak bu kitabı hazırlamış. O nedenle kitapta yazılan detayların güvenirliliğine kananat getirerek ve bir solukta okudum. Her ne kadar hüzünlü ve acı sonla biten bir aşkın konusu olsa da. En azından böyle bir aşk, sevgili Atamızla ve Fikriye Hanım arasında böyle bir gönül bağı olduğunu ve bunun sonucunda da böyle bir acı olay yaşanmış olduğunu biliyorum artık. Bu kitap ve içeriği hakkında daha detaylı bir yorum yapmak istemiyorum. Sadece Fikriye Hanım'ın Sevgili Atamıza büyük bir aşkla bağlı olduğuna ve aşkı uğruna da hayatını çok genç yaşta kaybetmiş olduğuna üzüldüğümü belirtmeden geçemiyeceğim.

26 Mart 2009 Perşembe

Hadi Kolay Gele Bana!...

Yukarıda görmüş olduğunuz bir kova dolusu malzemeler de kullanılmayı bekliyorlar. Fakat fazla zaman da bulamıyorum. Hepsini tüketmek istiyorum.Tükendiğinde de bir daha yapar mıyım bilmiyorum.Uzun süreli yapınca da sıkılıyorum. Bir de benim huyumdur. Birşeyler orada boş boş durunca ruhum daralır. Mutlaka değerlendirmeliyim veya eksiltmeliyim diye düşünürüm. Şimdi o bir kova dolusu malzeme bana evde kalabalık yapıyormuş gibi geliyor. Ama artık zaman da bulamıyorum. Daha önceki çalışmaları canım annemin katkıları ile yaptığımı söylemiştim. Şimdi onlar da hazırlık içindeler. Doktor kontrollerini gerçekleştiriyorlar. Nisan ayı gibi yazlığa dönecekler. Hepten yalnız kalacağız. Annemler burada iken o kadar rahatız ki, her konu da desteğini görüyoruz. Çok zaman evde yemek hazırlamama bile fırsat vermiyor. Yemeğimizi annemler de yiyoruz. Çocuklarımla ilgileniyor. Eşimle sinema, tiyatro, alışveriş, gezme her türlü etkinliğimizi gerçekleştiriyoruz. Artık bundan sonra başımızın çaresine bakacağız. Annemlerle de yazın izinlerimizi alıp yazlığa gittiğimizde görüşebiliriz artık. Ama dediğim gibi yukarıda ki malzemeleri ne yapıp edip değerlendirmeliyim. Bunun için sabahlayabilirim de. Belki de diyeceksiniz ki; niye o kadar malzeme aldın. Çok haklısınız. Ama malzemelerin hepsini ben almadım. Canı sağolsun. İşyerimde bir ablamız vardı. Ben bu işlerle uğraştığımda o da merak salmıştı. Ona da öğretmiştim. Benden sonra kendisi bir sürü malzemeler almış. Epey birşeyler yapmış. Emekli olduktan sonra da eşide bizim işyerimizde çalışıyordu. Onunla kalan malzemeleri bana göndermişti. Bende kendisini arayıp "emekli olduğunu daha çok uğraşması için zamanı olacağını, neden gönderdiğini" söylediğimde, "hevesimi aldım, zamanım olacağını da sanmıyorum. Senin daha çok işine yarar" demişti. Eeee! bende almıştım. Daha sonra da almam gereken bazı malzemeler oldu derken bir yığın, dünya kadar malzeme işte...
Bunlarda takı malzemelerin. Bir türlü tüketemediğim. Minik kızım doğmadan önce uğraştığım en son hobi çalışmamdı. Bunlar da tüketilmeyi bekliyorlar. Neyse hadi bakalım Bana kolay gelsin diyorum. Sevgiyle ve sağlıkla Kalınız!..

23 Mart 2009 Pazartesi

Kurt Seyt ve Shura...

Sevgili Serap' ların düzenlemiş olduğu "Kitap Etkinliği" vesilesi ile sevgili Neva'lı Günler'in bana hediye etmiş olduğu Nermin Bezmen'in kaleminden bizlere sunulan "Kurt Seyt ve Shura"'yı geçen hafta bitirdim ve ancak yazabiliyorum. İnanılmaz sürükleyici ve de etkileyici bir kitap. Neva'lı Günler' e tekrar teşekkür ediyorum bu kitapla da beni tanıştırdığı için...

Kitap 1890'lı yılların Rusya'sı ile 1924'lerin Türkiye'sine kadar uzanan bir dönemin içinde, dramatik bir belgesel niteliğinde. Yazar uzun yıllar ve özenle yapmış olduğu araştırmalar sonucu yazmış olduğu bu romanda dedesi Kurt Seyt'in mücade dolu, aşk, hasret, hüzün dolu hikayesini bu kitabında ölümsüzleştirmiş. Kurt Seyt' in hikayesi öyle güzel yansıtılmış ki, adeta kendinizi olayların akışında yolculuk ederken bulacak kadar sürükleyici. Ayrıca kitap bize ilk etapta aşk kitabı imajı vermekle birlikte, 1890'lı ve daha sonraki yıllardaki Çarlık Rusya'sının son durumlarını, isyan ve ihanetlerin yaşandığı, halkın düştüğü acı dolu yaşamların,ailelerin parçalandığı, evlerinin, mallarının yağma edilip, toplu katliamların yapıldığı bir dönemi de bize yansıtırken insanın etkilenmemesi imkansız. Dahasında Kurt Seyt'in bütün bunlardan kaçması sonucu, onun izinden Türkiye'nin ve Osmanlı İmparatorluğu'nun son günlerine de tanık oluyoruz.

Romanı, büyük bir heyecanla, sonsuz bir zevkle ve yine gözyaşları ile okudum. Herkese de tavsiye ediyorum. Gelelim şimdi de konusuna;

Kurt Seyt Mirza Eminof' un servet ve ünvanla doğan en büyük oğludur. Oğlununda kendisi gibi asker olmasını istediği için 12 yaşında askeri okula yazdırır. Seyit cesur, hırslı ve yakışıklı bir gençtir.Çar Nicolas'ın Muhafız Alayında Üsteğmen iken, Shura ile de tanışır. Shura ile tanışmasından iki yıl sonra Rusya' da Bolşevikler tarafından çıkarılan isyanda Çar'ın Muhafız Alayında Komutan olmasından dolayı ölüm listesinde adı yazılıdır. Seyt bu zaman zarfında Shura'sını da unutamaz ve onu da yanına alarak oralardan uzaklaşma çabasına girer. Uzun bir maceradan sonra Shura'sına kavuşur. Shura'yı alıp yakın arkadaşı Celil ve onun kız arkadaşını da yanlarına alarak ailesinin yanına gider. Ancak baba Eminof Rus gelinini eve kabul etmez. Bunun üzerine Seyt, Shura ve arkadaşları bir süre bağ evinde kalırlar. Bu arada Seyt için tehlikede adım adım yaklaşmaktadır. Seyt babası ve ailesi ile vedalaşamadan buruk bir hüzünle, hasretle oradan uzaklaşmak zorunda kalır ve Türkiye'ye kaçar. Türkiye'ye gelirken yanında getirdiği bir cephane dolusu silahı Kuvayi Milliye ordusuna teslim etmiş ve Türk halkının sevgisini kazanmıştır.

Shura ise onaltı yaşında muhteşem güzelliği, beklentisiz aşkı ile Seyt' in dünyasına girip aynı macera da bir daha asla göremeyecekleri vatanlarının, ailelerinin, yaşayamayacakları geçmişlerinin hasretlerini birbirlerinin aşkları ile dindirmeye çalıştılar. daha sonra Shura' nın Rusya'dan İstanbul' a gelen yakınlarının kendisini bulması ile Seyit ve Shura'nın ilişkilerinde yanlış anlaşılmalar, ihanetler, kırgınlıklar ve kısa süreli ayrılıklar yaşandı.Bu zamanla birbirlerinden uzaklaşmalarına aynı zamanda da birbirlerinden kopamamalarına kadar sürdü. Bu arada Seyt bir evlilik yaptı ancak bu evlilikte Shura' da bulduğu aşkı, ruh bütünlüğünü yakalayamadı. Shura ise Fransız bir kaptanla birliktelik yaşadı zaman zaman. Adam Shura'yı Fransa'ya götürmek istiyor ancak, Shura Seyt'ten uzaklaşamıyor. Seyt' de Shura ile aynı acıları, sıkıntıları yaşıyor. Her ikisi içinde iyi olacağını düşündüğü ve kendi hayatlarına devam edebilmek adına Shura' yı çok seven adama kendi elleri ile, mutlu edeceğine garanti alarak teslim ediyor.
Hikaye' nin devamını da merak ediyorum. Gerçek yaşanmış öyküler her zaman benim ilgimi çekmiş ve etkilemiştir. O nedenle bundan sonrasında da Kurt Seyt' in ve Shura' nın hayatını okumayı düşünüyorum...Sevgilerimle...

16 Mart 2009 Pazartesi

Güllü Kutu...

Bugünlerde daha çok el emeği çalışmalarıma ağırlık vermiş gibi gözükmekle birlikte, yine hafta sonu geç vakitlere kadar yapmış olduğum ve bir arkadaşımıza hediye ettiğim bu kutuyu da sizlerle paylaşmak istedim. Yine MDF olan bu kutuyu da ilk işlemlerinden (zımparalama ve temizlemeden sonra) sonra içini ve dışını iki-üç kat beyaz boya ile boyadım. Bu çalışmamda peçete tekniği uyguladım. Yapılışını görmediğim işlemlerde ürkerek el atsam da, yine de denemeye değiyor diye düşünüyorum. Çünkü gerçekten peçete tekniğinin de kolay bir işlem olduğuna tanık oldum. Peçenin güllerini düzgün bir şekilde kesip, tek kata ayırdım ve kutunun belirli bölgelerine yerleştirip, peçete tutkalı ile yapıştırdım. Kutunun kenarlarını da pembe renge boyadım. Daha sonra da vernikledim.Harika bir çalışma oldu. O nedenle peçete tekniğinin yapılışının kolay, hem de çok şık olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. Tavsiye olunur. Sevgiler...

11 Mart 2009 Çarşamba

Bu Kolyemi de Çok Sevdim...

Daha önceki yazılarımda hakiki taşların sihirinden ve faydalarından bahsetmiştim. Ben bu taşların insan vücudunda pozitif etki gücünü öğrendiğimde takı çalışmalarımı bundan böyle
bu değerli taşlarla yapacağıma karar vermiştim. Küçük kızım doğmadan önceki senelerde(yaklaşık 3 yıl öncesi) sayıları yüzü aşkın takılar yapmıştım. Ara sıra onlara da yer verip nasıl yaptığıma dair bilgiler de veririm ancak çoğunu sıradan taşlarla ve maliyeti çok düşük fiyatlarda yapmıştım. Şimdi ise bu değerli taşlar üzerinde çalışmak istiyorum. Fakat bunların satış yerleri sınırlı olduğu gibi, belirli bir bütçe de ayırmak gerekiyor. Çünkü fiyatları çok pahalı. Birde ihtiyacınız kadar da vermiyorlar. Birkaç çeşit almak istediğinizde maliyet inanılmaz artıyor. Onu da çok sıklıkla yapamayacağım için, fırsat ve de bu boncuklar için kendime biraz daha fazla bütçe ayırdıkça alıp değişik takılar yapmayı düşünüyorum.

Şimdi gelelim resimdeki kolyemi tanıtmaya.

Hafta sonumu gece iki buçuğa kadar bu kolyemin yapımına ayırdım. Görüldüğü üzere üç değişik boncuk ile çalıştım bu kolyemi de. Akik taşı, yeşim taşı ve yıldız taşı. Aralarına da gümüş aparatlar. Üç boy misina ipi ayırdım öncelikle. İlk misinanın ortasına 7 sıra yeşim taşı, başına ve sonuna gümüş aparat, iki tarafına 9 'ar adet akik taşı ve iki taraflı yine gümüş aparat ve 11 yıldız taşı ve gümüş aparat, diğerlerini de aynı yöntemle dizdikten sonra kapatmalarla misinanın üçünü de sıkıştırıp sonrasında da klips taktım.

10 Mart 2009 Salı

İsim Bulamadım.Adı Ne Olsun?...

Sonunda bende yaptım. Dediğim gibi hiçbir şeyden geri kalmayı sevmiyorum. Herşeye el atmayı, yapmayı, herşeyde başarı göstermeyi seviyorum ama bu biraz acemi işi oldu. Pek beceremedim doğrusu. Belki devamını getirirsem bende başarabilirim. Ya da yapılışlarını yakından görmem lazım. Nereden birleştirme yapılmış. Ne ölçülerde örülmüş. Bunları yakından görmem gerekiyor aslında. Ama işin şakası bir yana ben bu Amigurumi işini daha çok çocuklarım için yapmak istedim. Kendi el emeğimle yapmış olduğum birşey olmasından dolayı minicik kızım bile öyle sahiplendi ve sevdi ki elinden düşürmez oldu. Hatta onunla yatıyor, yanında taşıyor. İrem'ciğim "anne okula götürebilir miyim?" diye soruyor. İnanın satın aldığımız oyuncakların yüzüne bile bakmıyorlarken, bu beceriksizce ördüğüm bebek onların daha çok hoşuna gitti. Ama ben de arkadaşlarım gibi ünlü çizgi ve masal kahramanlarından örmeyi çok istiyorum doğrusu. Bu konuda hocalarımda sevgili Semra (Smilena) ve sevgili Özlem ve sevgili Fulya (çocukla çocuk) olacak. Onlar sayesinde kendimi daha da geliştireceğime inanıyorum...

9 Mart 2009 Pazartesi

Aydın Türk Kadınıyım...


Türk Kadını medeniyete Avrupa kadınlarından önce ulaşmıştır.Yüce Önder Atatürk Türk Kadının, Türkiye Cumhuriyetinin varolmasında büyük bir katkıya sahip olduğunu savunmuştur. Hiç şüphe yok ki; tarlayı eken, çifti süren, ormandan odun kesip getiren, aile ocaklarının dumanını tüttüren bütün bunlarla birlikte sırtlarıyla, kağnısıyla, kucağında yavrusuyla yağmur dememiş, çamur dememiş, kış dememiş, sıcak dememiş savaşta cephanelerde mermi taşımış Türk ordusunun yanında yer almış olan Anadolu kadınlarımızdır. İşte bu yüzdendir ki; Sevgili Atamız " Türk kadınına her alanda güvenmelisiniz. Onlar anne olmasını, gerçek bir anne olmasını bildikleri kadar medeni alemin her branşında da üstün yetenekleri ile birer uzman olmasını bilecek kadar çalışkandırlar, inançlıdırlar ve gayretlidirler." demiştir. Atamız saygıdeğer kadınlarımızı, Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmemiş ve buna kesinlikle inanmıştır.


Atatürk'ün sayesinde, Özgürlüğün adımıyım.
Türk anası payesinde, Aydın Türk Kadınıyım.


İster yetmiş olsun yaşım, İlerici ve çağdaşım.
Yoksa haram olur aşım, Aydın Türk kadınıyım.


Mukaddestir mücadelem, Yurt ağlarken nasıl gülem.
Son bulsun ıstırap elem, Aydın Türk kadınıyım.


Allahımın izni ile, Hayatımı versem bile.
Cahil diye düşmem dile, Aydın Türk kadınıyım.


Şükür bende müslümanım, Tanrı'ya tamdır imanım.
Türkiyeme kurbandır canım, Aydın Türk Kadınıyım.


Meş'aleyiz sönemeyiz, Başka rejim denemeyiz,
Hilafete dönemeyiz, Aydın Türk Kadınıyım.
Mediha ŞEN SANCAKOĞLU
Yukarıdaki sözler Mediha ŞEN SANCAKOĞLU'na ait. Çok da güzel yorumlamış. Kendi sesinden dinlerken mest oluyorum.
Kadınlar Gününüz Kutlu olsun...
Kandiliniz de Mübarek Olsun Arkadaşlarım!..

6 Mart 2009 Cuma

Karanfil Kolyem...

Karanfilden yapılmış kolyeyi bir arkadaşımda gördüğümde çok hoşuma gitti. Çok değişik ve otontik geldi. Bende yapımı kolay olan bu kolyemi ilk fırsatta yaptım. Severek kullanıyorum.Ayrıca ben karanfilin tadını değil ama kokusunu sevenlerdenim.Kolyemden burnuma gelen hafif karanfil kokusu da çok hoşuma gidiyor doğrusu.İlgilenen arkadaşlarıma yapılışı hakkında da bilgi vermek istiyorum. Öncelikle karanfilleri ben sabah işe giderken içi su dolu kaba boşalttım. Akşama kadar suda yumuşadılar. Akşamda fırsat bulduğumda mutfakta ayak üstü siyah dikiş ipine iğne ile dizdim. Aralarına da rengine uygun başka boncuklar veya nazar boncuğu da katabilirsiniz. Ben rastgele ve de az katmışım. Sizler ise sayı ile dizin isterseniz. Birde karanfillerin yönlerini de göz önünde bulundurun derim. Sevgiler...


3 Mart 2009 Salı

Bana Dair....

Bugünlerde kendimi yazma modunda da hissetmiyorum. Daha doğrusu sıradan günlerimi yaşıyorum. Çok şükür şikayetçi değilim ama burada yazmak için sizlerle paylaşabileceğim konular olması gerekir. Yazarken sizlere de kendimden birşeyler katmalıyım veya sizler kendinizden birşeyler bulmalısınız diye düşünüyorum.Benim buradaki temel amacım tamamen bu idi. Ama sizlere karşı kendimi öyle yakın hissediyorum ki. Öyle bir an geliyor, birşeylerinizi paylaşma gereği duyuyorsunuz.Nitekim, geçen hafta yaşadığım üzüntümde sizlerin duaları ve tesellileriniz beni biraz olsun rahatlattı doğrusu. Düşüncelerimi nasıl ifade edeceğimi gerçekten bilemiyorum şu an. Yeğenimin durumunu öğrendiğimde de o durumdaydım. Çok üzüldüm, korktum ve ne yapacağımı bilemez durumda sizlerle de paylaşma ihtiyacı duydum ve sizleri de endişelendirdim. Gerçi sonuçlar alınana kadar o korku ve endişeyi hep yaşadık ama çok şükür ciddi birşey çıkmadı. Kansızlık, bir de (telefonla bilgi alıyorduk sonuçlarını görmedim ama) kalp de doğuştan her dört kişiden bir kişi de olabilecek bir durumdan bahsetmiş doktor. Büyüdüğünde tamamen geçer demiş. Ayrıca sene de bir kez kontrole çağırmış bu durumdan dolayı. Hafta sonu sonuçlarını görebilirim ancak. İşten eve-evden işe gidiyoruz. O nedenle en son cumartesi görmeye gitmiştik. Hafta içi uğrayamadım bende. Zaman pek olmuyor. Ama çok şükür iyi haberlerini aldım. Kendisi de derslerimden çok geri kaldım diye yavrum okuluna koşturmuş. Annesi biraz heyecan ve stres yaptığını da söylüyor, derslerde ve sınavlarda. Ama İremciğim ne kadar rahat bir çocuksa, Didemciğim' de o kadar sorumluluk sahibi ve de heyecan yapacak bir yapıya sahip. Onu yenmesi de lazım tabii. Aslında sıkıntı, heyecan yapacak bir durum da yok. Derslerinin hepsi beş. Ama yine de yapı meselesi galiba. Sizleri de endişelendirdiğim için çok üzüldüm doğrusu. Tekrar ilginize teşekkür ediyorum. Hepinize sevgi ve sağlık diliyorum...